ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra ABD’nin Ortadoğu Politikasına Genel Bir Bakış

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra ABD’nin Ortadoğu Politikasına Genel Bir Bakış
6 Şubat 2024
2
A+
A-

Bu makale, İkinci Dünya Savaşı’ndan Obama yönetimine kadar geçen süreye geniş bir çerçeve ile bakmayı ve genel olarak ABD’nin Ortadoğu politikasını ülkeler ve başkanlar nezdinde incelemeyi, ABD’nin dış politikasının nasıl şekillendiğini anlamayı, Ortadoğu’nun ABD için kritik önemini açıklamayı amaçlamaktadır.

UHA / İnternational News Agency

Bahçeşehir Üniversitesi Göç Çalışmaları Anabilim Dalı LisansüstüFotoğraf açıklaması yok. Programı’dan Şevval Çoklar, “İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra ABD’nin Ortadoğu Politikasına Genel Bir Bakış” bir makale kaleme aldı.

Şevval Çoklar, makalesinin birinci bölümünde, “ABD’nin Ortadoğu Politikasında Öne Çıkan Faktörler“e yer verdi.

1. ABD’nin Ortadoğu Politikasında Öne Çıkan Faktörler

Dönemsel olarak Amerika’nın Orta Doğu’ya yönelmesinin başlıca sebebi olarak petrol yataklarının zenginliği ve ABD’nin ekonomik çıkarları ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğu’ya hakim olmak isteyen ABD-SSCB arasındaki güç mücadelesi sayılabilir. Ayrıca Amerika için bir diğer önemli faktör de Arap coğrafyasında kurulan bir Yahudi devleti olan İsrail’in güvenliğini sağlamaktadır. ABD’nin bölgedeki politikalarına yön veren önemli unsurlardan birkaçı da Şii tehdidi ve Amerikan karşıtlığı olarak gösterilebilir. Özellikle 1979 İran Devrimi’yle birlikte şeriat rejiminin bölge devletlerine yayılması ihtimali ABD için endişe verici bir durum haline gelmiştir. Amerika, Orta Doğu’nun tüm bu karmaşası içinde Arap coğrafyasının güç dengesinin bozulmamasına özellikle dikkat etmiş, bu sebeple sık sık saf değiştirerek dengeyi korumaya çalışmış ve eğer Orta Doğu devletlerinde istikrarlı bir yapı varsa mevcut durumun korunması için çabalamıştır (Dorel, 2007). Truman Doktrini ile önemsenmeye başlanan Orta Doğu, daha sonra ABD başkanları Eisenhower, Nixon, Carter, Reagan, George H. W. Bush, Clinton, George W. Bush, Obama, Trump ve bugün Biden’ın da dış politikasında yer almaktadır.

1.1. Petrol

ABD’nin Orta Doğu’da bu zamana kadar mücadele etmesinin başında bölgedeki zengin petrol yatakları gelir çünkü dünyanın sadece %2.5’lik petrol kaynaklarına sahip olan ABD, bu konuda dünyanın geri kalanına bağlıdır. Ayrıca büyük Amerikan petrol şirketlerinin maddi durumlarının iyileşmesi için petrol fiyatlarının kontrolünü elinde tutmak isteyen ABD, dünya petrol piyasasının güvenliğini sağlamaktadır. Başta söylediğimiz üzere ABD, İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte Orta Doğu’da etkinliğini artırmış olsa da Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikalı petrol şirketlerinin bölgedeki yoğun petrol yataklarının varlığından haberdar olmasıyla Amerika, bu bölgede şirketlere ayrıcalık sağlanacak bir ortam hazırlamıştır. Amerikalı petrol şirketlerine Suudi Arabistan’da, Bahreyn’de ve Kuveyt’te ayrıcalık sağlandıktan sonra Kızıl Hat Antlaşması imzalanarak ABD’nin ayrıcalıkları daha da genişletilmiştir. Fakat başta İngiltere olmak üzere diğer bağımsız petrol şirketleriyle de Amerikan şirketlerinin arası bozulmuştur ve başlıca sebep olarak ABD’nin petrol odaklı politikalar uygulamaya başlaması gösterilebilir (Halabi, 2009). Bugün hala Orta Doğu petrolüne ortalama %30 oranında bağımlı olan Amerika, ucuz petrol maliyetinden faydalandığı ve Orta Doğu’ya alternatif zengin petrol kaynakları olan bir bölge bulamadığı için kendi çıkarları doğrultusunda politikalarını devam ettirmek zorundadır. Sonuç olarak petrol konusu üzerinden ABD’nin bölgeye yönelik temel kaygısı ekonomik çıkarlarını korumak denebilir (Arı, 2004).

