* Siyasi bilinci olan, programlara bakan, adayları inceleyen ve kendi değerlendirmesine göre oy kullananlar istisna…
* Irkçı oyların baskısıyla Türk aday göstermeyen partilere karşı, siyasette varlığımızı hissettirmek için sandıkta güçlü bir mesaj vermek için DENK Partisi tercihimdir.
* Amsterdam’da DENK Partisi’nin birinciliği ele alacağı konuşuluyor.
(Haberin Hollandacası en altta.
De Nederlandse versie staat onderaan)
* İşte detayı!
UHA / İnternational News Agency
İlhan KARAÇAY yazdı
HOLLANDA, 17 MART 2026
Hollanda’da yarın yapılacak olan yerel seçimlerde, özellikle Belediye Meclisleri için kıyasıya bir yarış yaşanacak. Ülkede yaşayan Türkler adaylarını seçmek için seçim sandıklarına akın edecek.
Ne var ki, Hollanda medyasında seçimlerden sonra sık sık dile getirilen bir iddia var. Özellikle bazı siyasetçiler ve medya kuruluşları, her seçim sonrasında “Türkler sandığa gitmiyor” ya da “Türklerin seçimlere katılım oranı yüzde 30 civarında kalıyor” şeklinde değerlendirmeler yapıyor.
Ben ise yıllardır seçim sonuçlarını tek tek inceleyen bir gazeteci olarak, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını yazdım durdum. Her seçimden sonra günlerce süren çalışmalar yaptım. Özellikle 342 Belediye’nin seçimlerinde, tercihli oy listelerini tek tek inceledim. Bu çalışmalarımda gördüğüm tablo, medyada anlatılanlardan çok farklı.
Çünkü Türk seçmenlerin kullandığı tercihli oylar listelerde açıkça görülüyor. Bu oyların toplamı incelendiğinde Türk seçmenlerin katılım oranının birçok yerde yüzde 70 hatta yüzde 75 seviyelerine ulaştığını görmek mümkün oluyor.
Az sonra okuyacağınız bir gazete haberine göre, Hollandalı seçmenlerin, Amsterdam’ın bazı bölgelerinde oy kullanma yüzdesi 20’yi bulmuyor. Amsterdam genelinde ise bu yüzde 46’yı geçmiyor. Buna rağmen Hollanda medyası çoğu zaman farklı bir tablo çiziyor. Türk oylarının bazı bölgelerde çok etkili olmasından rahatsızlık duyan çevreler, sonuçları çarpıtarak Türk seçmenlerin sandığa gitmediği izlenimini vermeye çalışıyor.
Oysa gerçek durum farklı. Türk seçmenler özellikle yerel seçimlerde sandığa daha fazla gidiyor. Bunun önemli bir nedeni de yerel seçimlerde yüzlerce Türk kökenli adayın listelerde yer alması. Bu adaylar seçim günü seçmenlerle birebir temas kuruyor, insanları sandığa gitmeye teşvik ediyor ve birçok yerde seçmenleri özel araçlarla sandık başına taşıyor.
Ben de her seçimde mutlaka sandık başına gider ve bana verilmiş olan demokratik hakkımı kullanırım.
Hollandalı siyasetçiler ve medya kuruluşları bu gerçeği çoğu zaman bilmiyor ya da hesaplarına katmıyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo da çoğu zaman eksik ve yanıltıcı oluyor.
KİME OY VERMELİYİZ?
Yarın, Hollanda’da yapılacak olan Belediye Meclisi seçimlerinde, geçen defalarda olduğu gibi, oyumu kullanarak ferahlayacağım. Siz de, başkalarınca seçilecek olanlar tarafından yönetilmeyi istemiyorsanız, size verilen demokratik hakkınızı kullanarak, kendinizin tercih edeceği yöneticileri seçin ve ferahlayın!
Her şeyden önce şunu açıkça söylemek gerekir. Siyasi bilinci olan, ülke yönetimi ile yakından ilgilenen, programlara bakan, adayları inceleyen ve kendi değerlendirmesine göre oy kullanan tüm seçmen yurttaşlarımızı bu sözlerin dışında tutuyorum. Çünkü bilinçli seçmen zaten ne yapacağını bilir ve kimsenin tavsiyesine ihtiyaç duymaz.
