enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
10:30 Meclis’in bayram sonrası gündemi yoğun
09:14 İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına misilleme olarak, İsrail’de Dimona’nun ardından Arad’ı da vurdu
00:57 Bir Krizin Anatomisi: Hürmüz Boğazı’nda Hukuk ve Sigorta
00:28 Geçmişten Günümüze Dışişleri Bakanlarımız | İsmet İnönü
00:20 Gazeteci Kutub Elaraby yazdı: Batı’nın Savaşlarda Dini Söylem Kullanımı
19:35 Türkiye’den İsrail’e tepki: Yahudi işgalci terörü derhal son bulmalı
19:18 Bakan Fidan: Sorun İsrail’in barış istememesi
19:02 BM Raportörü: İsrail, Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguluyor
17:58 Fransa’nın Lübnan’daki arabuluculuk çabalarında ortaya çıkan belgede hangi önemli maddeler yer alıyor?
16:55 “KKTC karasularındaki bir denizaltından çok sayıda füze fırlatıldı” iddiasına yalanlama
16:16 29 ilde DEAŞ operasyonu: 139 şüpheli yakalandı
10:49 Türk Dünyası’nın ortak bayramı: Nevruz
10:08 Hollanda’da Türk Gençlerine Çağrı: “İki Dil, İki Dünya” Podcast Yarışması Başladı
00:55 Kazakistan’da Anayasal Dönüşümün Yeni Safhası: Referandum ve Devlet Tasarımı
00:46 Küba’da Enerji Krizi ve Protestolar
00:01 Kocaeli’nin Gönül Köprüsü: “Kocaeli Abisi” Ramazan Bilançosunu Açıkladı!
22:45 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İngiltere’nin ABD’ye askeri üs sağlamasını eleştirdi
14:39 ABD, İsrail, İran savaşından son gelişmeler…UHA / İnternational News Agency’nda
13:44 Bakan Uraloğlu: “Türkiye’nin ilk hızlı tren fabrikası bu yıl içerisinde hizmete alınacak”
13:06 Haluk Özsevim: AKRA Gran Fondo, sadece bir yarış değil, bir yaşam tarzı
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Gazeteci Kutub Elaraby yazdı: Batı’nın Savaşlarda Dini Söylem Kullanımı

Gazeteci Kutub Elaraby yazdı: Batı’nın Savaşlarda Dini Söylem Kullanımı

* Gazeteci Kutub Elaraby, Batı’nın savaşlarda dini söylemi kullanarak müdahalelerini meşrulaştırma yaklaşımını ve bunun siyasi yansımalarını Fokus+ için kaleme aldığı “Batı’nın Savaşlarda Dini Söylem Kullanımı” başlıklı yazısında, Batının, daha önceki birçok savaş ve macerada olduğu gibi İran’la son savaşta, özellikle Müslüman ülkelere karşı saldırılarını haklı çıkarmak için dini bir silah olarak kullanmaktan çekinmediğine dikkat çekti.

* İşte detayı!…

UHA / İnternational News Agency

Kutub Elaraby | Fokus+

Gazeteci Kutub Elaraby

İSTANBUL, 22 MART 2026

Batı, daha önceki birçok savaş ve macerada olduğu gibi İran’la son savaşta, özellikle Müslüman ülkelere karşı saldırılarını haklı çıkarmak için dini bir silah olarak kullanmaktan çekinmedi. Bu durum, Batı’nın Hristiyan veya Yahudi olması fark etmeksizin geçerlidir. Siyonizm, Batılı Hristiyanların büyük bir kesiminin zihnine sızarak, “Hristiyan Siyonizmi” olarak adlandırılan melez bir ideoloji üretti.

Söz konusu ideolojinin temel ilkesi, İsa Mesih’in bin yıl boyunca yeryüzünü yönetmek üzere geri dönmesidir. Geri dönüşünün işaretlerinden biri de İsrail’in kurulması ve komşuları üzerindeki egemenliğidir. Bu ideolojiye inanan Hristiyanlar, Mesih’in dönüşünü hızlandırmak için İsrail’e mümkün olan her türlü desteği sağlamanın dini görevleri olduğuna inanırlar.

“Hristiyan Siyonizmi” ideolojisi, Donald Trump liderliğindeki ABD yönetiminin İsrail’e verdiği kapsamlı desteği, projelerini, yürüttüğü savaşları, askeri operasyonları ve genişleme politikalarını açıklıyor. Gazze’de yürütülen yıkıcı savaş, Mescid-i Aksa’yı yıkma girişimleri, Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılar ile ABD-İsrail ortaklığında İran’a karşı yürütülen son operasyonlar hepsi bu ideolojinin bir parçasıdır. Bu perspektife göre yürütülen politikaların amacı, İsrail’in genişlemesi önündeki İran tehdidini ortadan kaldırmaktır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio

Ancak saldırganlık burada durmayacak, İsrail’in genişlemesine tehdit olarak görülen her şeyi kapsayacak şekilde genişleyecektir. Batı siyasetinde dinin etkisi, Batı hükümetleri ve elitlerinin laikliğe bağlılık iddialarına rağmen, doğrudan veya dolaylı olarak her zaman mevcuttur. Bu etki bazen geri planda, bazen de belirgindir, ancak tüm Batı toplumları açısından genelleştirilemez.

Nitekim Batı’da saldırgan politikalara karşı çıkan, insan haklarını savunan Hristiyan kesimler de bulunuyor. Ancak şu anda birçok Batı ülkesini saran İslamofobi, Batı’daki dini aşırıcılığın bir ürünüdür. Bu durum, birçok hükümeti sınırları içindeki Müslümanları kısıtlamak için yeni yasalar ve politikalar uygulamaya yöneltti. Aynı zamanda unutmayalım ki, Avrupa Birliği’nin (AB), Türkiye’nin AB kriterlerini yerine getirmesine rağmen, bunca yıldır üyeliğini kabul etmemesinin sebebi, tamamen kapalı, Hristiyan bir kulüp olmasıdır.

