* YPG ve sözde özerklik projesinin sonuna gelindiği açıktır. Bu şartlar altında İsrail’in Suriye’de merkezi hükümeti zayıflatma, etnik ve dini azınlıklar üzerinden istikrarsızlık üretme stratejisinin de büyük bir darbe aldığı söylenebilir.
-Kutluhan GÖRÜCÜ-
* İşte detayı!…
UHA / İnternational News Agency
Kutluhan GÖRÜCÜ, Araştırmacı
ANKARA, 26 OCAK 2026 – Türkiye’nin saygın, güvenilir Ankara merkezli bir düşünce kuruluşu olan SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’dan Araştırmacı Kutluhan GÖRÜCÜ, “Suriye’de PKK/YPG’nin Sonuna Doğru” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Suriye’de Esed rejiminin 8 Aralık 2024 itibarıyla son bulmasıyla birlikte sahadaki güç dengelerinin dramatik bir biçimde Türkiye ve Suriye hükümeti lehine değişmesi, PKK/YPG’nin uzun vadede Suriye’de hayatta kalamayacağı bir denklemi ortaya çıkarmıştı. Nitekim söz konusu askeri ve diplomatik gerçeklik gereğince taraflar 10 Mart Mutabakatı’nı imzaladı. Mutabakata göre SDG/YPG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu öngörülmekteydi. Ancak mutabakat metninin genel kaidelerle sınırlı kalması ve uygulanması için yıl sonuna kadar bir sürenin öngörülmesi tarafların sahici ve somut adımlar atmaktan kaçınmasına yol açtı. Nitekim SDG/YPG söz konusu mutabakat uyarınca tek bir somut adım dahi atmadı.
10 Mart Mutabakatı’nın ardından Halep şehir merkezinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki SDG/YPG varlığına ilişkin de 1 Nisan Anlaşması imzalanarak kentteki ağır silahların çekilmesi ve yalnızca asayiş unsurlarının kalması öngörülmüştü. Anlaşma uyarınca kısıtlı ve büyük ölçüde göstermelik bir çekilme gerçekleşse de çok sayıda olsa SDG/YPG üyesi kentte kalmayı sürdürdü. Nitekim bu süre zarfında söz konusu bölgeden çeşitli zamanlarda terör eylemleri gerçekleştirildi. Bu saldırılarda 20’inin üzerinde sivil ve güvenlik mensubu hayatını kaybederken kentteki güvensizlik iklimi de varlığını korudu.
Şam hükümeti ile SDG unsurları arasında 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde yürütülen son müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından YPG unsurları söz konusu mahallelerden yeni bir terör saldırısı düzenledi. Bu saldırıda Şam hükümetine bağlı iki asker hayatını kaybetti. Bunun üzerine Şam yönetimi bu mahallelerin terörden arındırılması amacıyla sınırlı bir askeri operasyon icra edeceğini duyurdu. Operasyon duyurusunun ardından sivillerin tahliyesi için bir koridor oluşturuldu. Takip eden süreçte çok kısa zamanda önce Eşrefiye Beni Zeyd ve ardından Şeyh Maksud mahalleleri SDG/YPG’den arındırıldı.
Bu süreçte SDG/YPG unsurlarının Deyr Hafir üzerinden kamikaze dron saldırılarıyla Halep’i hedef alması, Suriye ordusunun Deyr Hafir ve Meskene’yi de askeri bölge ilan etmesine neden oldu. Şeyh Maksud hattında uygulanan prosedür bu bölgede de uygulandı. Sivillerin tahliyesi için süre verildi ve hangi yönde hareket etmeleri gerektiğine ilişkin bilgilendirme yayınlandı. Ancak SDG unsurları Şeyh Maksud’un aksine bu bölgedeki sivillerin tahliyesine engel oldu. Sivillerin tahliyesine engel olunduğuna ilişkin görüntülerin medyada yer bulması ise Washington’ı harekete geçirdi. Bir Amerikan birliği kente gelerek hem SDG unsurlarıyla bir toplantı icra etti hem de yaşananları yerinde izledi. Bu sürecin ardından Mazlum Abdi söz konusu bölgelerin tahliye edileceğini ve SDG unsurlarının Fırat’ın doğusunda konuşlanacağını açıkladı. Ahmed Şara da Deyr Hafir-Meskene hattının Suriye ordusunun kontrolüne geçtiği akşam yayımladığı bir kararnameyle Kürtlerin dil ve kültürel haklarını güvence altına aldığını duyurdu. Bu adımla Şara kamuoyunu pozitif gündeme yönlendirerek SDG/YPG varlığı ile Kürtlerin haklarını bilinçli biçimde ayrıştıran siyasetini güçlendirdi. Ayrıca Şeyh Maksud örneğinde olduğu gibi SDG bünyesindeki unsurlara af çağrısında bulunması ve Deyr Hafir hattında 6 SDG üyesinin teslim olması –tıpkı Esed rejiminin devrilmesinde olduğu gibi– sahada etkili sonuçlara yol açtı.
