ref: refs/heads/v3.0
enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
09:48 Tüketiciler ‘aldatılmaya’ karşı koruma altında
09:31 Şapta 3. doz aşısı vaka sayısında düşüş getirdi
00:58 “Gazze’deki soykırıma, katliama daha fazla ses vermeliyiz”
00:50 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, “kadınlara yönelik finansal okuryazarlık eğitimleri”
00:46 PTT’den emeklilere yüzde 20 indirim
00:39 Irak’ın kuzeyinde 4 terörist etkisiz hale getirildi
00:38 Güney Afrika ev sahipliğinde 15. BRICS zirvesi
00:34 Alanyalı Akademisyen Diren DOĞAN’ın ilk kitabı
00:31 Bahçeli: Şartlar ne olursa olsun Cumhurbaşkanımızın yanında olacağız
00:30 Bürokratik Vesayet Girişimini Bertaraf Edebilecek Bir Devlet Yapımız Var
00:30 Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı ve Eski Anayasalara Referanslar
00:29 Cumhurbaşkanı Erdoğan, astronot Atasever’i kabul etti
00:28 Prof. Dr. Mühip Kanko, Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Hastanesindeki Servis Sorununu Meclise Taşıdı!   
00:24 Çelik: Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir
00:15 Adalet Bakanı Yılmaz Tunç: Önemli olan orta yolu bulmak
10:09 Adalet Bakanlığı’ndan ‘Çevre Dostu’ uygulamalar
06:57 Konya’nın Karatay Belediyesi, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması ile İklim Değişikliği Mücadelesine katıldı
00:57 Türkiye’nin Turkuaz Motifli “Tek Çin” Diplomasisi
00:54 Ak Parti’nin Kızılcahamam’da gerçekleştirdiği istişare kampı, TRT 1 ‘Enine Boyuna’ programında
00:42 Kuzey Suriye’de Seçim Hamlesi Ne Anlama Geliyor?
TÜMÜNÜ GÖSTER →

“Küreselleşme aynı zamanda siyasi ve kültürel direnişi de beslemekte”

“Küreselleşme aynı zamanda siyasi ve kültürel direnişi de beslemekte”
22 Haziran 2023
73
A+
A-

Advertisement

Hasan Kalyoncu Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye’nin saygın, güvenilir bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu olan SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Araştırmacısı Murat ASLAN’ın da editörlüğünü yaptığı,Türkiye’nin Terörizm ile Mücadelesi | Kavram, Süreç ve Yöntemisimli kitapda yer alan Serdar yurtsever,Ülkelerin ve Uluslararası/Bölgesel Örgütlerin Terörizmle Mücadele Siyasallarıbaşlıklı yazısında bugün de “Küreselleşme ve Terörizm” konusuna yer verdi. 

Giddens, Batı modernleşmesinin bir sonucu olarak gördüğü küreselleşmeyi “uzak yerleşimleri birbirlerine, yerel oluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği ya da bunun tam tersinin söz konusu olduğu yollarla bağlayan dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması” olarak tanımlamaktadır.

Küreselleşme olgusu birçok faklı tanımı yapılan siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal boyutları olan bir süreç olarak tarif edilmektedir. Küreselleşmenin her ülkedeki etkileri farklı şekillerde olurken bu durum ülkelerin iç ve dış güvenlik tanımlamalarında önemli değişiklikler meydana getirmiştir.

Son yıllarda dünyanın birçok yerinde küreselleşmeden kastedilen, güçlü ekonomilerin sahip oldukları geniş imkanlarla diğer ekonomileri
baskı altına almasıdır. Ancak küreselleşmeyi sadece ekonomik alandaki faaliyetleri etkileyen bir unsur olarak görmek de sınırlı bir bakış açısı olarak görülmelidir.

Bu anlamda malların ve sermayenin serbestçe dolaşımının yanında insanların daha sık aralıklarla seyahat etmeleri, bilgi-iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ve internet kullanımının giderek yaygınlaşması küreselleşmenin önde gelen itici güçleri arasında sayılmaktadır.

Küreselleşme süreci, önünde durulamaz bir biçimde devleti küçültüp sınırları anlamsız kılmış ve karşılıklı bağımlılık ilişkileri oluşturmuştur. Batı’nın ısrarlı modernizm ihracı etki-tepki psikozu içerisinde kendi düşmanını oluşturmuş ve uluslararası terörizm, Soğuk Savaş sonrasında toplum güvenliğine yönelik en önemli tehdit olma niteliğini kazanmıştır.

11 Eylül’de ABD’ye yönelik saldırılar ve terörizme karşı savaşın ardından tartışmaların bir kısmı terörizmin temel nedenlerine ve olası yanıt stratejilerine odaklanmıştır. Bu tartışmaların bir kısmı küreselleşmenin birtakım teşvikler sağlayarak uluslararası terörizmi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını ele almaktadır.

