enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
00:45 İstikrarın Stratejik Değeri
00:38 Web Panel | ABD/İsrail-İran Savaşının Gölgesinde Ortadoğu’da Yeni Jeopolitik Düzen
00:28 İran’a Saldırılar ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
00:02 Savaşa Dönüş İhtimali Neden Güçleniyor?
16:38 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti Gençlik Kollarınca Turka Kocaeli Stadyumu’nda düzenlenen “Bir Gençlik Şöleni Programı”nden notlar…
15:37 Kurban Bayramı ikramiyeleri hesaplara yatmaya başladı
09:35 Cumhurbaşkanı Erdoğan Kocaeli’de Gençlere Seslendi: “Gençler Güçlüyse Devlet de Güçlüdür”
09:08 Kocaelispor USA’dan New York’ta Unutulmaz Türk Günü Yürüyüşü
08:50 Kocaeli Sümerspor Kürek Kulübü’nden Ayvalık’ta Büyük Başarı
08:09 Kazakistan Ziyaretinde Yön ve Rol Tarifi
08:04 Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kazakistan ziyaretimizi başarıyla tamamladık
00:52 Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail bölgemizi kendi hevesleri uğruna ateşe atıyor
00:52 3. Sivas Uluslararası Film Festivali’nde “Kırım” vurgusu
00:49 Midtjylland’da forma giyen 23 yaşındaki Türk sol kanat oyuncusu Aral Şimşir’e Danimarka’da büyük onur
00:36 Kandil hala neden silah bırakmıyor?
00:31 Maksatlı Tartışmalar ve Terörsüz Türkiye Süreci
00:24 Stockholm merkezli (SIPRI)’nın yayınladığı son araştırmaya göre, küresel askeri harcamalar 2025 yılında yüzde 2,9 artarak, 2 bin 887 milyar dolara ulaştı
00:18 SAHA EXPO 2026 kapsamında, koruyucu kıyafetler ve kritik savunma ekipmanları Kırşehir’de üretilecek
00:01 Kriter’in Mayıs Sayısı Çıktı: Gerilim Hatları ve Büyüyen Krizler
10:57 Kurban Bayramı tatili süresince kara yollarındaki trafik yoğunluğu, Akıllı Ulaşım Sistemleri’ce (AUS) takip edilecek
TÜMÜNÜ GÖSTER →

İran’a Saldırılar ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi

İran’a Saldırılar ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
A+
A-

Uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına dair özellikle BMGK sisteminin somut bir şekilde işlemesi beklenirdi. Zira BMGK’nin kutsal görevi diplomasi yoluyla savaşları önlemek, saldırganlara yaptırımlar uygulamak ve hatta gerektiğinde istikrarı yeniden sağlamak için askeri harekatı yetkilendirmektir.

Prof. Dr. Yücel Acer (@rektoracer) / X

Prof. Dr. Yücel ACAR & Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Büyük devletlerin aracılar vasıtasıyla bölgesel çatışmalara taraf olmasına ya da nispeten daha küçük ülkeler arasındaki düşük yoğunluklu çatışmalara dolaylı yollarla dahil olmalarına alışılmışken Vietnam Savaşı’ndan bu yana büyük bir devletin topyekün bir savaşa giriştiği görülmemişti. Bu genel kanaatin değişmeye başlamasına yol açan ilk gelişme ise bir büyük gücün kapsamlı bir saldırıya geçmesinin ilk örneğini oluşturan Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırı oldu.

Soğuk Savaş’ın bitişiyle sona eren çift kutuplu yani iki karşıt güç odaklı uluslararası sistemin yerini almaya başlayan çok kutuplu bir yapıda, rekabet odaklı ilişkilerin nihayetinde geniş çaplı silahlı çatışmalara dönüşmeye başladığı görülmektedir. Hatta büyük güçlerin henüz birbirleriyle doğrudan çatışma noktasına gelmediği mevcut konjonktürde Rusya-Ukrayna savaşında tecrübe edildiği gibi büyük bir devletin nispeten daha zayıf bir devlete saldırmasına alışılmaya başlanmıştır.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattıkları saldırı “İsrail’in güvenliği” temelinde gerçekleştirilmiş ve bu yönüyle rekabete dayalı çatışma döneminin genel eğilimine istisna oluşturmuş ama yine de uluslararası barışın korunmasına ilişkin sistemin yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sisteminin zayıflığını çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.

