*Amsterdam’da kurulan “Turkish Dutch Business Platform”, sadece yeni bir organizasyon mu, yoksa yarım asırlık göç hikâyesinde gerçek bir dönüm noktası mı?
* Bu dosya yazısını, tam da bu sorunun izini sürmek için kaleme aldım.
* Yarım asırlık bir serüvene bakmak ve şu soruya cevap aramak için: “Hollanda’daki Türk iş dünyası, nihayet kendi ortak aklını kurabilecek mi?”
* Geçmişte NETUBA deneyimini yaşayan Hollanda’daki Türk iş dünyası, bu kez gerçekten kalıcı bir köprü kurabilecek mi?
(Yazının Hollandacasını en altta bulacaksınız. De Nederlandse versie van dit artikel vindt u onderaan)
* İşte detayı!…
UHA / İnternational News Agency
İlhan KARAÇAY yazdı: Mustafa KOYUNCU fotoğrafladı:
HOLLANDA, 21 OCAK 2026 -Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık göç hikâyesinin ardından, bugün yeni bir eşikte duruyor. Amsterdam’da kurulan “Turkish Dutch Business Platform” (Türkiye Hollanda İş Platformu), işte bu eşiğin sembolü olarak sahneye çıktı. Artık mesele yalnızca ayakta kalmak değil, iki ülke arasında yön veren bir ekonomik akla dönüşebilmek.
Amsterdam’daki H’ART Museum salonunda yaşanan o akşam, dışarıdan bakan biri için, “şık bir lansman gecesi” gibi görünebilirdi. Davetliler, diplomatik ünvanlar, iş dünyasının tanınmış simaları, alkışlar, kokteyl masaları, sahnede yankılanan sözler ve fonda yükselen zarif müzikler…
Ama bu gecenin taşıdığı anlam, bir etkinlik takvimine eklenen sıradan bir davetten çok daha fazlasıydı. Çünkü o salonda, aslında yarım asırlık bir hikâyenin yeni bir sayfası açılıyordu.
Bu hikâye, 1960’lı yıllarda Hollanda’ya “misafir işçi” olarak gelen binlerce Türk emekçinin hikâyesiyle başladı. İlk kuşak, fabrikalarda, tersanelerde, limanlarda çalıştı. Biriktirdi, sabretti, tutundu. İkinci kuşak, babasının iş tulumunu çıkarıp üniversite sıralarına oturdu. Üçüncü kuşak ise artık sadece çalışan değil, iş kuran, istihdam yaratan, ihracat yapan, banka yöneten, şirket satın alan bir kuşak hâline geldi.
Bugün Hollanda’da on binlerce Türk kökenli girişimci var. Marketten lojistiğe, tekstilden inşaata, yazılımdan finans sektörüne kadar geniş bir alanda faaliyet gösteriyorlar. Kimi küçük bir dükkânla başladı, kimi uluslararası şirketler kurdu. Ama hepsinin ortak bir hikâyesi var: Bu ülkeye kök saldılar ve artık bu ülkenin ekonomik dokusunun ayrılmaz bir parçası oldular.
Ne var ki, bu büyük birikim uzun yıllar boyunca dağınık kaldı.
Herkes kendi dünyasında büyüdü. Kimi Türkiye ile bağını koparmadı, kimi Hollanda’ya daha sıkı tutundu. Kimi iki ülke arasında ticaret köprüleri kurdu, kimi yalnızca kendi işini ayakta tutmaya çalıştı. Ortada güçlü bir potansiyel vardı ama bu potansiyeli ortak bir akla dönüştürecek, kurumsal bir çatı uzun süre eksik kaldı.
İşte bu eksiklik, zaman zaman “bir platform kuralım” arayışlarını doğurdu. Geçmişte bunun bir örneği yaşandı: NETUBA.
NETUBA’nın Lahey’deki toplantısından görüntüler
NETUBA, Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek, iki ülke iş dünyasını daha sistemli biçimde buluşturmak amacıyla kurulmuştu. Heyecan yaratmıştı. Umut vermişti. Bir süre adından söz ettirdi. Fakat zamanla sahneden çekildi. Sessizce kapandı. Geride şu soruyu bıraktı: “Bu işler neden sürdürülemiyor?”