Ancak toplumumuzda maalesef başka bir gerçek daha var. Yukarıda da belirtmiştim: Irkçı oyları kaybetmemek için bazı siyasi partiler yıllardır aday listelerinde Türk isimlerine yer vermekten özellikle kaçınmaktadır. Bu durum yalnızca Türkleri değil, Hollanda’da yaşayan birçok yabancıyı da siyasetin dışında bırakmaktadır.
İşte tam bu noktada DENK Partisi ortaya çıkmıştır. Hollanda’daki birçok yabancı kökenli seçmen için siyasette bir kapı açmıştır. Bu nedenle toplumdan dışlanan birçok insan, kendisini ifade edebileceği bir alan olarak DENK’i tercih etmektedir.
Elbette DENK hakkında farklı görüşler vardır. Hollandalı bazı çevreler bu partiyi yıllardır “Erdoğan’ın uzun kolu” olarak göstermektedir. Sol kesimdeki bazı çevreler ise, DENK’i mezhepçilik yapmakla suçlamakta ve adeta aforoz etmektedir. Hatta bazı dostlarımız da bu partiye yönelik ciddi eleştiriler dile getirmektedir.
BİR DOSTUM İLE ARAMIZDA GEÇEN KISA AMA DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR SOHBET
Bir dostumdan gelen mesaj da aklıma geldi. Aslında toplum içinde yapılan birçok tartışmanın küçük bir örneği gibiydi bu yazışma.
“Günaydın İlhan abi.
Bu DENK şarlatanları gerçekten samimi olsalar ben de sonuna kadar desteklerim. Ama Den Haag’da selefi gruplarla birlikte hareket ederek farklı inançlı insanlara nasıl ayrımcılık yaptıklarını bir bilsen. Buna Aleviler de dahil. Kendi savunmadıklarını Hristiyan toplumundan hak olarak istiyorlar.”
Mesajı okuyunca gülümsedim. Çünkü bu tür eleştirileri ilk defa duymuyordum. Son yıllarda birçok çevreden benzer değerlendirmeler yapılmıştı. Ben de kendisine şöyle cevap yazdım: ‘Canım,
Sen ne düşünüyorsan onu yapma hakkına sahipsin. Demokrasi zaten bunun için var.
Ama ben bir haber yazarken tarafsız olmak zorundayım. Benim işim toplumdaki gelişmeleri aktarmak. Haberci için Müslüman toplum önemli bir gerçektir.
Mezhep tartışmalarına girmem doğru olmaz. O konuda yorum yapmam. Ama hak edeni de överim.
Sizi Alevi Derneğini övdüğüm gibi.
Sizin yaptığınız çalışmaları övdüğüm için bazıları da benim için “Kendisi Alevi olduğu için övüp duruyor” diyormuş.
Varsın öyle olsun.
İnsanlar konuşur. Önyargıların sonu yoktur.
Ama seçim söz konusu olduğunda ben meseleye başka bir açıdan bakıyorum.
Ben mezhepçilik üzerinden değil, Türklük ve Müslüman toplumun siyasette görünür olması açısından bakıyorum. Bu yüzden de seçimlerde DENK’i destekleyeceğim.
Diğer tartışmalarla da sen mücadele edersin.’
Bir süre sonra aynı dosttan yine bir mesaj geldi. Oldukça sakin ve samimi bir dille yazmıştı.
“Anladım İlhan abi.
Senin işinin kolay olmadığını biliyorum. Bak sana da ‘Alevi olduğu için övüyor’ demişler. Bitmez bunların önyargıları. Aya da gitseler model aynı model.
Ama yine de insanın aklına şu soru geliyor. Müslüman toplum ayrımcılık yaptığında bunu görmeyecek miyiz, konuşmayacak mıyız, duymayacak mıyız?” Mesajın sonunda da bir gülümseme işareti koymuştu.
Bu kısa yazışma aslında Hollanda’daki Türk toplumunda yapılan tartışmaların küçük bir özeti gibiydi. Farklı görüşler, farklı hassasiyetler, farklı bakış açıları. Ama bütün bu tartışmaların ortasında değişmeyen bir gerçek var. Hollanda siyasetinde güçlü bir şekilde var olabilmek. Ve sesimizi duyurabilmek.
