enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
10:10 Türk Devletleri Teşkilatı’nın Güvenlik Boyutu: Kültürel Birlikten Jeopolitik Güce
09:53 ABD merkezli düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nden Türk Devletleri Teşkilatı’na övgü
09:05 Cumhurbaşkanı Erdoğan: CHP içindeki gerilimler bizi ilgilendirmez
00:38 Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar: Türkiye NATO’da Yeni Döneme Hazırlanıyor
00:34 İsrail işgallerini derinleştiriyor
00:29 Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İklim değişikliği insanlarda kaygı ve umutsuzluk gibi duyguları açığa çıkarıyor”
00:10 Türk ANTTEQ, Moskova projelerini yüksek tempoyla gerçekleştiriyor”
00:10 AB, Kazakistan ve Özbekistan’ı göçmen kamplarına dönüştürecek
00:06 Orta Doğu’nun icadı: Coğrafi bir terimin sömürgeci kökenleri
19:25 CHP’de ‘grup toplantısı’ krizi: TBMM Başkanı Kurtulmuş açıklama yaptı
19:03 CHP’de Özgür Özel ve ekibinin olağanüstü kurultay için beklediği imza sayısına ulaşıldı
17:07 Türkiye’den İsrail’in Lübnan’daki işgalini genişletmesine sert tepki
00:59 Kocaeli’de dev bir organizasyon daha: Dünyanın Gözü Kocaeli’de Olacak
00:53 İşletmelerin Ortak Sorunsalı Turnover
00:48 CANiK sporcuları Avrupa’da madalya mücadelesine çıkıyor
00:25 KİAMP Heyetinden Tiran’da Stratejik Temas: TİKA ile İş Birliği ve Gelecek Vizyonu
00:08 Karabağ Sonrası Normlar ve Egemenlik Gerilimi: ‘‘Azerbaycan–Avrupa Birliği İlişkileri’’
00:58 Yunanistan’dan ABTTF’nin BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu yazılı bildiriye cevap
00:55 Türkiye genelinde, su yılı yağışları 7 aylık dönemde son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
00:54 Kurban Bayramı’nda üreticilerin elinde kalan kurbanlıklar, 1-7 Haziran tarihleri arasında Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından satın alınacak
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar: Türkiye NATO’da Yeni Döneme Hazırlanıyor

Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar: Türkiye NATO’da Yeni Döneme Hazırlanıyor
2 Haziran 2026
6
A+
A-

* Güvenlik kavramı artık askerî tehditlerle sınırlı değerlendirilmemekte; enerji arz güvenliği, savunma sanayii kapasitesi, kritik lojistik hatların korunması, düzensiz göç hareketleri ve bölgesel krizlerin yönetimi de NATO’nun temel gündem başlıkları arasında yer almaktadır.  

UHA / İnternational News Agency

Zeynep Gizem Özpınar (@zgizemozpinar) / Posts / X

Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar

İSTANBUL, 02 HAZİRAN 2026 -Araştırmacı Zeynep Gizem Özpınar, Türkiye’nin NATO içinde değişen güvenlik gündemiyle birlikte artan stratejik rolünü Fokus+ için kaleme aldı.

Güvenlik kavramı artık askerî tehditlerle sınırlı değerlendirilmemekte; enerji arz güvenliği, savunma sanayii kapasitesi, kritik lojistik hatların korunması, düzensiz göç hareketleri ve bölgesel krizlerin yönetimi de NATO’nun temel gündem başlıkları arasında yer almaktadır.

Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki stratejik yaklaşım farklılıklarının belirginleştiği, Avrupa Birliği’nin savunma alanında daha bağımsız bir yapı arayışını hızlandırdığı mevcut konjonktürde Türkiye, sahip olduğu jeopolitik avantajı çok yönlü bir stratejik kapasiteye dönüştürmektedir.

Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş coğrafyada eş zamanlı diplomatik ve askerî temas yürütebilen Ankara; kriz bölgeleriyle doğrudan temas kurabilen, saha gerçekliğini okuyabilen ve müttefikleri adına operasyonel çözüm üretebilen aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin NATO içerisindeki rolünü teknik bir müttefiklik çerçevesinin ötesine taşıyarak siyasi yönlendirme kapasitesi yüksek bir güvenlik aktörüne dönüştürmektedir.

Temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi yaklaşırken Ankara’nın yürüttüğü hazırlık süreci de söz konusu stratejik dönüşümün somut yansımalarını ortaya koymaktadır. Dışişleri diplomasisinin yoğunlaştırılması, Avrupa kamuoyuna yönelik iletişim faaliyetlerinin artırılması, enerji güvenliği eksenli projelerin ittifak gündemine taşınması ve çok uluslu askerî tatbikatların genişletilmesi; Türkiye’nin zirveye kapsamlı bir vizyonla hazırlandığını göstermektedir.

