enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
13,4169
EURO
15,1859
ALTIN
793,01
BIST
2.014,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
3°C
İstanbul
3°C
Karla Karışık Yağmurlu
Cumartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Çok Bulutlu
3°C
Salı Çok Bulutlu
3°C

Suriye Din Kurumunda Değişim ve Rejimin Yeni Eğilimleri

Suriye Din Kurumunda Değişim ve Rejimin Yeni Eğilimleri
22 Aralık 2021
0
A+
A-

Beşar Esad, 15 Kasım’da Fıkıh Alimleri Kurulunun yapısını değiştiren ve başmüftünün yetkilerinin kurula devredilmesini öngören 28 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi yayımlamıştır.

Bahse konu kararname, 11 Kasım’da konseyin Suriyeli şarkıcı Sabah Fakhri’nin cenazesi sırasında, Başmüftü Ahmed Bedreddin Hassûn’un açıklamalarını ve bir Kuran ayetini yorumlamasını reddeden resmî açıklamasının ardından çıkarılmıştır.

Açıklamada, Hassûn’un adı zikredilmeksizin yaptığı yorum tekfircilerin çarpık yorumuyla karşılaştırılarak, “kişisel çıkar için Kuran’ın tahrif edilmiş bir yorumu” olarak nitelendirilmiş ve reddedilmiştir.

Bu açıklama, başmüftünün dinî kurumsal yapısına yönelik kamuya açık ilk eleştiri olması sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Bu açıklama, yeni kararnameyle birlikte, Suriye’deki dinî kurumsal yapının rolünü ve yapısını kökten değiştiren yeni bir gerçekliğin önünü açmaktadır.[1]

 Başmüftü, 1946’daki bağımsızlıktan bugüne kadar Suriye’deki en yüksek dinî içtihat otoritesi konumundaydı. Suriye halkının çoğunluğunun mensup olduğu Sünni mezhebin kontrolündeki müftülük makamına getirilecek kişi 1973 yılına dek Vakıflar Bakanlığı Fetva Konseyinin seçimiyle belirlenmekteydi. 1973’te anayasanın kabul edilmesinden bu yanaysa bu makama cumhurbaşkanı tarafından atama yapılmaktaydı.

Tarihsel olarak, müftülük makamı, genellikle Şam’dan gelenler olmak üzere birkaç âlim tarafından doldurulmuştur. Bunlardan birisi, 1964’te müftü olarak seçilen ve 2002’de vefatına kadar bu görevde kalan Şeyh Ahmed Kaftaro’dur.

Kaftaro’nun ölümünden sonra, Beşar Esad 2004 yılında Şeyh Ahmed Hassûn’u müftülüğe atamıştır. Halep şehrinde tanınmış dindar bir aileden gelen Ahmed Bedreddin Hassûn, 2004 yılında başmüftülük görevine atanmadan önce Halep müftüsü ve Halk Meclisi üyeliği görevlerinde bulunmaktaydı.

Bununla birlikte, bu atama Suriye’deki dindar sınıf arasında Hassûn’un bu kadar yüksek bir makamda bulunmaya uygunluğu konusunda tepkilere neden olmuş ve şüpheleri artırmıştır.  Zira Hassûn’un El-Ezher Üniversitesinden İslami bilimler veya hukuk alanında değil, Arap dili alanında doktorası bulunmaktadır.

Hassûn, selefi Şeyh Ahmed Kaftaro veya Said Ramazan el-Bûtî gibi ünü Suriye’yi aşan diğer müftülerle karşılaştırıldığında, kendi şehri Halep’te bile yüksek bir şöhrete sahip değildi.

2011’de Suriye’deki ayaklanmanın başlangıcında Şeyh Hassûn rejimi desteklemiş ve göstericilere karşı bir tutum takınmıştır. Buna karşılık, aynı dönemde Şeyh Karim Racih, Şeyh Ahmed Ratib en-Nabulsi ve Şeyh Sariye er-Rifai gibi bir grup din âlimi rejimi açıkça eleştirerek Suriye’den ayrılmaya başlamıştır.

Hassûn’un, orduya yönelik her türlü eleştiriyi kategorik olarak reddetme, askerî kurumu hatasız olarak tanımlama ve  Suriye’ye bir dış müdahale durumunda intihar saldırıları düzenlemeye hazır intihar bombacıları olduğunu söyleyerek

Batılı ülkelere tehditler savurma gibi saldırgan ve disiplinsiz açıklamaları, onun popülaritesini kaybetmesine neden olmuştur.[2] Hassûn, geçtiğimiz günlerde Suriye haritası için Tin suresi ve ez-Zeytûn kavramları çerçevesinde yaptığı tuhaf yorumuyla ve Suriye’den ayrılanların akıbetinin cehennem olduğu iddiasıyla önceki hatalı açıklamalarını daha da ileri götürmüştür.

