Savaş Gölgesinde Ramazan Bayramı
İslam âlemi, 2026 yılının Ramazan Bayramı’nı “güçlü olan haklıdır” mantıksızlığı ile başlatılmış bir savaşın gölgesinde idrak ediyor.
Önceki iki yılın Ramazan ve Kurban bayramları da cani ve katil İsrail’in masum Gazzelilere uyguladığı soykırımın gölgesinde geçmişti. İsrail ve kayıtsız şartsız onun emir ve komutasındaki ABD, sanki Müslümanlara barış ve huzur içinde bir bayram yaptırmamak üzere anlaşmış gibi bir hoyratlık içinde habire saldırıyorlar. Koca bir Orta Doğuyu kan gölüne çeviriyorlar.
Eskilerde adı sanı bilinen bir Hıristiyan papazın bir itiraf gibi ifade ettiği, “Milletlerin/toplumların birbirlerine gösterebilecekleri en gerekli hoşgörü olan din, inanç ve ibadet hoşgörüsünü Hıristiyanlara Müslümanlar öğretmiştir” gerçeğinden habersizmiş gibi davranıyorlar.
Bir savaşı başlatan ve sürdürenler Müslümanlar olsa, savaştıkları ülkelerin/toplumların dini bayramlarını asla kan gölüne çevirmezlerdi. Günümüz dünyası medeniyet uğruna bu kadar yol kat etmişken Yahudiler ve Hıristiyanlar bu kadarcık hoşgörüyü bile gösteremiyorlar. Sonra da yüzleri kızarmadan uygarlığın kendi eserleri olduğunu söyleyebiliyorlar.
Oysa bütün dinlerin bayramları sevinç, kardeşlik, yardımlaşma günleridir. Zenginlerin yoksullara ulaşma, onların eksiklerini giderme, sevinenlerin kervanına onların da katılmasını sağlama günleridir. İhtiyaç içinde olanın, toplumsal dengesizliklerin ve enflasyon canavarının ne yapacağını bilemez hale soktuğu çaresizlerin aranıp sorulmadığı, kaderlerine terk edildiği bayramlar dinsel bayramlar olamaz.
İslam’ın bayramları ise başka hiçbir dinin bayramlarında olmadığı kadar barışı, kardeşliği, dayanışmayı, yardımlaşmayı vb. erdemleri öne çıkaran günlerdir. Gerek Müslüman Bayramlarının gerekse diğer dinlerin bayramlarının bu rolünü en iyi yerine getirebilmesinin koşulu ise söz konusu bayramların hiçbir kısıtlamaya konu olmadan özgürce ve coşkuyla kutlanabilmesidir.
ABD ve İsrail bu yıl birçok Müslüman topluma bu kadarını yapmaya bile izin vermemektedir. İsrail ise kuruldu kurulalı Filistinli Müslümanlara böyle bir bayram kutlama fırsatı hiç vermemiştir. Geçmiş yüzyılların medeniyetten uzak toplumları bile bu kadar hoyrat olmamışlardır.
İslam’ın yardım anlayışında bir inceliği dikkatten kaçırmamak önemlidir. Müslümanlıkta esas olan alan değil, veren el olmaktır. “Veren el, alan elden üstündür” hadisi de bunun belgesidir. Bir Müslüman gücü ve imkânı varken çalışıp kazanacak, kimseye muhtaç olmayacaktır. Hadise göre bilakis muhtaç olana yardım etme konumunda olacaktır. Ama kimi insanlar meşru ve anlaşılır nedenlerle yoksul ve muhtaç düşebiliyorlar. İşte böylelerine yardım etmek, ihtiyaçlarını gidermek, onların da bayram sevinci hissetmelerine vesile olmak dinsel görevlerimizin ilk sıralarında yer alıyor. Bayramlar da bu görevi yerine getirmenin en değerli zamanını oluşturuyor.
Denmiştir ki, “Bütün dünyayı sel kaplasa bile neşe ayağını basacak kuru bir yer bulabilir.” Sözünü ettiğimiz olumsuzluklara rağmen tüm Müslüman kardeşlerimizin Ramazan Bayramı’nı neşe ve mutluluk içinde geçirmelerini, geleceğin her gününün barış ve kardeşlik günleri olmasını diliyorum.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar