enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
00:55 Gazeteci-Yazar Veysel Kavrayan’ın 4. Uluslararası Konya Gastronomi Festivali son gününden notları…
00:55 Canik, yeni görevler için Avrupa seferinde, MSPO 2026 Fuarı’nda ilgi odağı oldu
00:54 Cezayir, BAE ile diplomatik ilişkileri kesti…
00:52 Fransa Alternatif Enerjiler ve Atom Enerjisi Komisyonundan Bilim insanları 2 bin derecenin üzerindeki sıcaklıkta yeni bir buz türü elde etti
00:52 Yazarımız Araştırmacı Mehmet Gökhan Özçubukçu: Zengezur Koridoru’nun ulaşımın ötesine geçen jeoekonomik önemi ve Türk dünyası için taşıdığı stratejik potansiyeli
00:47 AK Parti sözcüsü Çelik: AK Parti’ye gerek meclis, gerek belediyeler boyutunda yoğun bir şekilde katılım talebi
00:40 Başbakan Miçotakis, Yunanistan’ın hukukun üstünlüğü konusunda ilerleme kaydettiğini iddia etti  
00:38 Tuğamiral Zeki Aktürk,”(SDG)’nin silah ve askeri araçları teslim etmesi sürece sağlıklı bir ilerleme sağlar”
00:36 Uzmanından okula dönüş uyarısı: Çocuklarda uzayan kaygı ve isteksizlik göz ardı edilmemeli
00:34 Tezgahtarlık Tezgahından Türkiye Sahnelerine, Türkiye Sahnelerinden Dünya Moda Sahnelerine
00:31 Adalet Bakanı Gürlek: Adli Tıp’ta 506 bin 522 dosya incelendi
00:24 NTO Başkanı Mehmet Özyurt, 2027-2029 Dönemi OTP’yi Değerlendirdi
00:23 Azerbaycan-Özbekistan stratejik ortaklığı: Bakü-Taşkent iş birliğinin artan önemi
00:22 Çankaya ve Beştepe!
00:15 Avrupa Parlamentosu’nda alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı: Tarihi gerçekleri çarpıtmaya yönelik taraflı yaklaşım
00:10 NATO, Avrupa’yı güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk almaya çağırıyor…
00:08 “TSKnin, yüksek hazırlık seviyesini muhafaza etmek amacıyla eğitim ve tatbikat faaliyetleri kesintisiz sürüyor”
00:58 FlowersExpo 2026 Moskova’da kapılarını açtı
00:53 Türkiye’deki çatıların yaklaşık 120 gigavatlık güneş fotovoltaik (PV) kapasitesi kurulum potansiyeline sahip
00:51 Asr-ı Saadet Derneği’nin Düzenlediği “İyiliği Yakala!” Ulusal Fotoğraf Yarışması Başvuruları Başladı
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Mekke Paktı: İran Medyasında Yeni Bölgesel Güvenlik Düzenine Bakış

Mekke Paktı: İran Medyasında Yeni Bölgesel Güvenlik Düzenine Bakış
11 Ağustos 2026
39
A+
A-

* 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan güvenlik ve savunma paktı gerek bölgede gerekse dünyada geniş yankı uyandırdı. -Ali ŞAHİN-

UHA / İnternational News Agency

Profil resmi

İran Araştırmacısı Ali ŞAHİN

ANKARA, 11 AĞUSTOS 2026 – Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM), İran tarihi, dış politikası ve Orta Doğu jeopolitiği üzerine analizleri olan tarihçi ve İran araştırmacısı Ali ŞAHİN, kaleme aldığı, “Mekke Paktı: İran Medyasında Yeni Bölgesel Güvenlik Düzenine Bakış” başlıklı yazısında 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan güvenlik ve savunma paktı gerek bölgede gerekse dünyada geniş yankı uyandırdığına dikkat çekti.

