Türkiye’nin ABD galibiyeti: Bu oyun neden daha önce yoktu?
*Türkiye, ABD karşısında aldığı 3-2’lik galibiyetle Dünya Kupası’na veda etti. Karşılaşmayı ABD’de izleyen DW Türkçe Yöneticisi Erkan Arıkan, son maçtaki performansı överken “Bu oyun neden daha önce yoktu?” diye soruyor.
UHA / İnternational News Agency
Erkan Arikan & DW Türkçe Yöneticisi
İSTANBUL, 27 HAZİRAN 2026 – Türkiye, ABD karşısında aldığı 3-2’lik galbiyetle Dünya Kupası’na veda etti. Kağıt üzerinde bu sonuç bir teselli gibi görünebilir. Ancak turnuva boyunca yaşananlar başka bir gerçekliğe işaret ediyor: Bu galibiyet, büyük hayal kırıklığını gizlemeye yetmiyor ve asıl soru hâlâ ortada duruyor: Bu takım nasıl oldu da grup aşamasında elendi? Türkiye’nin Dünya Kupası’ndaki karşılaşmalarını yerinde izleyen DW Türkçe Yöneticisi Erkan Arikan tam da bu sorunun peşine düşüyor.
Beklentiler yüksekti, gerçekler sert oldu
Turnuva öncesinde Türkiye’nin en az çeyrek finale kadar ilerleyebileceği konuşuluyordu. Kadroya baktığımda ben de bu beklentiyi abartılı bulmuyordum. Bireysel kalite, hücum gücü ve genç yetenekler umut veriyordu. Ancak sahada gördüğüm tablo bu beklentilerin çok uzağındaydı. Bu sadece bir elenme hikayesi değil; bu yönetilemeyen bir potansiyelin hikayesi.


Rotasyon: Doğru karar, yanlış zaman
Teknik Direktör Vincenzo Montella’nın ABD maçında yaptığı yedi oyunculuk rotasyon ilk bakışta cesur bir hamle gibi görünebilir. Ancak bana göre bu kararın asıl sorunu zamanlaması. Bu değişiklikler neden daha önce gelmedi? Turnuva boyunca aynı sorunları tekrar tekrar gördükten sonra gelen bu müdahale bana geç kalınmış bir reaksiyon gibi geliyor. ABD maçına da yine aynı senaryoyla başladık: Erken gol yedik.
TRT’den bir meslektaşım bana şunu söyledi: “Aslında bizim çocukların karşılaştığı neredeyse tamamen bir B takımı, yani ikinci bir kadro.” Haklıydı. Ben de A Milli Futbol Takımı oyuncularından Salih Özcan’a tam olarak bu soruyu yönelttim. ABD’nin tam A kadrosuyla değil de güçlü bir B kadrosuyla sahaya çıkmasının, galibiyetin değerini azaltmadan, kendileri için bir fark yaratıp yaratmadığını sordum. Özcan’ın yanıtından galibiyet hırsı anlaşılıyordu: “Hayır, öyle düşünmüyorum. Amerika’nın geniş bir kadrosu var. O pozisyonda oynayan herkes çok iyiydi, biz de bunu gördük. Maçın başında bizim de sorunlarımız vardı. Biz işe A ya da B takımı olarak yaklaşmadık. Sonuçta önemli olan maçı kazanmaktı. Onların sahaya C takımıyla çıkması bile benim için önemli değildi. Ben bu maçı kazanmak istiyordum.” Bunlar profesyonel ve doğru ifadelerdi. Ancak sahadaki gerçeği değiştirmedi: Biz rakipten çok kendi oyunumuzla mücadele ettik ve bunu başaramadık.
Son maçtaki kalite: Asıl problem burada
ABD maçında ilk kez farklı bir Türkiye izledim. Daha hızlı, daha istekli, hücumda daha akıcı bir takım vardı sahada. Özellikle Arda Güler’in merkezde oyunu yönlendirdiği anlarda takımın seviyesi gözle görülür şekilde yükseldi. Ve tam burada benim için turnuvanın en kritik sorusu ortaya çıktı: Bu oyun neden daha önce yoktu? Arda’nın bu rolü neden turnuvanın başından itibaren düşünülmedi? Bu soruyu sormadan Montella’nın performansını değerlendirmek mümkün değil.