Batı’daki aşırılık yanlıları (en yüksek sesle konuşanlar), din silahını tekellerine alma konusunda heveslidir. Bunu bazen eski sömürgeciliklerini, bazen günümüzdeki hegemonya arayışlarını ve saldırılarını haklı çıkarmak için, bazen de temelde Hristiyan olarak gördükleri Batı medeniyetini koruma bahanesiyle kullanıyorlar. Fakat onlar bu silahı tekellerine alıp bize doğru sallarken, aynı zamanda Arap ve İslam ülkelerini de aynı silahı, yani din silahını, halklarını harekete geçirmek, bağımsızlıklarını güçlendirmek, kalkınmalarını sağlamak, kendilerine yönelik saldırılara, topraklarının bir kısmının işgaline ve zenginliklerinin yağmalanmasına karşı koymak için kullanmaktan mahrum bırakmaya kararlılar.

Batılılar, dine başvuranları geri kalmışlık, fanatizm ve hatta terörizmle suçlamakta çok hızlılar! ABD’de, Batı’nın ve hatta dünyanın lideri olan Başkan Trump’ın, İran’a karşı savaşı kıyametle ilgili İncil kehanetlerinin bir parçası olarak gören üst düzey yardımcıları, politikalarının ardındaki dini motivasyonları sergilemek için birbirleriyle yarışıyor. Örneğin Dışişleri Bakanı Marco Rubio, alnında gururla bir haç taşıyor.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, kolunda Haçlı Seferleri’nin sloganı olan Latince “Deus Vult” (Tanrı İster) ifadesinin yanında Arapça “kafir” kelimesini taşıyan bir dövme ile övünüyor.  ABD’nin Kudüs Büyükelçisi Mike Huckabee ise, İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar genişleme hakkına sahip olduğunu, bunu ilahi bir hak olarak gördüğünü açıkça ilan ediyor.

Başkan Trump da, tüm ihlalleri ve ahlaki skandallarına rağmen, dindar bir görünüm sergilemekte ısrarcı davranıyor. Bu bağlamda Trump, Beyaz Saray içinde bir İnanç Ofisi kurdu, manevi bir danışman atadı ve İran’a karşı son saldırılarını kutsamak için halka açık dualar düzenledi. CBS kanalına verdiği bir röportajda Savunma Bakanı Hegseth, İran’ın ABD’nin kararlılığından şüphe duymaması gerektiğini, çünkü ABD’nin yüce bir güç tarafından desteklendiğini ve Yüce Tanrı’nın takdirinin ABD güçlerini koruduğunu belirtti.

Son Ulusal Dua Kahvaltısı’nda ABD’nin “Hristiyan bir devlet olarak kurulduğunu ve Hristiyan kalacağını” da vurguladı. Hegseth, 2020 yılında yayımlanan “Amerikan Haçlı Seferi” adlı kitabında da ABD’nin bir “haçlı savaşı” anıyla karşı karşıya olduğunu yazdı. Bu durumu 11. yüzyıldaki Hristiyanların kutsal topraklara yönelik haçlı seferlerine benzeten Hegseth, kitabında şu ifadelere yer verdi:

“Biz Hristiyanlar, Yahudi dostlarımız ve İsrail’deki büyük ordularıyla birlikte, ABD’nin değerlerini tereddütsüz savunmanın ve kendimizi korumanın kılıcını çekmeliyiz. İslamcılığı kültürel, siyasi ve coğrafi olarak yenmeliyiz.”  

Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da, seküler kimliği ile bilinen ve hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan bir lider olmasına rağmen, İran’a karşı yürüttüğü savaşa dini bir gerekçe sunmakta gecikmedi. Netanyahu bunu, Yahudi inancına göre Kral Davut’un soyundan gelen seçilmiş kral olan Mesih’in dönüşüne giden yol olarak görüyor. Bu inanca göre Mesih’in gelişi, Yahudilerin dünyanın dört bir yanından İsrail topraklarında toplanmasını, Kudüs’ün başkent olduğu bir krallığın kurulmasını ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanda tapınağın yeniden inşa edilmesini içeren, Mesih Çağı olarak adlandırılan bir süreci başlatacak.

Netanyahu ve birçok mevcut ve eski İsrail lideri, İsrail’in sınırlarının Nil’den Fırat’a kadar uzandığı yönündeki Tevrat temelli vizyona olan derin inançlarını dile getirdi. Bu liderler, görünürde seküler bir çizgide olmalarına rağmen, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) tarafından daha önce ortaya atılan, hem İsraillileri hem de Filistinlileri kapsayan laik bir devlet fikrini reddediyorlar. Hatta 2018’de, İsrail’in sadece Yahudi devleti statüsünü güvence altına alan bir yasa çıkardılar.

Dine yaklaşımda görülen bu çifte standart, Batı’nın İran’la yaşanan mevcut savaşın ötesinde, özgürlükler ve insan hakları, işgale direnme hakkı ve bağımsız kalkınma hakkı gibi birçok konuda genel olarak benimsediği çifte standartların bir parçasıdır. Batı, gücü aracılığıyla adaletsiz standartlarını dayatmıştır. İslam dünyası ise, Müslüman halkların özgürlükleri ve haklarını korurken, aynı zamanda bilimsel, askeri ve ekonomik güce sahip olmadan bu dengesizlikleri düzeltemeyecektir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.