Washington’ın hedefinde Küba: ABD’nin bu adaya neden ihtiyacı var?
*Amerika Birleşik Devletleri’nin ana odağı İran’la olan çatışmaya yoğunlaşmış olsa da, Washington “Küba meselesini” de gözden kaçırmıyor.
UHA / İnternational News Agency
Matanat NASİBOVA & Kalibre.Az
BAKÜ, 19 HAZİRAN 2026
Amerika Birleşik Devletleri’nin ana odağı İran’la olan çatışmaya yoğunlaşmış olsa da, Washington “Küba meselesini” de gözden kaçırmıyor.
Özellikle son günlerde, Trump’ın adaya karşı önlemleri genişleten bir başkanlık kararnamesini imzalamasının ardından, Beyaz Saray Havana üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmak için bir adım daha atarak Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’e, eşine ve Küba liderliğinin diğer önemli temsilcilerine yaptırımlar uyguladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından imzalanan bir açıklamaya göre, yaptırımların hedef aldığı kişiler “rejimi ve ABD’de ve dünyanın dört bir yanında radikal devrimci hareketlerini harekete geçirme çabalarını yönlendiriyor veya finanse ediyor.”
Beklendiği gibi, bu hamle Küba yetkililerinden anında bir tepkiye yol açtı: Díaz-Canel, Amerikan “siyasi körlüğünün, son haftalarda ülkemize karşı uygulanan ve Küba halkına zarar vermeyi amaçlayan baskıcı önlemleri artırdığını” belirtti. Ayrıca Trump’ı “Küba’ya karşı yeni tehditkar açıklamalar yapmakla” suçlayarak, “bu önlemlerin ablukayı güçlendirmeyi ve Küba ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çatışmayı tırmandırmayı amaçladığını” kaydetti.
Küba Devlet Başkanı, X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD hükümetinin saldırganlığı ve sapkınlığı, en kötü senaryolarla yüzleşme ve emperyalist saldırıya direnme kararlılığımızla çatışacaktır” diye yazdı.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yeni yaptırımlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Küba’ya karşı askeri güç kullanma tehditlerinin yaşandığı bir ortamda yürürlüğe konulmuştur. Bu yaptırımlar, Venezuela’da Nicolás Maduro’nun devrilmesiyle sonuçlanan Amerikan askeri operasyonu ve Özgürlük Adası’na uygulanan enerji ablukası sonrasında oylanmıştır. Bu abluka, elektrik kesintilerine, gıda kıtlığına ve ekonomik çöküşe yol açmıştır.
Genel olarak, Washington bu eylemleri Küba hükümetinin ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğu iddiasıyla gerekçelendirdi. Beyaz Saray, “Yabancı devletlerin bu rejimi hayati enerji kaynakları sağlayarak desteklemesine izin vermeyeceğiz. Bundan böyle, Havana’ya petrol sağlayan herhangi bir ülke, mallarının Amerika Birleşik Devletleri’ne girişinde gümrük vergisi şeklinde ekonomik sonuçlarla karşılaşacaktır” açıklamasını yaptı.
Aynı zamanda, 4 Haziran’da gazetecilerin yaptırımların Küba’nın çöküşünü hızlandırmayı amaçlayıp amaçlamadığı sorusuna Trump şu yanıtı verdi: “Biz sadece onların düzgün yönetilen bir ülke olmasını istiyoruz. Ülke açlık çekiyor, enerjisi yok, petrolü yok, parası yok, hiçbir şeyi yok. Güzel bir arazisi var. Güzel tatil köyleri kurabilirsiniz.” Amerikan başkanı ayrıca Küba’nın “bir nevi çöktüğünü” belirterek, “İran’daki askeri operasyonlarımızı bitirir bitirmez bununla ilgileneceğiz” diye ekledi.