SDG/YPG unsurlarının geri çekilmesi sırasında gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle Suriye ordusu bu kez Tabka’yı operasyon bölgesi ilan etti. Bu süreçte Deyrizor ve Rakka hattındaki Arap aşiretler de mobilize olmaya başladı. Şara’nın Aşiret İşlerinden Sorumlu Danışmanı Cihad İsa Şeyh’in sosyal medya paylaşımının ardından Suriye ordusunun Tabka hattında operasyonlara başlamasıyla birlikte Fırat’ın doğusundaki aşiret unsurları ayaklanarak bulundukları bölgelerden SDG/YPG’yi çıkarmaya yöneldi.
Söz konusu süreç Şam hükümetinin çok kısa zamanda Rakka şehir merkezi de dahil olmak üzere Deyrizor hattında büyük ilerleme sağlamasına olanak tanıdı. Bu şartlar altında direnç göstermekte zorlanan SDG, 18 Ocak Mutabakatı’nı imzalamak zorunda kaldı. Mazlum Abdi, Erbil’deki toplantı nedeniyle bu mutabakatı elektronik ortamda imzalarken medyaya detayların Şam’da yapılacak toplantının ardından belirleneceği ifade edildi. Aşağıda bu mutabakatın maddeleri yer almaktadır:
- Yeniden konuşlandırmaya bir ön adım olarak Suriye hükümet güçleri ile SDG arasında tüm cephelerde ve temas hatlarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes ilanı ve SDG’nin tüm askeri birliklerinin Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmesi.
- Deyrizor ve Rakka illerinin idari ve askeri olarak tamamen ve derhal Suriye hükümetine devredilmesi. Buna, tüm sivil kurum ve tesislerin devri ile Suriye devletinin ilgili bakanlıklarında görevli mevcut çalışanların kadroya alınması için derhal kararnamelerin çıkarılması ve hükümetin iki vilayette SDG’nin savaşçıları ve sivil kurum çalışanları hakkında herhangi bir işlem yapılmaması taahhüdü dahildir.
- Haseke ilindeki tüm sivil kurumların, Suriye devletinin kurumları ve idari yapılarına entegre edilmesi.
- Suriye hükümeti, kaynakların Suriye devletine dönmesini sağlamak için Suriye güvenlik güçleri tarafından korunması suretiyle bölgedeki tüm sınır geçişlerinin, petrol ve doğal gaz alanlarının kontrolünü ele alacaktır.
- Kürt bölgelerinin özel durumunu göz önünde bulundurarak gerekli güvenlik incelemesinin ardından tüm SDG askeri ve güvenlik personelinin “bireysel” olarak Suriye Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yapılarına tamamen entegre edilmesi, bu kişilere askeri rütbeler, mali haklar ve lojistik gereksinimler sağlanması.
- SDG liderleri/liderliği, eski rejimin kalıntılarını saflarına katmaktan kaçınmayı ve Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerindeki eski rejim yetkililerinin listesini sunmayı taahhüt eder.
- Siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak Haseke Valiliği görevine atanacak adayı belirleyen bir başkanlık kararnamesinin yayınlanması.
- Ayn el-Arab (Kobani) bölgesinden ağır askeri varlığın çekilmesi, kentin sakinlerinden oluşan bir güvenlik gücünün kurulması ve idari olarak Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı yerel bir polis teşkilatının korunması.
- DEAŞ tutukluları ve kampları dosyasından sorumlu idarenin ve tesislerin güvenliğini sağlayan güçlerin Suriye hükümetiyle entegre edilmesi, böylece Suriye hükümetinin bunlar üzerinde tam hukuki ve güvenlik sorumluluğunu üstlenmesi.
- Ulusal ortaklığı sağlamak amacıyla merkezi devlet yapısı içinde üst düzey askeri, güvenlik ve sivil görevlere atanmak üzere SDG liderliği tarafından sunulan aday listesinin kabul edilmesi.
- Kültürel ve dille ilgili hakların tanınmasını ve kayıt dışı/vatansız kişiler ve önceki on yıllarda biriken mülkiyet hakları talepleri dahil olmak üzere hak temelli ve vatandaşlık konularında çözülmemiş sorunların ele alınmasını öngören 2026 tarihli 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin memnuniyetle karşılanması.
- SDG, egemenliğin ve bölgesel istikrarın sağlanması amacıyla Suriyeli olmayan tüm PKK lider ve üyelerini Suriye Arap Cumhuriyeti dışına çıkarma taahhüdünde bulunur.
- Suriye devleti, bölgenin güvenlik ve istikrarını sağlamak amacıyla ABD ile koordinasyon içinde Uluslararası Koalisyonun aktif bir üyesi olarak terörle (DEAŞ) mücadeleyi sürdürme taahhüdünde bulunur.