Bu soru, bugün “Turkish Dutch Business Platform TDBP” (Türkiye Hollanda İş Platformu) adıyla sahneye çıkan yeni girişimin üzerinde de doğal olarak dolaşıyor.
Çünkü Hollanda’daki Türk toplumu, artık sadece başarı hikâyeleriyle değil, yarım kalmış girişimlerin hatıralarıyla da dolu. Her yeni platform, ister istemez geçmişin gölgesinde doğuyor. İnsanların zihninde şu cümle beliriyor: “Bunu daha önce de denedik.”
Ama hayat bazen aynı fikri, başka bir zamanın ruhuyla yeniden önümüze koyar.
Bugün, Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkiler yeniden şekilleniyor. Küresel tedarik zincirleri değişiyor. Uzak coğrafyalara bağımlılık sorgulanıyor. Türkiye, Avrupa için yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bir üretim ve tedarik üssü olarak yeniden keşfediliyor. Hollanda ise lojistik gücü, finansal altyapısı ve küresel ağlarıyla Avrupa’nın kapısı olmayı sürdürüyor.
Bu yeni dönemde, Hollanda’daki Türk iş dünyasının konumu da değişiyor.
Artık sadece “burada yaşayan Türkler” değil, iki ülke arasında doğal bir köprü konumundalar. Hem Türkiye’yi biliyorlar hem Hollanda’yı. Hem Türk girişimcisinin reflekslerine hâkimler hem Avrupa sisteminin dilini konuşuyorlar. Bu, hiçbir danışmanlık şirketinin masa başında üretemeyeceği bir avantajdır.
İşte “Turkish Dutch Business PlatformTDBP” fikri, tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Bir dernek olmanın ötesinde, iş dünyasının bizzat yön verdiği, kapsayıcı, kurumsal, sürdürülebilir bir yapı iddiasıyla yola çıkıyor. Sadece bugünün sorunlarına değil, yarının ihtiyaçlarına da cevap verme hedefiyle…
Ama geçmişte NETUBA gibi, girişimlerin yaşadığı akıbet, bu iddianın altını doldurmayı zorunlu kılıyor.
Bu kez farklı olan ne? Bu soru, yalnızca okurun değil, salondaki birçok davetlinin de zihninden geçiyordu. Alkışlar arasında, gülümsemelerin ardında, bir yerde bu soru duruyor: “Bu gerçekten yeni bir sayfa mı, yoksa eski defterin başka bir kapağı mı?”
İşte bu dosya yazısını, tam da bu sorunun izini sürmek için kaleme alıyorum. Bir gecenin parıltısından yola çıkarak, yarım asırlık bir serüvene bakmak ve şu soruya cevap aramak için: Hollanda’daki Türk iş dünyası, nihayet kendi ortak aklını kurabilecek mi?
NETUBA: İYİ NİYET, BÜYÜK UMUT VE YARIM KALAN BİR HİKÂYE
NETUBA kurulduğunda, Hollanda’daki Türk iş dünyasında gerçek bir heyecan yaratmıştı. “Artık bizim de bir çatı örgütümüz olacak” diyenler çoğalmıştı. Türkiye ile Hollanda arasında ticaret yapan, yapmak isteyen, iki ülke arasında gidip gelen iş insanları için bu yapı, bir umut kapısı gibi görülüyordu.
Ama umut tek başına yetmiyor.
NETUBA’nın hikâyesi, aslında diasporadaki pek çok girişimin kaderini yansıtır. Büyük ideallerle başlar, ilk dönem güçlü bir enerji üretir, toplantılar yapılır, projeler konuşulur, basına yansır. Fakat bir süre sonra tempo düşer. Gönüllülük esasına dayanan emek tükenir. Kurumsal yapı zayıflar. Kişilere bağlılık artar. Kişiler yorulduğunda ya da yön değiştirdiğinde, yapı da sarsılır.
