enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
13:09 Küresel Gazeteciler Konseyi’nden (KGK) Londra’da diplomasi turu 
11:25 İletişim Başkanı Duran, “Bağımlılık konusunda medya kuruluşlarına, habercilere, dizi ve film yapımcılarına ciddi sorumluluklar düşüyor”
10:51 MSB kaynakları: TSK’nın Barış Pınarı’ndaki bölgelerden çekildiği yönündeki haberler doğru değil
10:40 Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ata yurdumuz Orta Asya’nın refahına gerekli katkıyı yapmada kararlıyız”
00:44 Türkçe düşünür, Türkçe rüya görürüz Türkçe yazar okuruz, ama, Türkçeyi bilmeyen okumuşlarız !!!
00:43 Hollanda’da Türkish Professional Network (Türk Profesyoneller Ağı) Dikkat Çekiyor: Direksiyonda yine kadınlar var!
00:42 Suriye Türkiye’de iç siyasi dengelere nasıl yansıyor?
00:32 Kocaeli Ticaret Odası’dan: İşletmelerin Hibe ve Fonlara Erişimini kolaylaştırma
00:21 İlklerin Adı: Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi
12:15 Türkiye’de 15 yaş altına sosyal medya yasağı geliyor
07:41 Yazar Peren Birsaygılı Mut: Suriye Devrimi’nin Filistin davası açısından taşıdığı tarihsel ve stratejik önemi
07:14 Avrupa’da ABD’siz savunmanın formülü: Avrupai NATO
00:55 Tokat’ın Niksar ilçesinde araç muayenesinde kredi kartı komisyonu yasal bulunmadı
00:48 Akif Çağatay Kılıç: İran ekseninde gerilimin çözülmesi için çabalarımız devam edecek
00:43 Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrası bildiri yayınlandı…
00:39 Bakan Göktaş’tan İBB kreşindeki iddialara ilişkin açıklama
00:38 Terörsüz Türkiye ve Bölge Hedefinin Geleceği
00:29 ABD’nin Güney Kahkasya Stratejisi: Zengezur, Enerji Hatları ve Bölgesel Güç Dengeleri
00:26 Türkiye’nin bölünmüş yol ağı 30 bin kilometreye ulaştı
00:20 İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Steve Witkoff ile temas kurmadığını söyledi.
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Muhalefetin Dış Politikası Olsa Ne Olur?

Muhalefetin Dış Politikası Olsa Ne Olur?
28 Kasım 2022
2.232
A+
A-

Batı ile ilişkileri toparlamanın sağlıklı ve kalıcı yolu, Türkiye’nin yeni gerçekliğinin kabullenilmesinden geçer.

 

Prof. Dr. Burhanettin DURAN & SETA Genel Koordinatörü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, normalleşme politikasındaki yeni adımları ve olası kara operasyonu açıklamaları ile siyasetin gündemini elinde tutuyor.

Muhalefetin, Sisi ile tokalaşmayı ve Esed ile görüşebilirim açıklamasını “ne oldu” eleştirileri ile karşılaşması siyasi hayatımızın temel bir gerçekliğini değiştirmiyor.

AK Parti dış politika-güvenlik alanlarında muhalefetten fersah fersah önde gidiyor.

Bu arada gayretli yorumcular da “muhalefetin bir dış politikası var mı, olabilir mi? “sorusuna cevap arıyor.

Bu soruyu tartışmadan önce AK Parti iktidarının yirmi yılda dış politikayı hem iç siyaseti dönüştürme hem de Türkiye’nin uluslararası konumunu yeni bir zemine taşımak için seferber ettiğini belirtmeliyim.

AK Parti, imkanları sonuna kadar zorladı ancak değişim anı geldiğinde yeniden konumlanmayı ve bunun söylemini geliştirmeyi tercih etti.

***

Bence, Erdoğan’ın siyasi liderlik başarısı iç siyaset, güvenlik, dış politika ve ekonomi arasında kurduğu dengeye dayanır.

Bu dinamik dengeyi uluslararası sistemdeki değişimleri iyi okuyarak, zamanında hamlelerde bulunarak ve seçimleri kazanmayı başararak sağlıyor.

Sözkonusu altın dengeyi yakalamak çok büyük bir maharet istiyor.

