enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
13,4007
EURO
15,1998
ALTIN
792,57
BIST
2.014,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
3°C
İstanbul
3°C
Karla Karışık Yağmurlu
Cumartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Çok Bulutlu
3°C
Salı Çok Bulutlu
3°C

21. Yüzyıl Güç Mücadelesinin “İkincil” Aktörleri

21. Yüzyıl Güç Mücadelesinin “İkincil” Aktörleri
1 Aralık 2021
0
A+
A-

ABD ile SSCB arasında Soğuk Savaş döneminde yaşanan güç mücadelesinin sonucunun temel belirleyicilerinden birinin, bu iki aktörün müttefiklerinin ekonomik ve askeri kapasiteleri olduğu hatırlanırsa, benzer bir Soğuk Savaş’ın yaşanması durumunda Washington ve Pekin’in müttefiklerinin kimler olduğu, bu yeni mücadelenin nasıl sonuçlanacağı açısından büyük önem arz ediyor.

            Prof. Dr. Kemal İNAT

Kriter’in geçen sayısında “21. Yüzyılın Belirleyici Aktörleri Kimler Olacak?” başlıklı yazıda, ABD ve Çin’in 21. yüzyıl siyasetini şekillendirme konusunda en belirgin aktörler olmaya aday olduklarını eldeki ekonomik veriler ışığında ortaya koymuş, diğer küresel güçlerle muhtemel küresel güç adaylarının oynayacağı rol konusundaki değerlendirmeleri ise bu yazıya bırakmıştık. Bu yazıya, uluslararası siyasal sistemi etkileme kapasitesi açısından ikinci sırada olduklarını düşündüğümüz Rusya, Avrupa Birliği, Japonya ve Hindistan’a dair bazı tespitlerle başlayalım:

  • Öncelikle, üçü nükleer silahlara sahip olan bu dört aktörün ABD-Çin rekabetinde hangi tarafa yakın duracağı gerek bu rekabetin gerekse uluslararası siyasal sistemin geleceği açısından çok belirleyici olacaktır. Günümüz itibariyle AB ve Japonya ile ittifak bağlarına, Hindistan ile ise yakın ilişkilere sahip ABD’nin bu açıdan avantajlı olduğu görülüyor. Buna karşılık, Hindistan ve Japonya ile ciddi sınır sorunları olan Çin’in Rusya ile Şangay İşbirliği Örgütü çatısı altındaki ortaklığının, Washington’ın Tokyo ve AB ile ittifakı kadar sağlam bir bağ olduğunu ileri sürmek mümkün görünmüyor. ABD ile SSCB arasında Soğuk Savaş döneminde yaşanan güç mücadelesinin sonucunun temel belirleyicilerinden birinin bu iki aktörün müttefiklerinin ekonomik ve askeri kapasiteleri olduğu hatırlanırsa, benzer bir Soğuk Savaş’ın yaşanması durumunda Washington ve Pekin’in müttefiklerinin kimler olduğu bu yeni mücadelenin nasıl sonuçlanacağı açısından büyük önem arz ediyor.
  • İkinci olarak, bu dört aktörden bazılarının muhtemel bir ABD-Çin güç mücadelesinde Washington veya Pekin’in müttefiki olmanın ötesinde bir rol oynayacak kapasiteye ulaşmaları ve birincil aktör haline gelmeleri de söz konusu olabilir. AB’nin 2000’lerin büyük bölümünde ABD’yi de geçerek dünyanın en büyük GSYH’sına ulaşmış olması, sonradan yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle oldukça geri kalmasına rağmen bu potansiyele sahip olduğunun göstergesidir. Yine 1990-2020 arası dönemdeki ortalama ekonomik büyüme hızı yüzde 6 civarında olan Hindistan’ın da yüksek büyüme hızını devam ettirmesi durumunda 21. yüzyıla şekil veren birincil aktörler arasında yer alma ihtimali olabilir. 1995’te Amerikan ekonomisinin yüzde 71’i düzeyine kadar ulaşan Japonya’nın ise sonrasında yaşadığı ekonomik sorunlarla baş etme konusunda gösterdiği başarısız performans, bundan sonraki süreçte bu ülkenin birincil aktör olması ihtimalini zayıflatmaktadır. Halen dünyanın iki büyük askeri gücünden biri olan, ancak çok zengin enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen bu potansiyeli ekonomik güce dönüştürme konusunda çok yetersiz kalarak ABD’nin ancak 14’te 1’i kadar GSYH’ya sahip olan Rusya’nın da 21. yüzyılın birincil aktörleri arasında yer alma ihtimali zayıf görünmektedir. Ancak son dönemdeki ekonomik performanslarının zayıflığına rağmen gerek Japonya’nın gerekse Rusya’nın yakın geçmişte ulaştıkları ekonomik ve askeri kapasiteler, bu ülkelerin de her zaman dünya siyasetini derinden etkileyecek beklenmedik çıkışlar yapabileceğini göstermektedir.

