enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
TÜMÜNÜ GÖSTER →

ABD/İsrail-İran Savaşı Irak’a Nasıl Yansıyor?

ABD/İsrail-İran Savaşı Irak’a Nasıl Yansıyor?
5 Mart 2026
3
A+
A-

Savaşın Irak’taki etkisini sadece askeri düzlemde açıklamak yeterli değildir; güvenliğin yanı sıra siyasi, sosyal ve ekonomik boyutların da dikkate alınması gerekmektedir.

UHA / İnternational News Agency

Bilgay Duman | Yazar | Kriter Dergi

YAZAR* Bilgay DUMAN

ANKARA, 07 MART 2026

Tarihsel tecrübelerin de gösterdiği üzere ABD-İran mücadelesinin birincil yansıma alanlarından biri hep Irak oldu. Nitekim 28 Şubat’ta başlayan ABD/İsrail-İran savaşı da ilk etkilerini Irak’ta gösterdi. ABD, Bağdat’ın güneyinde Şii milis grupları hedef alırken İran da Erbil’deki Amerikan üssünü ve havalimanını vurdu. Ayrıca İran’da dini lider Ali Hamaney’in öldürüldüğünün açıklanması sonrasında Irak’ın Bağdat ve Basra vilayetlerinde de ABD karşıtı gösteriler başladı. Bu çerçevede savaşın Irak’taki etkisini sadece askeri düzlemde açıklamak yeterli değildir; güvenliğin yanı sıra siyasi, sosyal ve ekonomik boyutların da dikkate alınması gerekmektedir.

Güvenlik Etkileri

ABD/İsrail-İran savaşının başlamasıyla Irak’ın doğrudan bir savaş coğrafyası olduğu görülmektedir. Nitekim Irak’taki İran yanlısı Ketaib Hizbullah, Hareket el-Nuceba, Ketaib Seyyid eş-Şuheda gibi milis gruplar ABD’ye karşı savaş ilan etmiştir. Nitekim bunun farkında olarak ABD, Bağdat’ın güneyinde Ketaib Hizbullah’a ait yerleşkelere saldırılar düzenlemiştir. Bunun karşılığında ise İran doğrudan Erbil’deki Harir Üssü’ne yönelik füze ve drone saldırıları gerçekleştirmiştir. Bunu sadece kendi topraklarından değil Irak içerisindeki vekil güçlerini kullanarak da yapmaktadır. Tahran özellikle Haşdi Şabi çatısı altında olmayan ve herhangi bir komuta kademesi ya da bir hiyerarşik yapısı bulunmayan veya bilinmeyen gölge milis grupları da kullanmaktadır. Bu grupların dikkat çekici özelliği ise 2020’de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin ardından ortaya çıkmış olmalarıdır. Nitekim Harir Üssü’ne 1 Mart’ta düzenlenen saldırıları kendini “direniş ekseni”nin bir parçası olarak tanımlayan “Saraya Awliya al-Dam” isimli örgüt üstlenmiştir. Bundan sonraki süreçte özellikle “gölge milisler” olarak ifade edilen yapıların saldırılarının artması beklenebilir.

Öte yandan söz konusu süreç benzer şekilde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) güvenlik dengelerini de bozmaktadır. Erbil’deki ABD üssü ve başkonsolosluğuna savaşın ilk üç gününde 30’dan fazla saldırının yapıldığı bilinmektedir. Bu durum başlı başına bir güvenlik riski ortaya çıkarmakla birlikte IKBY sınırları içerisinde İranlı muhalif ve aynı zamanda silahlı IKDP, Komele ve PJAK gibi örgütler de bulunmaktadır. Söz konusu örgütlerin savaştan bir süre önce ortak hareket etme kararı almış olmaları da dikkat çekici bir gelişmedir. İran’ın askeri güç kapasitesi zayıfladıkça İran’a yönelik eylemler olabileceği gibi aynı zamanda Tahran’ın bunu görerek IKBY’ye yönelik daha fazla saldırı düzenlemesi de söz konusu olabilir.