Bir başka sorun da şudur: Bu tür platformlar çoğu zaman “iyi niyetli insanların fedakârlığı” ile ayakta durur. Oysa iş dünyası, duyguyla değil sistemle yürür. Zamanla şu gerçek ortaya çıkar: “Eğer bir yapı, profesyonel kadrolarla, net hedeflerle, sürdürülebilir finansman modelleriyle ve güçlü bir kurumsal çerçeveyle inşa edilmezse, gönüllülüğün sınırına çarpar.”
NETUBA da bu sınırda zorlandı.
Hollanda’daki Türk iş insanlarının büyük bölümü, kendi işlerinin içinde zaten yoğun bir hayat sürüyordu. Herkes platformun “iyi” olmasını istiyordu ama “yükü” omuzlamakta aynı kararlılık gösterilemiyordu. Bir süre sonra toplantılar seyrekleşti. Etki alanı daraldı. Adı anılsa da sesi duyulmaz oldu. Ve sonunda kapandı.
Geriye kalan ise şu cümleydi: “Biz bunu denedik.” Bu cümle, bugün hâlâ birçok kulakta çınlar.
Her yeni girişim ortaya çıktığında, geçmişten gelen bu hafıza devreye girer. İnsanlar heveslenir ama aynı anda temkinlidir. “Yine güzel başlar, sonra söner” endişesi, özellikle bu toplumda güçlüdür. Çünkü göçmen toplulukların hafızasında, yarım kalan çok hikâye vardır.
İşte “Turkish Dutch Business Platform TDBP’nin karşısındaki ilk gerçek sınav da budur.
Sadece yeni bir isim olmak değil, geçmişin yükünü de taşımak zorundadır. NETUBA’nın bıraktığı boşluk, aynı zamanda bir uyarıdır. Bu uyarı şunu söyler: “Eğer bu yapı da yalnızca iyi niyetle, birkaç idealist insanın omzunda yürürse, sonu farklı olmayacaktır.”
Bu nedenle “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin iddiası, “biz de bir platform kurduk” demekten çok daha ileri olmak zorundadır. Kalıcı olmak istiyorsa, kişilere değil sisteme yaslanmalıdır. Duyguya değil yapıya dayanmalıdır. Günü kurtarmaya değil, geleceği planlamaya yönelmelidir.
NETUBA’nın yaşadıkları, bugünkü girişim için bir yük değil, doğru okunursa büyük bir avantajdır. Çünkü bu kez neyin işlemediği bilinmektedir.
Artık şu sorular daha net sorulabilmektedir: Bu platform kimler tarafından yönetilecek? Kararlar nasıl alınacak? Finansmanı nasıl sağlanacak? Kim ne kadar sorumluluk üstlenecek? Sadece büyük şirketler mi söz sahibi olacak? Küçük ve orta ölçekli işletmeler bu yapının neresinde duracak? Bu yapı, somut olarak ne üretecek?
Geçmişte bu soruların bir kısmı havada kalmıştı. Bugün ise iş dünyası, soyut iyi niyet cümlelerinden çok daha fazlasını talep ediyor.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin lansmanında hissedilen “bu kez başka” duygusu, biraz da buradan kaynaklanıyor. Çünkü bu kez sahnede sadece idealist birkaç isim değil, bankaların yöneticileri, büyük şirketlerin CEO’ları, diplomatik temsilciler, Hollanda kurumlarının üst düzey yetkilileri vardı.
Bu tablo, NETUBA döneminden farklıdır.
O günlerde daha çok “biz kendi aramızda bir şey yapalım” yaklaşımı hâkimdi. Bugün ise sahnede hem Türkiye devleti, hem Hollanda kurumları, hem de iki ülkenin büyük ekonomik aktörleri birlikte görünmektedir.