Kökçü’nün golü ve geç gelen yüzleşme
Tartışmalı “su molası” bu kez Türkiye Milli Takımı için bir avantaj oldu. Çünkü kısa süre sonra Montella’nın ekibi yeniden öne geçti. Orkun Kökçü takımını tekrar öne geçiren golü attı. ABD’nin beraberliği yakalamasından sonra Türk takımı kendi temel kimliğine geri döndü: hücum, hücum, hücum. Uzatma dakikalarında Can Uzun’un pasında Kaan Ayhan Türkiye’ye galibiyeti getiren golü kaydetti. Maçın ardından mikrofon tuttuğum Kökçü, “Türkiye’den ve Türk taraftarlardan özür diliyoruz. Bu galibiyete rağmen tur atlamayı başaramadık. Herkes gibi biz de kendimizi sorgulamak ve özeleştiri yapmak zorundayız. Önümüzdeki turnuvalarda ülkemizi yeniden gururlandırmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız” sözleriyle bir özeleştiri sürecinin kendileri beklediğini mesajını verdi.

Montella: Tartışmanın merkezinde
Basın toplantısında Teknik Direktör Montella’nın sözlerini dikkatle dinledim. İstifa etmeyeceğini net bir şekilde söyledi. Enerjisi ve motivasyonu olduğunu vurguladı. Federasyonun desteğini arkasına aldığını da ekledi. Ama sahaya baktığımda gördüğüm şey başka. Türk medyasında dile getirilen eleştirilerin büyük kısmına katılıyorum. Geç oyuncu değişiklikleri, yanlış kadro tercihleri ve özellikle oyuncuların rollerinin net tanımlanmaması bu turnuvada belirleyici oldu. Arda Güler gibi bir oyuncunun bu kadar geç merkezde değerlendirilmesi bana göre teknik ekibin en büyük hatalarından biri. Elbette Montella’yı tamamen reddeden bir noktada değilim. Genç oyunculara alan açması ve uzun vadeli bir yapı kurma çabası önemli. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemem: Bu kadro, sahip olduğu potansiyelin altında kaldı.

Sonuç: Cevabı hâlâ verilemeyen sorular
Bu turnuvadan geriye benim için tek bir temel soru kalıyor: Biz neden elendik? Bu sadece bir taktik meselesi mi? Yoksa mental olarak mı hazır değildik? Ya da sahada doğru liderlik mi yoktu? Yaptığım bu analiz bana şunu gösteriyor: Tek bir neden yok. Sorun çok katmanlı.
Takımın ruhumu eksik? Mücadele gücünü mü kaybetti? Hepsi ülke için değil de sadece kendileri için oynayan şımartılmış oyuncular mı? İşte bizi uzun süre meşgul edecek sorular bunlar. Dünya Kupası bittikten sonra da, Türk oyuncular muhtemelen tatildeyken bile bu sorular tartışılmaya devam edecek. Umut edilmesi gereken, gelecekte yeniden kendi değerlerini hatırlamalarıdır. Bu turnuvaya gelmek için zorlu bir eleme sürecinden geçtiklerini… İki kez play-off oynayıp kazanarak Dünya Kupası’na katıldıklarını…
Montella devam etmek istiyor. Bunu gerçekten yapıp yapmayacağını ve Türkiye’yi Uluslar Ligi’nde başarıya taşıyıp taşıyamayacağını yakında göreceğiz. Benim kişisel sonucum net. Sadece ben değil, birçok uluslararası spor gazetecisi de Türkiye’yi turnuvada çok daha ileri noktalarda görüyordu. İtalya’dan bir meslektaşım bana şöyle sordu: “Siz ne yaptınız? En azından çeyrek finale çıkacağınızı düşünüyordum!” Ama sonunda geriye şu söz kalıyor: Yapılan masraflar dışında elde var sıfır. Bir ulusu hayal kırıklığına uğratmanın yükünü teknik direktör, tüm oyuncular ve federasyon daha uzun süre taşımak zorunda kalacak.

