Türkiye kış sporlarında neden geride kalıyor?
* Türkiye’nin kış olimpiyatlarında bugüne kadar hiçbir madalyası bulunmuyor. Peki neden? Türkiye kış olimpiyatlarında neden ilerleyemiyor?
* İşte detayı!…
UHA / İnternational News Agency
Gazeteci* Pelin ÜNKER, DW
İSTANBUL, 22 ŞUBAT 2026 – Türkiye 2026 Kış Olimpiyatları’na 8 sporcu ile katılırken organizasyonu madalya kazanamadan kapattı. Yaz olimpiyatlarında üç haneli sporcu sayısına yaklaşan bir ülke için bu tablo, kış sporlarının neden gelişemediği sorusunu yeniden gündeme taşıdı:
Coğrafya mı uygun değil, altyapı mı eksik, yoksa mesele bütçe ve strateji tercihi mi?
2026 Milano-Cortina Oyunları’nda Türkiye, kayakla atlamada Fatih Arda İpcioğlu ve Muhammed Ali Bedir, kayaklı koşuda İrem Dursun ve Abdullah Yılmaz, alp disiplininde Ada Hasırcı ile Thomas Kaan Önol Lang, kısa kulvar sürat pateninde ise Furkan Akar ve Denis Örs ile yarıştı. Katılım 8 sporcu ile sınırlı kaldı ve madalya yine gelmedi.
Son dört kış olimpiyatı verileri de benzer bir tabloyu gösteriyor. Türkiye 2010 Vancouver’da 5, 2014 Soçi’de 6, 2018 PyeongChang’de 8, 2022 Pekin’de 7 sporcu ile temsil edildi. Katılım düzenli ancak tek haneli ve sınırlı. Türkiye’nin kış olimpiyatlarında bugüne kadar madalyası bulunmuyor.
Uzmanlara göre sorun tek bir başlıkla açıklanamayacak kadar katmanlı. Ancak tabloya yakından bakıldığında ortak bir noktaya işaret ediliyor: sürdürülebilir spor politikası ve kaynak planlaması eksikliği.
Kayakla atlayıcı Fatih Arda İpcioğlu, Kış Olimpiyatlarında Türkiye’yi temsil eden sayılı sporcudan biriFotoğraf: Kentaro Tominaga/AP Photo/picture alliance
Spor kültürü ve sistem sorunu
DW Türkçe’ye konuşan spor yazarı ve akademisyen Prof. Dr. Cem Çetin, meseleyi yalnızca kış sporlarıyla sınırlı görmüyor. “Öncelikle her şeyden önce biz bir spor ülkesi değiliz” diyen Çetin, yaz olimpiyatlarında dahi birçok branşta sporcu yetiştirilemediğini vurguluyor.
“Atlet yetiştiremeyen bir ülkenin farklı spor dallarında başarılı olma şansı yok” diyen Çetin’e göre temel mesele spor kültürü. “Maalesef bizim ülkemizin spor kültürü yok” sözleriyle, başarının sistemli üretimden değil, dönemsel bireysel çıkışlardan geldiğini savunuyor.
Çetin’e göre sorun yalnızca bireysel değil, kurumsal.Uzun vadeli planlama, performans ölçümü ve hesap verebilirlik mekanizmaları kurulmadıkça kalıcı başarı üretilemiyor.
Erzurum 2011’de hedef neydi?
2011 Erzurum Üniversiteler Arası Kış Oyunları Türkiye için önemli bir yatırım hamlesiydi. Uluslararası standartta kayakla atlama kuleleri, buz salonları ve pistler inşa edildi. Ancak Çetin, bu yatırımların sürdürülebilir bir sporcu üretim sistemine dönüşmediğini savunuyor.
Çetin, Erzurum 2011’e ilişkin değerlendirmesinde “Niçin yaptık? Hedefimiz neydi? Belli değil” diyor. “Aldık, düzenledik, bir işe yaramadı ki” sözleriyle, organizasyonun kalıcı bir sporcu yetiştirme modeline dönüşmediğini savunuyor. Eleştirisini tesislerin açık olup olmaması üzerinden değil, çıktı üretimi üzerinden kuruyor. Çetin’e göre mesele fiziki altyapı değil; bu altyapının elit sporcu havuzunu genişletip genişletmediği ve uluslararası başarı üretip üretmediği.
“Bir plan yapacaksın, program yapacaksın ondan sonra buna kaynak ayıracaksın” sözleriyle strateji eksikliğine dikkat çeken Çetin, tesisleşmenin denetim ve devamlılıkla tamamlanmadığı sürece sonuç üretmeyeceğini belirtiyor.
Türkiye, 2026 Kış Olimpiyatları açılışında küçük bir atlet ekibiyle temsil edildi. Türk bayrağını açılışta İrem Dursun taşıdıFotoğraf: Matthias Schrader/AP Photo/picture alliance
İnsan kaynağı ve sporcu havuzu
Çetin’in özellikle vurguladığı bir diğer başlık insan kaynağı. Geniş tabanlı sporcu havuzu oluşturulmadan elit sporcu yetiştirmenin mümkün olmadığını savunuyor.
Kayaklı koşu gibi branşların Anadolu’nun doğal koşullarıyla uyumlu olduğunu ancak atletizm altyapısının zayıflığının kış sporlarına da yansıdığını ifade ediyor. Çetin’e göre spor kültürü küçük yaşta başlamadıkça, tesis yatırımı tek başına başarı getirmiyor.