Başka bir deyişle, Beyaz Saray başkanı Küba ile ilgili planlarının değişmediğini etkili bir şekilde yinelemiştir. Bu bağlamda, Mart 2026’da, adada büyük bir enerji krizi yaşanırken Trump’ın Küba’yı ele geçirmenin bir onur olacağını belirttiğini ve Mayıs ayında Florida’da yaptığı bir konuşmada, ABD uçak gemisi Abraham Lincoln’ün Küba kıyılarından 100 metre açıkta duracağı ve yerel yetkililerin derhal teslim olacağı bir senaryoyu anlattığını hatırlatmakta fayda var.
Amerikan başkanı, Washington’ın temel amacını bir kez daha kamuoyu önünde teyit etmiş oldu: Küba’da rejim değişikliği sağlamak ve orada demokratik reformların uygulanmasını kolaylaştırmak. ABD liderliğinin bu niyeti dolaylı olarak şu şekilde desteklenmektedir:PoliticoSözde 2026 Karayip krizi bağlamında, ABD kurumlarının bölgedeki askeri varlığını artırmaya başladığı bildiriliyor.
Tüm bu söylemleri göz önünde bulundurarak, Washington’ın Küba’daki sosyalist sistemi ortadan kaldırmaya ve liderliği değiştirmeye yönelik kasıtlı bir şekilde hareket ettiğini, şu anda ana araç olarak Küba liderliğine karşı yaptırımlar da dahil olmak üzere sert ekonomik ve mali baskı stratejisini kullandığını güvenle söyleyebiliriz. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: “Amerika Birleşik Devletleri Küba’ya karşı büyük ölçekli bir askeri müdahale başlatmaya cesaret edecek mi?”
Teorik açıdan bakıldığında, böyle bir senaryo göz ardı edilemez; ancak, öngörülebilir gelecekte, tam ölçekli bir askeri harekatın maliyetli bir girişim olması ve ABD’nin İran’a karşı askeri operasyonuna yaptığı harcamaların 95,2 milyar doları aşmış olması nedeniyle, olasılığı son derece düşük kalmaktadır.
Aynı zamanda, Amerikan ekonomisi üzerindeki genel yükün daha da yüksek olduğu değerlendiriliyor: ABD ulusal borcu 400 milyar dolardan fazla arttı. Dolayısıyla, ekonomik faktör Washington’ın “Karayipler’de büyük bir cephe açma” planları lehine işlemiyor.
Ancak ABD yönetimi, Küba hava savunma sistemlerine, askeri ve istihbarat tesislerine yönelik saldırılar gibi sınırlı operasyonları tercih edebilir; bu senaryoların halihazırda değerlendirildiği bildiriliyor.
Aynı zamanda, çeşitli faktörler nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nin “Küba planlarından” vazgeçme olasılığı neredeyse sıfırdır.
İlk olarak, Küba’nın Rusya, Çin ve İran ile siyasi ittifak da dahil olmak üzere birçok alanda yakın işbirliğinde yansıyan jeopolitik çıkarlar söz konusudur. Bu, Washington için önemli bir rahatsızlık kaynağıdır; aynı şekilde adanın Sovyet sosyalist modelinin Küba siyasi gerçeklerine uyarlanmasına dayanan komünist ideolojisi de bir sorun teşkil etmektedir.
İkinci husus ise ekonomik çıkarlardır. Bilindiği üzere Küba, teyit edilmiş nikel rezervleri bakımından dünyada beşinci sırada yer almakta ve kobalt rezervlerinde de dünyanın ilk üç lideri arasında bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin erişim sağlamaya çalıştığı kaynaklar tam olarak bunlardır; bu nedenle, ülkenin ekonomisinin temel direklerinden biri olan Küba’nın askeri-ekonomik holdingi GAESA’ya karşı geniş çaplı yaptırımlar uygulayarak baskıyı yoğunlaştırmıştır.
Üçüncüsü, Washington’ın bu eylemleri, geçen yıl Aralık ayında kabul edilen ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Donald Trump’ın hem bölgesel hem de küresel olarak Amerikan çıkarlarının teşvikine dayanan “Önce Amerika” doktriniyle tamamen uyumludur. Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin Karayip havzasındaki emellerini ne ölçüde gerçekleştirebileceği zamanla ve tarihle görülecektir.