Bu eleştirileri tamamen yok saymak mümkün değildir. Her siyasi parti eleştirilebilir. Her partinin eksikleri ve hataları olabilir. Demokrasi zaten bunun için vardır. Ancak bir başka gerçeği de görmek gerekir. Hollanda parlamentosunda yabancıların, Türklerin ve Türkiye’nin meselelerini açıkça dile getiren kaç kişi vardır?
Bir dönem Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk bunu yaptı. Bugün Stefan van Baarle ve Doğukan Ergin aynı kürsüde konuşuyor. Onların parlamentoda söylediği her söz, Hollanda medyası aracılığıyla bütün ülkeye duyuruluyor. Yabancılarla ilgili bir mesele gündeme geldiğinde, Türkler hakkında bir tartışma çıktığında ya da Türkiye ile ilgili bir konu konuşulduğunda bu ses mutlaka duyuluyor.
Bu nedenle DENK’in parlamentoda bulunması bazıları için sıradan bir siyasi varlık gibi görünebilir. Ancak yabancılar, Türkler ve Türkiye açısından bakıldığında bunun değeri gerçekten büyüktür.
Varsayalım ki DENK’in bazı görüşleri bizim görüşlerimizle birebir örtüşmüyor olsun. Varsayalım ki bazı konularda farklı düşünelim. Buna rağmen onların mecliste bulunması yine de önemlidir. Çünkü orada konuşulan her söz Hollanda kamuoyuna ulaşmaktadır.
Bir başka yol da vardır. Eğer birileri DENK’in kendi görüşlerini tam olarak yansıtmadığını düşünüyorsa, bunun da demokratik bir çözümü vardır. O insanlar partiye üye olabilir. Parti içinde söz sahibi olabilir. Kongrelerde el kaldırarak kendi düşüncelerine daha yakın adayların seçilmesini sağlayabilir. Demokrasi tam olarak bunun için vardır.
Velhasıl şunu açıkça söylemek gerekir. Bugünkü şartlarda DENK Partisi, yabancılar için de, Türkler için de ve Türkiye için de Hollanda siyasetinde önemli bir varlıktır. Bu nedenle benim kişisel tavsiyem şudur. Irkçı oyların baskısıyla Türk aday göstermeyen partilere karşı, siyasette varlığımızı hissettirmek için sandıkta güçlü bir mesaj vermek gerekir. O mesajın adresi de bugünün şartlarında DENK Partisi’dir.
MADALYONUN DİĞER YANI
Hollanda’nın önde gelen gazetelerinden De Telegraaf’ta, Kiki Jane van Iterson imzasıyla yayımlanan haberde, 2022 seçimlerinde bazı mahallelerde katılımın yüzde 20’nin bile altına düştüğüne dikkat çekiliyor.
Habere göre Amsterdam’daki belediye meclisi seçimlerinde genel katılım oranı yüzde 46,6’da kaldı. Ancak bu oran şehir genelinde eşit dağılmadı. Özellikle Amsterdam’ın bazı bölgelerinde sandığa gitme oranı çok daha düşük seviyelerde kaldı.
Amsterdam’da 2022 yılında yapılan belediye meclisi seçimlerinde sandığa katılımın oldukça düşük kalması, yaklaşan seçimler öncesinde yeniden tartışma konusu oldu. Özellikle Amsterdam Batı’daki bazı mahallelerde katılım oranlarının son derece düşük olması, yerel siyaset çevrelerinde yeni bir “dip nokta” yaşanabileceği endişesini gündeme getirdi.
En dikkat çekici örneklerden biri Osdorp-Midden oldu. Bu bölgede seçmenlerin yalnızca yüzde 18’i oy kullandı. Sloterdijk’teki iş merkezleri bölgesinde ise katılım oranı yüzde 17’ye kadar geriledi.
Gazete, bu düşüşün önceki seçimlere kıyasla oldukça belirgin olduğuna işaret ediyor. Örneğin 2018 seçimlerinde Osdorp-Midden’de katılım yüzde 34 seviyesindeydi. Sloterdijk’te ise o dönem katılım yaklaşık yüzde 70’e kadar çıkmıştı. Bu nedenle son seçimlerde yaşanan düşüş yerel siyasetçiler için ciddi bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
De Telegraaf muhabiri, Amsterdam Batı’daki Osdorp Meydanı’nda seçmenlerle konuşarak insanların sandığa gitmemesinin nedenlerini araştırdı. Günlük alışverişe çıkan genç bir anne, küçük çocuğuyla birlikte süpermarkete giderken seçimlerle ilgili soruya oldukça açık bir yanıt veriyor.
