Karabağ Sonrası Normlar ve Egemenlik Gerilimi: ‘‘Azerbaycan–Avrupa Birliği İlişkileri’’
* Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi’nden (DASAM) Analist Beste Sena CANİKLİ, DASAM için kaleme aldığı, “Karabağ Sonrası Normlar ve Egemenlik Gerilimi: ‘‘Azerbaycan–Avrupa Birliği İlişkileri’’ başlıklı yazısında, Güney Kafkasya’da Karabağ meselesinin uzun yıllar boyunca “donmuş çatışma” olarak tanımlandığına dikkat çekti…
UHA / İnternational News Agency
Analist Beste Sena CANİKLİ
ANKARA, 01 HAZİRAN 2026
Güney Kafkasya’da Karabağ meselesi uzun yıllar boyunca “donmuş çatışma” olarak tanımlandı. 2020 sonrası süreç, bu tanımın artık geçerliliğini yitirdiği ve sahadaki güç dengesiyle birlikte siyasal anlatıların da değiştiğini gösterdi. Avrupa Parlamentosu’nun son dönemde Azerbaycan’a yönelik artan eleştirileri ve buna karşılık Azerbaycan’ın sert tepkileri, bu dönüşümün yalnızca askeri değil, aynı zamanda söylemsel olduğunu ortaya koymaktadır.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Avrupa Parlamentosu’nun barış sürecine yönelik yaklaşımını süreci olumsuz etkilediği yönündeki değerlendirmesi, bu gerilimin görünür bir ifadesidir. Asıl mesele, tarafların aynı süreci farklı kavramsal çerçeve üzerinden okumasıdır. Bu nedenle yaşanan kriz, basit bir diplomatik anlaşmazlık değil; egemenlik ile normatif mücadele arasındaki yapısal bir gerilim olarak değerlendirilebilir.
Karabağ’da Güç Dengelerinin Dönüşümü
Karabağ sorununun kökeni 1990’lara uzanır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından patlak veren savaş, Azerbaycan açısından yalnızca toprak kaybı değil, aynı zamanda kitlesel yerinden edilme ve uzun süreli bir statüko anlamına gelmiştir. Bu süreçte uluslararası aktörlerin, özellikle Avrupa’nın sınırlı müdahalesi, Azerbaycan’ın hafızasında kalıcı bir güvensizlik ve buna eşlik eden temkinli bir dış politika algısı üretmiştir.
2020’deki İkinci Karabağ Savaşı ise bu statükoyu kökten değiştirmiştir. Azerbaycan sahada kontrolü yeniden sağlamış ve böylece Karabağ artık “işgal” çerçevesinden çıkarak “entegrasyon ve barış süreci” ekseninde yeniden tanımlanmaya başlanmıştır. Ancak sahadaki bu dönüşüm, uluslararası söylem düzeyinde aynı hızla karşılık bulamamıştır.
Normatif Dil ile Egemenlik Arasındaki Gerilim
Avrupa Parlamentosu’nun 2023 sonrası aldığı kararlarda Azerbaycan’a yönelik çeşitli çağrılar yer almaktadır. Bu kararlar, Karabağ’dan ayrılan Ermenilerin geri dönüşü, tutukluların serbest bırakılması ve bölgedeki kültürel mirasın korunması gibi başlıkları içermektedir. Bu yaklaşım, literatürde lan Manners tarafından ortaya konan “Normative Power Europe” çerçevesiyle ilişkilendirilmektedir.
Ancak bu normatif çerçevenin uluslararası düzeyde evrensel olarak tanımlanması, uygulama aşamasında farklı yorumlara yol açmaktadır. Azerbaycan açısından bu tür çağrılar, insan hakları ve insani meseleler boyutunun ötesinde, sahadaki siyasi ve güvenlik dengeleriyle ilişkili bir tartışma alanı olarak görülmektedir. Bu nedenle mesele, doğrudan müdahale tanımından ziyade, yorum farklılıklarının belirlendiği bir alan olarak ortaya çıkmaktadır.