Bu, sadece bir organizasyon farkı değildir. Bu, zihniyet farkıdır. Artık mesele, Türk toplumunun kendi içine dönük bir dayanışması değil, iki ülkenin ekonomik sistemleri arasında kurumsal bir köprü kurma iddiasıdır. Ve bu iddia, ancak geçmişin dersleriyle yüzleşilirse anlam kazanır. İşte bütün bu sorular, bizi doğal olarak “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin ortaya çıktığı zamana ve bu zamanlamanın ne anlattığına götürüyor.
“TURKİSH DUTCH BUSİNESS PLATFORM”UN
DOĞUŞU VE “BU KEZ NE FARKLI?” SORUSU
Her girişimin bir zamanı vardır. Bazı fikirler, doğru zamanda doğmadığı için ölür. Bazıları ise, zaman olgunlaştığında kendiliğinden sahneye çıkar.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin ortaya çıkışı, işte tam da böyle bir zamanın ürünüdür.
Bugün dünya ekonomisi, alışılmış kalıplarını hızla terk ediyor. Pandemiyle sarsılan tedarik zincirleri, savaşlarla derinleşen jeopolitik gerilimler, enerji krizleri ve artan maliyetler, Avrupa’yı yeniden düşünmeye zorluyor. Uzak coğrafyalara bağımlı üretim modelleri sorgulanıyor. “Yakın üretim” ve “güvenilir ortak” kavramları, masa başı teoriler olmaktan çıkıp hayati stratejilere dönüşüyor.
Bu tabloda Türkiye, Avrupa için yeniden keşfedilen bir ülke hâline geliyor.
Genç nüfusu, üretim kapasitesi, esnek sanayisi ve coğrafi konumuyla Türkiye, Avrupa’nın yanı başında güçlü bir üretim üssü olarak öne çıkıyor. Almanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Hollanda’ya kadar pek çok ülke, Türkiye ile ekonomik ilişkilerini sadece ticaret hacmi üzerinden değil, stratejik ortaklık perspektifiyle ele almaya başlıyor.
Hollanda ise bu denklemde ayrı bir yere sahip.
Avrupa’nın lojistik kalbi, küresel ticaretin düğüm noktalarından biri olan bu ülke, yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda bir kapıdır. Limanlarıyla, finans sistemiyle, hukuk altyapısıyla, çok uluslu şirket ağıyla Avrupa’ya açılan bir anahtardır.
İşte tam bu noktada, Hollanda’daki Türk iş dünyasının rolü yeniden tanımlanıyor.
Artık onlar sadece “göçmen kökenli girişimciler” değildir. Onlar, iki ülke arasında doğal arabuluculardır. İki dili, iki kültürü, iki sistemi bilen bir insan sermayesidir. Ve bu sermaye, bugüne kadar çoğu zaman bireysel başarılar düzeyinde kaldı.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin doğuşu, bu bireysel başarıları ortak bir güce dönüştürme arayışıdır.
Bu kez sahnede, yalnızca “iyi niyetli insanlar” yoktur. Bu kez, finans dünyasının ağır topları vardır. Bu kez, Hollanda devletinin yatırım kurumu NFIA vardır. Bu kez, Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik temsilcileri vardır. Bu kez, CEO düzeyinde katılım vardır.
Bu tablo, tesadüf değildir.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”, bir grup insanın “hadi bir dernek kuralım” demesiyle ortaya çıkmış bir yapı değildir. Arkasında, iki ülkenin de ekonomik aklını temsil eden aktörlerin onayı ve ilgisi vardır. Bu yönüyle, NETUBA döneminden ayrılır.
NETUBA daha çok “biz kendi aramızda örgütlenelim” düşüncesinin ürünüyken, “Turkish Dutch Business PlatformTDBP”, “iki ülkenin sistemleri arasında köprü olalım” iddiasıyla yola çıkmaktadır.
Bu fark, hayati bir farktır.
Çünkü bu kez mesele, sadece Türk toplumunun iç dayanışması değildir. Bu kez mesele, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışıyla, Türkiye’nin Avrupa’ya açılma stratejisinin kesiştiği noktada konumlanmaktır.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” Başkanı Erhan Zeyneloğlu’nun konuşmasında vurgulanan şu cümle, bu zihniyeti özetler niteliktedir: “Türk Hollanda İş Platformu, şirketleri, finans kuruluşlarını ve yetenekleri bir araya getirerek iki ülke arasında somut iş birlikleri ve yatırımlar yaratmayı hedeflemektedir.”