Şimdi bu ikincil aktörlerin ekonomik ve askeri kapasitelerine biraz daha yakından bakalım. Aralarında ekonomik olarak en yüksek kapasiteye sahip olan AB ile başlamak gerekirse yapılması gerekli ilk tespit, AB ülkelerinin 2008-2009 Dünya Ekonomik Krizini ve Covid-19 Krizini yönetme konusunda ciddi şekilde başarısız oldukları gerçeğidir. Bu başarısızlık AB’nin küresel güç rekabetindeki konumunu önemli oranda zayıflatmıştır. Grafik 1’de görüldüğü gibi 2008’de ABD’den yaklaşık 4,4 trilyon dolar daha fazla GSYH’ya sahip olan AB, ekonomik krizi yönetme konusunda yaşadığı zorluklar sonucunda 2015’te ABD’nin 1,7 trilyon dolar gerisine düşmüş, 2020’de ise İngiltere’nin de AB üyeliğinden ayrılması sonrasında bu fark 5,7 trilyon dolara yükselmiştir.

Grafik 1 Dünya Ekonomik Krizi Sonrasında ABD ve AB GSYH’larının Gelişimi (Milyar Dolar)

AB’nin krizleri yönetememesi sonucu yaşadığı ekonomik gerileme Çin’le yapılan karşılaştırmada daha açık bir şekilde görülmektedir. Avrupa Birliği, 2008’de Çin’den yaklaşık olarak 4 kat daha fazla GSYH büyüklüğüne sahipken, 2020’ye gelindiğinde bu farkın neredeyse tamamen ortadan kalktığı görülmektedir (Grafik 2). Aynı dönemde Çin ekonomisi yıllık ortalama yüzde 7,5 oranında büyürken AB’nin yıllık ortalama ekonomik büyümesi 0,4 düzeyinde kalmıştır.

Grafik 2 Dünya Ekonomik Krizi Sonrasında Çin ve AB GSYH’larının Gelişimi (Milyar Dolar)

Askeri güce dair göstergeler açısından bakıldığında da AB’nin son dönemde ABD’nin çok gerisinde kaldığı görülüyor. 2008’de AB üyesi ülkelerin toplam askeri harcamaları ABD’nin yaklaşık yarısı kadarken son dönemde bu makas iyice açılmış ve 2020’de AB’nin toplam askeri harcamaları ABD’nin yüzde 30’u seviyesinde kalmıştır (Grafik 3). Farkın bu kadar açılmasında, AB içerisinde askeri harcamaları en yüksek ülke olan İngiltere’nin üyelikten ayrılması kadar ABD’nin Trump döneminde askeri harcamalarını yeniden aşırı oranda artırması etkili olmuştur. ABD’den gelen baskılara rağmen Almanya, Belçika, İspanya, Hollanda ve İtalya gibi AB ülkelerinin askeri harcamalarını NATO çerçevesinde kararlaştırılan GSYH’larının yüzde 2’sinin çok altında tutmaları AB’nin bu alanda geri kalmasının nedenlerinin başında gelmektedir.

