Türk Devletleri Teşkilatı’nın Güvenlik Boyutu: Kültürel Birlikten Jeopolitik Güce
* Türk dünyasının kurumsal iş birliği platformu olan Türk Devletleri Teşkilatı kapsamında gerçekleştirilen dışişleri bakanları toplantıları, son yıllarda yalnızca diplomatik temasların yürütüldüğü rutin toplantılar olmaktan çıkarak bölgesel jeopolitik dengeleri etkileyen önemli istişare platformlarına dönüşmeye başlamıştır.
Mehmet Gökhan Özçubukçu, Uluslararası İlişkiler Uzmanı I DASAM Başkanı
Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrasya coğrafyasında ortaya çıkan yeni jeopolitik dengeler, Türk dünyası içerisindeki iş birliği arayışlarını da yeniden şekillendirmiştir. 1990’lı yıllarda Türk dünyası fikri ağırlıklı olarak kültürel yakınlaşma, ortak tarih ve dil temeli üzerinde gelişirken, günümüzde bu anlayış giderek stratejik ve jeopolitik bir boyut kazanmaya başlamıştır. Bu dönüşümün en önemli kurumsal örneğini Türk Devletleri Teşkilatı oluşturmaktadır.
Son yıllarda özellikle bölgesel krizler, enerji güvenliği tartışmaları, Orta Koridor’un yükselişi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Güney Kafkasya’da ortaya çıkan yeni güç dengeleri, Türk Devletleri Teşkilatı’nı yalnızca kültürel bir platform olarak değerlendirmeyi zorlaştırmaktadır. Günümüzde teşkilat; ekonomik entegrasyon, ulaştırma ağları, enerji diplomasisi ve güvenlik koordinasyonu gibi alanlarda daha görünür bir aktör hâline gelmektedir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın gelecekteki yönelimi konusunda üye devletler arasında ortak bir iş birliği iradesi bulunmasına rağmen, güvenlik politikalarının kapsamı ve stratejik entegrasyonun niteliği konusunda farklı öncelikler ortaya çıkmaktadır. Bu durum, Türk dünyasının çok katmanlı jeopolitik yapısının doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Özellikle Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in değerlendirmeleri, TDT’nin güvenlik boyutunun farklı stratejik hassasiyetler çerçevesinde ele alındığını göstermektedir.
TDT’nin Kültürel Birlikten Stratejik Bir Yapıya Dönüşümü
Türk Devletleri Teşkilatı’nın ortaya çıkış süreci incelendiğinde, başlangıçta kültürel yakınlaşma fikrinin ön planda olduğu görülmektedir. Ortak alfabe çalışmaları, eğitim projeleri, tarih ve kültür politikaları, medya iş birlikleri ve akademik platformlar uzun yıllar boyunca Türk dünyası entegrasyonunun temelini oluşturmuştur.
Ancak uluslararası sistemde yaşanan dönüşümler, Türk Devletleri Teşkilatı’nın işlevini de değiştirmeye başlamıştır. Enerji hatlarının, ticaret koridorlarının ve ulaştırma ağlarının önem kazanmasıyla birlikte Türk dünyası Avrasya jeopolitiğinin merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye’den Güney Kafkasya ve Orta Asya üzerinden Çin’e uzanan Orta Koridor güzergâhı, TDT coğrafyasını yalnızca kültürel değil aynı zamanda stratejik bir alan hâline dönüştürmüştür.
Bu nedenle TDT artık yalnızca bir “ortak kültür platformu” olarak değil, ekonomik, diplomatik ve jeopolitik bir koordinasyon alanı olarak da değerlendirilmektedir. Son zirvelerde ulaştırma güvenliği, enerji bağlantıları, dijital altyapılar ve bölgesel istikrar gibi konuların giderek daha fazla öne çıkması da bu dönüşümü göstermektedir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, son dönemde yaptığı açıklamalarda Türk devletleri arasındaki güvenlik iş birliğinin artırılması gerekliliğini sıkça vurgulamaktadır. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan’ın elde ettiği askerî ve diplomatik başarılar, Bakü’nün Türk dünyası içerisindeki stratejik ağırlığını önemli ölçüde artırmıştır.