Bu ifade, bir temenni değil, bir iş modelidir.
Aynı şekilde “Netherlands Foreign Invesment Agency NFIA” Komiseri Hilde van der Meer’in yaklaşımı da dikkat çekicidir. Türkiye’nin, NFIA’nın sahada doğrudan varlık gösterdiği 16 ülkeden biri olması, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışının sıradan olmadığını gösterir. Hollanda, Türkiye’yi yalnızca ihracat yapılan bir ülke olarak değil, küresel pazarlara açılmak isteyen şirketler için stratejik bir ortak olarak görmektedir.
Bu bakış açısı, “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin zeminini güçlendirir.
Çünkü bu kez platform, yalnızca Türk girişimciler için değil, Hollandalı aktörler için de anlamlı bir araç hâline gelmektedir. Bu, sürdürülebilirlik açısından kritik bir farktır. Bir yapı, yalnızca bir tarafın omuzunda taşınırsa yorulur. Ama iki tarafın da çıkarı hâline gelirse, yaşama şansı artar.
Yine de bütün bu olumlu tabloya rağmen, ortada hâlâ bir soru durmaktadır: Bu kurumsal güç, sahaya nasıl yansıyacak?
Bir platform, ne kadar güçlü isimlerle kurulursa kurulsun, eğer gündelik hayatta somut fayda üretmezse, zamanla tabelaya dönüşür. KOBİ’ler bu yapıda kendilerine yer bulamazsa, büyük şirketlerin vitrini olmaktan öteye geçemez. Genç girişimci bu kapıyı çaldığında karşısında sadece kartvizit alışverişi görürse, heyecan söner.
İşte “bu kez ne farklı?” sorusunun gerçek cevabı, tam da burada yatmaktadır.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin kaderi, yalnızca sahnedeki konuşmalarda değil, yarın bir KOBİ’nin bu platformdan nasıl fayda sağlayacağında, bir girişimcinin Avrupa kapısını bu yapı sayesinde aralayabilmesinde, bir Türk şirketinin Hollanda’da yolunu bu ağ sayesinde bulabilmesinde gizlidir.
Bu başarılabilirse, “Turkish Dutch Business Platform TDBP” gerçekten yeni bir sayfa olur. Başarılamazsa, NETUBA’nın hatırası yeniden hatırlanır.
HOTİAD CEPHESİNDEN BAKIŞ: AYNI AMAÇ, FARKLI YOLLAR
Türkiye, geçmişte NETUBA ile denenmiş olan ve iki ülke arasında yalnızca ticari değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi zeminde de köprü kurabilecek, güçlü bir lobi etkisi yaratabilecek bir yapı arayışı içindeydi. Bu düşünce ilk etapta “Hollanda Türk İşadamları Derneği HOTİAD” üzerinden gündeme geldi.
HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, bu noktada önemli bir hassasiyete işaret etti. HOTİAD’ın birincil görevinin, Hollanda’daki Türk toplumunun konumunu güçlendirmek, bu toplumun ekonomik, sosyal ve kurumsal kapasitesini geliştirmek olduğunu vurguladı. Gürcüoğlu, bu misyonun, daha geniş ve farklı hedefleri olan bir yapı içinde gölgede kalmaması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım üzerine, Hollanda’da kurulu Türkiye sermayeli şirketlerin bir şemsiye altında toplandığı, aynı zamanda Türkiye’de faaliyet gösteren Hollanda sermayeli şirketlerin de dâhil edilmesinin hedeflendiği, özel ve bağımsız bir yapı oluşturulması yoluna gidildi.
Bugün hayata geçen bu platformun temel amacı, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri daha kurumsal bir zemine taşımak ve bu zemin üzerinden uzun vadeli, sürdürülebilir bir iş birliği ve etki alanı oluşturmaktır.