Grafik 3 Dünya Ekonomik Krizi Sonrasında ABD ve AB Askeri Harcamalarının Gelişimi (Milyar Dolar)

İngiltere’nin üyelikten ayrılması AB’yi askeri harcamalar açısından Çin’in de gerisine düşürmüştür. 2008’de AB ülkelerinin toplam askeri harcamaları Çin’in yaklaşık dört katı iken 2020’de AB, Çin’den 19 milyar dolar daha az askeri harcama yapmıştır (Grafik 4). Bu rakamlar, 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran Avrupa’nın 21. yüzyılın daha ilk çeyreğinde Çin’in gerisinde kalmaya başladığını gösteriyor.

Grafik 4 Dünya Ekonomik Krizi Sonrasında Çin ve AB Askeri Harcamalarının Gelişimi (Milyar Dolar)

AB’nin küresel güç rekabetinde ABD ve Çin’in gerisine düşmesinde, Brüksel’in Dünya Ekonomik Krizi ve Covid-19 krizini yönetmekte başarısız olmasının yanında 2015’te zirve yapan mülteci krizini yönetmekte zorlanması ve bunun sonucu olarak aşırı sağın güçlenmesinin Avrupa siyasetindeki dengeleri altüst etmesinin de etkisi vardır. Aşırı sağcı ve AB karşıtı partiler, bütün AB ülkelerinde oy oranlarını ciddi şekilde artırırken, Brexit’in ardından Polonya ve Macaristan gibi ülkelerin de AB’den ayrılması tartışmaları yaşanmaya başlamıştır. AB’nin 21. yüzyılın geri kalan kısmında etkili bir aktör olup olamayacağını, bu sorunlarla ve karşılaşacağı yeni krizlerle mücadeledeki başarı düzeyi belirleyecektir.

Grafik 5 GSYH Açısından Rusya ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması 2008-2020 (Trilyon Dolar)

20. yüzyılın ikinci yarısında uluslararası siyasal sistemin şekillenmesinde en etkili iki güçten biri olan Rusya’nın da 21. yüzyılda AB gibi geri kalıp ikincil aktör konumuna düşmesinde özellikle ekonomik kapasitesinde yaşanan düşüşün belirleyici olduğu görülüyor. Soğuk Savaş’ın ardından kapitalist ekonomiye geçiş döneminde 1990-1999 arasında, ekonomisi yüzde 60’tan fazla küçülen Rusya, Putin’in devlet başkanı olmasının ardından zengin enerji kaynaklarını etkili şekilde kullanarak yüksek büyüme rakamlarına ulaşmıştı. Bunun sonucunda 2000-2008 arasında Rusya’nın GSYH’sı yaklaşık 6,5 kat büyüyerek 259 milyar dolardan 1,6 trilyon dolara çıkmıştı. Ancak 2008-2009 Dünya Ekonomik Krizi’nin ve 2010’larda Moskova’nın agresif dış politikasının olumsuz etkileri nedeniyle, Rusya ekonomisi ciddi sorunlarla karşılaşmıştır. 2020’de Rusya’nın GSYH’sı 2008’deki seviyenin de altına düşerek 1,483 milyar dolar düzeyine gerilemiştir.

Grafik 6 Askeri Harcamalar Açısından Rusya ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması (Milyar Dolar)

Rusya ekonomisini ABD ve Çin ile karşılaştırdığımızda, Moskova’nın Washington ve Pekin ile ekonomik güç rekabetini yönetme konusundaki başarısızlığı açık bir şekilde görülmektedir. 2008’de Rusya’nın GSYH’sı ABD’nin yüzde 11,3’ü, Çin’in ise yüzde 36,1’i düzeyindeyken 2020’de bu oranlar sırasıyla yüzde 7 ve yüzde 10 seviyelerine düşmüştür. Bu rakamlarla birlikte Rusya ile ABD ve özellikle de Çin arasındaki ekonomik güç makası ciddi şekilde açılmıştır (Grafik 5). Ekonomik kapasitenin gücün en önemli unsuru olduğu göze alındığında, bu olumsuz ekonomik performansı sürdürmesi durumunda, Rusya’nın 21. yüzyıldaki güç mücadelesinin birincil aktörü olma şansı düşük görünmektedir.