- Afrin ve Şeyh Maksud bölgeleri sakinlerinin evlerine güvenli ve onurlu dönüşüne ilişkin mutabakat sağlanması için çalışılması.
19 Ocak’ta Şam’da gerçekleştirilen toplantının ise başarısızlıkla sonuçlandığı bilgisi kamuoyuna yansıdı. PKK medyası ve görünür isimleri “Şam bizden tam teslimiyet istiyor” şeklinde açıklama yaparak esasen 18 Ocak Mutabakatı’ndan çekilmelerini perdelemeye çalıştı. Nitekim farklı kaynakların aktardığına göre Mazlum Abdi elektronik ortamda imzaladığı mutabakatı Şam’da imzalamaktan vazgeçti. Beş saat sürdüğü ifade edilen toplantının ardından Mazlum Abdi’nin mutabakatı müzakere etmek adına bir hafta süre istemesi nedeniyle görüşmenin sona erdiği bildirildi. Mutabakatın bozulmasının ardından Suriye ordusu hem Haseke hem de Ayn el-Arab hattında Arap yerleşim yerleri ve Hol Kampı gibi güvenliği öncelikli sahaların kontrolünü sağlamaya yönelik bir strateji izlemeye başladı. Senadid güçlerinin de SDG’den ayrılmasıyla hem Irak sınırı hem de Kamışlı’nın güneyindeki kentlerde kontrolün sağlanması kolaylaşırken teknik olarak SDG bünyesinde YPG ve YPJ’ye ait bir yapı kalmadı.
Görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından PKK/Kandil kadroları süreci bir direniş hikayesine dönüştürmeye çalışarak tüm tabanlarını mobilize olmaya çağırdı. Bu çerçevede DEM Parti de grup toplantısını yapmak üzere Nusaybin’e gelirken DEM Parti sempatizanları sınırın Türkiye tarafında ve SDG/YPG sempatizanları da Kamışlı tarafında taşkınlıklar çıkararak süreci provoke etmeye çalıştı. Bu doğrultuda sınırın Suriye tarafında Türk bayrağının indirilerek yakıldığı da görüldü. Temel hedefin ise yaşanan yenilgiyi örtbas etmek, başarısızlığa uğrayan SDG ve sözde özerklik projesinin üzerini provokasyonlarla örtmek ve Ayn el-Arab, Kamışlı ve Haseke gibi halen ellerinde tutabildikleri alanlarda kontrolü sürdürmek olduğu değerlendirilebilir.
Çok kısa sürede tam bir bozguna uğradığı açık olan SDG’nin kontrolsüz öfke ve terör üretmek dışında pozitif bir gündem ortaya koyamadığı müşahede edilmektedir. Buna karşılık Şam hükümetinin ise sürecin başından itibaren bu tür provokatif yaklaşımlara karşı temkinli yaklaştığı ve gerçek manada bir devlet refleksiyle hareket ettiği ifade edilebilir. Nitekim Suriye Savunma Bakanlığı son açıklamasında bölgedeki Kürt yerleşim yerlerine girilmeyeceğini açıklamıştır. SDG/YPG’nin “Kürt katliamı” propagandasına sarılmak adına bahane aradığı bir noktada Savunma Bakanlığının yaklaşımı bu noktada oldukça yerinde bir karar olarak okunabilir. Dolayısıyla oluşan yeni saha şartları uyarınca 18 Ocak Mutabakatı’nın temel prensiplerine geri dönülmesi kısa vadeli ilk hedef olarak görünmektedir. Ancak sürecin oldukça dinamik ve yeni gelişmelere açık bir seyirde işlediği de not edilmelidir.
Sonuç olarak YPG ve sözde özerklik projesinin sonuna gelindiği açıktır. Bu şartlar altında İsrail’in Suriye’de merkezi hükümeti zayıflatma, etnik ve dini azınlıklar üzerinden istikrarsızlık üretme stratejisinin de büyük bir darbe aldığı söylenebilir. Türkiye’nin terörle mücadelede 2015’ten itibaren yürüttüğü “terörü kaynağında bitirme” stratejisinin ise bütüncül bir perspektiften sonuç vermeye yakın olduğu iddia edilebilir. Bu bağlamda PKK’nın Suriye’deki yenilginin öfkesiyle Türkiye’de yürütülen süreci akamete uğratmadığı bir denklemde; Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki en büyük engel olarak görünen Suriye sahasındaki özerklik projesinin anlamını yitirmesi katalizör bir etki oluşturarak yeni bir momentum oluşturabilir. Ayrıca Suriye’de terörden arındırılan petrol ve doğal gaz sahalarına yönelik yeni dış yatırımlar çekilerek optimum fayda sağlanmasının hedeflendiği; bu kaynaklardan elde edilecek gelirlerin kamu düzeninin tesisini kolaylaştıracağı, refahın toplumsal tabana yayılmasına katkı sunacağı ve yeniden inşa sürecine odaklanan yeni bir dönemin başlayabileceği öngörülebilir.