enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
18:03 İtalya Başbakanı Azerbaycan’a gidiyor: Roma-Bakü hattında enerji diplomasisi
17:26 İngiltere: İran hücumbotları Hürmüz Boğazı’nda tankere ateş açtı
17:08 ABD Büyükelçisi Barrack: İsrail’in retoriği ortadan kalkacak, Türkiye bulaşılacak ülke değil
12:40 Eski Tunceli Valisi Sonel hakkında soruşturma başlatıldı
12:29 Hafta sonu için kuvvetli yağış ve fırtına uyarısı
11:34 Bakan Fidan, Antalya’da kritik “dörtlü zirveye” ev sahipliği yapacak
11:06 Dünyada 19,2 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor
10:40 Cuma Hutbesi: “Birbirimize Kenetlenelim, Sorumluluklarımızı İdrak Edelim”
00:58 Türkiye’den COP31 için Avrupa ile iş birliği çağrısı
23:01 Kocaeli Üniversitesi Turizm Fakültesi’nden “Sektör Öncüleri Turizm Öğrencileriyle Buluşuyor V” etkinliği
22:57 Kocaelispor’da yüzler gülüyor: Göztepe Maçının Hazırlıkları Başladı
21:44 SPD’den GAP İçin Yeni Uyarı: Savaş ve Gıda Krizi Kapımızda. GAP’ı unutmayalım
00:51 Katar, İran ile gizli pazarlık iddialarını yalanladı: ‘Çözüm bölgesel olmalı’
00:36 TBMM Başkanı Kurtulmuş: İsrail’in BM üyeliği mutlaka askıya alınmalı
00:29 Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy’den ‘Patriot’ alarmı: ‘Durum daha kötü olamazdı’
00:29 Corendon’dan Havacılıkta bir İlk: Dijital Dönüşüm Hamlesi
00:25 Bursa’da OYAK Renault ve TOFAŞ’ın fabrikalarında yılın ilk çeyreğinde üretilen otomobillerin yarısı yurt dışına gönderildi…
00:24 Gagarin Türkiye üzerinden dönmüş
00:12 Macaristan’ın yeni başbakanı Magyar: ‘Mayıs başında iktidara gelebiliriz’
00:03 Bilgisayar Bilimi Alanında Birinciliği Kazanan Bedir TEKİNERDOĞAN Hollanda’da Zirveye Oturdu
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Jakobenlerin Laiklikle İmtihanı

Jakobenlerin Laiklikle İmtihanı

* Çoğulcu demokrasiyle taban tabana zıt bir hareket olarak laikçilik, hukuku dinden soyutlamakla yetinmeyerek dinin bireysel alanda dahi baskılanmasını arzuladı.

* İşte detayı!…

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency

Mert Hüseyin Akgün | Yazar | Kriter Dergi

Yazar* Mert Hüseyin AKGÜN

ANKARA, 04 MART 2026

Son günlerde laiklik etrafında cereyan eden tartışmaların, kuşatıcı değil baskıcı bir laiklik talebi olan laikçilikten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Burada, “laiklik” ile dini özgürlükleri kişinin vicdanına hapsetmek isteyen “laikçilik” arasındaki fark gözden kaçırılmamalıdır.

Ne yazık ki laiklik Türkiye’de çok yakın bir tarihe kadar, Batı demokrasilerindeki pratiğinin çok dışında anlaşıldı ve uygulandı. Bu sebeple laiklik, çoğulculuğun teminatı olması gerekirken ironik şekilde belli bir yaşam tarzının topluma empoze edildiği bir araca dönüştürüldü. Sonuçta laiklikten ziyade “muteber vatandaş” profili inşa etmek için “toplumun laikleştirilmesini” hedefleyen laikçilikle muhatap olduk.

Çoğulcu demokrasiyle taban tabana zıt bir hareket olarak laikçilik, hukuku dinden soyutlamakla yetinmeyerek dinin bireysel alanda dahi baskılanmasını arzuladı. Bu tepeden inmeci anlayış yıllar boyunca Türkiye’nin demokrasisini ve toplumsal barışını dinamitleyen bir sosyopolitik gerilim aksı oluşturdu. Başörtüsü yasağı, kapatma davaları, ibadet kısıtlamaları hep aynı düşünce yapısının sonucuydu.