Bu antlaşma kapsamında taraflar, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemine her ikisine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmektedir.

Reklam

Bu antlaşmanın Ortadoğu’da İran-ABD/İsrail Savaşı’nın meydana geldiği bir dönemde imzalanması dikkate değer bir gelişmedir. Bununla birlikte, ABD’nin İran’a saldırıları karşısında, İran’ın Körfez’deki ABD üslerine saldırarak karşılık vermesi, Suudi Arabistan’ı da tehdit altına sokmaktadır.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, bu paktla birlikte bölgede kendine yeni bir güvenlik şemsiyesi inşa etme eylemine girdiğini göstermektedir.

Bu görüş doğrultusunda gerek İran’ın saldırı tehdidi altında bulunması gerekse İran’ın vekil gücü Yemen Husileri’nin tehdidi Suudi Arabistan için ciddi güvenlik tehdidi içine sokmuştu. Bu minvalde bölgede savaş halinde bulunan İran’ın nasıl bir tepki verdiği soru işaretleri barındırmaktadır. Mekke Savunma Paktı, İran medyasında geniş yer tutmuştur. İran medyası, mevcut paktı çeşitli boyutlarıyla ele alınmıştır.

Reklam

Bu antlaşmaya dair Mehdi Alihan, Asriran gazetesinde “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Arasındaki Üçlü Anlaşma: Mesele Yalnızca İran Değil!”, başlıklı bir makale kaleme aldı.

Makalede mevcut antlaşmanın kısa vadede İran’a karşı operasyonel bir kapasiteye sahip bir ittifak meydana getirdiği manasına gelmediğini, ancak İran’a önemli mesajlar verdiğini ifade etmektedir.  Bununla birlikte ABD’nin son 15 yılda Arap müttefiklerine yönelik pratik güvenlik taahhütlerini azalttığı bu durumun ise başta Riyad olmak üzere Arap Devletlerinin ABD’ye yönelik güvenlerinin azaldığı ifade edilmiştir.

Dahası 7 Ekim sonrası İran’ın gücünün kırıldığı bölgedeki denge politikasının İsrail’in hegemonya politikasına döndüğünü bu durumun ise Türkiye ve Suudi Arabistan için hassasiyet oluşturduğu ifade edilmektedir. Ayrıca Gazze Savaşı’nın devam ettiği sırada İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun Filistin Devleti’nin İsrail’de kurulmasını söylemesi üzerine, “Büyük İsrail” fikrini gündeme getirmiştir. Bu durum Ankara ve Riyad tarafından tehdit algısını doğurmuştur.

ABD - İsrail ilişkisi tazelenebilir mi? | Ali Cinar

Öte yandan 28 Şubattan bu yana devam eden savaşta ABD’nin Arap Devletlerinden ziyade Tel-Aviv’in güvenliğini öncelediğini ve savaş koşullarında bölgedeki ABD üslerinin etkisiz hale geldiği görülmüştür. Bu antlaşma ile birlikte Suudi Arabistan’ın caydırıcılık gücünün artırılmasının hedeflendiği, Suudi Arabistan’ın Arap Dünyası’ndaki liderliği, İslam Dünyası’ndaki prestiji, geniş mali kaynaklarının öne çıktığı ifade edilmiştir.[1]

Aynı gazetede Rıza Gabuşavi, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan Tarafından İslam NATO’sunun Kurulması / Nedeni: İran” başlıklı bir makale kaleme alarak aynı konuyu işlemiştir. Gabuşavi, Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’ın İran olan iyi ilişkilerinden faydalanarak ileride gelebilecek tehditleri önlemeye çalıştığı ifade edilmektedir. Dahası bu antlaşmanın “İslam NATO’su” kurulması anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Ayrıca bu yapıda Suudi Arabistan’ın ekonomik ayağını, Türkiye ve Pakistan’ın askeri ayağını oluşturduğu ifade edilmektedir. Dahası bu antlaşmayla birlikte Türkiye ve Pakistan’ın ekonomik ve siyasi fayda sağlayacağı, bölgesel ve uluslararası ilişkilerdeki konumlarını güçlendireceği ifade edilmektedir. Bu anlaşmanın, Türkiye-Pakistan ekseninde şekillenecek yeni bir bölgesel güvenlik yapılanmasının oluşumuna zemin hazırlaması beklenmektedir.