Siyasi Etkiler

Güvenlikte yaşanan bu kırılma siyasi baskılar da üretecektir. Halihazırda hem Irak merkezi siyasetinde hem de IKBY’de hükümet kurma krizleri söz konusudur. Şii gruplar çoğunluk oyuyla Nuri Maliki’yi başbakan adayı olarak belirlese de Beyaz Saray’ın Maliki’nin adaylığına net itirazı devam etmektedir. Savaşın ortaya çıkışı bu karşı çıkışı daha da güçlendirebilir. Daha önce iki kez başbakanlık yapan Maliki, Washington için bir ismin ötesinde İran nüfuzunun kurumsallaştığı, milis ağlarının devlet içinde kök saldığı ve ABD’nin çekilmesi sonrasında Bağdat’ın Tahran’a daha fazla yaklaştığı dönemi ifade etmektedir. Bu nedenle ABD, İran’a yeniden alan açabilecek bir siyasi figüre karşı çıkmayı sürdürecektir. Bu durum Şiiler arasında da bir kırılmaya yol açabilir zira bazı Şii siyasi grupların da Maliki’nin adaylığına karşı çıktığı bilinmektedir.

Öte yandan Erbil’e yönelik bazı saldırıların Irak merkezi hükümetinin kontrolündeki topraklardan geldiğinin tahmin edilmesi, bu saldırıların sürmesi ve Bağdat’ın saldırılara çözüm bulamaması durumu, taraflar arasında dondurulmuş sorunların yeniden gündeme getirilmesine yol açabilir. Bu da Irak’taki hükümet krizini derinleştirebilme potansiyeline sahiptir. Nitekim Irak’ta hükümetin kurulamaması, görünürde başbakanlık makamı üzerinde kilitlense de esasen Kürt siyasetinin iki ana aktörü KDP ve KYB’nin ortak bir aday üzerinde uzlaşamaması nedeniyle cumhurbaşkanının seçilememesinden kaynaklanmaktadır. Erbil ve Bağdat arasındaki gerilim yükseldikçe direncin de artması muhtemeldir; bu ise Bağdat’ta hükümet kurma krizini derinleşebileceği gibi Bağdat’ın Erbil’i baskılayarak alternatif siyasi seçeneklere yönelmesine de sebebiyet verebilir. Bu durumda Bağdat’la KDP’ye kıyasla daha yakın ilişkilere sahip olan KYB’nin farklı bir pozisyon alarak Bağdat’la yeni bir düzlemde ilişki kurması söz konusu olabilir. Zira IKBY’de neredeyse bir buçuk yıldır yeni bir hükümet kurulamamışken maaş ödemeleri gibi temel kamu hizmetlerinde aksamaların yaşanması, Süleymaniye’yi zaman zaman Bağdat’la doğrudan ilişki kurmaya yöneltmektedir. Savaş derinleşir, Irak ve IKBY üzerindeki etkisi de giderek artarsa, IKBY içerisinde KYB’nin ayrı bir federal bölge oluşturma gibi radikal bir karar alması uzun vadeli ihtimaller arasında değerlendirilmelidir.

Sosyal Etkiler

Irak’ta yaşanan geçmiş tecrübeler ülkedeki siyasi ve güvenlik sorunlarının sosyal alanda da belirgin yansımalar ürettiğini göstermektedir. Savaşın etkisinin Irak’ta derinleşmesi, Erbil ve Bağdat arasındaki gerilimin artmasıyla etnik bir tansiyon ortaya çıkarabileceği gibi hem mezhepsel düzlemde hem de mezhep içi kırılmalara yol açabilecek potansiyele sahiptir. Özellikle kimlik çeşitliliğine sahip nüfus yapısıyla Kerkük, Musul ve Diyala gibi vilayetlerde geçmiş dönemlerde yaşanan gerginliklerin yeniden gün yüzüne çıkma potansiyeli göz ardı edilmemelidir. Bu çerçevede özellikle Kerkük söz konusu gelişmelerden en fazla etkilenebilecek vilayet olarak öne çıkmaktadır. Bağdat ile Erbil arasındaki çekişmenin ötesinde özellikle vilayet yönetimi temelinde Kerkük’te kimlik odaklı gerginliklerin sürmesi söz konusu olabilir.

Diğer taraftan ABD/İsrail-İran savaşı mezhepsel gerginliklere de yol açabilecek potansiyele sahiptir. Zira savaşın başlaması sonrası Şii siyasi gruplara bağlı bazı siyasetçilerin mezhepsel söylemlerini arttırdığı görülmektedir. Daha da ötesinde Hamaney’in öldürülmesiyle radikal Şii söylemin de yükselmeye başladığı dikkate alınmalıdır. Özellikle Bağdat ve Basra’da başlayarak ABD’nin diplomatik misyonlarını hedef alan protesto gösterileri dikkat çekicidir. Bu protestoların sürmesi ve özellikle Şiilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler ile Necef ve Kerbela gibi önemli dini merkezlere sirayet etmesi Şiiler arasında da gerginliklere yol açabilir. Zira her ne kadar görünürde bir problem olmasa da Şiiler arasında Necef ve Kum ekolleri arasında ciddi bir rekabetin varlığı bilinmektedir.