1.2. İsrail

ABD’nin Orta Doğu politikasında İsrail’in varlığı ve bölgedeki çıkarları göz ardı edilemez. 1922 Amerikan Kongresi karar bildirgesinde “ABD, Filistin’de Yahudilere milli yurt kurulması taraftarıdır.” kararı yer almaktadır. Fakat ABD’nin desteğinin artması 1967 yılından sonradır (Arı, 2008). Çünkü Orta Doğu’da Yahudilerin varlığı ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra devlet kurmaları bizzat ABD’nin bölgesel çıkarlarına ve stratejilerine uymaktadır. Bu sebeple Arap devletlerinin ambargolarına karşı Amerika halen İsrail yanlısı stratejilerine devam etmiştir. ABD, Orta Doğu politikasında İsrail’i neredeyse merkezine koymuştur. Böylece Yahudi lobilerinden think tank kuruluşlarına kadar devlet içi etkinliklerine Yahudileri de dahil etmiştir.

1.3. ABD-SSCB Mücadelesi

1991 yılına kadar eski Sovyetler Birliği, iki kutuplu dünya düzeninde ABD ile çekişme içerisinde olmuştur. İngiltere’nin Orta Doğu’dan çekilmesi ile bölgedeki hegemon güç haline gelen ABD, Birinci Dünya Savaşı’nda planlamaya başladığı Orta Doğu politikasını İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte gün yüzüne çıkarmıştır. Ayrıca ABD, İkinci Dünya Savaşı sırasında Truman Doktrini ile bölge politikasını yönetmiş ve Orta Doğu’nun bugünkü varlığını belirlemiştir. Sovyet tehdidine karşı İran, Türkiye ve Yunanistan üzerinden ilerleyen doktrin “Eğer İran ve Türkiye Sovyet kontrolüne girerse tüm Orta Doğu bundan etkilenir ve Sovyetler Birliği-ABD mücadelesinde Sovyetler üstünlük elde eder.” şeklindeydi. Bu sebeple Truman, Sovyetlere karşı bir hat oluşturarak çevreleme politikası izlenmesine karar vermiştir (Arı, 2004). Sonunda ise Türkiye ve Yunanistan’a ekonomik ve askeri yardım yapmak istemiştir. Daha sonra ABD başkanı Eisenhower’ın Soğuk Savaş sırasında Orta Doğu için “dünyanın en stratejik önemi olan bölgesi” tanımının ardından Sovyetler ile ABD’nin mücadelesi şekillenmiştir. Eisenhower, Orta Doğu’da Sovyetlerinin etkisini azaltmak için Araplar ile pakt oluşturmaya karar vermiştir. Başta Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan’ın karşı çıktığı Bağdat Paktı ilk olarak Irak ve Türkiye arasında imzalanmış ve daha sonra İran ve İngiltere de pakta katılmıştır (Gönlübol ve Ülman, 2009).

Orta Doğu’da ABD-Sovyetler çekişmesini artıran bir diğer olay ise Süveyş Krizi’dir. Sovyetlerin bölgedeki etkinliğinin artmasıyla Eisenhower Doktrini tüm Orta Doğu’yu kapsayacak şekilde Amerikan askerleriyle bölgenin komünizme karşı korunması gerektiğini söylemiştir. Bu fikir; Mısır, Suriye ve Sovyetlerden sert tepki alırken Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Lübnan ve Yunanistan tarafından desteklenmiştir. Bu doktrin ile ABD; İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’dan çekilmesiyle oluşan bölgedeki otorite boşluğunu da doldurmak istemiştir (Kalca, 2008).

Vietnam Savaşı’nın ABD üzerindeki olumsuz etkilerinin de bir sonucu olarak 1970’te yayınlanan Nixon Doktrini’nde ABD’nin bölgesel çatışmalara doğrudan müdahale etmeyeceği, bunun yerine askeri ve ekonomik yardım yapacağını ifade etmiştir (Akbaş, 2018). Nixon ise başkan seçilmesinin ardından bölgede sert bir politika izlemek yerine Orta Doğu’nun iki büyük devleti olan İran ve Suudi Arabistan’ın silahlanmasını destekleyerek iki ayaklı bir politika izlemiştir (Akbaş, 2018). Nixon’un politikasında 4 ana unsur vardır: Körfez bölgesindeki istikrarın artması için İran ve Suudi Arabistan iş birliğinin teşvik edilmesi, ABD’nin Körfez’deki deniz gücünü muhafaza etmesi, Körfez’deki diplomat ve teknik adamların arttırılması, zayıf durumdaki Körfez devletlerinin desteklenmesi (Arı, 2004).