Genç kadın, seçimlerin kendisini pek ilgilendirmediğini söylüyor. “Bütün bunlar bana çok uzak geliyor. Açıkçası ilgimi çekmiyor. Belki de bu yüzden oy vermedim” diyerek seçimlere mesafeli yaklaşımını anlatıyor.
Bazı seçmenler oy kullanmanın önemli bir hak olduğunu düşünse de, birçok kişi oyunun gerçekten bir şeyi değiştireceğine inanmadığını dile getiriyor.
Osdorp’ta konuşulan bir başka seçmen ise, siyasetin kendisi için fazla karmaşık olduğunu söylüyor. Belediyeden gelen bilgi broşürlerinin çok uzun ve anlaşılması zor olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Her şey çok karmaşık görünüyor. Takip etmek zor. Üstelik seçimlerden önce yığınla bilgi gönderiliyor, kalın kalın broşürler. Ama benim yapacak daha iyi işlerim var.”
Gazeteye göre yerel siyasete duyulan mesafenin arkasında yalnızca ilgisizlik değil, aynı zamanda şehir yönetimine olan uzaklık hissi de bulunuyor.
Haberde dikkat çekilen bir başka konu da bilgi eksikliği. Osdorp Meydanı’nda KPN mağazası önünde bekleyen yaşlı bir kadın, seçimlerden söz edilince şaşkınlığını gizleyemiyor ve şu soruyu soruyor: “Yine mi oy kullanacağız? Ne zaman?”
Bu durum bazı seçmenlerin seçim tarihleri ve yerel seçimlerin önemi konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığını da ortaya koyuyor.
2022 seçim sonuçları incelendiğinde, sandığa giden seçmenler arasında bazı bölgelerde farklı siyasi tercihler dikkat çekiyor. Osdorp’ta sandığa giden seçmenler arasında DENK Partisi yüzde 21 oyla en büyük parti oldu. Sloterdijk bölgesinde ise GroenLinks yüzde 17 ile en fazla oyu alan parti olarak öne çıktı.
De Telegraaf’a göre seçimlere katılımın artırılması için en önemli soru şu: İnsanlar sandığa nasıl çekilebilir? 32 yaşındaki Luc’a göre bunun cevabı aslında oldukça basit: “Amsterdamlıları dinlemek.”
Gazete, 2022’de yaşanan düşük katılımın ardından yaklaşan seçimlerde, daha da düşük bir katılım oranının ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak şehir yönetimi ve siyasi partilerin seçmenleri yeniden sandığa yönlendirmek için ciddi bir çaba göstermesi gerektiğini vurguluyor.
**********************
WIE MOETEN WIJ STEMMEN BIJ DE GEVERKIEZINGEN DIE MORGEN IN NEDERLAND WORDEN GEHOUDEN?
Kiezers die politiek bewust zijn, die programma’s bekijken, kandidaten onderzoeken en op basis van hun eigen beoordeling stemmen, vormen uiteraard een uitzondering.
Maar om in de politiek onze aanwezigheid duidelijk te laten voelen tegenover partijen die uit angst voor racistische stemmen geen Turkse kandidaten op hun lijsten zetten, is mijn keuze bij de stembus de partij DENK.
Onze burgers gaan, in tegenstelling tot de bewering dat “Turken niet gaan stemmen”, massaal naar de stembureaus en zullen dat ook blijven doen.
Er wordt zelfs gesproken dat de partij DENK in Amsterdam de eerste plaats kan veroveren.
İlhan KARAÇAY schreef:
Bij de lokale verkiezingen die morgen in Nederland plaatsvinden, zal vooral voor de gemeenteraden een felle strijd worden geleverd. Turken die in het land wonen zullen massaal naar de stembureaus gaan om hun kandidaten te kiezen.
Toch is er een bewering die in de Nederlandse media na elke verkiezing vaak wordt herhaald. Sommige politici en mediakanalen stellen telkens weer dat Turken niet naar de stembus gaan of dat de opkomst onder Turken rond de dertig procent blijft.
