İstiklal Marşı Siyaseti: Milli Menfaat ve Muhalefet
* Gündemi meşgul eden her meselenin kutuplaştırıcı bir bakışla değerlendirilmesi ve sırf iktidar tarafından geldiği için peşinen reddedilmesi, uzun vadede iktidara değil devletin asli menfaatlerine zarar
İşte detayı!…
UHA / İnternational News Agency
Ensar Kıvrak, SETA Araştırmacı
ANKARA, 18 MART 2026 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi ve SETA Araştırmacısı Ensar Kıvrak, SETA için “İstiklal Marşı Siyaseti: Milli Menfaat ve Muhalefet” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Bugün, İstiklal Marşımızın kabulünün 105. yıl dönümü. İstiklal Marşı yazıldığı dönemin tarihsel gerçekliği olan Milli Mücadele ruhunu yansıtan, toplumun tüm kesimlerini ortak bir beka ve bağımsızlık ideali etrafında birleştiren kurucu bir metindir.
Başlıktaki “İstiklal Marşı siyaseti” ifadesi siyasi partilerin iç politikadaki ideolojik farklılıklarını, rekabetlerini ve oy kaygılarını bir kenara bırakarak, devletin ve milletin ali menfaatleri söz konusu olduğunda tek bir cephe olarak hareket edebilme iradesini temsil eder.
Demokratik sistemlerde iktidar ve muhalefet arasındaki rekabet, sistemin doğası gereğidir. Ancak dış politika, ulusal güvenlik, enerji bağımsızlığı ve savunma sanayii gibi jeopolitik ağırlığı olan alanlar, geleneksel siyasi rekabetin ötesinde bir oydaşma siyaseti gerektirir. Dolayısıyla bu yöndeki siyasi kararların sırf muhalefet yapmış olmak için reddedilmesi veya tartışmaya açılması, demokrasinin doğasıyla açıklanamaz.
Demokrasilerde muhalefetin temel işlevi, iktidarın politikalarını denetlemek, eksiklikleri göstermek ve alternatif çözümler üretmektir. Ancak bu denetim işlevi zaman zaman “negatif partizanlık” tuzağına düşebilmektedir. Negatif partizanlık, bir politikayı içeriğinden veya ülkeye faydasından bağımsız olarak, sırf rakip siyasi aktör tarafından önerildiği için reddetme eğilimidir.
Bu eğilimin siyasi maliyetleri de her zaman yüksek olmuştur. Dış politika ve ulusal güvenlik gibi doğrudan devletin bekasını ilgilendiren meselelerde bu refleksin ortaya çıkması şu maliyetlere yol açar:
- Birincisi, dış aktörlere karşı zafiyet algısı oluşturur. Bir ülkenin dış politikadaki adımları (örneğin sınır ötesi operasyonlar veya uluslararası anlaşmalar) içeride sert ve salt yıkıcı bir muhalefetle karşılaştığında, uluslararası muhataplar ve rakip devletler bu durumu bir iç cephe zafiyeti olarak yorumlar.
- İkincisi, müzakere gücünü zayıflatır. Masada arkasında yekvücut bir parlamento ve kamuoyu desteği olan bir diplomasinin gücü ile iç tartışmalarla zayıflatılmış bir diplomasinin gücü aynı değildir.
- Üçüncüsü, önemli atılımların gecikmesine yol açar. Savunma sanayii veya enerji arz güvenliği gibi uzun vadeli devlet projelerinin günlük siyasi polemiklerin malzemesi yapılması, doğal olarak bu tür atılımların toplumsal kabulünü zedeleyebilir.
Son yıllarda bölgemizde yaşanan vahim gelişmeler, burada İstiklal Marşı siyaseti olarak adlandırılan partiler üstü duruşun önemini ortaya koymaktadır. Bunu birkaç örnekle doğrulayabiliriz. Örneğin Suriye ve Irak’ın kuzeyinde oluşturulmak istenen terör koridoruna karşı Türkiye’nin yürüttüğü (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Pençe-Kilit gibi) sınır ötesi operasyonlar doğrudan ülkenin toprak bütünlüğünü ilgilendiren kararlardı.
Bu operasyonların tezkerelerinin TBMM’de oylanması süreçlerinde, zaman zaman iç siyasi dinamiklerin milli güvenlik önceliklerinin önüne geçtiği izlenimi veren tartışmalar yaşanmıştır. İstiklal Marşı siyaseti, bu tür varoluşsal güvenlik tehditlerinde muhalefetin, stratejik itirazlarını devlet ciddiyetiyle kapalı oturumlarda veya yapıcı raporlarla sunmasını ancak kamuoyu ve uluslararası arenada ve toplum nezdinde devletin yanında net bir duruş sergilemesini öngörür.
Benzer şekilde Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarının korunması, hükümetin değil Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir beka davasıdır. Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki alanları anlaşması veya sismik araştırma gemilerinin faaliyetleri, iç siyasette bazı kesimlerce “maceracılık” olarak eleştirilmiştir.
Oysa birlik siyaseti, Türkiye’nin kıyılarına hapsedilme senaryosuna karşı atılan adımların, siyasi rasyonalite ve milli menfaat ekseninde desteklenmesini gerektirir. Yine KAAN milli muharip uçağı, SİHA’lar ve TCG Anadolu gibi savunma sanayii projelerinin seçim dönemlerinde veya günlük siyasi tartışmalarda yıpratıcı söylemlere maruz kalması, sırf muhalefet olsun diye muhalefet etme sorununun en belirgin örneklerindendir.
Öte yandan İstiklal Marşı siyasetini benimsemek, muhalefetin dış politika konularında tamamen sessiz kalması veya iktidarın her adımını kayıtsız şartsız onaylaması anlamına gelmez. Sağlıklı bir demokraside milli menfaat ortak akılla şekillenir. Bu denge şu şekilde kurulur:
- Hedefte birlik, yöntemde tartışma: Milli menfaatin ne olduğu konusunda tartışmasız bir uzlaşı sağlanmalı ancak bu hedefe ulaşmak için izlenecek yöntemler yapıcı bir şekilde tartışılabilmelidir.
- Devlet dili ve siyaset dili ayrımı: Eleştirilerin muhatabı, Türkiye’nin devlet kurumları ve diplomatik tezleri değil bunların uygulanması sürecindeki olası pragmatik hatalar olmalıdır.
- Küresel kamplaşmalarda iç cephe: Özellikle Gazze meselesi, Rusya-Ukrayna savaşı gibi küreselleşmiş sorunlarda, muhalif seslerin yabancı başkentlerin argümanlarıyla değil Ankara’nın jeopolitik gerçeklikleriyle yükselmesi gerekir.
Dünya sisteminin çok kutuplu, belirsiz ve çatışmacı bir döneme girdiği günümüz konjonktüründe, Türkiye’nin güçlü bir aktör olarak rüştünü ortaya koyabilmesi, iç siyasetteki dayanışma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Gündemi meşgul eden her meselenin kutuplaştırıcı bir bakışla değerlendirilmesi ve sırf iktidar tarafından geldiği için peşinen reddedilmesi, uzun vadede iktidara değil devletin asli menfaatlerine zarar verir. Bu sebeple muhalefetin özellikle ulusal güvenlik, savunma ve dış politika alanlarında İstiklal Marşı’nda cisimleşen o ortak ve sarsılmaz bağımsızlık ruhunu kılavuz edinmesi elzemdir. Dışarıya karşı ilkesel olarak tek ses olabilen bir Türkiye her türlü dış etkiyi bertaraf edebilecek güçtedir.