Carter ise Nixon gibi askeri müdahaleden uzak bir politika izlemek yerine petrol ve güvenliğin sağlanmasında ABD’nin gerekirse doğrudan askeri güç kullanabileceğini dile getirmiştir. Carter, oluşturduğu Çevik Kuvvet Birliği ile ABD’nin bölgedeki çıkarlarını korumak için Basra Körfezi’ne yayılmaya karar vermiş ve daimi olmasa da sadece kriz anlarında kullanabilecekleri bir güç halinde Umman, Somali ve Kenya’da tesis kurulumu ile uzlaşmaya varmıştır.

Reagan, ABD’ye karşı oluşabilecek her türlü tehdide karşı Arap Denizi’nde, Afrika Burnu’nda, Hint Okyanusu’nda askeri üsler elde ederek Sovyetlere gözdağı vermiştir. Reagan’ın bu kararları Sovyetleri yıkılmaya zorlamıştır diyebiliriz. Kısacası Orta Doğu bölgesi stratejik önemi dolayısıyla tarihsel olarak büyük devletlerin ilgisini her dönem çekmiştir, dolayısıyla uluslararası sistemdeki güç dağılımı ve dengesinden etkilenmiştir. 2. Dünya Savaşı sonrası küresel planda en önemli aktör olarak ortaya çıkan ABD, Orta Doğu’da da başat bölge-dışı aktör konumuna kısa sürede gelmiştir. Yine küresel planda ortaya çıkan ABD-SSCB rekabeti ve mücadelesi Orta Doğu politikasını da etkilemiştir. Böylece SSCB’nin Orta Doğu’da olası etkinliğini engellemek, özellikle de bu bağlamda Körfez petrollerinin Batı’ya güvenli ve uygun fiyatlarla akmasını sağlamak Soğuk Savaş döneminde ABD’nin bölge politikasının en önemli ayaklarından birini oluşturmuştur (Altunışık, 2009). 1991 senesinde Sovyetler dağılmıştır. ABD, Orta Doğu’daki çıkarlarını korumak için büyük bir güç elde etmiştir. ABD için bölgede yeni bir süreç başlamıştır.

1.4. Amerikan Karşıtlığı

Amerika’nın Orta Doğu’da izlediği politikalar Arap devletlerinin içinde yer alan radikal gruplar tarafından anti-Amerikanizmi doğurmuştur. Reagan ile başlayıp W. Bush zamanında yaygınlaşan bu akımın sebebi W. Bush’un 2003’teki Irak işgali ve Orta Doğu’ya barış ve demokrasi getirmek amacıyla yaptığı askeri hamlelerdir. Ayrıca İran ve Suriye’ye karşı ABD’nin uyguladığı politikalar ve ABD’nin desteklediği İsrail’in Filistin topraklarına karşı düzenlediği operasyonlar gibi birçok neden ABD karşıtlığını artırmaktadır. ABD’nin tek başına Orta Doğu topraklarında yaratmak istediği “demokrasi” ortamı bölgede politik ve ekonomik istikrarsızlığa neden olmuştur (Hadar, 2005). Tüm bu sebepler ABD sempatizanı Orta Doğu ülkelerinde bile olumsuz bir hava yaratmıştır. ABD Orta Doğu ülkelerinin petrol dışında alanlarda da küresel ekonomiye bütünleşmelerini desteklemiştir. Monarşileri bir anda demokrasi rejimiyle tanıştırmak tutkusunda olan Amerika’nın Orta Doğu ülkelerinde serbest piyasa ekonomisini entegre etmeye çalışması bir süre sonra ekonomik sınıflardaki uçurumu iyice artırmış ve “demokrasi” kavramından büyük beklenti içerisinde olan Arap halklarının isyanlarını tetiklemiştir (Özdağ, 2004).