Grafik 7 GSYH Açısından Hindistan ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması 2000-2020 (Trilyon Dolar)

Rusya’nın günümüzdeki etkinliğinin asıl nedeni olan askeri güç açısından bakıldığında, Moskova’nın nükleer silahların caydırıcılığı konusunda SSCB döneminden kalan avantajını büyük ölçüde sürdürmesine rağmen askeri harcamalar konusunda da ABD ve Çin’in oldukça gerisinde kaldığı görülmektedir. 1988’de ABD’den daha fazla askeri harcama yapan Rusya, 1990’larda yaşadığı büyük ekonomik krizin ardından 2000’de 9,2 milyar dolar askeri harcama yapan bir ülke konumuna düşmüştü. Bu rakam ABD’nin aynı yıl içinde yaptığı askeri harcamanın sadece yüzde 2,9’una tekabül ediyordu. Bu tarihten sonra ekonomik verilerinde yaşanan düzelme sonucu askeri harcamalarını sürekli artıran Rusya, 2013’e gelindiğinde ABD’nin askeri harcamalarının yüzde 13’üne ulaşsa da bu oran Soğuk Savaş dönemindeki rakamların çok gerisindeydi. 2020’de bu oran yeniden gerilemiş ve yüzde 7,9’a inmiştir. Askeri harcamalar açısından Rusya’nın Çin ile arasındaki farkın da son dönemde hızlı bir şekilde açıldığı görülmektedir. 2008’de Rusya’nın askeri harcamalarının Çin’e oranı yüzde 71,2 iken 2020’de bu oran yüzde 24,4’e gerilemiştir (Grafik 6).

Grafik 8 Askeri Harcamalar Açısından Hindistan ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması (Milyar Dolar)

21. yüzyılın etkili aktörlerinden biri olma yolunda önemli adımlar atan bir başka ülke olan Hindistan’ın temel ekonomik ve askeri göstergelerine bakıldığında, neden bu ülkenin mevcut kapasitesiyle ancak ikincil aktörlerden biri olabileceği anlaşılır. Son dönemde gösterdiği ekonomik performansla GSYH sıralaması açısından Fransa ve İtalya gibi Batılı gelişmiş ülkeleri geçip dünyada altıncı sıraya yerleşen Hindistan, 2020’de 2,6 trilyon dolarlık bir rakama ulaşsa da bu rakam, ABD’nin GSYH’sının ancak yüzde 12,5’ine, Çin’in ise 17,8’ine karşılık gelmektedir. Bu oranların 2000’de sırasıyla yüzde 4,5 ve yüzde 38,6 olduğu dikkate alındığında, Hindistan’ın ABD ile arasındaki farkı kapatma konusunda önemli yol kat ettiğini ancak bu konuda Çin’in oldukça gerisinde kaldığını ifade etmek gerekir (Grafik 7). Bu da Hindistan’ı Çin gibi birincil değil ancak ikincil aktör konumuna taşımıştır.

