ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

Göller su kaybediyor: Hangi önlemler alınmalı?

Göller su kaybediyor: Hangi önlemler alınmalı?
4 Ocak 2024
12
A+
A-

Bismillâhirrahmanirrahîm;

* Dünyada tatlı su kaynağının önemli bir bölümünü oluşturan göllerde su kaybı artıyor.

* Suyun her geçen sene azalması, bu kaynakların daha iyi kullanılması gerektiği gerçeğini gözler önüne seriyor.

* Bu nedenle kuruyan göller için alınması gereken tedbirler daha da önem taşıyor.

UHA / İnternational News Agency

Benginur İkbal Akgül

Benginur İkbal Akgül

Dünya genelinde göllerdeki su miktarında yaşanan düşüş, doğayla uyumsuz planlamalar ve iklim değişikliğinin etkileriyle bağlantılı olarak artıyor. Üstelik bu durum, göllerin sıcaklıklarındaki artışla birlikte emilen karbondioksit miktarını azaltabilir ve atmosferdeki karbon emisyonlarını da artırabilir.

Göllerdeki su kaybının başlıca nedenleri yağış değişimleri, nehir deşarjındaki dalgalanmalar, baraj inşası ve su tüketimi gibi doğrudan insan faaliyetleri ile iklim değişikliğine dayanıyor.

Peki son yıllarda göllerdeki su kaybının ne kadar olduğunu biliyor musunuz? Science dergisinde yayımlanan araştırmada son 30 yılda bu oranın yüzde 53 civarında olduğu ortaya kondu. Yani tatlı su kaynaklarından olan göllerdeki su miktarında 1992’den beri neredeyse yarı yarıya bir kayıp var.

Göller su kaybediyor: Hangi önlemler alınmalı?

“Su sınırsız değil, giderek azalıyor”

Su kaynaklarındaki azalmanın önüne geçmek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da önem verdiği konulardan biri. Bu sorun ile ilgili yaptığı açıklamalarda işin ne kadar ciddi olduğuna vurgu yapıyor:

Göllerde, rezervuarlarda, derelerde bulunan su miktarı kelimenin tam anlamıyla denizde damla mesabesinde. Suyla ilgili bilmemiz ve hiçbir zaman unutmamamız gereken ilk husus, su kaynaklarının sınırsız olmadığıdır.

Su sadece sınırsız değil aynı zamanda giderek azalan bir kaynaktır. Hızlı tüketim ve kirliliğin etkisiyle birlikte kullanılabilir temiz su kaynaklar maalesef hızla azalıyor. Şayet bu konuda erken tedbir almazsak önümüze çıkacak faturanın daha da kabaracağı anlaşılıyor. Türkiye olarak bu anlayışla iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına aktif destek veriyor, tüm süreçlerde öncü rol üstleniyoruz.”

Aral Gölü. Fotoğraf: AA
[Aral Gölü. Fotoğraf: AA]

Dünyada kuruyan göllerden bazı örnekler 

Asya bölgesinin ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölü, Aral Gölü günümüzde yüzde 90 oranında kurudu. Sulama için aşırı su çekimi ile artan kuraklığın neden olduğu bu felaket, gölü adeta bir çöle dönüştürdü.

İran’ın kuzeybatısında yer alan ve Orta Doğu’nun en büyük gölü olan Urmiye Gölü’nün, gerekli çalışmalar yapılsa da, yüzde 95’i kurudu.

Bir zamanlar Afrika’nın en büyük tatlı su kaynaklarından biri olan Çad Gölü, günümüzde 35 yıl önceki boyutunun 20’de biri büyüklüğünde. Dünyanın en büyük 6’ıncı gölü olan Çad Gölü’nde, artan su kullanımları ve kuraklık bu düşüşün en önemli sebeplerinden.

Çin’in en büyük tatlı su gölü olan Poyang Gölü’nün yüzey alanı yüzyılın başında 4 bin 500 kilometrekareyken, son yıllarda 200 kilometrekareye kadar düştü.

Dünyanın en alçak noktasında bulunan ve deniz seviyesinin altında olan Ölü Deniz’in su seviyesi, son 40-50 yıldır her yıl yaklaşık 50 santim civarında düşüyor. Bunun önemli bir nedeni; İsrail ve Ürdün’ün artan içme suyu/sulama suyu ihtiyacı…

Ölü Deniz.
[Ölü Deniz.]

Peki, göller neden kuruyor? Bu kuraklığın önüne geçmek için neler yapılmalı? Bu soruların cevabını almak için Türkiye Su Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Lütfi Akça ile konuştuk.

Prof. Dr. Akça, öncelikle göller hakkında bazı bilgiler veriyor. Dünya üzerindeki yer üstü tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 87’sini göllerin oluşturduğunu belirtiyor. Ayrıca, Dünya kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 4’ünü kaplayan 100 milyondan fazla gölün olduğu bilgisini veriyor. İklim değişikliği ve artan su tüketimleri gibi etkenlerin ise birçok gölün varlığını tehdit ettiğini vurguluyor.