1.5. Petrol-Dolar Meselesi

Doktrindeki başka bir görüş de aslında Amerika’nın Orta Doğu’nun petrolünün artık sadece %11’ine ihtiyacı olduğu ve bu yüzden ABD’nin Orta Doğu politikasının en büyük aktörünün petrol değil petrol-dolar meselesi olduğudur. Halil İbrahim Yılmaz, Orta Doğu’nun Jeo-Ekonomik Önemi ve ABD’nin Ortadoğu Politikasının Ekonomik Nedenleri isimli makalesinde:

Petrol ticaretinin dolarla olmasını sağlamak ve doların “rezerv para” pozisyonunu korumaktır. ABD’nin OPEC ülkeleri ile yaptığı anlaşmadan sonra, petrol ticareti, günümüzde büyük oranda dolarla yapılmaktadır. Petrolün dolarla satılması, doların rezerv para olmaya devam etmesinin en güçlü dayanağıdır. Petrol ihtiyacı olan devletlerin, petrol satın alabilmesi için, elinde dolar bulundurması gerekmektedir. İşte bu noktada, petrol satın alacak devletlerin gerekli doları temin edebilmesi için, ABD’ye mal ve hizmet vererek dolar almak dışında başka yol yoktur. Bu uygulama ABD’nin, karşılıksız olarak bastığı dolarlarla bütün dünya devletlerinin mal ve hizmetlerini bedavaya alması demektir. Yılda 2 trilyon dolara yakın bir petrol ticareti olduğuna göre, bu ticaretin dolarla olmasının devamı, ABD için hayati derecede önemlidir.

Dünya petrol ticaretinin neticesinde ortaya çıkan dolar cinsinden bu devasa paranın tekrar ABD’ye dönmesi ve ABD piyasalarında değerlendirilmesi, ABD ekonomisinin finanse edilmesi, açıklarının kapatılması ve borçlarının ödenmesi anlamına gelmektedir.Yabancı yatırımcı çekmek için her yolu deneyen Türkiye gibi ülkelerle ABD’nin bu durumunu kıyasladığımızda, petro-dolar döngüsünün ABD ekonomisine ne kadar büyük getirilerinin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. ABD’nin çıkarları Ortadoğu devletlerinin bölgede daima çatışmaları gerektirmektedir. Çünkü her çatışma yeni silah satışı demektir. Gerek Ortadoğu ülkelerinin birbirleriyle olan çatışmaları, gerekse Ortadoğu krallarının saltanatlarını koruyabilmek ve devam ettirebilmek için güçlü ordular yetiştirmeleri, bir silahlanma yarışına sebebiyet vermiş; bölgenin zaten kıt olan kaynakları da savunma harcamalarına gitmiştir. Bu ise ABD silah sanayinin stoklarının erimesi ve silah fabrikalarının yirmi dört saat aralıksız çalışması anlamına gelmektedir. Yani kazanan yine ABD’dir. Diğer yandan Ortadoğu’da petrol ticaretinde en önemli oyuncular ABD’li dev petrol şirketleridir. Petrolü arayan, çıkaran ve dünyaya pazarlayan bu şirketlerdir ve ABD’nin bölgedeki operasyonlarının bir amacı da kendi ekonomik çıkarlarını ve şirketlerini korumaktır” şeklinde bir varsayımda bulunmuştur. (devam edecek-ABD’nin Orta Doğu Politikasında Değişim ve Süreklilik) (devam edecek-ABD’nin Orta Doğu Politikasında Değişim ve Süreklilik

***

Yazar hakkında

Fotoğraf açıklaması yok.

ŞEVVAL ÇOKLAR, 1996’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji öğrencisidir. Özel sektörde bir süre çalıştıktan sonra akademide ilerlemeye karar verdi. Yüksek lisansına Bahçeşehir Üniversitesi Göç Çalışmaları’nda devam ediyor. Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi’nde (BAUMUS) asistan olarak görev almakta. İngilizce ve Fransızca biliyor. Devletlerin göç politikaları ve entegrasyon, Amerika’daki Türk Diasporası, Türkiye Yahudileri ve Amerika’nın Ortadoğu Siyaseti gibi konularda çalışmayı seviyor. Özel olarak etnomüzikoloji ile ilgileniyor. Akademik hayatına devam etmekte. Ayrıca toplumsal cinsiyet ve insan hakları eğitimi almış, toplumsal cinsiyet eğitim programı yürüten bir kurumda görev yapmıştır. Yaklaşık 2 senedir farklı platformlarda araştırma yazıları yazıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.