Grafik 9 GSYH Açısından Japonya ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması 2000-2020 (Trilyon Dolar)

Askeri harcamalar açısından da Hindistan için benzer bir tablo söz konusudur. 2000-2020 arasında yıllık askeri harcamalarını 14,2 milyar dolardan 72,8 milyar dolara çıkaran Hindistan bu artışla birlikte 2020’de dünyanın en fazla askeri harcama yapan üçüncü ülkesi konumuna gelmiştir. Ancak bu artışa rağmen söz konusu yılda Hindistan’ın askeri harcamaları ABD’nin yüzde 9,4’ü, Çin’in ise yüzde 28,8’i düzeyinde kalmıştır (Grafik 8). 2000’de bu oranların sırasıyla yüzde 4,5 ve yüzde 64,9 olduğu göz önünde bulundurulduğunda, GSYH rakamlarında olduğu gibi, Hindistan’ın söz konusu 20 yıllık sürede askeri harcamalar açısından ABD’ye göre ilerlediği, Çin karşısında ise gerilediği görülüyor. Bu durum Çin ile yaşadığı sınır sorunlarında Hindistan’ı zayıflatmakta ve ABD’ye yakınlaşmasında etkili olmaktadır.

Grafik 10 Askeri Harcamalar Açısından Japonya ile ABD ve Çin’in Karşılaştırılması (Milyar Dolar)

Son olarak Japonya’ya bakarsak, 20. yüzyılın son çeyreğinde oldukça iyi bir performans göstererek ABD’ye meydan okuyabilecek bir ekonomi inşa eden Tokyo yönetiminin 21. yüzyılda küresel güç mücadelesinde ciddi bir gerileme yaşadığı görülüyor. Japonya’nın GSYH’sının ABD’ye oranı 2000’de yüzde 47,6 iken 2020’de bu oran yüzde 25’e gerilemiştir. Çin ile karşılaştırıldığında ise Japonya için daha dramatik bir tablo söz konusudur. 2000’de Çin’in GSYH’sı Japonya’nın ancak dörtte biri oranındayken 2020’de bu oran tersine dönmüş ve Japonya’nın GSYH’sı Çin’in üçte biri seviyesine gerilemiştir (Grafik 9). Küresel güç mücadelesinde Japonya’nın bu şekilde geri kalması, Tokyo’nun giderek daha fazla tehdit hissettiği Pekin karşısında ABD ile ittifakını daha fazla güçlendirmesi sonucunu doğurmuştur.

Grafik 11 AB, Japonya, Hindistan ve Rusya’nın GSYH ve Askeri Harcamalarının Gelişimi (2000-2020)

ABD ile girdiği ittifaka güvenmesi ve İkinci Dünya Savaşı sonrası anayasasının getirdiği birtakım sınırlamalar nedeniyle askeri harcamalarını sınırlı tutan Japonya’nın askeri güç açısından da ABD ve Çin’in gerisinde kaldığı açıktır. Bu çerçevede Japonya’nın yıllık askeri harcamaları 2000-2020 arasında yaklaşık olarak yüzde 8 oranında artarken aynı dönemde ABD’nin yıllık askeri harcamaları yüzde 143, Çin’in ise yüzde bin 45 oranında artmıştır. Bu artış sonucunda, 2020’de Japonya’nın yaklaşık yarısı kadar askeri harcaması olan Çin, 2020’de Japonya’nın beş katından fazla askeri harcama yapmıştır (Grafik 10).

Bu yazıda incelediğimiz ikincil aktörler arasında, 21. yüzyılda esas olarak ABD ile Çin arasında geçmesi beklenen güç mücadelesine birincil aktör olarak dahil olma potansiyeli en yüksek olan, diğerlerine göre üç kattan fazla GSYH ve askeri harcama miktarına sahip olan AB’dir kuşkusuz (Grafik 11). Ancak diğer ülkelerden farklı olarak, AB’nin özellikle dış politika kararlarını tek bir merkezden alan bir aktör olmayışı, onu etkili bir güç olmaktan uzaklaştırdığı gibi, krizleri yönetme konusunda son dönemde gösterdiği başarısızlık da gelecek döneme dair soru işaretlerini artırmaktadır.

*Yazıda kullanılan tüm grafikler Dünya Bankası verilerinden derlenmiştir.

[UHA Haber Ajansı, 01 Aralık 2021]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.