Bir yandan da yakın geçmişte yaşanan bu tecrübeler, ortak barış ve güvenlik düzeninin –yani temel hukuk düzeninin– korunmasının ulusal güvenliğin tesisi için de asli bir unsur olduğunu çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Bu teorik ve tecrübeye dayalı gerçeklik bir an için unutularak “ulusal güvenliğin korunması”nın hemen her şeyin önüne konulması durumunda, özellikle de aralarında rekabet yaşayan güçlü devletlerin orta vadede kendi ulusal güvenliklerinin de nasıl yerle yeksan olabildiği görülmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ulusal çıkar öncelemesi ile yaşanan uluslararası hukuk ihlalleri, her defasında ihlalcilerin ulusal güvenliklerini de bozucu etkiler meydana getirmiştir. Ortadoğu’da, İsrail-Filistin meselesinde ve Afrika’daki bölgesel silahlı çatışmalarda, yakın zamanda Ukrayna krizi ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısında ve daha birçok örnekte uluslararası hukukun barış ve güvenliği koruyan temel prensiplerinin sıklıkla ihlal edildiğine şahit olmaktayız. Ancak uluslararası düzenin bu temel prensiplerinin ihlal edilmesi, barış ve güvenlik düzenini bozarak bizzat bu ihlali gerçekleştiren devletler de dahil olmak üzere tüm aktörlerin güvenliklerinin zayıflamasına yol açmaktadır. Özellikle Soğuk Savaş döneminde gerçekleştirilen rejim değişikliği ve darbe planlama operasyonlarının (1953 İran Darbesi, 1954 Guatemala Müdahalesi, 1961 Lumumba Suikastı, 1973 Şili Darbesi vb.) daha ziyade devletlerin egemenliğine saygı ve iç işlerine karışmama temel ilkelerinin ihlallerini oluşturduğu; bu ihlallerin istikrarsızlıkları ve çatışmaları güçlü bir biçimde körüklediği tarihi bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hukukun uygulanmasının devletlerin tercihine bırakılmasının, dar kapsamlı çıkar yorumlamalarına ve ağır hak ihlallerine yol açtığı görülmektedir. Söz konusu ihlallerin durdurulamadığı, hukuki ve cezai yaptırımların da işlevsiz kaldığına şahit olunduğu mevcut ortamda bu derin zafiyetin nasıl giderileceği meselesi artık daha yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Bu derin güncel tartışmaya girmeden bu yazıda ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve sonrasında BMGK sisteminin nasıl işlemediği kısaca ortaya koyulmaktadır.

BMGK’nin Gündeminde ABD/İsrail-İran Savaşı

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’da bazı hedeflere hava saldırıları düzenlemesiyle başlattıkları savaş üzerine, Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst düzey insan hakları yetkilileri ve kurumlarının kınamaya dönük açıklamalarına şahit olduk.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Ortadoğu’daki askeri tırmanışı kınayarak ABD ve İsrail’in İran’a karşı güç kullanmasının ve İran’ın da bölge genelindeki misillemelerinin, uluslararası barış ve güvenliği baltaladığını vurgulamıştır. Guterres, BM Şartı’nın “herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı veya Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla tutarsız herhangi bir şekilde güç kullanma tehdidini” açıkça yasakladığını hatırlatarak tüm üye devletleri uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine saygı göstermeye davet etmiştir. Düşmanlıkların derhal sona erdirilmesi ve gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunarak mevcut durumun siviller ve bölgesel istikrar için yıkıcı sonuçlar doğuracak boyutta daha geniş çaplı bir bölgesel çatışma riskini barındırdığını belirtmiştir.

Ancak BMGK sisteminden beklenti şüphesiz ki kınamalarla sınırlı değildir. Uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına dair özellikle BMGK sisteminin somut bir şekilde işlemesi beklenirdi. Zira BMGK’nin kutsal görevi diplomasi yoluyla savaşları önlemek, saldırganlara yaptırımlar uygulamak ve hatta gerektiğinde istikrarı yeniden sağlamak için askeri harekatı yetkilendirmektir.

