enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
10:01 Kocaeli Şehir Tiyatroları, “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” oyunuyla Bursa’da izleyiciyi büyüledi
09:24 (DEİK) Türkiye-Kanada İş Konseyi Başkanı Mehmet Yılmaz, Değerlendirmelerde bulundu
09:12 (MSB), Kara Havacılık Komutanlığına ait helikopterin eğitim uçuşu sırasında kaza kırıma uğradı
00:17 Kalıcı kilo kaybı için şok diyetler yerine yaşam tarzı değişikliklerine odaklanan 2 temel yöntem
00:16 COP31 ev sahibi Türkiye kararların uygulamaya alınmasına odaklanacak
00:16 Orgeneral Bayraktaroğlu Arnavutluk’ta temaslarda bulundu
00:14 275 okulu hedef gösteren 389 hesap kullanıcısı gözaltına alındı
00:13 Türk denizciliğinin altın çağı: Aynı anda 50 gemi inşa edilecek
00:07 Gazeteci Veysel KAVRAYAN’ın ‘Dünya Gündemi’nde dünyada olup bitenler
00:02 ABTTF, Witten Batı Trakya Türkleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ne yapılan menfur saldırıyı kınadı
12:57 Kağıdın hikayesi SEKA’da yazıldı: Dünyanın en büyük Türk bayrağı oluşturuldu
12:40 Kocaeli Temsilcisi ve Spor Yazarı Mustafa Salman YAZDI: Giriş ve Gelişme Güzel; Sonuç Soru İşareti…Kompozisyon Gibi Kocaelispor…
12:23 Kocaeli Büyükşehir Belediye Büyükakın’ından şeffaflık ve hesap verebilirlik vurgusu
12:04 Gülistan Doku soruşturmasında düğüm çözülüyor
11:12 İstanbul’da 500 bin sosyal konut için kura heyecanı başlıyor
10:47 ABD Başkanı Trump, İran bayraklı bir kargo gemisine el koydu: Petrol fiyatları yükselişe geçti
08:55 Kabine “Orta Doğu” gündemiyle toplanacak
00:59 Ukrayna’ya 230’dan fazla İHA ile saldırı: Zelenskiy’den ABD’nin Rus petrolü kararına tepki
00:54 TRT’nin iletişim sponsoru olduğu forum “Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026” sona erdi.
00:42 Anket: Almanya Şansölyesi Merz, dünyanın ‘en sevilmeyen’ hükümet başkanı
TÜMÜNÜ GÖSTER →

“İran’a özgürlük” söyleminin ardındaki enerji ve güç denklemi

“İran’a özgürlük” söyleminin ardındaki enerji ve güç denklemi
8 Mart 2026
12
A+
A-

* Medya Günlüğü bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi yazarı Aydın SEZER, Medya Günlüğü için kaleme aldığı “İran’a özgürlük” söyleminin ardındaki enerji ve güç denklemi, başlıklı yazısında, İsrail’in İran’a yönelik askeri motivasyonlarını anlamak için stratejik bir deha olmaya gerek bulunmadığına ve tablonun gayet net olduğuna dikkat çekti.

 İşte detayı!…

UHA / İnternational News Agency

Aydın Sezer, Medya Günlüğü sitesinin yazarı

Yazar* Aydın SEZER

İSTANBUL, 08 MART 2026

İsrail’in İran’a yönelik askeri motivasyonlarını anlamak için stratejik bir deha olmaya gerek yok; tablo gayet net.

Ancak Trump yönetiminin İran’ı yeniden hedef tahtasına oturtma iştahı, göründüğünden çok daha katmanlı ve “reelpolitik” bir zemine oturuyor. Şunu en baştan, altını kalın çizgilerle çizerek belirtelim: Bu hamlelerin ne İran halkının demokratik talepleriyle ne de o meşhur “özgürlük” vaatleriyle uzaktan yakından bir ilgisi var. Karşımızda duran mesele, tamamen jeopolitik kodların yeniden yazılması ve küresel enerji mimarisinin restorasyonu meselesidir.

Sistemin dışındaki dev

Birinci ve belki de en hayati başlık: Enerji.

İran, bugün dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervine ve devasa petrol yataklarına sahip. Yıllardır uygulanan yaptırım rejimi, bu devasa hidrokarbon kapasitesini küresel sistemin, özellikle de Batı pazarlarının dışında tutmayı başardı. Ancak bugün gelinen noktada, İran’ın sisteme kontrollü bir şekilde entegre edilmesi, sadece bir ticari tercih değil, küresel enerji haritasını kökten değiştirecek stratejik bir zorunluluk olarak masada duruyor.

