enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
17,9331
EURO
18,4099
ALTIN
1.039,38
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Hafif Yağmurlu
27°C
Pazartesi Açık
30°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C

Analiz: Yunanistan’ın Gerginlik Politikası ve Hukuki Çarpıtmalar

Analiz: Yunanistan’ın Gerginlik Politikası ve Hukuki Çarpıtmalar
24 Temmuz 2022
0
A+
A-

ANKARA – UHA HABER / Türkiye’nin bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu olan Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Araştırmacılarından Prof. Dr. Yücel Acer’ın, ‘Yunanistan’ın Gerginlik Politikası ve Hukuki Çarpıtmalar’ başlıklı bu analizinde, Yunanistan’ın benimsediği gerilim siyasetinin arka planındaki nedenler ve bu tavrın hukuki zeminde bir karşılığı olup olmadığı inceleniyor.

Ankara ile Atina arasında Ocak 2021’de başlayan yeni müzakere sürecine rağmen, Yunan hükümetinden üst düzey bazı isimlerin yaptığı Türkiye karşıtı açıklamalarda özellikle Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından dikkat çekici bir artış yaşanmıştı.

Açıklamalarda Türkiye, “revizyonist”, “hukuka aykırı davranan” ve “saldırgan” bir devletmiş gibi gösterilmeye,  Yunanistan bu iddialarını esasen Türkiye’nin özellikle Ege Denizi’ndeki sorunlu meselelere dair bazı beyanlarına ve uygulamalarına dayandırmaya çalışmakta.

Söz konusu iddialar hukuki zeminde ele alındığında,  Türkiye’nin mevcut beyanlarında ve eylemlerinde uzun yıllardır yapılanlara nispeten bir değişiklik bulunmadığı; Ankara’nın açıklamalarının ve uygulamalarının hukuki gerekçelere dayandığı net biçimde görülmekte.

Yunanistan’ın Türkiye’yi “hukuka aykırı davranan devlet” olarak göstermeye ve Türkiye karşıtı algı oluşturmaya yönelik beyanlarının ve girişimlerinin hukuki olmaktan ziyade siyasi olduğu görülmekte.

ÇOMÜ'nün yeni rektörü Prof. Dr. Yücel Acer - Haberler Güncel (Flaş)

Prof. Dr. Yücel Acer

Prof. Dr. Yücel Acer,Yunanistan’ın Gerginlik Politikası ve Hukuki Çarpıtmalar‘  başlıklı SETA için kaleme aldığı analizini TÜRKUAZ Uluslararası Haber Ajansı (TÜHA)’dan Ataner YÜCE’ye değerlendirdi.

Türkiye ve Yunanistan’ın 2019’dan itibaren Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı sınırlandırılması sorunu üzerinde yaşadıkları yoğun gerginlik,
2020’nin sonlarına doğru hafiflemiş ve yerini yeni bir görüşme sürecine bıraktığını söyleyen Prof. Dr.Acer, 2002’de başlayan ve 2016’da tıkanan istikşafi görüşmelerin Ocak 2021’de “istişari görüşmeler” adı altında yeniden başlatılarak heyetlerin bir yıl içerisinde üç defa bir araya gelebildiğini hatırlattı.

Prof. Dr. Yücel Acer “Ancak söz konusu yumuşamanın iki ülke arasındaki geleneksel sorunların gerilim oluşturma potansiyelini ortadan kaldıramadığı bir kez daha görülmüştür. Başlatılan son görüşme süreci devam ederken özellikle 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna saldırısı sonrasında Yunanistan’ın Türkiye’yi hedef alan ithamları yeni bir gerginlik dönemine yol açmıştır. Söz konusu diyalog sürecinin devam ettiği bir aşamada iki ülke arasında yaşanan gerginlik sürecinin neden başladığının ve Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik ön plana çıkardığı “hukuk dışı eylemler” gerçekleştirdiğine dair suçlamalarının ne derece hukuki esaslara dayandığının sorgulanması gerekmektedir” dedi.

Analiz: Ege adalarının silahsızlandırılması - Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber

EGE DENİZİ’NDE İKİLİ SORUNLAR
Prof. Dr. Yücel Acer, öteden beri Ege’de “tek sorun” yaklaşımını sürdüren ve kıta sahanlığı sınırlandırma meselesi dışında diğer sorunun varlığını kabul etmeyen Atina’nın söz konusu yaklaşımı bir yana; iki ülke arasında Ege adalarına, deniz alanlarına ve hava sahasına dair çözülmesi gereken önemli sorunlar bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Kökenleri epey eskilere dayanan sorunlardan birisini Yunanistan’ın silahlandırmaması gereken Doğu Ege adalarını silahlandırması oluşturmaktadır. Yunanistan’ın bu adalardan Rodos ve İstanköy’ü (Kos) silahlandırmaya başlaması üzerine Türkiye ilk kez 29 Haziran
1964’te, daha sonra da Limni Adası’ndaki faaliyetlerinden dolayı 2 Nisan 1969’da Yunanistan’a resmi notalar iletmiştir. Söz konusu eylemlerin bu adaların antlaşmalarla belirlenmiş olan askersizleştirilmiş/silahsızlandırılmış statülerine aykırı olduğu ve bu eylemlere son vermesi gerektiği de Yunanistan’a bildirilmiştir.

