enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
14:40 Bayrampaşa Belediyesi’nde yolsuzluk soruşturması: 12 gözaltı
14:02 Bahçeli: “Terörsüz Türkiye adımlarının hızlanmasıyla provokasyonlar da tehlikeli ölçüde tırmandı”
13:40 Adalet Bakanı Tunç, “Bayrağımıza yönelik saldırıyla ilgili soruşturmanın devam ettiğini ve 14 kişi gözaltına alındı”
13:16 TRT’nin ‘Gökkuşağı Faşizmi’ belgeseli LGBT lobisini tedirgin etti
13:02 Kurtulmuş: Bayrağımıza uzanan her el tüm milletimize ve asırlık kardeşliğimize uzanmıştır
12:35 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2025 yılındaki faaliyetleri kitapta derlendi
12:23 9 ilde 9 organize suç örgütüne operasyon: 89 şüpheli yakalandı
11:34 İletişim Başkanı Duran, Suriye Enformasyon Bakanı Mustafa ile görüştü
11:20 Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile görüştü
10:44 Yılmaz: Bayrağımıza gerçekleştirilen saldırı hiçbir şekilde cezasız kalmayacak
10:29 Türk bayrağına yönelik alçak provokasyona soruşturma başlatıldı
00:56 Hollanda-Türk İş Dünyası nereye koşuyor ve yeni bir sayfa mı açılıyor?
00:39 Von der Leyen’den Davos’ta ‘Avrupa bağımsızlığı’ vurgusu
00:21 Avrupa’nın çıkmazı: Ukrayna’yı Putin’den, Grönland’ı Trump’tan korumak
00:12 Erzurum’da sokak kedileri unutulmadı!
11:32 Kocaeli’nde kar ve yağış önce dereleri, sonra Sapanca Gölü’nü güldürdü
09:50 Esenboğa Havalimanı’nda 3. pist ve yeni kule hizmete girdi
00:57 ABD Başkanı Trump, Grönland’ı ilhak girişimi hakkında NBC’ye değerlendirmelerde bulundu
00:38 Haber Analiz | Avrupa’ya Açılan Bir Kapı Olarak Türkiye
00:31 İstanbul Güngören’de öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ailesine tehdit mesajı attığı belirlenen 3 kişi tutuklandı.
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Polexit Tartışmaları AB’yi Nasıl Etkiler?

Polexit Tartışmaları AB’yi Nasıl Etkiler?
25 Temmuz 2021
493
A+
A-

Brüksel ve AB’ye yön veren başkentlerdeki (özellikle Berlin ve Paris) karar vericiler Polonya, Macaristan ve Çekya gibi üye ülkelerdeki hükümetlerden hiç memnun değiller. Bu hükümetler demokratik yollarla iktidara geldiler ama AB için halkın tercihleri her zaman yeterli olmuyor.

            Prof. Dr. Kemal İNAT

Brexit sürecinde Brüksel’deki karar vericilerin en fazla endişe duydukları konu, İngiltere’nin üyelikten ayrılmasının başka üye ülkeleri de harekete geçirip Avrupa Birliği’ni bir dağılma sürecine sürükleyebileceği korkusuydu. Bu yüzden İngiltere’nin ayrılma sürecini ellerinden geldiğince zor ve maliyetli hale getirmeye çalıştılar ki başka ülkeler de aynı yolu izlemeye cesaret edemesin. Ancak Avrupa’da Brüksel’in yönetim tarzından, müdahalelerinden ve tarafgirliğinden şikâyet eden çok ülke var. İngiltere’nin ayrılık sürecinin öyle zannedildiği gibi bir “felakete” yol açmadığını görmek de diğer ayrılıkçıları cesaretlendiriyor. Polonya da onlardan biri.

Polonya’da uzun zamandan beri AB’nin başını ağrıtan bir yönetim var. 2015’ten beri ülkede iktidar olan Jaroslaw Kaczynski liderliğindeki Hukuk ve Adalet Partisi (Prawo i Sprawiedliwość – PiS) Polonya’nın bağımsızlığı konusunda ısrarcı bir politika izliyor. Son dönemde Varşova ile Brüksel’i karşı karşıya getiren sorun, AB’nin Polonya’daki milliyetçi PiS hükümeti tarafından hayata geçirilen yargı reformuna karşı çıkması ve bu reforma dair hukuksal düzenlemelerin iptal edilmesine dair baskı yapması olsa da iki taraf arasında kavga çok daha yapısal sorunlara dayanıyor.