Özellikle NATO’nun doğu kanadında Rusya kaynaklı güvenlik baskısının arttığı, güney hattında ise Orta Doğu ve Kuzey Afrika merkezli kırılganlıkların derinleştiği bir dönemde Ankara, her iki eksende de aktif rol üstlenebilen sınırlı sayıdaki müttefik arasında yer almaktadır.

Libya’dan Suriye’ye, Karadeniz’den Körfez bölgesine kadar uzanan diplomatik ve askerî temas ağı, Türkiye’ye ittifak içerisinde özgün bir hareket alanı kazandırmaktadır. Bu nedenle Ankara’nın zirve öncesinde attığı adımlar, NATO’nun önümüzdeki dönemde şekillenecek güvenlik anlayışında Türkiye’nin belirleyici rolünü tahkim etmeye yönelik stratejik bir konumlanmayı da yansıtmaktadır.

Diplomatik zemin inşası

NATO’da liderler masaya oturmadan önce dışişleri bakanları devreye girer. Gündem bu aşamada şekillenir, öncelikler sıralanır, zirveye taşınacak uzlaşılar hazırlanır. Temmuz’daki liderler zirvesinin son hazırlık görüşmesi niteliğini taşıyan Helsingborg toplantısında Türkiye’nin üstlendiği işlev çift yönlüdür: Bir yanda Ankara’nın zirveye ilişkin vizyonunu müttefiklere aktarmak, öte yanda Türkiye’nin beklentilerini İttifak gündemine taşımak. Bu ikili tutum, NATO’nun doğu kanadında uzun süredir kilit bir güç konumunda bulunan Türkiye’nin artık kurumsal vizyonunu da sahaya sürdüğünün göstergesidir.

Helsingborg’da yürütülen diplomasi, ittifak salonlarıyla sınırlı kalmamıştır. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ikili görüşme gerçekleştirilmiş; ardından Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Pakistanlı arabulucular telefona bağlanarak İran-ABD müzakerelerinin seyri değerlendirilmiştir. NATO gündemini bölgesel kriz yönetimiyle eş anda sürdürebilmek, Ankara’ya ittifak içinde kimsenin dolduramayacağı özgün bir kapasite sunmaktadır.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme, Körfez ülkelerinin Ankara Zirvesi’ne katılımı meselesinin müttefiklerle müzakere masasına taşınmış olmasıdır. Körfez’in potansiyel bir ortak olarak zirveye dâhil edilmesi hem enerji güvenliği hem de güney cephesindeki stratejik dengelerin yeniden kurulması bakımından son derece anlamlı bir zemin oluşturacaktır. Ankara’nın bu inisiyatifi, zirvenin bir ittifak içi hesaplaşmaya dönüşmemesi için öngörülü bir adım olarak değerlendirilmelidir.

İletişim Başkanlığı koordinasyonuyla Madrid, Paris, Londra, Varşova, Roma ve Brüksel’de art arda düzenlenen paneller ise bu diplomatik çabanın kamuoyuna yansıyan boyutunu oluşturmaktadır. Söz konusu paneller, bilgi aktarmanın çok gerisinde bir hedef taşımaktadır. Amaç, temmuzdaki zirveye Türkiye’nin perspektifinden yaklaşacak bir Avrupa kamuoyu zemini hazırlamaktır; bir başka deyişle, liderler masaya oturmadan önce siyasi anlatının çerçevesini belirlemektir.

Bu panellerde dile getirilen kaygı, Türk dış politikasının temel gündem noktalarından birini gözler önüne sermektedir: “AB’nin güvenlik ve savunma alanındaki girişimleri NATO ve AB dışı müttefiklerle dikkatlice koordine edilmelidir. Çelişkili biçimde, AB’nin ortak güvenlik ve dış politikasının silahlaştırılmasına tanık oluyoruz.” Avrupa güvenliğinin AB sınırlarıyla özdeşleştirilmesi; Türkiye, Norveç ve Birleşik Krallık gibi ittifak üyelerini denklemin dışına itmektedir. Söz konusu durum, kıtanın gerçek savunma kapasitesini fiilen daraltmakta, çözüm kapasitesini kısıtlamaktadır.

Almanya bu bağlamda kritik bir çıkış yapmıştır. Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Türkiye’yi stratejik bir NATO müttefiki ve AB’nin vazgeçilmez ticaret ortağı olarak tanımlamış; Ankara’nın Avrupa savunma politikalarına dâhil edilmesini açıkça desteklemiştir. Washington’a duyulan güvenin sarsıldığı bir dönemde Avrupa, kendi coğrafyasındaki güçlü ortaklara yönelme ihtiyacı hissetmektedir. NATO’nun en büyük ikinci kara ordusuyla Türkiye, bu yönelimin doğal odağına yerleşmektedir.