Als journalist die al jarenlang verkiezingsuitslagen nauwkeurig onderzoekt, heb ik steeds weer geschreven dat deze beweringen niet overeenkomen met de werkelijkheid. Na iedere verkiezing heb ik dagenlang onderzoek gedaan. Vooral bij de verkiezingen van 342 gemeenten heb ik de lijsten met voorkeurstemmen één voor één bestudeerd. Het beeld dat ik daarbij zag, verschilde sterk van wat in de media werd verteld.
De voorkeurstemmen die door Turkse kiezers worden uitgebracht zijn namelijk duidelijk zichtbaar op de lijsten. Wanneer deze stemmen bij elkaar worden opgeteld blijkt dat de opkomst onder Turkse kiezers op veel plaatsen zeventig procent en soms zelfs vijfenzeventig procent bereikt.
Volgens een krantenbericht dat u zo meteen zult lezen, haalt de opkomst onder Nederlandse kiezers in sommige delen van Amsterdam zelfs geen twintig procent. In heel Amsterdam komt de opkomst niet boven de zesenveertig procent uit.
Toch schetsen Nederlandse media vaak een ander beeld. Kringen die zich ongemakkelijk voelen bij het feit dat Turkse stemmen in sommige wijken een grote invloed hebben, proberen door verdraaiing van de cijfers de indruk te wekken dat Turkse kiezers niet naar de stembus gaan.
De werkelijkheid is echter anders. Vooral bij lokale verkiezingen gaan Turkse kiezers juist vaker stemmen. Een belangrijke reden daarvoor is dat er bij gemeenteraadsverkiezingen honderden kandidaten van Turkse afkomst op de lijsten staan. Deze kandidaten leggen op de verkiezingsdag persoonlijk contact met kiezers, moedigen mensen aan om te gaan stemmen en in veel plaatsen worden kiezers zelfs met privéauto’s naar het stembureau gebracht.
Ook ik ga bij iedere verkiezing naar het stembureau om mijn democratisch recht te gebruiken.
Nederlandse politici en media houden vaak geen rekening met deze realiteit of kennen haar niet. Daardoor ontstaat een beeld dat onvolledig en misleidend is.
OP WIE MOETEN WIJ STEMMEN?
Morgen zal ik bij de gemeenteraadsverkiezingen in Nederland, net als bij eerdere verkiezingen, mijn stem uitbrengen en mij daarna opgelucht voelen. Als u niet bestuurd wilt worden door mensen die door anderen voor u worden gekozen, gebruik dan uw democratische recht en kies zelf de bestuurders die u wilt.
Allereerst moet duidelijk worden gezegd dat ik kiezers die politiek bewust zijn, zich met het bestuur van het land bezighouden, programma’s lezen, kandidaten onderzoeken en op basis van hun eigen beoordeling stemmen, buiten deze woorden houd. Een bewuste kiezer weet immers zelf wat hij moet doen en heeft geen advies nodig.
Maar er is helaas nog een andere werkelijkheid in onze gemeenschap. Zoals eerder gezegd vermijden sommige politieke partijen al jaren bewust Turkse namen op hun kandidatenlijsten omdat zij hun racistische kiezers niet willen verliezen. Dit sluit niet alleen Turken uit van de politiek, maar ook vele andere buitenlanders die in Nederland wonen.
Juist op dat punt verscheen de partij DENK op het politieke toneel. Voor veel kiezers met een migratieachtergrond heeft deze partij een deur geopend naar de politiek. Daarom kiezen veel mensen die zich buitengesloten voelen voor DENK als een plek waar zij hun stem kunnen laten horen.
Natuurlijk bestaan er verschillende meningen over DENK. Sommige Nederlandse kringen proberen deze partij al jaren neer te zetten als de lange arm van Erdoğan. In sommige linkse kringen wordt DENK beschuldigd van sektarisme en als het ware uit de gemeenschap verstoten. Zelfs onder onze vrienden zijn er mensen die stevige kritiek op deze partij uiten.
EEN KORT MAAR DENKWAARDIG GESPREK MET EEN VRIEND
Ik moest denken aan een bericht dat ik van een vriend ontving. Eigenlijk was het een kleine weerspiegeling van veel discussies die binnen de samenleving plaatsvinden.
“Goedemorgen İlhan abi. Als deze mensen van DENK echt oprecht waren, zou ik hen ook volledig steunen. Maar als je eens wist hoe zij in Den Haag samen met salafistische groepen optreden en hoe zij mensen met een andere geloofsovertuiging behandelen. Daar horen ook Alevieten bij. Wat zij zelf niet verdedigen, eisen zij wel als recht van de christelijke gemeenschap.”
