enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
09:00 “Bilal Erdoğan Rusya’ya neden geldi?..”
09:00 Altın, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgasının ardından dalgalı bir seyir izledi.
00:57 Jeopolitiğin Geri Dönüşü: Çok Kutuplu Dünyada Güç Mücadelesi ve Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası
00:40 Dünya Savaş ve Açlıkla Kaynarken, Avrupa İnsanın Cinsel Kimliğini Tartışıyor
00:39 Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cumhur İttifakı çok anlamlı bir seçim zaferine imza atmıştır
00:24 A Milli Takım Dünya Kupası Maçları Hangi Ülkelerde Oynanacak ve Saat Kaçta?
00:20 Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) Hattı’nda devam eden çalışmaların tamamlanmasıyla seyahat süresi 3 saat 37 dakikaya düşecek…
00:18 Haber-Yorum: Derince’de Siyasi Deprem: Gökçe’nin Rotası AK Partiye mi kırılıyor?
13:08 Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in,
00:56 “Kocaeli Yaya Ulaşımı Eylem Planı”  Çalıştayının İkinci Oturumu Gerçekleştirildi
00:54 Adalet Bakanı Gürlek, “suç örgütleriyle mücadele sürüyor, 7 ilde 113 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi”
00:45 Adalet Bakanı Gürlek, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu 19. Toplantısı’nda konuştu…
00:38 Edirne’de Kürek Fırtınası! Kocaeli Sümerspor 4 Madalya ve 2 Kupayla Döndü
00:31 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenecek Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’ne katılacak
00:28 İletişim Başkanlığı’nca, Helsinki’de “Ankara Zirvesi Öncesinde Stratejik Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı panel
00:21 Gazeteci Reşat Salihi: “Milli mücadele Türkiye’de zaferle taçlandırılmış olsa da Irak cephesi açısından sona ermedi”
00:12 MHP Genel Başkanı Bahçeli, “‘Terörsüz Türkiye’, bölgesel fırtınalar karşısında milli varlığımızın zırhıdır”.
00:07 Liderliğin Gerçek Gücü: İşi Yapmak Değil, İnsanları Başarmaya Taşımaktır.
13:00 Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) üyesi Türk gazeteciler Ata yurdu Özbekistan’ı keşfetti
12:33 UHA ve TÜHA’dan Gazeteci Veysel Kavrayan, DTİK’nin Kuzey Makedonya Basın Buluşması’na Katılıyor
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Jeopolitiğin Geri Dönüşü: Çok Kutuplu Dünyada Güç Mücadelesi ve Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası

Jeopolitiğin Geri Dönüşü: Çok Kutuplu Dünyada Güç Mücadelesi ve Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası

*Konya Ticaret Odası Karatay Üniversitesi, Türkiye, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Öğretim Üyesi Dr. Hande ORTAY, TUDPAM için kaleme aldığı “Jeopolitiğin Geri Dönüşü: Çok Kutuplu Dünyada Güç Mücadelesi ve Türkiye’nin Stratejik Yol Haritası” başlıklı analizinde, Uluslararası sistemin son yıllarda yalnızca bir dönüşüm süreci yaşamamakta olduğunu, aynı zamanda tarihsel bir kırılma noktasından geçtiğine dikkat çekti.

UHA / İnternational News Agency

Profil resmi

Dr. Hande ORTAY, TUDPAM

ESKİŞEHİR, 11 HAZİRAN 2026

Uluslararası sistem son yıllarda yalnızca bir dönüşüm süreci yaşamamakta, aynı zamanda tarihsel bir kırılma noktasından geçmektedir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan ve yaklaşık otuz yıl boyunca devam eden Amerikan merkezli tek kutuplu düzen bugün ciddi bir meşruiyet ve sürdürülebilirlik kriziyle karşı karşıyadır. Bu durum yalnızca uluslararası güç dengelerinin değişmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisinin, ekonomik sistemin ve diplomatik ilişkilerin yeniden şekillenmesine neden olmaktadır.

