Küba’da son dönemde yaşanan protestolar, ada ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu çok katmanlı krizin yeni bir aşamaya ulaştığını göstermektedir. Mart 2026 tarihinde ülkenin merkezindeki Moron kentinde protestocuların Komünist Parti binasını hedef alması, Küba’da nadir görülen bir toplumsal tepki biçimi olarak dikkat çekmektedir. Elektrik kesintileri, gıda kıtlığı ve yakıt eksikliği gibi sorunların giderek ağırlaşması halk arasında memnuniyetsizliği artırmaktadır. Bu olay, yalnızca ekonomik sıkıntıların değil aynı zamanda uluslararası yaptırımların ve bölgesel enerji dinamiklerinin de Küba iç siyasetini nasıl etkilediğini göstermektedir.
Protestoların temel tetikleyicilerinden biri, ülkede yaşanan ciddi enerji krizi olarak ortaya çıkmaktadır. Küba ekonomisi elektrik üretiminde büyük ölçüde ithal yakıta bağımlı bir yapı göstermektedir. Ancak son aylarda petrol tedarikinin kesintiye uğraması enerji üretim kapasitesini ciddi biçimde sınırlamaktadır. Küba hükümeti, üç aydır ülkeye yakıt girişi olmadığını açıklamıştır. Bu durum elektrik üretimini düşürmekte ve ülke genelinde uzun süreli kesintilere yol açmaktadır. Bazı şehirlerde günde 15 saate kadar elektrik kesintisi yaşanması, halkın günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bu kesintiler hastanelerden toplu ulaşıma, eğitimden gıda depolamaya kadar birçok alanda ciddi aksamalara neden olmaktadır.[1]
Enerji krizi yalnızca teknik bir altyapı sorunu olarak görülmemektedir. Küba yönetimi, mevcut durumun temel nedenlerinden biri olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) uyguladığı petrol ablukasını göstermektedir. ABD yönetimi son dönemde Küba’ya petrol satan ülkelere yaptırım tehdidinde bulunmuş ve özellikle Venezuela’dan gelen petrol akışının kesilmesine yol açmıştır. Küba’nın enerji ihtiyacının önemli bir kısmı Venezuela’dan sağlanan petrolle karşılanmaktaydı. Bu tedarik zincirinin kesilmesi enerji sistemini doğrudan zayıflatmaktadır. Ayrıca ABD’nin uzun süredir devam eden ticaret ambargosu da ülkenin enerji ekipmanı ve finansman kaynaklarına erişimini sınırlandırmaktadır. Bu nedenle enerji krizi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir nitelik taşımaktadır.[2]
Moron kentinde gerçekleşen protestolar bu ekonomik baskının toplumsal alana nasıl yansıdığını göstermektedir. Protesto başlangıçta elektrik kesintileri ve gıda fiyatlarına karşı barışçıl bir gösteri olarak başlamıştır. Ancak gece saatlerinde bazı protestocuların Komünist Parti binasına saldırmasıyla olaylar şiddet içeren bir boyut kazanmıştır. Protestocuların binanın girişine taş attığı ve içerdeki mobilyaları dışarı çıkararak sokakta ateşe verdiği belirtilmektedir. Ayrıca bir eczane ve devlet işletmesi olan bir market de protestolar sırasında zarar görmüştür.[3]
Küba’da devlet kurumlarına yönelik bu tür saldırılar oldukça nadir görülmektedir. Ülkenin siyasi sistemi tek parti yapısına dayanmaktadır ve kamusal protestolar genellikle sınırlı ölçekte gerçekleşmektedir. Bununla birlikte son yıllarda elektrik kesintileri ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle protestoların sayısında artış gözlenmektedir. Özellikle 2024 yılından itibaren ülkede gıda kıtlığı ve enerji kesintileri nedeniyle farklı şehirlerde protestolar ortaya çıkmıştır. Bu protestolar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yaşanan “Özel Dönem” krizinden bu yana Küba’da görülen en ciddi toplumsal memnuniyetsizlik dalgalarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Küba hükümeti protestolar karşısında iki yönlü bir strateji izlemektedir. Bir yandan protestocuların taleplerinin meşru olduğunu kabul eden açıklamalar yapılmaktadır. Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, enerji kesintilerinin halk üzerinde ciddi bir stres yarattığını kabul etmektedir. Diğer yandan ise kamu düzenini tehdit eden vandalizm ve şiddet eylemlerine izin verilmeyeceği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, Küba yönetiminin toplumsal memnuniyetsizliği tamamen inkâr etmek yerine kontrollü bir şekilde yönetmeye çalıştığını göstermektedir.[4]