Atina 1 Temmuz 1964-10 Mayıs 1969 arasında verdiği cevabi notalarında antlaşmalara uyduğunu, söz konusu adalarda tahkimat yapmadığını, ilgili uluslararası antlaşmalara saygılı olduğunu ve yapılmakta olan çalışmaların sivil havacılık ihtiyaçları ile ilişkili olduğunu ifade etmiştir. Ancak Yunanistan 1974’ten sonra adaları silahlandırmaya (bu defa reddetmeden) açıkça devam etmiş ve eylemlerini bazı hukuki gerekçelere dayandırma gayretine girişmiştir. Yunanistan’ın silahlandırma eylemleri günümüzde de devam ederken Türkiye, tepkisinin seviyesini daha da artırarak itirazlarını sürdürmüştür”.

Ege Adaları'nın Kaybedilmesi Hakkındaki Gerçekler – ACEP Fikir

İki taraf arasında bir başka sorununun da, kökeninin yine eski düzenlemelere dayanan Yunanistan ulusal hava sahasının genişliği meselesi bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr.Acer, Yunanistan Eylül 1936 tarihli 230 numaralı Kara Suları Kanunu ile kara suları genişliğini 6 deniz mili olarak belirlemişse de 1931’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 10 mil olarak belirlediği ulusal hava sahası genişliğini değiştirmeden uygulamaya devam etmektedir. O tarihten bu yana Yunanistan, ana karasını ve Ege Denizi’nde bulunan tüm adalarını kapsayacak şekilde ulusal hava sahasını, kara suları genişliğinden 4 mil daha fazla uygulamaya devam etmektedir. Türkiye bu durumun uluslararası hukukun ilgili kurallarına açıkça aykırı olduğunu, Yunan ulusal hava sahasının kara sularından daha geniş uygulanmasını tanımadığını beyan ederek bu uygulamayı reddettiğini gösterir şekilde hareket etmektedir. Ege hava sahası ile ilgili bir diğer sorun Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki uçuş bilgi bölgesine (FIR) yaklaşımından kaynaklanmakta” olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Yücel Acer, Ege Denizi üzerindeki FIR alanını belirleyen sınırın, Türk kara sularından başlayarak bütün Ege Denizi üzerindeki hava sahasını kapsadığını belirterek, Ege uluslararası hava sahasındaki FIR sorumluluğunun 1952’de Yunanistan tarafından üstlenildiğini, Türkiye’nin, Yunanistan’ın FIR sorumluluğunu kasıtlı olarak yanlış yorumlayarak ve kötüye kullanarak Türk savaş uçaklarının Ege’de uluslararası hava sahalarındaki uçuşlarını engellemeye çalıştığını ifade ederek bu yöndeki tutumlara itiraz ettiğinin altını çizdi.

Türkiye ve Yunanistan arasında Ege adalarına, deniz alanlarına ve hava sahasına dair çözülmesi gereken önemli sorunlar bulunmaktadır.

“Yunanistan’ın itiraza konu olan benzeri bir faaliyeti de arama ve kurtarma sahaları (SAR) ile ilgilidir. Türkiye, Yunanistan’ın bu bölgelere
ulusal egemenlik bölgeleri gibi baktığını ve çakışan arama kurtarma alanlarında Türkiye ile eş güdüm sağlayarak düzenlemeler yapması gerektiğini ifade etmektedi diyen Araştırmacı Prof. Dr.Acer, şunları söyledi

Ukrayna, Uluslararası Adalet Divanı'nın kararını bekliyor - Dünyadan Haberler

“1973’ten beri iki taraf Ege Denizi’nde kıta sahanlığı sınırlandırmasına dair bir anlaşmazlık da yaşamaktadır. 1973 sonunda Ege Denizi’ndeki kıta sahanlığı üzerinde petrol arama ruhsatlarını ilan eden Türkiye’nin ruhsat alanlarına Yunanistan itiraz etmiş, bir yandan Türkiye’yi protesto ederken diğer yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Uluslararası Adalet Divanına (UAD) başvurmuştur. BMGK, iki ülkeyi aralarındaki uyuşmazlığı Birleşmiş Milletler (BM) ilkelerine uygun yöntemleri dikkate alarak doğrudan görüşmelerle çözmeleri tavsiyesinde bulunurken UAD, Türkiye tarafından yetkilendirilmediği gerekçesiyle davaya bakamayacağına karar vermiştir. Kıta sahanlığı sorununun çözümü için 1970’ler ve 1980’lerde yapılan görüşmelerde bir sonuca ulaşılamamış, 11 Kasım 1976’da kabul edilen Bern Deklarasyonu uyarınca iki ülke de Ege kıta sahanlığı ile ilgili herhangi bir girişimden veya sorunu tırmandırıcı eylemlerden kaçınma yükümlülüğünü kabul ettiklerini beyan etmiştir.