Küreselleşmenin terörizmi ürettiğine dair hiçbir ampirik çalışma kesin kanıt sağlamasa da literatürün bir kısmı bu olgunun belirli yönlerinin terörizm için teşvikler oluşturabileceğini ima etmekte ve küreselleşmiş bir dünyada terör taktiklerini organize etme, finanse etme ve sürdürmenin çok daha kolay hale geldiğini öne sürmektedir.

Küreselleşme, ülkeler içinde ve arasında eşitsizlikleri ve sosyal kutuplaşmayı artırmıştır. Farklı çalışmalar, yoksulluk ve eşitsizliğin terörle doğrudan bağlantılı olduğuna dair kesin kanıtlar sağlayamasa da ekonomik yoksulluğun siyasi değişim taleplerini artırdığı açıktır. Ekonomik eşitsizlikler genellikle siyasi karışıklıklara yol açmakta ve ilgili grupları istedikleri hedeflere ulaşmanın bir yöntemi olarak terörizme başvurmaya davet edebilmektedir.

Yoksulluk; yoksulları ve marjinalleştirilmiş tabakaları kendilerinin temsil ettiklerini iddia eden sosyal devrimci teröristler tarafından sıklıkla şiddeti haklı çıkarmak için kullanılmıştır. Bu tür terörizm, daha yaygın olarak orta düzeyde gelişmişliğe sahip, toplumları hızlı modernleşme ve demokrasiye geçişle karakterize edilen ülkelerle ilişkilendirilir.

Bu tür devletler iyi yönetişim ilkelerini uygulayamaz, yoksulluk ve istikrarsızlık yaşar, bu da muhalefete ve şiddete yol açar ve dolayısıyla terörün üremesini sağlar. Küreselleşme aynı zamanda siyasi ve kültürel direnişi de beslemektedir. Mallar, hizmetler ve sermaye için küresel pazarların gelişimi, toplumları kültürel uygulamalarını değiştirmeye zorlar.

Küreselleşme kültürel Batılılaşmayı beraberinde getirmekte ve geleneksel yaşam biçimlerini yok etmektedir. Buna karşılık bu durum, küreselleşmeden etkilenen toplumlardaki geniş kesimlerin muhalefetini kışkırtarak terörizm için başka bir gerekçe sağlamaktadır. Yabancı ve yozlaşmış bir kültürün sızması, milliyetçi ve radikal dini hareketler tarafından kampanyalarını açıklamanın bir yolu olarak
kullanılabilmektedir.

Bu hareketler şiddetlerinin, toplumlarını ve kültürlerini yabancı etkilerden arındırma amacı taşıdığını iddia edebilmektedir. Gerçekte ise bunlar genellikle bahanedir ancak yerel yaşam tarzına yönelik tehdidin terörist faaliyetler için uygun bir motivasyon ve gerekçe haline geldiği de doğrudur.

Küreselleşmenin daha çok güvenlik ve askeri boyutuyla ele alınması, Soğuk Savaş sonrasında dünya ölçeğinde sınırların geleneksel anlamını yitirmesi ve devletlerin bu kapsamda güvenlik stratejileri açısından yeniden yapılanmaları ile ortaya çıkmıştır. Küreselleşme süreci ile geleneksel devlet merkezli dünya sistemine alternatif olarak birden fazla aktöre ve farklı tehdit kaynaklarına sahip çok merkezli bir dünya sistemi ortaya çıkmıştır.

Uluslararası terör örgütleri de bu yeni dünya sistemi içerisinde gelişmek ve daha etkili hale gelmek için gerekli ortamı bulmuştur. Ortaya çıkan bu yeni tehdit uluslararası bir niteliğe sahipken bu tehdide verilen tepki de uluslararası boyutta oluşmuştur. Terörizme karşı küresel savaş sırasında savaşın şartları ve koşulları değişirken tehdit daha da karmaşık hale gelmiştir.

Avrupa’da onlarca yıl süren savaşın ardından ortaya çıkan Vestfalya Barışı’nın ardından devletlerin temel hak ve görevlerinin müzakere edilmesi sonucunda devletlerin resmi varlık haline gelmesiyle uluslararası bir sistem ortaya çıkmıştır. Bu sistem uluslararası toplumun parametrelerini oluşturmuş ve dört yüz yıldan fazla bir süredir bugün sahip olduğumuz geleneksel uluslararası sisteme dönüştüğü
için uluslararası yasalar, anlaşmalar, diplomatik misyonlar ve uluslararası kuruluşlar geliştirmiştir.

Bununla birlikte 11 Eylül 2001’de El-Kaide geleneksel Vestfalya sisteminin ilkelerine temelden meydan okuyarak yeni bir savaş dönemini başlatmıştır. 1991’de modern dünyanın ilk “kolektif barış” deneyimi olarak düşünülebilecek Birinci Körfez Krizi’nin geniş katılımlı koalisyonla, askeri harekatlar ile çözümlenmesini takiben Somali ve Bosna Hersek’e yapılan ve Ruanda’ya yapılamayan müdahaleler Batılı devletlerin güvenlik tanımlarının klasik savaşın öngördüğü çatışma mantığından farklılaşarak yeni bir savaş mantığına doğru kaymasına neden olmuştur.