Kınayıcı açıklamaların yanı sıra BMGK, saldırıların başladığı gün bazı üye devletlerin talepleri doğrultusunda “Ortadoğu’daki Durum” gündem maddesi altında bir toplantı yapmıştır. Acil toplantı talebinde bulunan ilk BMGK üyesi Fransa olmuş ve bu talep Kolombiya tarafından da desteklenmiştir. Bahreyn ise bölgedeki çeşitli ülkelere yönelik İran saldırılarını gerekçe göstererek “Ortadoğu’daki Durum” gündem maddesi altında ayrı bir bilgilendirme toplantısı talep etmiştir. Çin ve Rusya ise “ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı kışkırtılmamış ve pervasız askeri saldırganlık eylemi”ni gerekçe göstererek “Uluslararası Barış ve Güvenliğe Yönelik Tehditler” gündem maddesi altında acil bir toplantı talep etmiştir. Şubat ayı için BMGK başkanlığını yürüten İngiltere nihayetinde toplantının “Ortadoğu’daki Durum” gündem maddesi altında yapılmasını planlamıştır.

İran ise BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını ileri sürerek BMGK’ye bir mektup göndermiş; konseyden “ABD ve İsrail rejiminin saldırganlık ve barışı bozma eylemlerini ele almak ve bu yasa dışı güç kullanımını durdurmak ve hesap verebilirliği sağlamak için gerekli ve acil önlemleri almak üzere acil bir toplantı” düzenlemesini talep etmiştir.

Toplantıda temsilcilere hitap eden Genel Sekreter Guterres, söz konusu eylemin “dünyanın en istikrarsız bölgesinde kimsenin kontrol edemeyeceği bir olaylar zincirini tetikleme” riski taşıdığını, daha fazla tırmanmayı önlemek adına her şeyin yapılması gerektiğini belirtmiştir. Guterres hem İran’ın gerçekleştirdiği saldırıları hem de ardından gelen karşı saldırıları kınayarak bunların bölgedeki birçok ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü açıkça ihlal ettiğini vurgulamıştır.

Oturumda İsrail Büyükelçisi Danny Danon ise İran’daki İslami rejimin 47 yıldır kalabalıkları “İsrail’e ölüm, Amerika’ya ölüm” sloganları atmaya yönlendirildiğini ve bunun devlet tarafından onaylanmış bir nefret olduğunu belirterek ABD ile birlikte “geri döndürülemez hale gelmeden önce varoluşsal bir tehdidi durdurmak” için harekete geçtiklerini ileri sürmüştür.

ABD Büyükelçisi Mike Waltz, Destansı Öfke Operasyonu’nun (Operasyon Epic Fury) “belirli ve stratejik” hedeflere yönelik olduğunu belirterek müttefikleri tehdit eden füze yeteneklerini ortadan kaldırmayı, uluslararası suları istikrarsızlaştırmak için kullanılan deniz varlıklarını zayıflatmayı ve vekil milisleri silahlandıran mekanizmayı bozmayı amaçladıklarını belirtmiştir. Bu eylemlerin amacının da “İran rejiminin asla, asla dünyayı nükleer silahla tehdit edememesini” sağlamak olduğunu ifade etmiştir.

İran Büyükelçisi Amir Saeid Iravani ise İran’a karşı yürütülen savaşı BM Şartı’na karşı bir savaş, uluslararası hukuka ve BM’nin seksen yıl önce üzerine kurulduğu uluslararası hukuk düzenine karşı bir savaş olarak nitelendirmiştir. ABD ve İsrail’in eylemlerinin meşru öz savunma kriterlerinin hiçbirini karşılamadığını aksine BM Şartı’nın 2. maddesinin ihlalini oluşturduğunu, İran’ın saldırganlığa karşılık BM Antlaşması’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını kullandıklarını vurgulamıştır. Ayrıca komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymaya kararlı olduklarını da ekleyerek birçok büyük şehirde sivil yerleşim bölgelerine kasten saldırıldığını ve bunun “sadece bir saldırı eylemi değil bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç” olduğunu ileri sürmüştür.

Savaşın tarafı olan devletler dışında diğer bazı BMGK üyelerinin de açıklamaları olmuştur. Pakistan Büyükelçisi Asim Ahmed, ABD ve İsrail’in saldırılarının tüm bölgenin güvenliğini “çok geniş kapsamlı sonuçlarla” baltalayacağını; aynı şekilde İran’ın Suudi Arabistan, Bahreyn, Ürdün, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik saldırılarını da kınadığını, diplomasi çabalarının tam ortasında diplomasinin bir kez daha “raydan çıkarıldığını” ve “zaten az olan” güvenin daha da zedelendiğini söylemiştir.

