enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,6396
EURO
19,7256
ALTIN
1.084,30
BIST
4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Az Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C

Yönetim İslâmî değilse

Yönetim İslâmî değilse
15 Kasım 2019
0
A+
A-

UHA HABER / Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Hayrettin Karaman, ‘Yönetim İslâmî değilse’ başlıklı makalesinde, “Daha ziyade fıkıh ve kelam kitaplarında ve az sayıda siyaset, emval vb. konulara ait kitaplarda İslam devlet başkanı olabilmek için kişinin hangi nitelikleri taşıması gerektiği anlatılmış ve tartışılmıştır” dedi.

Hayrettin Karaman, ile ilgili görsel sonucuHayrettin Karaman, Ehl-i sünnete göre Kurayş kabilesinden, müctehid derecesinde alim, vücutça sağlam, güzel ahlak sahibi olması ve bir şekilde ümmetin kendisine bey’at etmiş olmaları gerektiğini, ama evdeki hesabın pazardakine uymadığını söylüyor ve “Uymayınca da teker teker niteliklerden vazgeçiliyor, zaruret, fitnenin ve kargaşanın önlenmesi, ümmetin ve İslam vatanının korunması, maksadın bir şekilde hasıl olması gibi kavramlar kullanılarak başta bulunan veya güç kullanarak başa geçen meşrulaştırılıyor” diye ekliyor.

Hayrettin Karaman, İslam devlet başkanının elbette İslam’a uygun davranması gerektiğini, ama davranmayanların, fasıkların, zalimlerin de halife adıyla sultan olduklarını ve böyle olunca da aslında azledilmeleri gerekirken buna ümmetin temsilcilerinin (ehlü’l-halli ve’l-akdin) ya gücünün yetmediğini veya onların da baştaki ile işbirliği yapmış olabildiğine dikkat çekiyor.

Tarih sahnesinde ve günümüzde Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde ya açıkça ve resmen İslam’ın devlet, siyaset, sosyal ve hukuki hayattan dışlandığını, ferdin iman ve ibadetine indirgendiğini, ya da sözde şeriatla yönetildiğini, anayasalarında “devletin dini İslam’dır” yazıldığı halde hem başkanlarının şahsi hayatı ve ahlakında hem de devlet yönetiminde İslam’ın hayli azaltıldığının görüldüğünü ifade eden Hayrettin Karaman, “Bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar ne yapacaklar, bu devletin kanunlarına ve düzenine hangi ölçüde itaat edecekler?” diye soruyor.

Hayrettin Karaman, bu sorunun cevabını teşkil eden çalışmaların, nispeten hürriyete kavuşan ülkelerde sür’atle arttığını, adeta bir kütüphanelik kitap ve makale oluştuğunun altını çizdi.

“İstibdadın hüküm sürdüğü devirlerde konuya tahsis edilmiş eser yok gibidir” diyen Hayrettin Karaman, Genel fıkıh ve kelam kitaplarında “Allah’ın sözünü tutmayan yöneticinin sözü tutulmaz” ilkesi tekrarlanır. Ama bunu kitaplardan ve teoriden hayata ve pratiğe aktarmak sanıldığı kadar kolay değildir. Zalim ve fasık yöneticilerin, öyle ulema heyetinin gelip “sen kırmızı çizgileri aştın, uyarılara da kulak tıkadın, ümmet adına seni azlediyoruz” demeleri ile makamı ehline terkedivermeleri beklenemez, ayrıca bunu diyecek ulema da çok nadirdir” olduğunu açıklıyor.

Hayrettin Karaman, “Şu halde açıkça laik olan halkı Müslüman ülkeler ile sözde şeriatla yönetilen ama uygulamada ondan büyük ölçüde sapmış ülkelerde yaşayan Müslümanlar ne yapacaklar, kime ne ölçüde itaat edecekler?” diye soruyor.

“Öncelikle şunu hatırlamamız gerekiyor” diyen Hayrettin Karaman, “Dinin emir ve yasaklarına uygun davranılmasını temin, gücü ve imkanı ölçüsünde bütün Müslümanlara farzdır. Müslümanların teşkilatları gerektiğinde en az zararla değişimi sağlamaktan aciz ise sözlü ve yazılı muhalefet yapılacaktır. Buna da güç yetmiyorsa niyet, bilgi, zihniyet, inanç, duygu olarak muhalefete devam edilecek, bu aşamadan sözlü ve sonra fiilî değişim aşamasına geçebilmek için planlı, programlı, danışmalı, bilgiye ve hikmete dayalı faaliyetler yürütülecektir”şeklinde açıklıyor.

“Bu tabloda “gücün yetmemesi” ne demektir?” diye soran Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Hayrettin Karaman, “Değişim için gerekeni yapmaya kalkışıldığında hem sonuç alamamak hem de bir yandan ümmetin can, mal, vatan, bağımsızlık gibi varlığının, diğer yandan kazanımların kaybedilmesi demek olduğuna dikkat çekerek, “İşte böyle durumlarda ehl-i sünnete göre tahammül (sabır) gösterilerek beklenecektir. Tahammül ve sabır ise içte muhalefet, dışta itaat demektir” şeklinde kaydetti.

HABER : Ataner YÜCE

[UHA Haber Ajansı, 15 Kasım 2019]

Pelin Çift İle Gündem Ötesi

‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi’ her Cuma saat: 00.15’te TRT 1 Ekranlarında..

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.