“Göllerdeki su seviyesinin azalması, ekolojik dengenin bozulmasına, endemik türlerin kaybolmasına, biyolojik çeşitliliği azalmasına sebep oluyor”.Türkiye Su Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Lütfi Akça

“Göller yer altı sularını besliyor”

“Küresel ısınma diğer bütün su kaynakları üzerinde bir baskı oluşturdu” diyor Akça. Bu yüzden de suya ihtiyacımızın yani su stresimizin arttığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

“Suyu kullananlar olarak da su stresimiz arttığında en kolay ulaştığımız kaynaklar yer altı sularımız oluyor. Onlar da göller gibi milyonlarca yılın oluşturduğu yer altı su depoları. Göller gibi bir bütçe esasında yönetilmesi gereken su kaynakları aslında.

Diğer taraftan göllerle yer altı suları arasında bir su alışverişi var. Bizim göremediğimiz su yer altına doğru gidiyor, yer altında beslenmeye başlıyorlar. Yer altı su seviyesi yüksekse gölleri besliyor. Gölleri besleyen yer altı su seviyeleri her zaman göllerden daha yüksektir. Yoksa göllere yerin altından su akmaz. Fakat bu su kullanma baskısının sebebiyle yer altı sularını aşırı kullandığımız zaman bu olay tersine dönüyor. Yer altı suyunun seviyesi göllerin seviyesinin altına düştüğü için göller yer altı sularını beslemeye başlıyor.”

Türkiye'deki en büyük flamingo ailesinin yaşadığı Tuz Gölü'ndeki flamingoların, yavrularının besinlerini temin ettikleri çevredeki göllerin kurumasıyla, üreme popülasyonlarının azaldığı tahmin ediliyor. Foto: AA
[Türkiye’deki en büyük flamingo ailesinin yaşadığı Tuz Gölü’ndeki flamingoların, yavrularının besinlerini temin ettikleri çevredeki göllerin kurumasıyla, üreme popülasyonlarının azaldığı tahmin ediliyor. Foto: AA]

“Kuruyan göller ekosisteme zarar veriyor”

Ayrıca göllerin sadece su kaynağı değil, biyolojik çeşitliliğin devamı için de çok önemli olduğunu dile getiriyor Akça ve ekliyor; “Tatlı su gölleri, içme suyu ve diğer insani kullanımlar için önemli bir su kaynağı. Ayrıca göller, tarımsal ve turizm faaliyetleri için ekonomik fırsat sağlar. Bunun yanı sıra göller, geniş bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapar.”

Akça, göllerin kurumasıyla ekolojik dengenin bozulmasına ilişkin bazı örnekler de veriyor:

“Göllerdeki su seviyesinin azalması, ekolojik dengenin bozulmasına,endemik türlerin kaybolmasına, biyolojik çeşitliliği azalmasına sebep oluyor. Örneğin Urmiye Gölü’nde yaşanan kuraklık sonucunda, gölün tuzluluk miktarı yaklaşık 2-2.5 kat arttı. Tuzluluk oranı deniz suyunun neredeyse 8 katına yükseldi. Tuzluluğun artması bölgede var olan ekosisteme zarar vermeye başladı. Bolivya’nın en büyük ikinci gölü olan Poopo Gölü’nde yaşanan su kaybı sonrasında, 200 kadar hayvan türünün çoğu kayboldu.”

Tarım sektöründe arıtılmış atık suların ve yağmur suyu hasadının teşvik edilmesi, alternatif su kaynaklarının etkili kullanımını sağlayarak göllerden alınacak su miktarını azaltabilir.

Buharlaşmayı önleyecek öneriler de var

Akça, göllerdeki su miktarının azalmasına neden olan faktörlerden biri olarak da buharlaşmayı gösteriyor. Bunu önlemek için çalışmaların yapıldığını söylüyor. TÜBİTAK destekli projelerin de buharlaşmayı yüzde 35 seviyesinde engellediğini belirtiyor.

Buharlaşmanın en az seviyeye inmesi için güneş enerjisinin kullanılmasını öneriyor Akça. Ancak bunun göllerin üzerine kurulacak güneş santralleriyle yapılması gerektiğini vurguluyor:

“Öncelikle gölün aldığı güneşin kesilmemesi lazım çünkü göldeki hayat güneşle fotosenteze, bunlardan üretilen yosunlara da çok bağlı. Bunlar dengeli olmak kaydıyla gölün yüzde 10’u kadarı veyahut da gölün durumuna göre belirlenecek ölçüde bir kısmı kapatılıp yüzer güneş santralleri kurulabilir. Bu şekilde hem su yüzeyini kullanıyoruz hem de buharlaşmamayı sağlıyoruz.”

“Göllerden alınacak su miktarı azaltılmalı”

Göllerdeki su seviyesinin azalmasına engel olmak için alınacak önlemler hayati önemde. Özellikle tarım sektörüne dikkati çeken Akça, sulama faaliyetlerinde göllerin kullanılmasının azaltılması gerektiğini belirtiyor.

“Tarım sektöründe arıtılmış atık suların ve yağmur suyu hasadının teşvik edilmesi, alternatif su kaynaklarının etkili kullanımını sağlayarak göllerden alınacak su miktarını azaltabilir. Göllerden faydalanan toplumun katılımcı yaklaşımla planlama ve uygulama süreçlerine dahil edilmesi, çevresel duyarlılığın artırılması için önemli. Ancak bu çabaların başarılı olabilmesi için tedbirlerin elden bırakılmaması gerekiyor.”

***
Yazar hakkında
Benginur İkbal Akgül,1995’te İstanbul’da doğdu. İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon, Çift Anadal Sosyoloji mezunu. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrencisi. Aralık 2020’den beri TRT Haber için çalışıyor.

İkbal Akgül

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.