Fıkıh Âlimleri Kurulu Kararı ve Dinî Yapı Üzerindeki Etkisi
Fıkıh Âlimleri Kurulu 2018 yılında kurulmuştur. Ancak o zamandan bu yana kurul, müftünün sözlerini reddeden açıklamasını yayımladığı bu son olay dışında halkın önüne çıkmamıştır.

Kurulun yetkileri ve üyeleri hakkındaki bilgiler, 28 sayılı Kararname’nin yayımlanmasına kadar belirsizliğini korumuştur.

Bu kararname, kurul hakkında genel bilgiler vererek kurulun yetkisini ve üye sayısını artırmıştır. Kararnameye göre, konsey 44 üyeden oluşmaktadır ve başkanlığını vakıflar bakanı yapmaktadır. Kurul, tüm İslam mezheplerini temsil eden otuz âlim, beş kadın âlim ve genç imamlar; şeriat fakültelerini, bakan yardımcılarını ve şeriat kadısını temsil eden üyelere ek olarak, Hristiyan mezheplerin temsilcilerinden oluşmaktadır.[3]

Kararnamede ayrıca kurulun kararlarının oy birliği veya oy çokluğuyla alacağı belirtilmektedir. Yeni kararnameyle başmüftülük ve il müftülüğü görevleri kaldırılmış ve tüm görevleri kurula bağlanmıştır.

Gelecekte fetvalar ve dinî törenler yoluyla kamuoyunda daha çok görünür olması beklenen bu kurul, son on yılda Suriye’de dinî sistemde meydana gelen değişikliklerin doruk noktası olarak kabul edilebilir.

Tarihsel olarak, Fransız işgalinden Hafız Esad yönetiminin başlangıcına kadar Suriye’deki Sünni mezhebinin şeyhliği veya dinî liderliği, genellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Sufi mirasıyla birleşen farklı fıkıh okullarından din adamları sınıfıyla ilişkilendirilmiştir.

Siyasi ideolojinin yükselişine ve 1949 ile 1970 arasındaki askerî darbelere rağmen, bu din adamları sınıfı Şam, Halep, Humus ve Hama gibi Suriye şehirlerindeki kent burjuvazisiyle ittifak kurarak ayakta kalabilen güçlü bir gayriresmî otorite olmuştur.

Hafız Esad 1970’te iktidara geldikten sonra, Muhammed Sürur Zeynel Abidin ve Muhammed Nasır el-Albani gibi Baas Partisi’nin ideolojisine muhalif olan veya dinî azınlıklara düşman fikirlere sahip din adamlarını zayıflatmış ve yabancılaştırmış; halk desteğini sürdürmek için bu ittifakı kendi safına çekmeyi başarmıştır.

Bu bağlamda, egemen otoriteye muhalif her türlü ideolojiden uzak ve sadece din eğitimiyle ilgilenen ulemayı desteklemiştir. Irak savaşından sonra rejim, Selefilikle bağlantılı ulemanın Suriye’de vaaz vermesine ve hatta Irak’taki ABD güçlerine karşı savaşmak için savaşçı toplamasına izin vermiştir.

Rejimin bu politikası, tarikatların din adamları ve şeyhleri arasında kitlelere ulaşmak ve takipçi sayılarını arttırmak konusunda sürekli bir rekabetin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

2011’de Suriye devriminin başlamasıyla birlikte, din adamları sınıfı kendilerini artık rejime bağlı hissetmediğinden, birçok şeyh ve alim rejimden kopup devrim saflarına katılmaya başlamıştır.

Bazı ünlü şeyhlerin ölümü ve geleneksel dinî okulların liderliğini devralan diğerlerinin sınırlı popülaritesi gibi çeşitli nedenlerden dolayı, rejime sadık kalan din adamlarının etkisi zayıflamıştır.

Bu zayıflık, rejimi, Suriye’deki dinî otoritelerle başa çıkmak için yeni bir stratejiye sevk etmiştir. Vakıflar Bakanlığı ile iş birliği içinde, güvenlik güçleri, görevi muhalefete karşı savaşta rejime destek sağlamak ve “Suriye’ye karşı komplo” propagandasını yaymak olan yeni bir din adamları sınıfı oluşturmuştur.[4]

Rejim ayrıca Şam ve kırsalında orta sınıf ve zengin kadınlar arasında yayılan bir kadın dinî inisiyatifi olan Qubaysiat grubunu kullanmak gibi dinî ağları kurumsallaştırmıştır ve onlara dinî öğretimde daha fazla özgürlük vermiştir.[5]

Keza rejim, Doğu Guta’daki Şeyh Bassam Dhefdha’a ve Şam kırsalındaki Müftü Muhammed el-Afyoni gibi yerel muhalefet güçleriyle ateşkes ve uzlaşma anlaşmalarına varmak için yapılan müzakerelerde Müslüman âlimleri kullanmıştır.