Çifte Standart Algısı ve Güven Krizi
Azerbaycan’ın tepkisini belirginleştiren önemli unsurlardan biri “çifte standart” algısıdır. 1990’lar ve sonrasında Karabağ işgali karşısında Avrupa’nın sınırlı tepki verdiği yönündeki değerlendirmeler, günümüzde daha yoğun ve sürekli eleştirilerle karşılaştırıldığında, Azerbaycan açısından bir tutarsızlık algısına dönüşmektedir.
Bu bağlamda tartışma, kimin haklı olduğu tartışmasından ziyade, benzer durumlara benzer tepkiler verilip verilmediği meselesine evrilmiştir. Avrupa Birliği normatif bir aktör olarak hareket ettiğini öne sürse de, bu normların farklı bağlamlarda farklı yoğunlukta uygulanması, algısal düzeyde bir tartışma alanı yaratmaktadır. Bu durum tarafların arasında bir güven sorunu üretmektedir.
Söylem Mücadelesi
İlham Aliyev’in Avrupa Parlamentosu’nun yaklaşımını “barış sürecini olumsuz etkileyen bir unsur” olarak değerlendirmesi, gerilimin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda söylemsel bir boyut taşıdığını göstermektedir. Bu çerçevede Avrupa, tarafsız bir gözlemci olmaktan ziyade, sürecin gidişatını etkileyen aktörlerden biri olarak konumlandırılmaktadır.
Bununla birlikte Avrupa Parlamentosu’nun yaklaşımı da tamamen tek yönlü bir siyasi refleks olarak değerlendirilemez. Kurum, özellikle 2023 sonrası dönemde Karabağ’dan ayrılan Ermeni nüfusun durumunu “zorunlu göç riski” ve “insani koruma gerekliliği” çerçevesinde ele almakta; aldığı kararları da bu normatif çerçeve üzerinden gerekçelendirmektedir.
Bu noktada iki farklı değerlendirme çerçevesi ortaya çıkmaktadır: Avrupa açısından insan hakları ve insani koruma temelli normatif yaklaşım. Azerbaycan açısından egemenlik ve iç işlerine müdahale hassasiyeti. Bu farklılık, aynı olayın farklı anlamlandırma biçimleri üzerinden yeniden yorumlanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle mesele, yalnızca dış politika uyumsuzluğu değil; meşruiyetin nasıl tanımlandığına ilişkin bir farklılık alanı olarak da okunabilir.
Diplomatik Tepkiden Kurumsal Gerilime
Azerbaycan’ın Avrupa Parlamentosu ile ilişkileri askıya alması ve parlamenter işbirliği mekanizmalarını durdurması, gerilimin kurumsal düzeye taşındığını göstermektedir. Bu adım, kısa vadeli bir diplomatik tepkinin ötesinde, mevcut ilişki çerçevesinin yeniden tanımlandığı bir sürece işaret etmektedir.
Bu gelişme, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde normatif iddialar taşıyan aktörler ile egemenlik hassasiyeti yüksek devletler arasındaki ilişkinin hangi denge üzerinden sürdürülebileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu denge kurulamaması durumunda, normatif söylem ile siyasal gerçeklik arasındaki mesafe artmakta ve bu durum taraflar arasında gerilimi derinleştirebilmektedir.
Bu bağlamda Azerbaycan ile Avrupa Birliği arasındaki gerilim, yalnızca diplomatik bir anlaşmazlık olarak değil, uluslararası sistemde daha derin bir yapısal tartışmanın yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu tartışma, “değer temelli normlar” ile “devlet egemenliği” arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı sorusu etrafında şekillenmektedir.
Avrupa Birliği normatif bir çerçeve üzerinden etki üretmeye çalışırken, bu çerçevenin farklı bağlamlarda farklı biçimlerde algılanması, taraflar arasında yorum farklılıklarını beraberinde getirmektedir. Azerbaycan ise egemenlik vurgusunu ön plana çıkararak bu normatif çerçeveyi farklı bir perspektiften değerlendirmektedir. Bu durum, uluslararası ilişkilerde normlar ile egemenlik arasındaki gerilimin güncel ve görünür bir örneği olarak okunabilir.
***
Yazar hakkında