Toen ik het bericht las moest ik glimlachen, want dit soort kritiek had ik al vaker gehoord. In de afgelopen jaren waren soortgelijke opmerkingen uit verschillende kringen gekomen.
Ik schreef hem het volgende antwoord: “Beste vriend. Je hebt het recht te doen wat jij juist vindt. Daarvoor bestaat democratie. Maar wanneer ik een nieuwsartikel schrijf moet ik neutraal blijven. Mijn taak is om ontwikkelingen in de samenleving te beschrijven. Voor een journalist is de moslimgemeenschap een belangrijke realiteit. Het zou niet juist zijn als ik mij in sektarische discussies meng. Daarover geef ik geen oordeel. Maar wie iets goed doet, die prijs ik ook. Zoals ik de Alevitische vereniging heb geprezen. Omdat ik jullie activiteiten waardeerde, zeggen sommigen nu dat ik dat doe omdat ik zelf Aleviet zou zijn. Laat ze maar praten. Vooroordelen houden nooit op. Maar als het om verkiezingen gaat kijk ik er vanuit een ander perspectief naar. Niet vanuit sektarisme maar vanuit het zichtbaar zijn van de Turkse en moslimgemeenschap in de politiek. Daarom zal ik bij de verkiezingen DENK steunen.”
Na een tijdje kwam er opnieuw een bericht van dezelfde vriend. Hij schreef rustiger en oprechter.
“Ik begrijp het İlhan abi. Ik weet dat jouw werk niet eenvoudig is. Zie je wel, ze hebben zelfs gezegd dat je Aleviet bent omdat je hen prijst. Hun vooroordelen stoppen nooit. Maar toch komt er een vraag in mij op. Als de moslimgemeenschap zelf discriminatie toepast, moeten wij dat dan niet zien, niet bespreken en niet horen?”
Aan het einde van zijn bericht stond een glimlach.
Deze korte correspondentie is eigenlijk een kleine samenvatting van de discussies binnen de Turkse gemeenschap in Nederland. Verschillende meningen, verschillende gevoeligheden en verschillende perspectieven. Maar midden in al deze discussies blijft één werkelijkheid bestaan. De noodzaak om krachtig aanwezig te zijn in de Nederlandse politiek en onze stem te laten horen.
Het is niet mogelijk om deze kritiek volledig te negeren. Iedere politieke partij kan worden bekritiseerd en elke partij kan fouten maken. Daarvoor bestaat democratie.
Maar er is nog een andere realiteit. Hoeveel mensen zijn er in het Nederlandse parlement die openlijk spreken over de problemen van buitenlanders, Turken en Turkije?
Een tijdlang deden Tunahan Kuzu en Selçuk Öztürk dat. Vandaag spreken Stefan van Baarle en Doğukan Ergin vanaf hetzelfde podium. Elk woord dat zij in het parlement uitspreken wordt via de Nederlandse media in het hele land gehoord. Wanneer er een discussie ontstaat over buitenlanders, over Turken of over Turkije klinkt hun stem in het debat.
Daarom lijkt de aanwezigheid van DENK in het parlement voor sommigen misschien een gewone politieke aanwezigheid. Maar vanuit het perspectief van buitenlanders, Turken en Turkije is de waarde ervan groot.
Stel dat sommige opvattingen van DENK niet volledig met de onze overeenkomen. Stel dat wij op sommige punten anders denken. Toch blijft hun aanwezigheid in het parlement belangrijk. Want ieder woord dat daar wordt uitgesproken bereikt de Nederlandse samenleving.
Er is bovendien nog een andere weg. Als iemand denkt dat DENK zijn opvattingen niet volledig vertegenwoordigt, dan bestaat daarvoor ook een democratische oplossing. Die persoon kan lid worden van de partij. Hij kan binnen de partij invloed krijgen en tijdens congressen door zijn stem kandidaten steunen die dichter bij zijn eigen ideeën staan. Daarvoor bestaat democratie.
Kortom, het moet duidelijk worden gezegd. Onder de huidige omstandigheden is de partij DENK een belangrijke aanwezigheid in de Nederlandse politiek voor buitenlanders, voor Turken en voor Turkije.