Bu tercih, bir yandan HOTİAD’ın kendi misyonunu koruyarak yoluna devam etmesini sağlamış, diğer yandan da Türkiye ile Hollanda arasında daha geniş ölçekli ve stratejik bir köprünün kurulmasının önünü açmıştır.
Toplantıdan sonra temas kurduğum Gürcüoğlu şunları söyledi: “Turkish Dutch Business Platformun lansman proğramına davetliydim. Proğram öncesinde platformun müstakbel başkanı ve sekreteri ile de görüşmelerim oldu. Hollanda’da kurulu Türkiye sermayeli şirketlerin bir şemsiye altında toplandığı ve Türkiye’de kurulu Hollanda sermayeli şirketlerle genişletilmek istenen
Hollanda ve Türkiye arasında ekonomi ve siyasi alanlarda köprü görevi üstlenecek, lobi gücü yüksek bir yapının amaçlandığını biliyorum.
Hollanda için yerel bir dernek olan HOTİAD Hollanda Türk Toplumunun konumunu iyileştirici içe dönük çalışmalar yaparken TDBP ağırlıklı olarak, ülkeler arası lobi yapmak gibi dışa dönük bir çalışma planı amaçlamakta.
Ve tabi aynı ülkede olmak ve kısmen çalışmaları örtüşen dernekleriz. HOTİAD onlar için bilinen ve takdir edilen bir dernektir. İşbirliği alanlarımızın varlığı iki taraf içinde görülen bilinen bir durum. Görüşmelerimizde karşılıklı olarak iki derneğin varlığından ve işbirliğinden heyecan duyduk. Biz Türkiye iş dünyasının gelişmişliğ ve buralara kadar gelmişliğinden heyecan duyarken onlarda altmış yılı geride bırakan işgücü gurubunun iş dünyasında da almış olduğu seviyeden heyecan duymaktalar. Bundan sonraki dönemlerde geleceği birlikte inşa etme bilinç ve heyecanı ile çalışabileceğiz.” (Alttaki fotoğraf)
HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu (solda) Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık ve TOV Başkanı Durmuş Doğan (sağda)
TOVER Başkanı ve Hollanda Türk Girişimci dernekleri koordinatörü sıfatıyla toplantıya katıldığını belirten Durmuş Doğan, Turkish Dutch Business Platform’un bir ihtiyaçtan doğduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’den gelerek Hollanda’da yatırım yapan büyük ölçekli şirketlerin bir araya gelmesiyle oluşan bu platformun, yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik bir misyon üstlendiğini vurguluyor. “Ticari diplomasi” olarak tanımladığı bu yaklaşımın, ticaret yoluyla Hollanda’da etkin bir lobicilik faaliyeti yürütmeyi hedeflediğini ifade eden Durmuş Doğan, bunun yerleşik Türk girişimci dernekleri kadar, Türkiye’den gelerek burada faaliyet gösteren firmalar için de son derece önemli olduğunu söylüyor.
Ortaya çıkan bu gücün tek bir çatı altında toplanmasını büyük bir kazanım olarak değerlendiren Durmuş Doğan, bu teşkilatlanmanın kurulmasına emek veren herkese teşekkür ediyor. Sermayenin gücünü bir araya getirerek ticari lobicilik yapmayı hedefleyen Turkish Dutch Business Platform ile ortak çalışmalar yürütülmesinin ve güçlerin birleştirilmesinin hayati önemde olduğunu vurguluyor. Durmuş Doğan sözlerini, “TDBP teşkilatına çalışmalarında başarılar diliyorum” diyerek tamamlıyor. (üstteki fotoğraf)
İşte bu soruların gölgesinde, Amsterdam’daki H’ART Museum salonunda yaşanan o akşama yeniden dönmek gerekiyor. Çünkü o gece, sadece bir lansman yapılmadı. O salonda, yarım asırlık bir göç hikâyesinin yeni bir sayfası açılıyormuş hissi dolaştı.