Öte yandan paktın diğer Körfez ülkelerinin katılımıyla genişleyeceği düşünülmektedir. Bu antlaşmayı Suudi Arabistan’ın talebiyle İran’dan gelebilecek olası saldırıyı önlemek üzere gerçekleştirdiği ifade edilmektedir. Bu antlaşmanın ABD ve Batılı güçlerle yapılan askeri anlaşmaların kağıt üzerinde kalmasına tepki olarak yapıldığı ifade edilmektedir[2].

İran’da yayın yapan bir diğer gazete olan Şark gazetesi de Mekke Mutabakatını ““Mekke Paktı”: Bölgede Yeni Güvenlik Yapılanmasının Başlangıç İşareti mi?” başlığı ile gazetesine taşıdı.

Gazete Mekke Mutabakatını bölgesel konjontürel durum göz önüne alındığında en önemli ittifak antlaşmalarından biri olarak değerlendirmiş ve gelecekte bölgesel ittifakların yapılanması üzerinde etkili olabileceği ifade edilmiştir. Anlaşmanın Riyad yönetimi tarafından ABD’ye olan güvenlik bağımlılığını tamamen sona erdirmeden savunma ortaklarını çeşitlendirmeye çalıştığı.

Pakistan ve Türkiye, askeri iş birliğini artırmada mutabık kaldı - Son Dakika Haberleri

Türkiye ve Pakistan’ı aynı güvenlik çerçevesine dâhil ederek caydırıcılığını artırdığı ifade edilmiştir. Diğer taraftan Kızıldeniz, Babülmendep ve Yemen kaynaklı tehditler Riyad’ın güvenlik hesaplamalarında önemli yer tuttuğu vurgulanmıştır. Diğer taraftan Türkiye açısından, Ankara’nın motivasyonu yalnızca İran değil.

Anlaşma, İsrail’in artan bölgesel gücü karşısında yeni bir denge arayışının parçası olarak da değerlendiriliyor. Pakistan açısından ise İslamabad için anlaşma, Körfez’de artan Hindistan nüfuzu ve Yeni Delhi’nin bazı Arap ülkeleriyle yakınlaşması karşısında stratejik konumunu güçlendirme fırsatı sunuyor.

Bu antlaşmada İran’ın adı geçmemekte olup; Türkiye ile Pakistan, anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulamaktadır. Ancak bazı uzmanlara göre Tahran, bu yeni güvenlik yapılanmasının önemli muhataplarından biri. Diğer taraftan gazete uzmanların da görüşlerine yer vermektedir.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Muhsin Celilvendi, anlaşmayı ABD’nin İran’a karşı bölgesel ittifaklar oluşturma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirirken, Türkiye ve Pakistan’ın İran’a karşı doğrudan bir savaşa dahil olmasının beklenmemesi gerektiğini belirtmektedir. Sadık Meliki ise İran-ABD arasındaki gerilimin devam etmesi hâlinde bölgesel ittifakların genişleme ihtimalinin artacağına dikkat çekerek, Mekke Paktı’nın gelecekte daha kapsamlı ittifakların oluşturulması için siyasi ve hukuki bir zemin hazırlayabileceğini savunmaktadır.