Kolombiya Büyükelçisi Leonor Zalabata Torres “İnsan hayatının korunması her zaman uluslararası kararların merkezinde olmalıdır” diyerek BM Şartı’na aykırı herhangi bir askeri eylemi “nereden gelirse gelsin” kınadıklarını, hiçbir devletin tek taraflı olarak başka bir devlete saldırma hakkı iddiasında bulunamayacağını, hukukun yerini gücün aldığında uluslararası düzenin zayıflayacağını ve barbarlığın onun yerini alacağını vurgulamıştır.

BMGK başkanlığı görevini yürüten Birleşik Krallık Büyükelçisi James Kariuki ulusal sıfatıyla yaptığı konuşmasında “Ortadoğu için hassas bir dönemden geçiyoruz” demiştir. İran’a yönelik saldırılarda Birleşik Krallık’ın hiçbir rolü olmadığını dile getiren Kariuki buna karşın İran rejiminin doğası konusunda “hiçbir yanılsamaya kapılmadıklarını” belirtmiştir. İran rejiminin temel hak ve özgürlüklerini kullandıkları için binlerce insanını katlettiği ve nükleer soruna dair kabul edilebilir bir çözüm bulma çağrılarını görmezden geldiğini vurgulamıştır. Birleşik Krallık güçlerinin aktif olduğunu ve uçaklarının uluslararası hukuka uygun olarak halkını ve bölgesel ortaklarını korumak amacıyla “koordineli bölgesel savunma operasyonları” kapsamında görev başında olduğunu belirtmiş ve “İran’ın asla nükleer silah geliştirmesine izin verilmemeli” mesajını vermiştir. Tüm bu gerilime rağmen Londra’nın müzakere yoluyla çözüme ulaşma çabalarını sürekli olarak desteklediğini de sözlerine eklemiştir.

Çatışmalar bölge genelinde etkisini sürdürürken 11 Mart’ta BMGK tırmanan durumu görüşmek üzere bir kez daha toplanmıştır. Bilgilendirme oturumunda Lübnan’a odaklanılırken daha sonraki oturumda daha ziyade genel olarak bölgedeki savaş ele alınmıştır.

Bahreyn tarafından Körfez İşbirliği Konseyi üye devletleri (Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, BAE) ve Ürdün adına sunulan karar tasarısının kabulüyle yürürlüğe giren 2817 (2026) sayılı karar, İran’ın bölge ülkelerine yönelik “vahim saldırıları en güçlü şekilde” kınamıştır. Kararda söz konusu saldırıların “uluslararası hukukun ihlali ve uluslararası barış ve güvenliğe ciddi bir tehdit” oluşturduğu vurgulanarak İran’ın bu ülkelere yönelik tüm saldırılarını “derhal durdurması” gerektiği belirtilmiştir. Bahsi geçen tasarı Çin ve Rusya’nın 2 çekimser oyuna mukabil 13 lehte oyla kabul edilmiştir.

Bahreyn tarafından hazırlanan ve kabul edilen karar tasarısına çekimser oy kullanan Çin Büyükelçisi Fu Cong ise Körfez ülkelerinin endişelerini desteklediklerini ancak metnin çatışmanın daha geniş dinamiklerini tam olarak yansıtmadığına inandıklarını ifade etmiştir. Büyükelçi, BMGK’deki açıklamasında “Çin, tüm Ortadoğu’yu tehlikeli bir uçuruma itme riski taşıyan Körfez bölgesindeki hızla tırmanan durumdan derin endişe duyuyor” ifadesine yer vermiştir. Çin’in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik saldırıları kınadığını belirtmiş ancak karar tasarısının “çatışmanın temel nedenini ve genel durumunu dengeli bir şekilde tam olarak yansıtmadığını” savunmuştur. Bu nedenle Çin’in “oylamada çekimser kalmaktan başka seçeneği olmadığını” dile getirerek tüm tarafları askeri operasyonları durdurmaya ve diyaloğa geri dönmeye çağırmıştır.