İç ve dış politikanın artık birbirinden ayrılamadığı bir dünyada siyasetçinin eski polemiklerini hatırlatmanın pek bir etkisi olmuyor.

Zira seçmenine bütün seçenekleri denediğini ve sonra yeni konuma geçtiğini anlatabiliyor.

Tıpkı PKK-YPG terörü ile mücadelede pro-aktif bir politika yürüten Erdoğan’ın daha önce iki kere Kürt sorununu çözmeye çalıştığının bilgisinin hafızalarda olması gibi.

Bazı Batı ülkeleri ile gerilim yaşandığında daha önce AB süreci ile ilgili radikal adımları atanın AK Parti, süreci durduranın ise AB tarafı olduğunun bilinmesi gibi.

2013-2016 arasındaki türbülansın birçok ülkeyi karşıya almadan atlatılmayacağı gibi.

2016 sonrası yeni güvenlik anlayışının bazı ülkelerle gerilmeye değecek bir bağımsızlık perspektifi olduğu gibi.

Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz’de sert güç gösterdikten sonra kazanımların tahkimi için normalleşme politikasına geçmek gerektiği gibi.

Ukrayna krizinde uygulanan başarılı denge politikasının arkasında işte bu tecrübe bulunuyor.

6’lı masa dış politika-güvenlik alanında Cumhur İttifakına alternatif bir çerçeve çizebilmiş değil.

Erdoğan ise dış politika performansının çarpan etkisinin meyvelerini topluyor.

İktidar normalleşme ile yeni güvenlik politikalarının sentezi yeni bir yaklaşıma geçti.

Bu, hem diplomasiyi öne geçirerek muhalefetin eleştirilerini etkisizleştiriyor hem de güvenliği için bağımsız davranan Türkiye imajını besliyor.

Bugünlerde Kürt sorunu, terörle mücadele, Suriye ve YPG gibi konularda farklı görüşlere sahip muhalefet partilerinin en azından Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yerinin neresi olması gerektiği konusunda uzlaştıkları düşünülüyor.

O da “kapsamlı bir demokratikleşme ile Türkiye’nin kendisini Batı’da konumlandırması…”

Batı hakimiyetinde liberal bir dünya düzeninin yerini çok kutuplu bir dönem alırken bu konumlanmanın imkânı konusunda romantizm sergileniyor.

Transatlantik ittifak bugün Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında birleşmiş görünse bile maliyet AB ve özellikle Almanya üzerinde.

Avrupa’nın ABD’ye bağımlığının artması rahatsız edici bulunuyor.

Dağınık AB içerisinde ise Almanya, Çin politikasında Fransa’yı bile yanına almıyor.

Batı İttifakının Türkiye’nin çıkarlarını göz ardı eden yaklaşımı sebebiyle (ideolojik kaygılarla değil) yeni bir ilişki tarzına geçtik.

2015’te ABD ve AB’nin Suriye’de Rusya karşısında Türkiye’yi yanız bıraktığı unutuldu mu?

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Yönetimi’nin maksimalist taleplerini dayatan AB’ye muvafık davranmak hangi sorunları çözer?

DEAŞ ile mücadele adına terör örgütü PKK-YPG’yi hala Türkiye’ye tercih eden Washington bizi ikna edebilir mi?

Batı İttifakının bazı üyeleri beğenmese de Rusya, Suriye, Libya, Karabağ ve Doğu Akdeniz politikaları ile Türkiye, yeni bir döneme geçti.

Ve Ankara, NATO ve Batı İttifakı içerisinde “otonomisi olan bir ülke” statüsünü geliştirdi.

Böylece Finlandiya ve İsveç’in üyeliği konusunda kendi şartlarının karşılanmasını isteyebildiği gibi Ukrayna krizinde de istisnai bir denge politikası izleyebiliyor.

Muhalefetin romantik Batıcılığı Rusya’yı ve bölgenin meydan okumalarını dengeleyemez.

Muvafık konumlanma ile ABD ve AB’den alabilecekleri yönetemedikleri sorunların yanında devede kulak kalır.

Batı ile ilişkileri toparlamanın sağlıklı ve kalıcı yolu, Türkiye’nin yeni gerçekliğini kabullenmelerinden geçer.

[UHA Haber Ajansı, 28 Kasım 2022] 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.