Dünya siyasetini anlamlandırmak için artık yalnızca devletler arası ilişkileri incelemek yeterli değildir. Günümüzde enerji koridorlarından yapay zekâ teknolojilerine, kritik madenlerden yarı iletken üretimine, siber güvenlikten uzay çalışmalarına kadar çok geniş bir alanda yaşanan rekabetler uluslararası sistemin yeni karakterini belirlemektedir. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemi yalnızca bir güç geçiş süreci olarak değil, aynı zamanda küresel düzenin yeniden inşa edildiği bir dönem olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Liberal Düzenin Aşınması ve Yeni Güç Merkezlerinin Yükselişi

Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla birlikte uluslararası sistemin tartışmasız lideri hâline gelmişti. Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezi liberal demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin nihai zaferini ilan ederken, birçok akademisyen ve siyasetçi yeni dönemin büyük savaşlardan uzak, istikrarlı bir küresel sistem yaratacağını düşünüyordu. Ancak geçen otuz yıllık süreç bu beklentilerin önemli ölçüde gerçekleşmediğini göstermiştir.

Afganistan ve Irak müdahaleleri, 2008 küresel finans krizi, Arap Baharı sonrasında yaşanan istikrarsızlıklar, Rusya’nın yeniden güç kazanması ve Çin’in ekonomik yükselişi tek kutuplu sistemin sınırlarını ortaya koymuştur. Özellikle Çin’in son yirmi yılda gösterdiği ekonomik büyüme, küresel güç dengelerinde köklü değişimlere neden olmuştur. Bugün Çin, yalnızca dünyanın üretim merkezi değildir. Aynı zamanda teknoloji, finans, enerji yatırımları ve küresel ticaret ağları bakımından da önemli bir aktör konumuna yükselmiştir. Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştiren Pekin yönetimi, ekonomik gücünü jeopolitik etki alanına dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu durum doğal olarak Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında yeni bir küresel rekabet dönemini başlatmıştır.

Yeni Soğuk Savaş mı?

Son yıllarda birçok uzman tarafından “Yeni Soğuk Savaş” kavramı kullanılmaktadır. Ancak günümüzde yaşanan rekabet, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan klasik Soğuk Savaş’tan önemli ölçüde farklıdır.

Geçmişte iki blok arasında ekonomik entegrasyon yok denecek kadar azdı. Oysa bugün Çin ve Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük iki ekonomik gücünü oluşturmaktadır. Bir taraftan teknoloji savaşları, ticaret yaptırımları ve jeopolitik rekabet yaşanırken diğer taraftan milyarlarca dolarlık ekonomik ilişkiler devam etmektedir. Bu durum uluslararası sistemde yeni bir paradoks yaratmaktadır.

Devletler aynı anda hem rakip hem ortak olabilmektedir. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri güvenlik alanında Washington ile yakın iş birliği yürütürken ekonomik anlamda Çin pazarına bağımlılıklarını sürdürmektedir. Benzer şekilde Çin ile stratejik rekabet içinde bulunan ABD şirketleri de Çin pazarındaki faaliyetlerinden vazgeçememektedir. Dolayısıyla günümüz rekabeti yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve diplomatik boyutlara sahip karmaşık bir mücadeledir.

Ukrayna Savaşı ve Avrupa’nın Güvenlik Krizi

2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı yalnızca iki ülke arasında yaşanan bir çatışma değildir. Bu savaş, Avrupa’nın güvenlik mimarisini ve küresel güç dengelerini doğrudan etkileyen tarihsel bir dönüm noktasıdır.

Savaşın başlamasıyla birlikte NATO uzun yıllardır görülmeyen ölçüde birlik görüntüsü vermiştir. Finlandiya ve İsveç gibi tarafsızlık politikası izleyen ülkeler NATO üyeliğine yönelmiştir. Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini artırmaya başlamış ve enerji politikalarını yeniden gözden geçirmiştir. Ancak savaş aynı zamanda Avrupa’nın stratejik kırılganlıklarını da ortaya çıkarmıştır. Özellikle Rus enerji kaynaklarına olan bağımlılık Avrupa ekonomilerinde ciddi sorunlara yol açmıştır.

Bugün Avrupa Birliği yalnızca ekonomik entegrasyonu değil, aynı zamanda savunma entegrasyonunu da tartışmaktadır. Önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın daha bağımsız bir savunma kapasitesi oluşturup oluşturamayacağı uluslararası siyasetin temel tartışma başlıklarından biri olmaya devam edecektir.