Laikçiliğin Yargısal Tezahürleri

Bu otoriter laiklik anlayışının en çarpıcı örnekleri hak ve hürriyetlerin koruyucusu olmaktan çok ideolojik muhafızlık yapmış yüksek mahkeme kararlarında görülür. Danıştay 8. Dairesi, 1984’te bugün pekala İslamofobik ve ayrımcı olarak nitelendirilebilecek ifadelerle dolu kararında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde okuyan başörtülü bir öğrenciyi “yükseköğrenim görmek üzere okula geldiği sırada dahi başörtüsünü çıkartmamakta direnecek ölçüde laik devlet ilkelerine karşı bir tutum içinde bulunmakla” suçlamış ve okula alınmamasını uygun bulmuştu.

Keza Danıştay 5. Dairesinin 1994 tarihli kararına göre başörtülü öğrenciler: “Yükseköğretim öğrencisi olma sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsmaktaydı.”

Anayasa Mahkemesi ise Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in açtığı iptal davasında başörtüsünü “çağ dışı” bir kıyafet olarak tasvir ederek değişikliği iptal etmişti. Mahkeme, laikliği, hürriyetlerin garantisi olarak değil, uğruna özgürlüklerin kurban edilebileceği adeta kutsal bir prensip şeklinde yorumlamıştı.

Çoğunlukla hak ve özgürlükler lehine genişletici bir yorum tarzı benimseyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de başörtüsü konusunda verdiği kararlarla yasağın destekçileri arasında yer almıştı. Başörtüsünün diğer bireyler üzerinde “baskı” unsuru oluşturabileceğini iddia eden Mahkeme, yasaklamanın çoğulcu toplum açısından “gerekli” olabileceğini savunabilmişti.

Bu akıl yürütme, seküler tercihleri norm, dini pratikleri ise istisna olarak kabul eden zımni bir hiyerarşiye dayanıyor. Aynı yaklaşımla pekala başörtüsü veya örneğin kipa kullanmamanın da dindarları baskı altında bırakabileceği ileri sürülebilir. Her ikisinin de çoğulcu demokrasiyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı açık. AİHM bu perspektifiyle, din ve ifade özgürlüğünün herkes için eşit biçimde korunmadığını da itiraf ediyor aslında.

Özgürlükçü Laiklik Pratiği ve Normalleşme

Oysa olması gereken başörtüsü serbestisinin baskı oluşturacağı varsayımından hareketle yasaklama yoluna başvurmak değildi. Olması gereken Türk Anayasa Mahkemesinin 2014’te vurguladığı gibi devletin “hem çoğunluğun din ve vicdan özgürlüğünü yerine getirmesine engel olmayacak, hem de çoğunluk karşısında azınlığın ezilmesine engel olacak ve bireylerin karşılıklı tanıma ve tahammül içerisinde yaşamasını sağlayacak tedbirleri almasını sağlamaktır”.

Laikliğin bu özgürlükçü yorumu, din ve devlet işleyişini birbirinden ayırırken dini hürriyetleri de alabildiğine korur. Bu sayede bırakın din-devlet gerilimini, dinin insan hayatındaki kadim rolü dikkate alındığında bireysel ve sosyal huzura da katkı sağlanmış olur. Şüphesiz kişinin dış dünyaya yönelik bütün eylemlerinde olduğu gibi dini ritüel ve ibadetler de kamu hukukunun çizdiği sınırlara tabi olacaktır. Ancak bu sınırlar herhangi bir dünya tasavvurunu veya ideolojik/kültürel değer yargısını değil somut gerekçeler eşliğinde kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını temel almalıdır.

Neyse ki geride bıraktığımız çeyrek asırda, daha özgürlükçü bir laiklik uygulamasının mümkün olduğuna şahitlik ettik. İnanç ve ibadet özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılırken daha önce öne sürülen pek çok korkunun aslında illüzyondan ibaret olduğu açığa çıktı, suni gerilimler yerini çok daha çoğulcu bir sosyal hayata bıraktı.

Nitekim başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla ne demokratik toplum düzenine ne de kamu düzenine bir halel geldiğini gördük. Bu da esasen yasakların bir dünya görüşünün, onu benimsemeyenlere dayatılmasından ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bugün artık marjinal bir talep halini alsa da özlenen şeyin laiklik değil, onun tek tipçi, dayatmacı ve otoriter bir yorumundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.