Söz konusu yükümlülükler istisnai dönemler hariç çoğu kez uygulanmıştır. İstisnai dönemlerden olan Mart 1987 krizi (Mart krizi) iki ülkeyi savaşın eşiğine getirirken sonrasında ise yeni bir diyalog süreci başlamıştır. Davos’ta bir araya gelen iki ülke başbakanları görüşmeleri sürdürme ve Ege’de görüşmeleri olumsuz şekilde etkileyecek faaliyet ve davranışlarda bulunmama yönündeki taahhütlerini yenilemiştir. Davos’ta yenilenen Bern Deklarasyonu günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Sorun bir nevi dondurulmuş olsa da varlığını devam ettirmektedir.

Ege Adaları - Vikipedi

 

İki taraf arasındaki bir başka önemli sorun, çoğunlukla Doğu Ege Denizi’ndeki nispeten büyük adaların etrafında yer alan bazı adacıklar üzerinde yaşanan egemenlik uyuşmazlıklarıdır. Söz konusu sorun ilk kez 1995’te Kardak (İkizce-İmia) Kayalıkları üzerinde yaşanan uyuşmazlıkla su yüzüne çıkmıştır. 25 Aralık 1995’te Türk tescilli bir gemi Kardak Kayalıkları’na oturduğunda geminin mürettebatı bu kayalıkların Türkiye’ye ait olduğunu belirterek Yunan kurtarıcılardan yardım almayı reddetmiştir. Türkiye ise resmi bir beyan ile Kardak Kayalıkları’nın Türkiye egemenliği altında olduğunu ifade etmiştir. Yunanistan’ın buna karşı çıkmasıyla bazı adacıkların aidiyetinin çözülmesi gereken bir sorun olduğu açıkça görülmeye başlanmıştır.

Türkiye açısından Ege Denizi’nde başat öneme sahip sorunun Yunanistan’ın muhtemel kara suları genişliği sorunu olduğu söylenebilir. 1936 yılı 230 sayılı ulusal düzenlemesi ile Yunanistan, kara sularını 6 deniz mili olarak belirlemiş, 1970’lerin ortalarından başlayarak özellikle III. BM Deniz Hukuku Konferansı esnasında Ege Denizi’nde kara suları genişliğini 12 mile çıkarmayı planladığını beyan etmeye başlamıştır. Yunanistan 1982’de imzalanan, 14 Kasım 1994’te yürürlüğe giren ve Yunanistan’ın 1 Haziran 1995’te onayladığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) 3. maddesini gerekçe göstererek Ege Denizi’nde kara suları genişliğini 12 deniz miline çıkaracağını ifade etmektedir. Parlamentonun onayını takiben yetki alan Yunan hükümeti “uygun ve ulusal çıkar açısından faydalı” bulunduğunda
karasuları genişliğini 12 deniz miline çıkaracağı beyanında bulunmaktadır.

Bu tutum karşısında Türkiye, Yunanistan’ın bu yönde herhangi bir eylemini önlemeye yönelik itirazlarını yoğunlaştırmış, Ege Denizi’ndeki kara sularının genişletilmesinin hiçbir koşulda kabul edilmeyeceğini sıklıkla dile getirmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 8 Haziran 1995’teki oturumunda Yunanistan’ın kara sularını genişletmeye yönelik muhtemel girişimi karşısında Türkiye’nin “hayati çıkarlarının korunması ve savunulması için” Türk hükümetine askeri alanda gerekli görülebilecekler de dahil olmak üzere tüm yetkileri vermeyi oy birliğiyle kararlaştırmıştır.(Devam edecek)

***

Yücel Acer

Araştırmacı
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Uluslararası İlişkiler lisans derecesi, Sheffield Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk mastır derecesi, Bristol Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk doktora derecesi almıştır. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı’nda Milletlerarası Hukuk profesörüdür. Uzmanlık alanları uluslararası deniz hukuku, uluslararası silahlı çatışmalar hukuku ve uluslararası insan hakları hukukudur. Birçok bilimsel makalenin yanında İngiltere’de basılmış The Aegean Maritime Disputes and International Law (Ege Deniz Sorunları ve Uluslararası Hukuk), Uluslararası Hukukta Saldırı Suçu, Küresel ve Bölgesel Perspektiften Türkiye’nin İltica Stratejisi ve Uluslararası Hukuk Temel Ders Kitabı isimli kitapların da yazarıdır. ABD’de Hawaii Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapmış, Kara Harp Okulu, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Atılım Üniversitesi’nde de dersler vermiştir.

[UHA Haber Ajansı, 24 Temmuz 2022]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.