 Selahaddin Hıdiyu ise anlaşmanın henüz tam anlamıyla bir askerî ittifak olarak nitelendirilemeyeceğini, ancak asıl öneminin Ortadoğu’daki güvenlik ortaklıklarının çeşitlenmeye başladığını göstermesinde yattığını ifade etmektedir[3]. Mekke Mutabakatını en fazla işleyen İran gazetelerden biri Hemşehri gazetesi olmuştur. Gazetede çıkan haberlerden biri “Mekke Anlaşması İsrail’e Karşı mı? Pakistan Savunma Bakanı’nın Suudi Arabistan ve Türkiye ile İttifaka İlişkin Açıklamaları” şeklinde verilmiştir.

Haberde Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf’ın “İsrail hepimiz için bir tehdittir; bu nedenle Müslüman ülkeler, bu tehdide karşı koymak amacıyla dayanışmayı ve ortak bir yaklaşımı güçlendirmelidir” demecine vurgu yapılarak genel hatları ile anlaşmaya dair bilgi verilmiştir. Dahası Asıf’ın anlaşmanın “ileri doğru atılmış bir adım” olarak nitelendirerek bunun İslam dünyasının birlik oluşturması ve ikili sorunların yanı sıra daha geniş kapsamlı meselelerin ele alınması açısından bir fırsat olduğunu belirtti . Ayrıca Asıf, Mekke Anlaşması’nın İslam ülkeleri arasındaki ikili anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayabilecek bir fırsata dönüşebileceğini ve İsrail’in İsrail’in İslam ülkelerindeki yönetimler arasındaki anlaşmazlıklardan yararlandığını ifade etmiştir [4].

Gazete Mutabakatı “Üç Komşu Ordunun Paktının Arka Planı: Suudi Arabistan Ne İstiyor? Mekke Anlaşması: Savaşmak İçin Bir İttifak mı?” başlığı ile ele alarak farklı bir açıdan değerlendirmiştir. Habere göre, mevcut bölgesel koşullarda Suudi Arabistan’ın siyasi destek elde etme yönündeki geçici ihtiyacına cevap vermektedir olarak değerlendirilmiştir.

Husiler, Suudi Arabistan'ı vurdu | NTV Haber – Polis Haber Hattı

Anlaşmanın Suudi Arabistan ile Husiler arasında yaşanan çatışmaların yeninde alevlendiği sırada imzalandığını, mutabakatın gerçek bir güvenlik düzenlemesinden ziyade psikolojik ve propaganda niteliği taşıyan bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Buradaki temel amaç, Riyad’ın artık yalnız olmadığı mesajını vermek olduğu ifade edilmektedir.

Bu koalisyonun önceden kurulan Kararlılık Fırtınası koalisyonu gibi diğer koalisyonlardan farklı olmadığı ifade edilmektedir. Mutabakatı teknik olarak inceleyen gazete, tarafların; Ortak komuta yapısının bulunmaması, Askerî sistemler arasındaki farklılıkların olduğu, Otomatik müdahale mekanizmasının bulunmadığı, Ortak lojistik altyapının bulunmaması, Güvenlik önceliklerindeki farklılıklar olduğu ifade edilmektedir[5].

Bununla birlikte gazetede, Hüseyin Şeriatmedari imzalı bir makale kaleme alınmıştır. Makale ““İran’a karşı askerî ittifak mı? Bu açıklamalara dikkat! Son nokta” başlığı ile verilmiştir. Makalede, Şahbaz Şerif’in ABD Başkanı Donald Trump’ı öven bir demeciyle başlamaktadır.

Yazar Hüseyin Şeriatmedari, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı’nı, ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla bağlantılı yeni bir güvenlik yapılanması olarak değerlendirmektedir. Özellikle Pakistan’ın hem ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik olumlu tutumunu hem de İran ile ABD arasındaki gerilimlerde arabulucu rolü üstlenmesini eleştiren yazar, Pakistan’ın aynı zamanda Mekke Paktı’na ve Yemen’de Ensarullah’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katılmasının tarafsız bir arabulucu olup olmadığı konusunda soru işaretleri oluşturduğunu savunmaktadır.