Enerji krizi aynı zamanda Küba’nın dış politikasında da yeni bir diplomatik süreç başlatmaktadır. Küba hükümeti ABD’yle enerji ve yaptırımlar konusunda diyalog arayışına girdiğini açıklamıştır. Bu görüşmelerin amacı iki ülke arasındaki gerilimleri azaltmak ve enerji krizine yönelik bazı çözüm yolları geliştirmek olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte ABD yönetiminin Küba’daki siyasi değişimi destekleyen söylemleri, bu diyalog sürecinin ne kadar başarılı olacağı konusunda belirsizlik yaratmaktadır. ABD Başkanı Donald Trump’ın Küba yönetiminin değişmesi gerektiğini ifade eden açıklamaları, Havana yönetimi tarafından doğrudan siyasi baskı olarak yorumlanmaktadır.[5]
Bu gelişmeler Latin Amerika jeopolitiği açısından da dikkat çekici sonuçlar doğurmaktadır. Venezuela ile Küba arasındaki enerji işbirliğinin zayıflaması, Karayipler bölgesindeki siyasi dengeleri etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Venezuela uzun yıllardır Küba’ya petrol sağlayarak iki ülke arasındaki stratejik ittifakı sürdürmekteydi. Ancak Venezuela’da yaşanan siyasi gelişmeler ve ABD’nin müdahaleleri bu enerji hattını kesintiye uğratmıştır. Böylece Küba’nın enerji güvenliği büyük ölçüde dış politik gelişmelere bağlı hale gelmektedir.
Enerji krizi ve ekonomik daralma aynı zamanda Küba’daki siyasal sistemin toplumsal meşruiyetini de sınamaktadır. Devrim sonrası kurulan siyasi yapı uzun yıllar boyunca sosyal hizmetler, eğitim ve sağlık sisteminin sağladığı göreli istikrar üzerinden toplumsal destek üretmekteydi. Ancak son yıllarda yaşanan ekonomik daralma ve altyapı sorunları bu sosyal sözleşmenin zayıflamasına yol açmaktadır. Elektrik kesintilerinin günlük yaşamı doğrudan etkilemesi ve temel tüketim mallarının temininde yaşanan zorluklar, devletin vatandaşlara sunduğu refah ve güvenlik algısını aşındırmaktadır. Bu durum protestoların yalnızca ekonomik taleplerden ibaret olmadığını, aynı zamanda yönetim kapasitesi ve devlet otoritesine ilişkin algılarla da bağlantılı olduğunu göstermektedir. Buna rağmen Küba yönetimi güvenlik kurumları, parti örgütlenmesi ve merkezi yönetim mekanizmaları sayesinde siyasi kontrol kapasitesini sürdürmeye çalışmaktadır. Bu nedenle mevcut kriz, Küba rejiminin dayanıklılığı ile toplumsal memnuniyetsizlik arasındaki hassas dengenin yeniden şekillenmekte olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Moron’daki protestolar Küba’da yaşanan enerji krizinin yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını göstermektedir. Elektrik kesintileri ve temel mal kıtlığı toplumsal memnuniyetsizliği artırırken, ABD yaptırımları ve bölgesel enerji politikaları krizin uluslararası boyutunu şekillendirmektedir. Küba yönetimi bu süreçte hem iç istikrarı korumaya hem de dış baskılarla mücadele etmeye çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde enerji krizinin devam etmesi durumunda protestoların artması ve ABD-Küba ilişkilerinin yeni bir diplomatik gerilim alanına dönüşmesi muhtemel görünmektedir. Bu nedenle Moron protestosu yalnızca yerel bir olay değil, aynı zamanda Küba’nın ekonomik kırılganlığı ile uluslararası güç dengeleri arasındaki karmaşık ilişkinin bir yansıması niteliği taşımaktadır.
[1] Rawnsley, Jessica. “Cuban Protesters Ransack Communist Office as Energy Crisis Deepens”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/c875zd7de5xo, (Erişim Tarihi: 15.03.2026).
[2] Ferguson, Donna. “Five Arrested in Cuba after Protest at Local Communist Party Office”, The Guardian, https://www.theguardian.com/world/2026/mar/14/arrests-cuba-protest-local-communist-party-office, (Erişim Tarihi: 15.03.2026).
[3] Associated Press. “Protest in Central Cuba at Local Communist Headquarters Ends in 5 Arrests”, AP News, https://apnews.com/article/cuba-protest-arrests-communist-party-75e420ce4d6a1d52ceac5224839e2a6b, (Erişim Tarihi: 15.03.2026).
[4] Ferguson, a.g.e.
[5] Aynı yer.