Daarom is mijn persoonlijke advies het volgende. Tegenover partijen die onder druk van racistische stemmen geen Turkse kandidaten op hun lijsten plaatsen, moeten wij bij de stembus een krachtig signaal geven dat wij in de politiek aanwezig zijn.
En het adres van dat signaal is onder de huidige omstandigheden de partij DENK.
DE ANDERE KANT VAN DE MEDAILLE
In een bericht in de krant De Telegraaf, geschreven door Kiki Jane van Iterson, wordt erop gewezen dat bij de verkiezingen van 2022 in sommige wijken de opkomst zelfs onder de twintig procent daalde.
Volgens het bericht bleef de totale opkomst bij de gemeenteraadsverkiezingen in Amsterdam steken op 46,6 procent. Deze opkomst was echter niet gelijk verdeeld over de stad. In sommige delen van Amsterdam was het percentage kiezers dat naar de stembus ging veel lager.
De lage opkomst bij de gemeenteraadsverkiezingen van 2022 in Amsterdam is opnieuw onderwerp van discussie geworden in aanloop naar de komende verkiezingen. Vooral in sommige wijken van Amsterdam West zijn de opkomstcijfers zo laag dat lokale politici vrezen dat er opnieuw een dieptepunt kan ontstaan.
Een van de meest opvallende voorbeelden was Osdorp Midden. In dit gebied bracht slechts achttien procent van de kiezers een stem uit. In het zakencentrum van Sloterdijk daalde de opkomst zelfs tot zeventien procent.
De krant wijst erop dat deze daling opvallend is in vergelijking met eerdere verkiezingen. In 2018 lag de opkomst in Osdorp Midden bijvoorbeeld rond de vierendertig procent. In Sloterdijk was de opkomst toen zelfs bijna zeventig procent. De sterke daling bij de laatste verkiezingen wordt daarom door lokale politici gezien als een serieuze waarschuwing.
De Telegraaf sprak op het Osdorpplein in Amsterdam West met verschillende kiezers om te onderzoeken waarom mensen niet gaan stemmen.
Een jonge moeder die met haar kleine kind boodschappen ging doen gaf een eerlijk antwoord toen haar naar de verkiezingen werd gevraagd.
De jonge vrouw zei dat de verkiezingen haar niet echt interesseren. “Het voelt allemaal ver van mij af. Eerlijk gezegd interesseert het mij niet zo. Misschien heb ik daarom niet gestemd,” vertelde zij.
Hoewel sommige kiezers vinden dat stemmen een belangrijk recht is, zeggen veel mensen dat zij niet geloven dat hun stem werkelijk iets verandert.
Een andere kiezer in Osdorp zei dat de politiek voor hem te ingewikkeld is. Hij vertelde dat de informatiebrochures van de gemeente te lang en moeilijk te begrijpen zijn. “Alles lijkt zo ingewikkeld. Het is moeilijk om bij te houden. Voor de verkiezingen krijgen we ook stapels informatie en dikke brochures. Maar ik heb wel betere dingen te doen,” zei hij.
Volgens de krant ligt achter de afstand tot de lokale politiek niet alleen desinteresse maar ook een gevoel van afstand tot het stadsbestuur.
Een ander opvallend punt in het artikel is het gebrek aan informatie. Een oudere vrouw die voor een KPN winkel op het Osdorpplein stond te wachten, reageerde verbaasd toen de verkiezingen ter sprake kwamen en vroeg: “Moeten we alweer stemmen? Wanneer dan?”
Dit laat zien dat sommige kiezers niet voldoende op de hoogte zijn van verkiezingsdata en van het belang van lokale verkiezingen.
Wanneer de verkiezingsresultaten van 2022 worden bekeken, vallen in sommige wijken verschillende politieke voorkeuren op onder de kiezers die wel gingen stemmen. In Osdorp werd de partij DENK met 21 procent de grootste partij onder de kiezers die hun stem uitbrachten. In Sloterdijk werd GroenLinks met 17 procent de grootste partij.
Volgens De Telegraaf is de belangrijkste vraag hoe de opkomst kan worden verhoogd. Voor de 32 jarige Luc is het antwoord eigenlijk heel eenvoudig. “Luister naar de Amsterdammers.”
De krant benadrukt dat na de lage opkomst in 2022 het gevaar bestaat dat de opkomst bij de komende verkiezingen nog lager zal uitvallen. Daarom moeten zowel het stadsbestuur als de politieke partijen serieuze inspanningen leveren om kiezers opnieuw naar de stembus te krijgen.