Ekonomik Etki

Savaşın Irak açısından bir diğer önemli etkisi de ekonomiyle ilgilidir. Halihazırda Irak’a yönelik olarak hem ABD hem de İran tarafından gerçekleştirilen saldırılar, bıraktığı tahribatla altyapı ve üstyapı üzerinde bir ekonomik maliyet üretirken Irak’ın denize açılan tek çıkış kapısı olan Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler de ciddi bir ekonomik maliyet getirmektedir. Petrole dayalı bir ekonomiye sahip olan Irak, petrolünün büyük bölümünü Basra üzerinden limanlar yoluyla satmaktadır. Limanların dışında Irak petrolü sadece Kerkük-Ceyhan petrol boru hattıyla Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara çıkarılmaktadır. Ancak bu miktar Basra’dan gönderilen petrolün yalnızca yüzde 10-15’i civarındadır. Bu anlamıyla Basra, Irak’ın ekonomik can damarıdır. İran’ın hem Hürmüz Boğazı’nı kapatması hem de Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi üzerinden gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle ticaretin durma noktasına gelmesi uzun vadede Irak ekonomisine darbe vurabilecek niteliktedir. Bu çerçevede son birkaç yılda önceki dönemlere kıyasla görece bir ekonomik istikrar yakalamış ve kalkınma hamleleri yapmaya çalışan Irak yeniden ciddi ekonomik krizlerle karşılaşabilir.

Öte yandan bir başka ekonomik risk de Irak ekonomisinin ABD’ye bağımlı olmasıdır. Halen Irak petrolünün satışından elde edilen gelir önce ABD Merkez Bankasına yatmakta ve sonrasında Irak’a aktarılmaktadır. Savaşın derinleşmesi ve Bağdat’ın petrolünü satamaması Irak’ı daha fazla ABD’ye bağımlı hale getirebilecek niteliktedir. Bu durum Kalkınma Yolu Projesi gibi Irak’ın kalkınma hamleleri ve koridor projelerinin geleceği açısından da bir risk oluşturmaktadır. Daha da ötesinde savaşın uzaması halinde özellikle son başbakan Muhammed Şiya Sudani döneminde dış yatırımcıların yöneldiği Irak’tan uluslararası sermayenin çekilme riski de göz ardı edilmemelidir.

Son olarak söz konusu savaş Irak iç piyasası açısından da ciddi bir risk oluşturmaktadır. Irak’ın emtia ticaretinde dışa bağımlı yapısı ve günlük yaşamda İran kaynaklı ürünlerin yaygınlığı dikkate alındığında; savaş uzadıkça İran’ın üretim kapasitesi de zayıflayacağından Irak için ürün tedarikinde ciddi aksamalar yaşanabilir.

Buradan hareketle ABD/İsrail-İran savaşından en fazla etkilenebilen ve etkilenebilecek ülkelerin başında Irak’ın geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bağdat’taki devlet aklı yalnız Washington ile Tahran arasındaki rekabetin değil hiçbir çatışma dinamiğinin zemini olmak istemese de ülkenin iç yapısındaki çoklu kriz ortamı ve dış etkiye açık ülke konumunun Irak’ı istemese de savaşın içine çektiği görülmektedir.

***

Yazar hakkında

Bilgay Duman

Dr. Bilgay Duman, lisans ve yüksek lisans eğitimini sırasıyla 2004 ve 2007 yıllarında Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlamıştır. Doktorasını 2024 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde “2003 Sonrası Irak’ta Etnisite-Mezhep İlişkisi: Türkmenler Örneği” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. 2004 yılında itibaren Türkiye’deki farklı düşünce kuruluşlarında araştırmacı, uzman ve koordinatör olarak görev aldı. Kasım 2024 itibari ile Anadolu Ajansı’nda çalışmaya başlayan Dr. Duman Stratejik Analiz Müdürü olarak görev yapmaktadır. Bu görevinin yanında farklı üniversitelerde Ortadoğu üzerine dersler veriyor. Ortadoğu ve özellikle Irak çalışmalarına yoğunlaşan Dr. Duman, Türk dış politikası ve Türk dünyası üzerine de araştırmalar yapıyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok yayını, panel, konferans ve semineri bulunan Dr. Duman, farklı medya kuruluşlarında da görüşler sunuyor. Ayrıca uluslararası gözlemci olarak farklı ülkelerde seçim gözlemlerinde bulunuyor.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.