Şeriatmedari ayrıca Mekke Paktı’nın ve Kızıldeniz-Babülmendep güvenliği gerekçesiyle oluşturulan koalisyonun İran ve “direniş cephesi” karşısında etkili bir askerî sonuç üretmesinin beklenmemesi gerektiğini ileri sürmektedir. Türkiye ve Pakistan’ın toplumlarında ve ordularında İran ve direniş cephesine yönelik desteğin bulunduğunu iddia eden yazar, son olarak bölgesel ve küresel güç dengelerindeki dönüşüme dikkat çekerek, etnik ve ulusal sınırların önemini kaybettiği ve toplumların daha geniş bir “ümmet” anlayışı etrafında birleştiğigörüşünü savunmaktadır[6].

Vatan ve Emruz gazetesi, Mekke Mutabakatını,“Kâğıt üzerinde kalan ittifak!” olarak değerlendirmektedir. Gazete, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yönelik saldırı kabul edilmesi ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi amacı taşıdığını ifade etmektedir. Ancak anlaşmanın askerî yükümlülükleri, saldırı durumunda tarafların doğrudan askerî müdahalede bulunup bulunmayacağı ve karar alma mekanizması gibi temel ayrıntılarının henüz netleşmemiş olduğunu ifade etmektedir.

Uluslararası Politika Akademisi – (UPA) – TÜRKİYE, PAKİSTAN-SUUDİ ARABİSTAN GÜVENLİK İTTİFAKINA KATILACAK MI?

Dahası bu ittifakın gerçek kapasitesi konusunda belirsizlerin meydana geldiği ifade edilmektedir. Üç ülkenin güvenlik önceliklerinin birbirinden farklı olması da bu belirsizliği artırmaktadır. Suudi Arabistan’ın temel kaygıları İran kaynaklı füze ve İHA tehditleri ile Körfez güvenliği iken, Türkiye daha çok Suriye, Doğu Akdeniz ve bölgesel rekabete; Pakistan ise Hindistan ve sınır güvenliğine odaklanmaktadır. Özellikle Pakistan’ın geçmişte Suudi Arabistan öncülüğündeki Yemen operasyonuna doğrudan katılmayı reddetmesi, gelecekte Riyad’ın bir çatışmaya girmesi durumunda İslamabad’ın ne ölçüde askerî destek vereceği konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Ayrıca Suudi Arabistan’ın geçmişte oluşturduğu askerî koalisyonların sınırlı sonuçlar vermesi, Mekke İttifakı’nın da kâğıt üzerinde güçlü görünmesine rağmen uygulamada aynı sorunlarla karşılaşabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir. Bu nedenle anlaşmanın gerçek etkisinin, taraflardan birinin fiilen saldırıya uğraması ve diğer ülkelerin buna nasıl karşılık vereceği ortaya çıktığında anlaşılabileceği; mevcut aşamada ise ittifakın bölgesel caydırıcılık ve siyasi güç gösterisi açısından önemli, ancak operasyonel kapasitesi ve kolektif savunma niteliği bakımından belirsiz bir yapı olduğu değerlendirilmektedir[7].

Mutabakat Tabnak Haber Ajansıda  Seyyid Mehdi Haşemi imzasıyla ve “Yeni İslami Askerî İttifak Tahran’a Ne Mesaj Veriyor?” başlığıyla yayınlandı. Yazar Seyyid Muhammed Mehdi Haşemi, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasını, bölgesel güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşümün önemli bir göstergesi olarak değerlendirmektedir.

Anlaşmanın üç ülkeden birine yönelik saldırıyı tüm taraflara yönelik saldırı kabul etmesi önemli olmakla birlikte, yazar anlaşmanın kâğıt üzerindeki hükümleri ile gerçek bir askerî ittifak hâline gelmesi arasında önemli bir fark bulunduğunusavunmaktadır. Özellikle üç ülkenin güvenlik önceliklerinin farklı olması ve geçmişteki Suudi Arabistan-Pakistan savunma iş birliğinin sınırlı sonuçları, anlaşmanın kriz durumunda ne ölçüde uygulanabileceği konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır.