H’ART MUSEUM’DA BİR AKŞAM: BİR LANSMANDAN DAHA FAZLASI
Amsterdam’daki H’ART Museum salonu, o akşam yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı anlamla da farklıydı. Duvarlarda sanat eserleri, salonda diplomatik bir zarafet, masalarda iş dünyasının ağırlığı vardı. Ama asıl hissedilen şey, havada asılı duran ortak bir beklentiydi.
H’ART Museum salonunda Türkiye Hollanda İş Platformu’nun düzenlediği bu muhteşem toplantıya, Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan, Azerbaycan Büyükelçisi Mammad Ahmadzada, Rotterdam Başkonsolosumuz Sevgi Kısacık, Amsterdam Başkonsolosumuz Mahmut Burak Ersoy, Deventer Başkonsolosumuz Hakkı Emre Yunt, Türkiye’nin Amersfoort Fahri Konsolosu Titus Kramer, Lahey İletişim Müşavirimiz İsmail Erkam Sula, Ticaret Müşavirimiz Ömer İlhan, Amsterdam Ticaret Ataşemiz Kutgün Sinal, Rotterdam Ticaret Ataşemiz Veysel Parlak, DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları, HOTİAD Başkanı Hikmet Gürcüoğlu, sivil toplum temsilcileri, Hollanda’dan işverenler, Hollanda’ya Türkiye’den temsilci olarak gelen, büyük şirketlerin CEO’ları ve banka CEO’ları katıldılar.
İnsanlar oraya sadece bir davete katılmak için gelmemişti. Birçoğu, “Acaba bu kez gerçekten başka bir şey mi oluyor?” sorusunun cevabını hissetmek için oradaydı.
Yaklaşık dört yüz davetli, daha kapıdan içeri girerken birbirini süzen bakışlarla selamlıyordu. Kimisi yıllardır tanıdığı yüzlerle kucaklaştı, kimisi hayatında ilk kez gördüğü insanlarla kartvizit alışverişine başladı. Bir saatlik tanışma ve diyalog bölümü, aslında gecenin özeti gibiydi: “Birlikte ne yapabiliriz?”
Bu soru, masaların üzerinde dolaşıyordu. Ardından salona geçildi. Işıklar, sahne, sunumlar, müzik… Ama gecenin ruhunu belirleyen, protokol düzeni değil, konuşmaların tonu oldu.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” Başkanı Erhan Zeyneloğlu’nun sözleri, bir dernek başkanının rutin açılış konuşması gibi değildi. Daha çok, bir iş modelinin çerçevesini çizen bir CEO dili vardı. “Kurumsal çatı”, “somut iş birlikleri”, “yatırım”, “inovasyon”, “sürdürülebilir büyüme” gibi kavramlar, süslü cümleler olarak değil, hedef olarak dile getirildi.
Bu dil, salondaki birçok insan için yeniydi.
Çünkü diasporada yapılan pek çok toplantıda, daha çok duyguya hitap eden cümleler hâkim olur. “Birlik olalım”, “güçlü olalım”, “el ele verelim” denir. Bu gece ise, bu çağrıların yanına somut kavramlar eklenmişti. İş dünyasının dili sahneye taşınmıştı.
NFIA Komiseri Hilde van der Meer’in konuşması, gecenin önemli kırılma noktalarından biriydi. Bir Hollandalı yetkilinin, Türkiye’yi “sahada doğrudan varlık gösterdikleri 16 ülkeden biri” olarak tanımlaması, salondaki birçok kişi için sıradan bir bilgi değildi. Bu, Hollanda’nın Türkiye’ye bakışındaki ciddiyetin ifadesiydi.
Van der Meer’in vurgusu netti: “Teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı firmalar için Hollanda, küresel pazarlara açılan bir üs olabilir. Ve Türkiye, bu tabloda özel bir yere sahiptir.”
Bu cümle, salondaki Türk iş insanlarının yıllardır hissettiği ama çoğu zaman dile getiremediği bir gerçeği teyit ediyordu. Artık sadece “biz bir şeyler yapalım” dönemi değil, “iki ülke birlikte nasıl kazanır” dönemi konuşuluyordu.