UHA HABER / Almanya’dan Türkiye’ye milyar euroluk altın kaçakçılığının altından Hawala adlı bir sistem çıktı. Yasal olmayan bu yöntemle 75 ton altının Türkiye’ye kaçırıldığı belirtiliyor. Peki, Hawala sistemi nedir, nasıl işler? Almanya’da Ocak ayında bazı Türk kuyumcularına düzenlenen baskınlar sonucunda yüklü miktarda altının yasal olmayan şekilde Türkiye’ye kaçırıldığı ortaya çıkarıldı....
BERLİN – UHA HABER / Rusya’da Deutsche Welle’nin Moskova’daki ofisinin kapatılıp yayınlarının yasaklamasına Avrupa Birliği’nden de tepki geldi. Alman Hükümeti’nden yapılan açıklamada da kararın kınandığı belirtildi. (UHA) Uluslararası Haber Ajansı Avrupa Temsilcisi Tuba Nur TÜRKELİ’nin haberine göre, Moskova’nın Deutsche Welle’ye (DW) yayın yasağı getirmesine yönelik tepkiler sürüyor. Rusya’nın yasaklama kararına Avrupa Birliği’nden (AB)...
UHA HABER / Federal Anayasa Mahkemesi, İklim Koruma Yasası’nın 2031 yılından itibaren ağır bir yük getireceğini ifade ederek, yasanın kısmen Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti. (UHA) Uluslararası Haber Ajansı’nın (AFP / ET,HT)’ye dayandırdığı habere göre, Almanya‘da Federal Anayasa Mahkemesi, 2019 yılında yürürlüğe giren İklim Koruma Yasası’nın kısmen Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti. Aralarında...
UHA HABER / ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığmasının ardından Brüksel’i ziyaret ederek, “ABD’nin Ukrayna’ya tam desteğini” açıkladı. Blinken, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba ile yaptığı görüşmede, “Rusya’nın devam eden saldırganlığı karşısında ABD’nin Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz desteğini” yineledi. Kuleba ile NATO karargahında...
* 30 Ağustos Zafer Bayramı 103’üncü yıl kutlaması Lahey Büyükelçiliğimizde yapıldı. * ‘Çiçeği burnunda’ Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan ve Askeri Ataşemiz Umut Gökaslan’ın ev sahipliğindeki Kutlama resepsiyonuna Hollandalılar da saygı duydu. * Uluslararası Yüksek Adalet Divanı’nın bulunduğu Lahey, çocukluğumda bile beni duygulandırırdı… (Haberin Hollandacası en altta. De Nederlandse versie van...
STOKHOLM – UHA HABER / İsveç’te Farklı Renkler Partisi Genel Başkanı Mikail Yüksel’e içinde “Ülkene dön, pis domuz” yazan mektup gönderildi. TRT Haber’e konuşan Yüksel, “Ben Avrupa’da Türkiye karşıtı siyaset yürütüyor olsaydım bugün el üstünde tutulurdum” dedi. (UHA) Uluslararası Haber Ajansı Avrupa Temsilcisi Tuba Nur TÜRKELİ’nin (TRT Haber)’e dayandırdığı haberinde,İsveç’te...
BERLİN-UHA HABER / Almanya’da toplam istihdam 2021 yılında 7 bin artarak 44,9 milyona yükseldi. Almanya’da istihdam, 2020’de 14 yıl sonra ilk kez düşmüştü. (UHA) Uluslararası Haber Ajansı Avrupa Temsilcisi Tuba Nur TÜRKELİ’nin haberine göre, Federal İstatistik Dairesi (Destatis) Almanya’da 2021 yılında toplam istihdamda hafif bir artış kaydedildiğini duyurdu. Açıklanan verilere göre,...
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye’nin Lozan Antlaşması’nın revize edilemeyeceğini ve antlaşmanın ‘yüzyıllar boyunca gerçerli olacağını’ anlaması gerektiğini savundu. TÜRKUAZ Uluslararası Haber Ajansı (TÜHA) Avrupa Temsilciliğin haberine göre, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Ege’de yaşanan gerilime ilişkin değerlendirmede bulundu. Çarşamba günü başkent Atina’daki Benaki Müzesi’nde düzenlenen etkinliğe katılan...