Karabağ Savaşı sırasında Türkiye ile Azerbaycan arasında kurulan askerî koordinasyon modeli, Türk dünyası için yeni bir örnek oluşturmuştur. Türkiye’nin savunma sanayii desteği, İHA/SİHA teknolojileri ve diplomatik desteği, savaşın seyrini değiştiren unsurlar arasında değerlendirilmektedir. Bu sürecin ardından Aliyev’in söylemlerinde “ortak güvenlik“, “stratejik dayanışma” ve “Türk dünyasının birlikte hareket etmesi” gibi kavramların daha fazla öne çıkması dikkat çekmektedir.
Azerbaycan açısından TDT yalnızca sembolik bir birlik değildir. Bakü yönetimi, Türk devletleri arasında savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesini, askerî eğitim faaliyetlerini, ortak tatbikatları ve güvenlik koordinasyonunu stratejik bir gereklilik olarak görmektedir. Güney Kafkasya’nın kırılgan güvenlik ortamı dikkate alındığında, bu yaklaşım yalnızca ideolojik değil aynı zamanda jeopolitik bir zemine dayanmaktadır.
Bu süreçte Türkiye-Azerbaycan ekseni, Türk dünyasının güvenlik boyutunu şekillendiren temel merkez hâline gelmiştir. Şuşa Beyannamesi sonrasında gelişen stratejik ortaklık modeli, TDT içerisindeki güvenlik tartışmalarını da hızlandırmıştır.
Buna karşılık Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, özellikle TDT’nin bir askerî ittifak olmadığını vurgulamaktadır. Tokayev’in “biz bir askerî birlik değiliz” şeklindeki açıklamaları, Türk dünyası içerisindeki farklı stratejik hassasiyetleri ortaya koymaktadır.
Kazakistan’ın yaklaşımının temelinde çok yönlü dış politika anlayışı bulunmaktadır. Astana yönetimi bağımsızlığını kazandığı günden bu yana Rusya, Çin, Batı ve Türk dünyası arasında denge kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle TDT’nin açık biçimde askerî bir bloğa dönüşmesi Kazakistan açısından riskli görülmektedir.
Özellikle Rusya faktörü burada belirleyici bir unsurdur. Kazakistan’ın Rusya ile sahip olduğu uzun kara sınırı, ekonomik ilişkiler ve tarihsel güvenlik bağları Astana’nın temkinli hareket etmesine neden olmaktadır. Bunun yanında Çin’in Orta Asya üzerindeki ekonomik etkisi de Kazakistan açısından önemli bir denge unsurudur.
Bu nedenle Tokayev’in açıklamaları TDT’den uzaklaşma olarak değil, teşkilatın jeopolitik sınırlarını kontrollü biçimde koruma çabası olarak değerlendirilmelidir. Nitekim Kazakistan, Türkiye ile savunma alanındaki iş birliklerini sürdürmekte ve askerî-teknik koordinasyona bütünüyle karşı çıkmamaktadır. Ancak Astana, TDT’nin NATO benzeri bağlayıcı bir askerî yapıya dönüşmesini istememektedir.
Türk Dünyasında Güvenlik İş Birliğinin Yeni Boyutları
TDT resmî olarak bir askerî ittifak olmasa da son yıllarda güvenlik alanındaki iş birliklerinde belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Özellikle ortak askerî tatbikatlar, savunma sanayii projeleri, sınır güvenliği, terörle mücadele ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda daha yoğun bir koordinasyon ortaya çıkmaktadır.
Bu süreçte Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişi kritik bir rol oynamaktadır. Türk savunma teknolojilerinin Orta Asya ve Kafkasya’da artan görünürlüğü, Ankara’nın TDT içerisindeki stratejik etkisini güçlendirmektedir. Özellikle İHA ve SİHA teknolojileri modern savaş doktrinlerinde önemli değişimler yaratmış ve Türk dünyasında savunma iş birliği tartışmalarını hızlandırmıştır.
Bunun yanı sıra enerji güvenliği ve ulaştırma koridorlarının korunması da güvenlik boyutunun önemini artırmaktadır. Orta Koridor’un gelişmesiyle birlikte Türk devletleri arasındaki lojistik entegrasyonun artması, güvenlik koordinasyonunu gerekli kılmaktadır. Çünkü ekonomik koridorların sürdürülebilirliği doğrudan bölgesel istikrarla bağlantılıdır.
Bu nedenle TDT içerisinde ortaya çıkan güvenlik yaklaşımı, klasik askerî ittifak modelinden farklılaşmaktadır. Daha esnek, pragmatik ve çok boyutlu bir güvenlik iş birliği modeli gelişmektedir.