İran sahalarının Batı sermayesine ve teknolojisine açılması, Tahran’ı sadece bir ihracatçı yapmaz; onu küresel sistemin vazgeçilmez bir paydaşı haline getirerek jeopolitik dengeleri altüst eder.

Çin ve Rusya denklemi

İkinci kritik halka ise Pekin hattı. Çin, yaptırımların en yoğun olduğu dönemde bile Tahran’ın can simidi ve bir numaralı müşterisi oldu. İran, Kuşak ve Yol Girişimi’nde Doğu Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan, ikamesi zor bir köprübaşı. Eğer ABD, İran’ın ihracat kapasitesini ve lojistik ağını kendi düzenleyici yörüngesine çekmeyi başarırsa, bu durum Çin’in enerji güvenliğine indirilmiş doğrudan bir darbe olacaktır.

Aynı durum Rusya için de geçerli. Moskova ve Tahran arasındaki konjonktürel yakınlaşma, aslında bir “mecburiyetler ittifakı”. İran enerjisinin Batı pazarlarına, özellikle Avrupa’ya akmaya başlaması, Moskova’nın elindeki en büyük koz olan enerji silahının etkisini dramatik şekilde zayıflatacaktır.

Güney Kafkasya ve Orta Asya’nın Batı enerji koridorlarına eklemlenmesi, Rusya’nın bölgedeki tarihsel nüfuz alanını daraltacak bir hamledir. Dolayısıyla İran, sadece bölgesel bir aktör değil, Avrasya satranç tahtasının en kritik menteşesidir.

İç dinamikler ve sistemsel dönüşüm

Tabii madalyonun bir de Tahran tarafı var. Yıllardır süregelen ekonomik darboğaz, riyalin erimesi ve toplumsal sözleşmenin ciddi şekilde aşınması, rejimi bir “kalibrasyon” zorunluluğuyla karşı karşıya bırakmış durumda. Ancak burada bir yanılgıya düşmemek lazım: Rejim değişikliği her zaman bir devrim veya dramatik bir çöküşle gelmez. Dönüşüm, sistemin kendi bekasını korumak adına, elitler arası bir uzlaşıyla “kademeli bir normalleşme” şeklinde de tezahür edebilir.

Buradaki en büyük risk, dış aktörlerin İran’ın etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşıma ihtimalidir. Kürt, Azeri ve Beluç bölgelerindeki hassasiyetlerin dışarıdan provoke edilmesi, meseleyi bir demokratikleşme çabasından çıkarıp bir ulusal güvenlik krizine, hatta bir parçalanma senaryosuna evirebilir. İran halkındaki tarihsel “dış müdahaleye karşı kenetlenme” refleksi, bugün yerini derin bir yorgunluk ve belirsizliğe bırakmış olsa da, bu fay hatlarıyla oynamanın bedeli tüm bölge için ağır olur.

Eğer Tahran, izolasyon sarmalından çıkıp Batı sistemine eklemlenirse, bu sadece yaptırımların kalkmasıyla sınırlı kalmayacaktır. Bu, Orta Doğu’nun yapısal olarak yeniden dizayn edilmesidir. Belki de yakın gelecekte, Amerikan şemsiyesi altında pragmatik bir ekonomi eksenine oturan bir İsrail-Körfez-İran iş birliğini konuşuyor olacağız.

Asıl soru İran’ın değişip değişmeyeceği değil; zira statik kalan hiçbir yapı hayatta kalamaz. Asıl soru, bu değişimin maliyetinin ne olacağı ve bu yeni yönelimin direksiyonunda kimin oturacağıdır. Mücadele, sadece füzeler veya nükleer santrifüjler üzerinden okunmayacak kadar derindir; bu, önümüzdeki elli yılın jeopolitik mimarisini belirleme kavgasıdır.

***

Yazar Hakkında

Aydın Sezer, 1959’da Amasya’da doğdu. 1983 yılında ODTÜ-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. 1983-2001 arasında, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın çeşitli birimlerinde çalıştı. Kahire ve Moskova büyükelçiliklerimizde Ticaret Müşaviri olarak da görev yapan Sezer, 1992 yılında Cenevre’de GATT (DTÖ) eğitim programını tamamlayarak Dış Ticaret Diploması aldı. 2007 yılında TÜSİAD tarafından yayımlanan, Avrupa Birliğine Katılım Sürecinde Türkiye’nin Komşuluk Politikası adlı kitabın iki yazarından birisidir.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.