Devletlerin birbirleriyle savaşmadığı böyle bir ortamda savaş, varlığını farklı bir boyutta devam ettirmeye başlamıştır. 11 Eylül saldırılarının ertesinde –başta ABD olmak üzere– Batı bloku kendi güvenlik tanımlarını bu yeni savaş mantığı üzerinden yeniden şekillendirmiştir. Böylece klasik savaş teorisyeni olan Carl von Clausewitz’in savaşı “siyasetin başka araçlar ile devamı” olarak ortaya koyan tanımı
tamamen rafa kalkarken bunun yerine Aziz Augustinus’un doğru yolunda yapılan mücadele mantığı üzerine kurulu “haklı savaş” mantığına yakın olan yeni savaş tanımı benimsenmiş fakat bu yeni yaklaşım teröre karşı mücadelede, harekatlar ölçeğinde başarılar elde etse de temel amaç olan terörün sona erdirilmesi konusunda soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir.

Terörizm, çağın şartları nedeniyle tamamen yok edilmesi mümkün olmayan ancak yönetilmesi ve marjinalleştirilmesi gereken bir muammadır. Batılı ülkeler bir yandan küresel terörizmle mücadele ettiğini ileri sürerken Türkiye’nin teröristlerle ve terörizmle mücadelesinde ise çelişkili politikalar yürütmektedir.

Bu nedenle Türkiye kendi göbeğini kesme ve çare üretme yoluna girerek terörün her çeşidine mukabelede bulunmuştur. Terörizmle ilgili alanyazında mevcut eserlere katkı sağlamak adına bu kitap, Türkiye’nin terörizmle mücadelesinde sivil ve asker kökenli akademisyen ve araştırmacıları bir araya getirerek farklı görüşleri okuyucuya sunmayı ve genel bir perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır.

Güvenliğin maliyetinin ölçülemeyeceği anlayışıyla Türkiye’nin terörizmle mücadelesinde kavram, hukuk, süreç, ekonomi, yöntem ve sonuç uzanımına odaklanan kitap terörizm ile ilgili yazına merakı olanlara katkı sağlamayı hedeflemektedir.

 

 

 

 

 

 

 

***

Yazar hakkında

Doç. Dr. Serdar Yurtsever

2 Mayıs 1969 Sinop doğumludur. Memleketi İzmir’dir. 1991 yılında Milli Savunma Üniversitesi, Yönetim Bölümü’nden mezun oldu. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi’nde Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, 2007 yılında Gazi Üniversitesi’nde Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, 2011 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı’nda doktora eğitimlerini tamamladı. 2017 yılında doçent ünvanını aldı.

1991 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde görev yapmayı müteakip 2016 yılında Kıdemli Albay rütbesi ile emekliye ayrıldı. Çeşitli maksatlarla; Saraybosna/Bosna-Hersek, Kabil/Afganistan, Bedford/İngiltere, Londra/İngiltere, Oslo/Norveç, Madrid/İspanya, Paris/Fransa, Stokholm/İsveç ve Tel-Aviv/İsrail’de temsil görevlerinde bulunmuştur. İki adet NATO madalyasına sahiptir. 2016 yılından bu yana Akdeniz Karpaz Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Halen aynı üniversitede Hukuk Fakültesi Dekanlığı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini yürütmektedir.

Yüksek lisans ve doktora çalışmaları Türk Kurtuluş Savaşı istihbaratı üzerinedir. “Milli Mücadele Dönemi İstihbarat Faaliyetleri Örnek Olay İncelemeleri (1919-1923)” başlıklı yüksek lisans tezi Atatürk Araştırma Merkezi, “Milli Mücadele İstihbaratı’nda İstanbul’da Gizli Bir Grup: Felah” başlıklı doktora tezi Berikan Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Uluslararası çeşitli yayınevleri tarafından “Libya’s Past, Present, and Vision of the Future”, “Foreign Actors in Libyan Crisis”, “Weak State Behaviour within the Balance of Power”, “The Changing Nature of War and International Relations”, “Relationship between Islamic and Universal Human Rights” ve “The Affects of Religion on Shaping International Relations” başlıklı ortak yazarlı çalışmaları kitap olarak yayınlanmıştır. Bu kitaplardan son ikisi Almanca, Flemenkçe, Portekizce, Lehçe, İtalyanca, Fransızca, Rusça ve İspanyolca olmak üzere sekiz ayrı dile çevrilmiştir. Uluslararası İlişkiler alanında yayımlanmış çok sayıda kitap bölümü, makale, bildiri ve gazete yazıları bulunmaktadır. Türk Kurtuluş Savaşı İstihbaratı, İstihbarat, Güvenlik, Strateji ve Çatışma Çözümü ilgi ve araştırma alanlarıdır. İngilizce ve eski yazı (Osmanlıca) bilmektedir.

Sulhiye Fatma Yursever ile evli, Mustafa ve Kemal adlı iki oğlu vardır.

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.