Uluslararası barış ve güvenlik sisteminin genel yapısı nasıldır? NATO Kurucu Antlaşması uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına hangi katkıları öngörmektedir? NATO günümüze kadar uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına dair ne tür katkılar sağlamıştır?
NATO Kurucu Antlaşması’nın Uluslararası Barış ve Güvenliğe Katkısı Ne Oldu?
Prof. Dr. Yücel ACAR & Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Uluslararası barış ve güvenliğin korunması, 1945’te Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmasından bu yana uluslararası hukukun temel amaçlarından biriyken Soğuk Savaş’ın başlaması, BM Kurucu Antlaşması ile öngörülen evrensel kolektif güvenlik sisteminin sınırlarını kısa sürede ortaya koymuştur. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyetler Birliği arasındaki siyasal rekabet, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) etkin çalışmasını sık sık engellemiş ve bunun sonucunda bölgesel güvenlik düzenlemeleri giderek daha fazla önem kazanmıştır.
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nü (NATO) kuran antlaşma ise uluslararası barış ve güvenliğin korunması üzerinde derin etkiler oluşturmuştur. NATO, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına dair BM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, saldırganlığın caydırılması, İttifaka üye ülkeler arasındaki sorunların barışçıl yollarla çözülmesi, üye ülkelerin iç istikrarlarının korunması, müttefikler arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve yeni güvenlik tehditlerine uyum sağlanmasında önemli başarılar elde etmiş ve etmeye devam etmektedir.
ULUSLARARASI BARIŞ VE GÜVENLIK DÜZENININ TEMEL YAPISI
Kurgusal eksiklikleri ve ağır işleyiş sorunları açıkça ortaya çıkmış olsa da BM Kurucu Antlaşması ile oluşturulan uluslararası barış ve güvenlik düzeni halen elimizdeki yegane uluslararası barış ve güvenlik sistemidir. Bu çerçeve esasen BMGK’nin görev ve yetkilerle donatıldığı ama devletlerin iş birliğine dayanan ve literatürde adına “kolektif güvenlik” sistemi denen bir sistemdir.
BM Kurucu Antlaşması temelinde kolektif güvenlik, tüm üye devletlerin uluslararası barış ve güvenliği korumak için birlikte hareket etme taahhütlerine dayanmaktadır. Uluslararası barışa karşı bir tehdit olduğunda, barış düzeni bozulduğunda veya bir saldırı eylemi vuku bulduğunda bütün üyeler birlikte hareket etmeyi taahhüt etmiştir.
BMGK’ye uluslararası barışa yönelik bir tehdit, barışın ihlali veya bir saldırı fiilinin bulunup bulunmadığını belirleme ve sonrasında da tehdit eden, uluslararası barışı bozan ya da saldırı eyleminde bulunanlara karşı ekonomik yaptırımlar, diplomatik tedbirler ve
gerektiğinde askeri güce dayalı tedbirler uygulanması kararları alma yetkisi verilmiştir.
BMGK’nin bu durumlarda alacağı kararlar bütün üye devletler için bağlayıcı olacak ve üye devletler de bu kararların gereğini yerine getirmek için gerekli adımları atacaktır.
Kolektif güvenlik sisteminin; devletlerin, saldırıları önlemek veya durdurmak amacıyla birlikte hareket etmesi, uluslararası barış ve güvenliği korunmak için ortak önlemler alması anlamına geldiği açıktır.
Bu ortak çabaların koordinasyonu esasen BMGK’nin yetki ve sorumluluğunda olsa da BMGK kararlarının gereğinin yerine getirilmesinde bölgesel örgütlenmelerin önemli bir işlev göreceği BM Antlaşması’nda özellikle belirtilmiştir. BM Kurucu Antlaşması’nın uluslararası sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesine verdiği önem gereği bölgesel örgütlenmelere büyük önem atfettiği görülmektedir.
Antlaşmanın “Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözülmesi” başlığını taşıyan VI. Bölümü’nün 33. maddesinin 1. paragrafı “Süregitmesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek nitelikte bir uyuşmazlığa taraf olanlar, her şeyden önce görüşme, soruşturma, ara buluculuk, uzlaşma, hakemlik ve yargısal çözüm yolları ile, bölgesel kuruluş ya da anlaşmalara başvurarak veya kendi seçecekleri başka yollarla buna çözüm aramalıdır” hükmünü içermektedir.
Bu düzenleme esasen sorunların barışçıl çözümünde bölgesel örgütlenmelerin ne denli önemli olabileceğini göstermektedir. Bölgesel örgütlerin özellikle örgüt üyesi ülkeler arasında çıkan sorunların, bahsi geçen barışçıl yöntemlerden bir ya da birkaçı ile çözülmesinde oldukça etkin olabileceği öngörülmektedir.
BM Kurucu Antlaşması, meşru müdafaa hakkının daha etkin kullanımının sağlanmasını da hedeflemiş ve kolektif meşru müdafaa hakkına 51. maddesinde açıkça yer vermiştir:
Bu antlaşmanın hiçbir hükmü, BM üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, BMGK uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez.
Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen BMGK’ye bildirilir ve BMGK’nin bu antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.
Bu önemli hükümde meşru müdafaa hakkının “birlikte (kolektif)” olarak da kullanılabileceğinin öngörülmesi, devletlerin saldırılara karşı da örgütlenmelerinin hukuki temelini oluşturmuştur.
Görüldüğü gibi BM Antlaşması ile uluslararası barış ve güvenliğin korunması bağlamında BMGK kararlarının gereklerinin yerine getirtilmesi, kendine mensup üye ülkeler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesi ve nihayet
meşru müdafaa hakkının kolektif usullerle daha etkin kullanılmasının sağlanmasında bölgesel örgütlenmelere önemli işlevler verilmiştir.
Bölgesel örgütler bu işlevleriyle şiddete başvurulmasını önleme ve saldırganı caydırma ve/veya durdurmada önemli görevler üstlenerek uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir.
Yorumlar