Bu nedenle bu kurulun oluşturulması, Suriye’deki dinî otoritenin kurumsallaşmasının bir devamı niteliğindedir ve onu, rejimin propagandasını yapmaya zorlamak için dinî çalışmaları birleştirme planının parçasıdır. Ayrıca, genel müftü ve vilayet müftülerinin kadrolarının kaldırılması ve her bir grubun ayrım gözetmeksizin mecliste temsil edilmesiyle din adamları arasındaki rekabeti azaltmak amaçlanmıştır.

Öte yandan, şûrayı kurmanın ve yetkilerini artırmanın etkileri Sünni mezhebini aşarak diğer mezhepleri de içine almaktadır.

Kuruluşundan bu yana ilk kez kararnameyle Aleviler, İsmaililer, Şiiler ve Dürziler gibi İslam mezheplerinin devlet kurumlarında açık bir şekilde temsil edilmesi sağlanmıştır.

Resmî veya gayriresmî medya, diğer mezheplerin dinî kutlamalarını göstermediği ve din adamları televizyon ekranlarında yer almadığı için diğer İslami mezheplerin dinî liderliği her zaman Suriyeliler için anlaşılmaz ve bilinmez olmuştur.

Örneğin, Alevi ve Şii mezheplerinden din adamlarının isimleri Suriye nüfusunun büyük bir kısmı tarafından bilinmezken, Suriye Şii topluluğunun Necef veya Kum ulemasına bağlı olup olmadığı da bilinmemektedir.

Bunun nedeni kamuoyunun mezhep nefreti değil, Esad rejiminin mezhep kimliğini göz ardı etme politikasıdır ancak bu politika, son yıllarda sosyal medyanın yaygınlaşması ve Suriye halkı arasında mezhep kimliğinin yükselmesiyle değişmeye başlamıştır.

Ancak diğer İslam mezheplerinden din adamlarının atanması mezheplerin yapısını sarsabilecek ek sorunlara yol açabilmekte ve kurula girmek için din adamları arasında iç rekabete neden olabilmektedir.

Örneğin, hâlihazırda Dürzi mezhebinin dinî liderliği için Şeyh el-Akl Hikmet Al-Hicri ile Ayn ez-Zaman Türbesi’nin[6] şeyhleri Yusuf Carbû ve Hammûd Al-Hanavî arasında mücadele bölünmelere neden olmaktadır.

Rejimin çeşitli idari atamalara ilişkin politikası, başta rejime bağlılık olmak üzere toplumsal ve mezhepsel dengelere dayalıdır ve bu nedenle meclis üyelerinin seçimlerini etkilemektedir. Ayrıca, Suriye’de Rusya-İran çekişmesi nedeniyle artan güvenlik servisleri arasındaki tarihsel rekabet, konsey üyeliği konusundaki mücadeleyi körüklemede belirleyici bir rol oynayabilecektir.

Tüm bu faktörlerin, Fıkıh Alimleri Kurulu ve gelecekteki dinî otoriteler üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır.

Aynı zamanda geleneksel Sünni din adamları sınıfının kaderi, devlet ve toplumdaki gelecekteki rolü ve kurulun diğer mezheplerden din adamlarına daha büyük bir rol verip vermeyeceği hakkında daha fazla sorular ortaya çıkmaktadır. Ancak rejimin diktatörlüğü ve 1970’ten bu yana devletin ve toplumun her alanında Suriye devriminin demir yumruğu göz önüne alındığında, bu adımlar, Esad rejiminin aşırı merkezîleşmekten vazgeçmesi olarak veya yeni bir laik eğilim olarak kabul edilemez.

Aksine rejim, Suriye iç savaşının getirdiği zorluklara ve din adamları sınıfında ve halkla ilişkilerinde meydana gelen değişikliklere uyum sağlayarak krizle farklı bir şekilde başa çıkmaya çalışmaktadır.


[1] Aljazeera, Syrian president abolishes position of Grand Mufti, November 16, 2021

[2] Reuters, Syrian cleric warns U.S., Europe against attack, October 11, 2011

[3] SANA (Suriye Haber Ajansı), Er-Reis el-Esed Yusidr el-Mersûm et-Teşriî (28) el-Kadî bi-Ta’ziz Devr el-Meclis el-Fıkhî ve Tevsî’ Salâhiyâtihi (Devlet Başkanı Esad, Fıkıf Bilimleri Konseyinin rolünü güçlendirmek ve yetkilerini genişletmek için Kanun Hükmünde Kararname (28) yayımladı), 15 Kasım 2021

[4] Laila Rifai, The Sunni Religious Establishment of Damascus: When Unification Creates Division, Carnegie Middle East Centre, June 19, 2020

[5] Raphael Lefevre, The Rise of the Syrian Sisterhood, Carnegie Endowment, April 25, 2013

[6] Mazen Ezzi, The Druze of Suwayda: The Embers of Dissent, Al-Jumhuriya, September 22, 2015

ORSAM-Center for Middle Eastern Studies

Suhail al-Ghazi

[UHA Haber Ajansı, 22 Aralık 2021]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.