Brüksel ve AB’ye yön veren başkentlerdeki (özellikle Berlin ve Paris) karar vericiler Polonya, Macaristan ve Çekya gibi üye ülkelerdeki hükümetlerden hiç memnun değiller. Bu hükümetler demokratik yollarla iktidara geldiler ama AB için halkın tercihleri her zaman yeterli olmuyor. Üye ülkelerdeki halkların AB’ye yön veren ülkelerin istediği yönde hareket edecek ve Brüksel ile uyumlu çalışacak liderler seçmelerini istiyorlar. Ama bütün baskılara ve bütçe kesintisi tehditlerine rağmen Polonya ve Macaristan gibi ülkelerin hükümetleri AB’yi rahatsız edecek adımlar atmaya devam ediyorlar. Kendi ülkelerinin çıkarlarıyla çeliştiğini düşündükleri durumlarda AB hukukuna uymayı reddediyorlar.

Buna karşılık Brüksel, Berlin ve Paris’in bazen açık bazen de örtülü şekilde bu ülkelerin iç politikasına müdahale etmeye çalıştıkları görülüyor. Polonya’da Andrzej Duda, Macaristan’da Viktor Orban gibi milliyetçi ve bağımsızlıkçı liderler karşısındaki adayları destekliyorlar. Ama bu destek söz konusu ülke halkları tarafından içişlerine karışma olarak algılandığı için her seferinde başarısız oluyorlar ve istemedikleri milliyetçi liderler bu ülkelerin başında kalıyor. Ayrıca bu rekabet söz konusu milliyetçi liderlerin AB’ye bakışını olumsuz etkiliyor ve liderleri oldukları partilerin taraftarlarında AB karşıtlığını körüklüyor. Bu partilerin, ülkelerinde büyük oy oranlarına ulaştığı düşünüldüğünde (son seçimlerde Polonya’da PiS yüzde 43,6 ve Macaristan’da Fidesz yüzde 49,2 oy aldı) AB’nin bu ülkelerin iç politikasını dizayn çabası onları AB üyeliğinden ayrılma yoluna doğru sürüklüyor.

Brüksel, Berlin ve Paris’teki siyasetçilerin oturup düşünmeleri gerekiyor. Büyük beklentilerle AB üyesi olmuş bu ülkelerde halk neden AB ile kavga eden siyasetçilere bu kadar yüksek oranlarda oy veriyor? Rusya karşısında Polonya ve Macaristan’a ABD kadar güvenlik garantisi vermekten çok uzak olan AB’nin sadece sınırlı ekonomik destek karşılığında bu ülkelerin içişlerine aşırı müdahalelerde bulunmaya çalışması negatif etki yapıyor. Üstelik sürekli verdiği ekonomik desteği kesme tehdidinde bulunması da söz konusu ülkelerin halklarını ve hükümetlerini öfkelendiriyor. AB’nin baskı ve dayatma politikasının devam etmesi durumunda Polonya ve Macaristan’ın da İngiltere’nin yolunu izleme ihtimali konuşuluyor.

Polonya Anayasa Mahkemesinin geçen Çarşamba günü aldığı kararın bu ülkeyi en azından “hukuk alanında AB’den çıkardığı” yönünde yorumlar yapılıyor. Anayasa Mahkemesi, Avrupa Adalet Divanı kararlarını Polonya Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle reddetti. Avrupa Adalet Divanı, Polonya’nın 2018 yılında yaptığı bir yargı reformuyla yargı kurumları üzerinde bir denetim mekanizması oluşturmasını AB hukukuna aykırı bularak söz konusu düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına hükmetmişti. Polonya Adalet Bakanı’nın Anayasa Mahkemesi’nin kararını “AB organlarının hukuksal saldırganlığına ve müdahalelerine karşı alınmış bir karardır” sözleriyle savunması Polonya ile AB arasındaki kavganın geldiği boyutları göstermesi açısından önemlidir.

Görünüşe göre AB’nin çok fazla seçeneği yok. Ya Polonya’daki milliyetçi hükümete yönelik baskı politikasını sürdürecek ve bu ülkede AB ile uyumlu bir hükümeti iktidara getirmeye çalışacak ya da bir şekilde Varşova’daki milliyetçi hükümetle uyumlu çalışmanın yolunu arayacak. İkisi de ciddi riskler içeren tercihler. Birincisinde Polonya’yı tamamen kaybetme riski var. İkincisinde ise AB’yi AB yapan değerleri kaybetme riski.

[UHA Haber Ajansı, 25 Temmuz 2021]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.