Orta Doğu: Bitmeyen Jeopolitik Satranç

Küresel gündemin bir diğer önemli merkezini Orta Doğu oluşturmaktadır. İsrail-Filistin meselesi, İran’ın bölgesel politikaları, Körfez ülkelerinin güvenlik arayışları ve enerji yolları üzerindeki rekabet bölgeyi uluslararası sistemin en kırılgan alanlarından biri hâline getirmektedir. Özellikle İran merkezli gerilimler yalnızca bölgesel güvenlik sorunu değildir.

Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan enerji kaynakları dünya ekonomisinin can damarlarından birini oluşturmaktadır. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek her kriz petrol ve doğal gaz fiyatlarını doğrudan etkileyerek küresel ekonomide yeni dalgalanmalara neden olmaktadır. Enerji güvenliği ile ulusal güvenlik arasındaki ilişki günümüzde hiç olmadığı kadar belirgin hâle gelmiştir.

Yapay Zekâ ve Teknoloji Rekabeti: Yeni Gücün Kaynağı

21. yüzyılda güç kavramı yeniden tanımlanmaktadır. Geçmişte askerî kapasite ve doğal kaynaklar büyük güç olmanın temel göstergeleri arasında yer alırken günümüzde veri, teknoloji ve inovasyon kapasitesi ön plana çıkmaktadır.

Yapay zekâ sistemleri, kuantum bilgisayarlar, yarı iletken teknolojileri ve siber güvenlik altyapıları devletlerin uluslararası sistemdeki konumlarını belirleyen temel unsurlar hâline gelmektedir. Bu nedenle ABD-Çin rekabetinin en önemli boyutlarından biri teknoloji alanında yaşanmaktadır. Bugün yaşanan çip savaşları, teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımlar ve veri güvenliği tartışmaları geleceğin güç mücadelelerinin habercisi niteliğindedir.

Türkiye’nin Stratejik Önemi Neden Artıyor?

Böylesine karmaşık ve çok katmanlı bir uluslararası sistemde Türkiye’nin önemi her geçen gün artmaktadır. Türkiye, Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında yer alan eşsiz bir jeopolitik konuma sahiptir.

Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde izlenen denge politikası, tahıl koridoru diplomasisi ve arabuluculuk girişimleri Ankara’nın diplomatik kapasitesini ortaya koymuştur. Ayrıca Türkiye enerji koridorları bakımından da kritik öneme sahiptir. Hazar Havzası, Orta Asya ve Orta Doğu enerji kaynaklarının Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye, vazgeçilmez bir transit ülke konumundadır.

Bunun yanında savunma sanayisinde elde edilen başarılar Türkiye’nin stratejik özerkliğini güçlendiren önemli gelişmeler arasında yer almaktadır.

Sonuç Yerine: Belirsizlik Çağında Stratejik Akıl

Uluslararası sistem artık kesin sınırlarla tanımlanabilen bir yapıya sahip değildir. Güç merkezleri çoğalmakta, ittifaklar esnekleşmekte ve krizler küresel ölçekte birbirini beslemektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel kavramları belirsizlik, rekabet ve dönüşüm olacaktır. Ancak her kriz aynı zamanda yeni fırsatlar da yaratmaktadır. Türkiye açısından önemli olan değişen uluslararası sistemi doğru okuyabilmek, kısa vadeli gelişmelerin ötesine geçerek uzun vadeli stratejik hedefler belirleyebilmektir.

Bugün dünya siyaseti yeni bir dönemin eşiğindedir. Jeopolitiğin geri döndüğü, güç mücadelelerinin yeniden şekillendiği ve uluslararası düzenin yeniden yazıldığı bu süreçte Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi avantaj, diplomatik deneyim ve stratejik kapasite önemli fırsatlar sunmaktadır.

21. yüzyılın ikinci çeyreğine yaklaşırken devletlerin kaderini belirleyecek olan yalnızca sahip oldukları kaynaklar değil, değişimi okuyabilme, yönetebilme ve yönlendirebilme yetenekleri olacaktır. Küresel sistem yeniden şekillenirken Türkiye, bu dönüşümde pasif bir izleyici değil, aktif bir kurucu aktör olmalıdır. Çünkü yeni dünya düzeninde güçlü olmak, yalnızca büyük olmakla değil, stratejik düşünebilmekle mümkündür.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.