Yazar ayrıca Pakistan’ın nükleer kapasitesinin Suudi Arabistan ve Türkiye açısından oluşturabileceği olası güvenlik boyutuna dikkat çekmekte ve bunu İran açısından önemli bir risk olarak değerlendirmektedir. Bunun yanında anlaşmayı, ABD merkezli güvenlik düzeninin dönüşümü ve bölge ülkelerinin kendi güvenlik mekanizmalarını oluşturma arayışının bir göstergesi olarak görmektedir.

Yazara göre ABD’nin bölgedeki rolünün azalması, ortaya çıkacak boşluğun Türkiye ve Pakistan gibi aktörler tarafından doldurulması ihtimalini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle İran’ın Mekke Anlaşması’na yalnızca İran’a yönelik potansiyel bir askerî tehdit olarak yaklaşmaması, aynı zamanda oluşmakta olan yeni bölgesel güvenlik düzenini dikkate alması gerektiği savunulmaktadır. Yazar, İran’ın Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle diplomatik istişareleri artırmasını, kendi bölgesel güvenlik vizyonunu netleştirmesini ve ABD’nin bölgedeki rolünün azalması sonrasında ortaya çıkabilecek yeni güç dengelerine karşı hazırlıklı olmasını önermektedir[8].

Khabar Online Mekke Mutabakatını “Yeni İslami Askerî İttifak Tahran’a Ne Mesaj Veriyor?” başlığıyla yayınladı. Haberde Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Paktı, bölgedeki geleneksel güvenlik mekanizmalarının zayıflaması ve özellikle ABD’nin Körfez ülkelerine yönelik güvenlik desteğine ilişkin artan güvensizlik ortamında ortaya çıkmıştır.

Anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yönelik saldırı kabul edilmesini öngören kolektif savunma anlayışına dayanmaktadır. Suudi Arabistan açısından temel motivasyon, İran kaynaklı füze ve İHA tehditlerine, enerji altyapısının kırılganlığına ve Yemen kaynaklı güvenlik sorunlarına karşı daha güçlü bir caydırıcılık oluşturmaktır.

Türkiye, gelişmiş savunma sanayisi ve askerî kapasitesiyle; Pakistan ise nükleer kapasitesi, büyük ordusu ve Suudi Arabistan’la mevcut askerî ilişkileriyle anlaşmanın farklı stratejik unsurlarını tamamlamaktadır. Bu yönüyle pakt, yalnızca yeni bir askerî anlaşma değil, aynı zamanda bölge ülkelerinin ABD merkezli güvenlik düzenine alternatif veya tamamlayıcı bölgesel güvenlik mekanizmaları oluşturma arayışının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte anlaşmanın doğrudan İran karşıtı bütünleşmiş bir askerî blok olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Suudi Arabistan İran’ı önemli bir güvenlik tehdidi olarak görürken, Pakistan’ın öncelikleri Hindistan ve sınır güvenliği; Türkiye’nin ise Suriye, Doğu Akdeniz, İsrail ve NATO gibi daha geniş bir güvenlik gündemidir.

Pakistan’ın İran’la uzun sınırı ve ekonomik ilişkileri nedeniyle Tahran’la doğrudan çatışmaya girmekten kaçınması, Türkiye’nin ise İran’la rekabetin yanı sıra diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdürmesi, paktın İran’a karşı sert ve otomatik bir askerî ittifaka dönüşmesini sınırlayabilir. Bu nedenle Mekke Paktı, Suudi Arabistan’ın caydırıcılığını artıran, Türkiye ve Pakistan’ın askerî ve ekonomik kapasitesini Riyad’ın güvenliğiyle birleştiren; ancak üyelerin farklı tehdit algıları ve çıkarları nedeniyle operasyonel kapasitesi ve İran karşısındaki tutumu henüz netleşmemiş bir bölgesel güvenlik yapılanmasıolarak değerlendirilebilir[9].