Enerji güvenliği ve operasyonel derinlik

Türkiye’nin ittifak içindeki ağırlığı söylemde kalmamaktadır. Millî Savunma Bakanlığının NATO’ya ilettiği Akaryakıt Boru Hattı Projesi bu somutluğun en çarpıcı örneğidir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte NATO’nun doğu kanadındaki enerji arz güvenliği, ittifak gündemine varoluşsal bir mesele olarak yerleşmiştir. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin güney cephesinden yeni bir kırılganlık katmanı eklemesiyle birlikte Türkiye, deniz yoluyla yakıt ikmalindeki bağımlılığı azaltacak bir güzergâh önerisini masaya getirmiştir. Bakanlığın kamuoyuyla paylaştığı verilere göre yaklaşık 1,2 milyar dolar maliyetiyle tasarlanan proje, muadil seçeneklerle kıyaslandığında beş kat daha maliyet etkin olup çok daha kısa sürede devreye alınabilir niteliktedir.

Teklifin zamanlaması hesaplı bir konumlanmayı yansıtmaktadır. Savunma harcamalarının artırılmasına yönelik baskının güncelliğini koruduğu bu dönemde Ankara hem acil bir güvenlik açığını kapatan hem de ittifak finansmanının verimli kullanılmasını sağlayan bir projeyi tek pakette sunmaktadır.

EFES-2026 Tatbikatı ise Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki askerî nüfuzunu operasyonel bir zemine taşımaktadır. Libya’nın doğusundan 331, batısından 171 personel olmak üzere toplam 502 askerin tek çatı altında tatbikata katılması, salt rakamsal bir verinin çok ötesinde tarihsel bir anlam da barındırmaktadır. Yıllarca süren iç çatışmayla paramparça olan Libya ordusunun iki fraksiyonu, ilk kez kendi toprakları dışında ortak bir eğitim zemininde buluşmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “Tek Libya, Tek Ordu” hedefi doğrultusunda sürdürdüğü çalışmalar, bölgesel bütünleşme sürecine pratik bir katkı olarak kayıtlara geçmektedir. Bölgesel ortaklara Türkiye’nin NATO koordinasyonunu sürdürdüğü mesajını veren bu tatbikat, Ankara’nın Güney Akdeniz’deki dönüşüm süreçlerini doğrudan şekillendirme kararlılığının da göstergesidir.

Suriye ordusunun çekirdek bir unsurla tatbikata dâhil olması da eş değer bir tarihsel ağırlık taşımaktadır. Suriye’nin kendi toprakları dışında ilk kez yer aldığı bu tatbikat, Ankara’nın Şam ile yürüttüğü normalleşme sürecinin diplomatik aşamayı geride bırakıp somut güvenlik iş birliğine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Üye ülkelerin büyük bölümünün erişiminin son derece kısıtlı olduğu Libya ve Suriye ile etkin ilişki kurabilmek, bölgesel kriz yönetiminde ikame edilemez bir kapasite oluşturmaktadır. Ankara bu kapasiteyi ittifaka sunarken müzakere masasındaki özgün konumunu da pekiştirmektedir.

Nihayetinde temmuz ayında müttefik ülkelerin liderleri Ankara’da bir araya geldiğinde, masanın çevresinde oturanların tamamı bu hazırlığın farkında olacaktır. Sergilenecek siyasi irade ittifakın önümüzdeki dönemini belirleyecek; Türkiye ise o iradeyi şekillendirme sürecine doğuda ve güneyde biriktirdiği deneyimi, bölgesel ilişki ağını ve somut proje kapasitesini taşıyarak katılacaktır.

***

Yazar hakkında

 

Zeynep Gizem Özpınar, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden lisans derecesini aldı. 2019 yılında Karabük Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölge Çalışmaları Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisans eğitimini, “Ermeni Meselesi’nde Son Kırılma Noktası: II. Karabağ Savaşı” başlıklı teziyle tamamladı. Doktora adayı olarak akademik çalışmalarını sürdüren Özpınar, daha önce Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi’nde yönetim kurulu üyeliği ve merkezin dergisi Dış Bakış’ta editörlük görevlerinde bulundu. Özpınar’ın yayımlanmış bilimsel makaleleri, analiz yazıları, tez çalışması ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri mevcut. Analiz ve değerlendirmeleri Daily Sabah, Fokus+, Türkiye Today ve Al Jazeera gibi medya kuruluşlarında yayınlanmakta.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.