ABD/İsrail-İran Savaşının Türkiye’nin Körfez Bölgesi İhracatına Olası Etkileri
Bu analiz ABD/İsrail-İran savaşı bağlamında ortaya çıkan jeopolitik gerilimlerin Türkiye’nin Körfez ülkeleri ve İran ile ticareti üzerindeki olası etkilerini incelemektedir.
UHA / İnternational News Agency
Ülkemizin bölgeyle ticaretinin sektörel ve ülke bazlı yapısını değerlendirerek savaş koşullarında hangi sektörlerin ve pazarların daha kırılgan olabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 2024 itibarıyla Türkiye’nin Körfez ülkeleri ve İran’a yönelik ihracatı yaklaşık 16,9 milyar dolar düzeyinde olup bu tutar ülkemizin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 6,6’sına karşılık gelmektedir. Çalışmada geliştirilen senaryo analizi savaşın süresi ve deniz ticaret yollarındaki güvenlik koşullarının Türkiye’nin bölge ticareti üzerindeki etkilerini belirleyen temel faktörler olduğunu göstermektedir. Mutedil senaryoda Türkiye’nin bölgeye yönelik ihracatında yaklaşık 2 milyar dolar düzeyinde bir daralma ortaya çıkabileceği hesaplanırken savaşın daha uzun süre devam ettiği sert senaryoda ise ticari kaybın yaklaşık 7 milyar dolara ulaşabileceği tahmin edilmektedir.
***
28 Şubat 2026’da başlayan ABD/İsrail-İran savaşı kısa sürede yalnızca askeri bir çatışma olmaktan çıkmış ve bölgesel (hatta küresel) ölçekte ekonomik sonuçlar doğurabilecek bir güvenlik krizine dönüşmüştür.
Çatışmaların özellikle enerji altyapıları, petrol terminalleri ve uluslararası deniz ticaret yolları üzerinde yoğunlaşması Ortadoğu kaynaklı jeopolitik risklerin küresel enerji piyasalarına hızla yansımasına neden olmuştur. İran tarafından yapılan açıklamalarda Körfez bölgesindeki petrol tesisleri ve enerji sevkiyatının hedef alınabileceği, ayrıca Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilerin güvenliğinin garanti edilemeyeceği yönündeki uyarılar enerji arzı ve deniz ticareti açısından ciddi bir belirsizlik meydana getirmektedir.
Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda ortaya çıkan güvenlik riski yalnızca enerji piyasalarını değil aynı zamanda uluslararası ticaret ve lojistik akımlarını da doğrudan etkileyebilecek niteliktedir. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) mevcut çatışmanın küresel enerji piyasaları açısından ciddi bir arz şoku riski oluşturabileceğine dikkat çekmektedir. Ajansa göre Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen sevkiyatların aksaması durumunda küresel petrol piyasası tarihin en büyük arz kesintilerinden biriyle karşı karşıya gelebilir.
Financial Times’ta yer alan değerlendirmelerde de Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin küresel petrol arzının önemli bir bölümünü etkileyerek enerji piyasalarında güçlü fiyat dalgalanmalarına yol açabileceği vurgulanmıştır.
İran’ın güvenlik konfigürasyonunda Hürmüz Boğazı dış askeri baskıya karşı kullanılabilecek stratejik bir caydırıcılık aracı olarak görülmektedir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının ardından Tahran yönetimi bu kartı fiilen devreye sokmuş ve boğaz çevresindeki deniz güvenliği riskleri hızla yükselmiştir.
Savaşın ilk gününden itibaren İran Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamalar ve sahadaki gelişmeler Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemi trafiğinin ciddi ölçüde azalmasına ve uluslararası deniz taşımacılığında önemli aksaklıkların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Çok sayıda tanker ve ticari gemi güvenlik gerekçesiyle bölge dışında beklemeye başlamış ve bölgeden yapılan sevkiyatlar durma noktasına gelmiştir.
Savaşın siyasi boyutunda yaşanan gelişmeler de bu stratejinin daha sert biçimde uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Savaşın ilk gününde İran’ın üst düzey askeri ve siyasi kadrolarına yönelik gerçekleştirilen suikastlar sonucunda İran’ın dini lideri Ali Hamaney hayatını kaybetmiş ve kısa süre içinde Mücteba Hamaney yeni lider olarak seçilmiştir. İran devlet yapısında yaşanan bu hızlı değişim sonrasında Tahran yönetimi savaşın rakipler açısından ekonomik maliyetini yükseltmeye yönelik daha sert bir savunma refleksi geliştirmiştir.
Bu çerçevede Hürmüz Boğazı’nın kontrolü İran açısından yalnızca askeri değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir baskı aracı olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde söz konusu gelişmeler üç temel kanal üzerinden ekonomik etki meydana getirme potansiyeline sahiptir. Bunlardan ilki enerji fiyatları ve artan maliyetlere odaklanmaktadır. İkincisi finansal piyasalar ve beklentiler üzerinden ortaya çıkan makroekonomik etkilerdir. Üçüncüsü de dış ticaret ve lojistik kanalı üzerinden oluşan ticari etkilerdir.
Bununla birlikte bu çalışmanın temel amacı söz konusu makroekonomik maliyetlerin ayrıntılı bir analizini yapmak değil savaşın Türkiye’nin Körfez bölgesiyle ticari ilişkileri üzerindeki ve özellikle de ihracatındaki muhtemel daraltıcı etkisini incelemektir.
Son yıllarda Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ticaret önemli ölçüde genişlemiş ve özellikle sanayi ürünleri, tüketim malları, makine ekipmanları ve gıda ürünlerinde Türkiye bölge pazarlarında önemli bir tedarikçi konumuna gelmiştir. 2024 itibarıyla Türkiye’nin Körfez ülkeleri ve İran’a yönelik toplam ihracatı yaklaşık 16,9 milyar dolar düzeyindedir.
Hürmüz Boğazı çevresinde ortaya çıkan güvenlik riskleri ve deniz ticaret yollarındaki aksaklıklar ise Türkiye’nin bu ülkelere
yönelik ihracatını doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir.
Bu analiz Türkiye’nin bölgeye yönelik ihracatının sektörel ve ülke bazlı yapısını inceleyerek savaş koşullarında hangi sektörlerin ve pazarların daha kırılgan olabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede farklı savaş senaryoları altında Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaretinde ortaya çıkabilecek olası daralma niceliksel bir senaryo analiziyle değerlendirilmektedir.
***
Yazar hakkında