Rusya tarafından hazırlanan karar tasarısı ise herhangi bir tarafın ismini zikreden “tüm tarafları” askeri faaliyetleri derhal durdurmaya ve daha fazla tırmanmadan kaçınmaya çağırmış, sivillere ve sivil altyapıya yönelik saldırıları kınamıştır. Kabul için en az 9 lehte oy alması ve 5 daimi üyenin hiçbirinin veto etmemesi gereken taslak 4 lehte (Rusya, Çin, Somali, Pakistan), 2 aleyhte (ABD, Letonya) ve 9 çekimser oyla gereken desteği alamamıştır.

Letonya’nın oy gerekçesini açıklayan Büyükelçi Sanita Pavļuta-Deslandes, ülkesinin BM Şartı’ndaki güç kullanımı yasağını ve uluslararası hukuk uyarınca sivillerin korunmasını kararlılıkla desteklediğinin altını çizmiştir. Ancak büyükelçi açıklamasında karar tasarısına yönelik eleştirilerini “Sunulan taslağı destekleyemedik çünkü bu taslak, yıllardır her gün başkalarının saygı duymasını istediği ilkeleri ihlal eden bu BMGK’nin daimi bir üyesi tarafından sunuldu” ifadesiyle dile getirmiştir. Ayrıca “İyi niyetle sunulan bir karar tasarısı olmadığı konusunda hemfikiriz ve metinde belirtilen değerler ve hedeflerle hemfikir olmamıza rağmen Letonya’nın aleyhte oy kullanmaya zorlandığı” açıklamasını da sözlerine eklemiştir.

Genel Bir Değerlendirme

İran’a yönelik saldırıların en başında ve sonrasında bu özel gündemle toplanan BMGK’den bir kez daha savaşın taraflarını çatışmayı durdurmaya zorlayacak herhangi bir karar çıkarılamamıştır. Bu tablo BMGK’nin küresel barışın tesisi noktasındaki etkisizliğini ve işlevsizliğini açıkça göstermiştir. BMGK’nin rolü çoğu küresel çatışmada olduğu gibi yine zayıf ve önemsiz boyuta indirgenmiştir. Bu kronik başarısızlıkların temelinde ise veto yetkisine sahip beş daimi üyenin (Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve ABD) tahakkümü altındaki mevcut yapı yatmaktadır. Bu karar alma tekeli özellikle daimi üyelerin müttefiklerini –İsrail örneğinde olduğu gibi– doğrudan ilgilendiren çatışmalarda mekanizmanın harekete geçmesini engellemektedir. Netice olarak BMGK barışı koruma iddiasından ziyade asli tasarlanma amacına yani “hegemonik bir dünya düzenini koruma” hedefine hizmet etmeyi sürdürmektedir.

Öte yandan uluslararası hukukun ve bu bağlamda BM Kurucu Antlaşması’nın temel prensiplerinin güçlü bir desteğe sahip olduğu ancak bu desteğin hegemonik güçleri aşamadığını söyleyebiliriz. BMGK’deki bahsi geçen görüşler bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Zira saldırının doğrudan tarafı olan aktörler dışındaki tüm üye devletler uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın temel prensiplerine güçlü atıflarda bulunmuştur. Nitekim BMGK’nin 11 Mart’taki toplantısında Rusya’nın savaşın durdurulmasını talep eden karar tasarısına ABD ile birlikte karşı oy kullanan tek ülke olan Letonya bu tutumunun gerekçesini “yıllardır her gün başkalarının saygı duymasını istediği ilkeleri ihlal eden bu BMGK’nin daimi bir üyesi tarafından sunulduğu” için söz konusu tasarıyı samimi bulmadıkları şeklinde açıklamıştır.

Nihayetinde tüm somut tespitlere ve iyi niyet temennilerine rağmen BMGK’den yine herhangi sonuç alınamamıştır. ABD ve İsrail’in daha ilk bakışta hukuka aykırı olduğu açıkça görülen saldırılarına karşı bırakalım tedbir içeren bir karar, ihlalleri kınayan ve hukuk dışı sayan bir karar dahi alınamamıştır. Ortadoğu’da tecrübe edilmekte olan bu son süreç uluslararası toplumun ortak çıkarlarının korunmasını sağlayan temel uluslararası hukuk prensiplerinin uygulanmasında BMGK’nin mevcut yapısıyla artık işlevsel olamayacağını bir kez daha açıkça kanıtlamıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.