Medya ve denetim eksikliği
Çetin spor medyasına da eleştirel yaklaşıyor. “Türkiye’de dört büyüklerin basını var” diyerek spor gündeminin büyük ölçüde futbola sıkıştığını söylüyor. Kış sporlarının kamuoyu gündeminde yer bulamaması, performans denetimi ve hesap verebilirlik mekanizmalarının da zayıf kalmasına yol açıyor.
“Tespit yapılmadığı için reçete de ortaya çıkartamıyoruz” sözleriyle spor politikalarının yeterince analiz edilmediğini ve bu nedenle yapısal çözümler üretilemediğini söylüyor.
Turizm yatırımı mı, spor yatırımı mı?
Turizmci Cem Kınay ise meseleyi farklı bir perspektiften değerlendiriyor. “Coğrafi olarak aslında ciddi bir potansiyele sahibiz” diyen Kınay, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’nun yüksek bölgelerindeki uzun ve sert kış koşullarına dikkat çekiyor. Ancak Kınay’a göre mesele doğal şartlar değil:
“Mesele sadece kar ya da rakım değil, sürdürülebir bir spor kültürü ve erken yaşta başlayan sistemli sporcu yetiştirme modeli.”
Kınay, “Türkiye’de kayak merkezleri büyük ölçüde turizm yatırımı perspektifiyle planlandı; yatak kapasitesi, telesiyej, otel ve hafta sonu doluluğu önceliklendirildi” diyor. Bu yaklaşım ekonomik getiriyi önceleyen bir model kurarken olimpik sporcu yetiştirme”Yapay hedefini ikinci plana itiyor.
Erciyes ve Palandöken gibi merkezlerin teknik anlamda geliştiğini belirten Kınay, “Bu merkezler pist kalitesi ve rakım açısından belirli branşlarda antrenman için uygun. Ancak olimpik başarı için tesis yeterliliği tek başına yetmez” diyerek yıl boyu açık kondisyon altyapısı, kulüp sistemi, bilimsel performans takibi ve uzun vadeli finansal destek ihtiyacına dikkat çekiyor. Federasyon-strateji bütünlüğü ve kamu-özel sektör eşgüdümü kurulmadan sistemin tamamlanamayacağını ifade ediyor.
İklim değişikliğinin de tabloyu etkilediğini belirten Kınay, “Yapay kar artık iklim değişikliği nedeniyle bir lüks değil, zorunluluk” diyor.
Sezon sürelerinin kısalması ve enerji maliyetlerinin artması, spor yatırımlarını daha maliyetli hale getiriyor. Türkiye’de henüz güçlü ve kendi kendini besleyen bir “kış sporları ekosistemi”nden söz etmenin zor olduğunu belirtiyor.
Türk milli kayaklı koşucu İrem Dursun, kadınlar 10 kilometre serbest yarışında 103’üncü olduFotoğraf: Stephanie Lecocq/REUTERS
Bütçe ve kaynak meselesi
Sorunun en somut boyutu bütçe ve kaynak tahsisi. Resmi bütçe tasarılarına göre Türkiye Kayak Federasyonu’nun 2026 tahmini bütçesi 152 milyon 250 bin TL. Türkiye Buz Pateni Federasyonu’nun yaklaşık 150 milyon TL’lik bütçesi ise 2025 yılı geçici bütçe tasarısına dayanıyor. Türkiye Buz Hokeyi Federasyonu’nun 151 milyon 920 bin TL’lik bütçesi ve Türkiye Curling Federasyonu’nun 248 milyon 700 bin TL’lik bütçesi ise 2026 bütçe tasarılarında yer alıyor.
Bu rakamlar ilk bakışta yüksek görünse de önemli bir bölümü organizasyon giderleri, personel maaşları ve cari harcamalara ayrılıyor. Uluslararası kamp programları, spor bilimi desteği ve uzun vadeli olimpik performans projelerine ayrılan payın sınırlı olduğu görülüyor. Döviz bazında değerlendirildiğinde bu bütçelerin her biri güncel kur üzerinden yaklaşık 4–8 milyon dolar aralığında kalıyor. Bu tutar, birçok Avrupa ülkesinde tek bir branşa ayrılan kaynağa denk düşebiliyor.
Reuters’in analizine göre başarılı ülkeler tüm branşlara dağınık yatırım yapmak yerine madalya potansiyeli yüksek niş alanlara odaklanıyor. Birleşik Krallık, yalnızca skeleton branşı için olimpiyat döngüsü başına ortalama 6 milyon sterlin kaynak ayırıyor. 2002’de yaklaşık 300 bin sterlin olan kamu desteği, yıllar içinde 6 milyon sterlinin üzerine çıktı. Bu sistemli yatırım sonucunda Team GB skeleton branşında düzenli biçimde madalya kazandı ve son oyunlarda iki altın elde etti.
Britanya geleneksel bir kış sporları ülkesi değil. Ancak hedefli ve veri temelli yatırım modeli sayesinde belirli alanlarda sürdürülebilir başarı yakalayabiliyor. Türkiye’de ise toplam kış sporları bütçesinin olimpig düzeyde sporcu yetiştirecek bilimsel ve uzun soluklu programlar için yeterli olup olmadığı tartışılıyor.
Coğrafya kader değil
Türkiye’nin yüksek rakımlı bölgeleri uzun kar sezonu potansiyeli sunuyor. Ancak uzmanlara göre mesele coğrafya değil; planlama, kaynak önceliği ve insan kaynağına yatırım.
Türkiye’nin kış olimpiyatlarında sınırlı temsili, doğal koşullardan çok stratejik tercihler ve sistem eksikliğiyle açıklanıyor. Sürdürülebilir bir spor politikası ve hedefli kaynak planlaması kurulmadıkça katılımın da başarının da sınırlı kalacağı belirtiliyor.