enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,6408
EURO
19,5996
ALTIN
1.075,21
BIST
4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
13°C
Pazar Çok Bulutlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
13°C
Salı Çok Bulutlu
11°C

CHP ve Dış Politika

CHP ve Dış Politika
16 Ekim 2022
0
A+
A-

CHP nasıl bir Türkiye dış politikası vizyonuna sahip?

Doç. Dr. Murat YEŞİLTAŞ & SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü

Uzun zamandır CHP’nin dış politikada bütünsel bir yaklaşıma sahip olup olmadığına yönelik şüpheler söz konusu. Son yıllarda dış politika konularından CHP eksenli yaşanan gelişmeler bu yaklaşımın bütünsellikten yoksun olduğunu ve konjönktürel gelişmelere cevap vermekten öteye geçemediğini gösteriyor. Buna dair bir çok örnek vermek mümkün. Zeytin Dalı Harekatı sırasında Kılıçdaroğlu’nun “şehir merkezine girmeyin” çağrısı, Libya’da “ne işimiz var” tepkisi, Dağlık Karabağ savaşının en kritik aşamasında Suriye’den savaşçı götürüldüğüne yönelik çıkış, Mavi Marmara meselesinde alınan pozisyon, ABD konusundaki CHP’nin pozisyonu ve uzun zamandır Suriye konusunda CHP’nin söylemleri. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak en son Suriye konusunda tezkereye “hayır” ile başlayan tartışma ve YPG ve PKK’dan gelen tepkiler CHP’nın dış ve güvenlik siyasetinde kendi tarihsel mirasının altını oyacak kadar yeni bir durumun varlığına işaret ediyor.

Neresinden bakarsanız bakın CHP’nin kendi tarihsel çizgisinden dış politika kulvarında (ki iç siyasette de bu böyle) büyük bir kopuş yaşadığını görüyoruz. Tezkereye yönelik “hayır” cevabının PKK tarafından “takdirle” karşılanması, bunun üzerine pozisyonu tazeleyen Kılıçdaroğlu’nun “Kandili yerle bir edeceğiz” haykırışları ve en sonunda YPG’nin sözde komutanı Mazlum Abdi’nin CHP’ye yönelik “daveti” yaşanan kopuşun vehameti açısından çarpıcı bir misal olarak görülmeli.

Suriye krizi aslında CHP’nin dış politika söylemindeki bütünsel kopukluğun kristalize olmuş en güzel örneklerinden biri. Türkiye’nin Suriye’den kaynaklanan sorunlarının çözümünü Esad Rejimi ile görüşmek gibi taktiksel bir tercihe bağlayan yaklaşım, Kılıçdaroğlu’nun dış politika okumasındaki basitliği gösterir nitelikte. Sratejisi olmayan bir taktik, politikası olmayan bir strateji CHP’nin dış politika paradigması kurmasını mümkün kılmadığı gibi, dış politikayı da salt konjöntürel ve “hedef kitlenin” beklentilerine göre ayarlanan basit bir alana dönüştürüyor. Ne zaman, hangi şartlar altında, nasıl ve hangi araçlarla Suriye rejimi ile normalleşmenin “çözüm” getireceği hakkında kapsamlı bir muhakeme yapamayan bu dış politika çıkışı, CHP’nin bütün dış politika konularında bir savrulma yaşamasını da beraberinde getiriyor.

En son Kanal İstanbul konusunda Kılıçdaroğlu’nun büyükelçilere gönderdiği mektup böylesi bir savrulmanın yeniden ifşa olmasını gösterir nitelikte. Büyükelçiler krizinin devamında gelen bu “garip” çıkış, CHP’nin dış politikanın milli karakteri hakkında da bir kaygısının olmadığını daha açık bir şekilde ortaya koyuyor. Mektupta yer alan mesajların “muğlaklığı” bir tarafa bir iç meselenin yabancı aktörler aracılığıyla dışsallaştırılması sadece “egemenliğın” dış kabuğunu inceltmekle kalmıyor aynı zamanda Türkiye’de iktidara talip olan bir siyasi hareketin dış politika alanında sahip olduğu “basitliğin” boyutunu gözler önüne seriyor.

İkinci önemli sebebi ise CHP’nin dış politikasının popülist olması. Popülizm dış politikadaki yapay dilin oluşmasının arkasındaki en önemli neden. Dış politika konusunun özüyle ilgilenmek yerine popüler tarafına odaklanan bu dil nihai olarak muhaliflik konumunu pekiştirmek için kullanılıyor. Tek hedef muhalif bir mobilizasyonu hayata geçirecek ölçüde “radikal” çıkışlarda bulunarak iktidarın pozisyonunu zayıflatmak. Karar alma baskısının olmadığı, ilişki kurmanın gerek olmadığı, kaynakların nasıl ayrılması gerektiğine dair bir kaygının olmadığı ve en önemlisi de araçların dizayn edilerek en iyi kullanma zamanının hesap edilmek zorunda olmadığı bir dış politikada tek eylem biçimi “konuşma” olarak kendini gösteriyor. Bu durum CHP’yi her dış politika konusunda sadece her şeyi konuşan bir aktöre dönüştürüyor.

Bütün bunlar bize CHP’nin dış politikasına dair birçok soruyu sormayı mümkün hale getiriyor. Örneğin, Ortadoğu’daki son on yıllık gelişmelerin Türkiye’nin jeopolitik ortamında neden olduğu değişimin muhasebesi yapıldığında CHP nasıl bir Türkiye dış politikası vizyonuna sahip. ABD ile olan sorunların çözümünde CHP’nin nasıl bir çözüm paketi var? Libya konusundaki kazanımların muhafaza edilmesi için CHP kimlerle ne kadar uzlaşabilir? Rusya, Fransa, Yunanistan, savunma sanayii ve PYD/YPG konusunda CHP nerede duruyor? Yoksa Libya’dan geri çekilmenin en iyi dış politika opsiyonu olduğunu mu düşünüyor?

Soruları çoğaltmak mümkün. Ancak en önemli soru şu: CHP’nin bir dış politikası var mı?

[UHA Haber Ajansı, 16 Ekim 2022]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.