Aynı haber ajansı mutabakatı  “Mekke Anlaşması” ve güvenlik açmazı: İttifak kurmak neden tek başına yeterli değil?” başlığıyla derinlemesine ele almıştır.  Metinde, Mekke Ortak Savunma Paktı’nın yalnızca Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında yeni bir askerî iş birliği olmadığını; Batı Asya’daki güvenlik mimarisinin ve ABD’nin bölgedeki güvenlik rolünün sorgulanmaya başladığını gösteren stratejik bir gelişme olduğunu savunmaktadır.

SON DAKİKA… ABD/İsrail-İran Savaşı 12. gününde! Hizbullah ve İran'dan ortak saldırı: İsrail Beyrut'u vurdu - Yaşam Haberleri

Paktın ortaya çıkışında, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında Körfez ülkelerinin yaşadığı güvenlik endişeleri ve özellikle Suudi Arabistan’ın Washington’ın güvenlik garantilerine duyduğu güvenin azalması etkili olmuştur. Bu çerçevede Riyad, ABD’ye bağımlılığı azaltmak ve bölgesel caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla Türkiye ve Pakistan’ın askerî kapasitelerinden yararlanmayı hedeflemektedir.

İranlı diplomat Hüseyin Nuşabadi ise anlaşmayı ABD’nin Batı Asya’daki güvenlik hegemonyasının zayıflamasının başlangıcı olarak değerlendirmektedir. Ona göre Suudi Arabistan’ın ekonomik ve jeopolitik gücü, Türkiye’nin askerî ve savunma sanayisi kapasitesi ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı birleşerek önemli bir bölgesel güç bileşimi oluşturmaktadır. Ancak bu yapı yalnızca İran’a karşı bir ittifak olarak görülmemekte; daha geniş anlamda bölge ülkelerinin kendi güvenlik düzenlerini oluşturma arayışının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Bu yeni düzen içerisinde İran’ın da önemli bir aktör olduğu vurgulanmaktadır. Metinde İran, jeopolitik konumu, savunma ve caydırıcılık kapasitesi, enerji geçiş güzergâhları üzerindeki etkisi ve bölgesel krizleri yönetme kapasitesi nedeniyle ortaya çıkan yeni Ortadoğu düzeninin temel merkezlerinden biridir. Dolayısıyla kalıcı bir bölgesel güvenlik düzeninin İran’ın rolünü göz ardı etmesi mümkün değildir. Metnin genel sonucu, Mekke Paktı’nın ABD merkezli güvenlik düzeninden daha bölgesel ve çok merkezli bir güvenlik mimarisine geçişin işareti olduğu ve İran’ın bu yeni düzende belirleyici aktörlerden biri olarak konumunu koruduğu yönündedir[10].

***

Yazar hakkında

Ali ŞAHİN, Kastamonu Üniversitesi Tarih Bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Aynı üniversitesinde “Osmanlı-İngiliz Savaşı (1807-1809) Kal’a-i Sultani Antlaşması” başlığıyla yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Yazar lisans yıllarından itibaren İran merkezli Ortadoğu çalışmalarına yöneldi. Birçok web sitede ve araştırma merkezinde İran odaklı analizler kaleme aldı. Bunun yanı sıra kitap bölümleri yazdı.

Küresel Siyaset Merkezi’nde genel koordinatörlük yaptı. Aynı merkezin çıkarmış olduğu dergide hem koordinatör hem de editörlük görevlerini üstlendi.

Yazar halihazırda başta İran odaklı Ortadoğu’da mezhep-siyaset medya üzerine çalışmalar yürütmektedir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.