Ve sonra, Büyükelçi Fatma Ceren Yazgan konuştu. Diplomatik metinlerin alışılmış mesafesinden uzak, sıcak ama güçlü bir üslup vardı sözlerinde. Hollanda’nın Türk şirketleri için Avrupa’ya açılan stratejik bir kapı olduğunu vurgularken, asıl mesajını şu cümlede topladı: “Sürdürülebilir büyüme, iş dünyasının bilgi, sermaye ve inovasyon gücüyle mümkündür.”
Ama gecenin hafızalara kazınan cümlesi, bir başka yerde geldi: “Gölge yapmayalım yeter.” Bu söz, salonda dalga dalga yayıldı. Bir diplomatik konuşmanın içinden çıkan bu sade ifade, aslında çok derin bir anlam taşıyordu.
Devlet, yol açmalıydı. Engel olmamalıydı. İş dünyası yürümek istiyordu.
Bu cümle, yıllardır bürokrasiyle, mevzuatla, engellerle boğuşmuş birçok girişimcinin kalbine dokundu. Çünkü çoğu, başarılarının önündeki en büyük engelin bazen sistemin kendisi olduğunu yaşamıştı.
Büyükelçi Yazgan’ın konuşması, bu anlamda bir güven mesajıydı: “Yürüyün, biz yolunuzu kapatmayacağız.”
Gecede sunulan kısa film, Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkilerin geçmişini ve bugünkü potansiyelini gözler önüne serdi. Limanlar, fabrikalar, insanlar, gemiler, yollar… Bir bakıma, iki ülke arasındaki görünmez damarlar, birkaç dakikalık görüntüyle sahneye taşındı.
Moderatör Semra Çelebi’nin kişisel dokunuşları, gecenin resmî havasını yumuşattı. Kendi hatıralarını paylaşırken, birçok davetlinin yüzünde aynı duygu belirdi: Bu hikâye hepimizin hikâyesiydi.
Ve ardından opera sanatçılarının sesi yükseldi.
O an, iş dünyasının rakamlarla konuşan dili, sanatın evrensel sesiyle birleşti. Salonda bir anlık sessizlik oldu. İnsanlar dinledi. Düşündü. Belki de şunu hissetti: Bu sadece bir toplantı değil. Bu, bir dönemin sembolik başlangıcı olabilir.
LinkedIn paylaşımlarında sıkça geçen “yeni bir çağ”, “geleceği birlikte şekillendirmek”, “vizyoner topluluk” gibi ifadeler, işte bu atmosferden doğdu. İnsanlar o salondan çıkarken, yalnızca kartvizit değil, bir his taşıdı.
Birçok katılımcı için bu gece, sadece tanışma değil, yeniden bağlanma gecesiydi. Ama her güçlü atmosferin arkasında, bir sınav gizlidir. Bir gecede yaratılan heyecan,yarın sabah başladığında neye dönüşecektir?
BİR GECE, YÜZLERCE SES: LINKEDIN SATIRLARINDA YANSIYAN RUH
Bazen bir toplantının gerçek anlamı, sahnedeki konuşmalardan çok, katılımcıların oradan çıktıktan sonra söylediklerinde gizlidir. Çünkü protokol metinleri kurumsal bir dili yansıtır; ama insanlar, kendi hesaplarında yazarken daha samimidir. İşte “Turkish Dutch Business Platform TDBP” lansmanından sonra LinkedIn’de paylaşılan satırlar, bu gecenin neden sıradan bir davet olmadığını açık biçimde ortaya koydu.
Serpin O. paylaşımına şu cümleyle başlıyordu: “Amsterdam’daki muhteşem H’ART Museum’da düzenlenen Turkish Dutch Business Platform’un resmi lansmanına katılmak benim için büyük bir mutluluktu.” Ama asıl dikkat çekici olan, devamında kullandığı ifadelerdi: “Stratejik sinerjiler”, “yeni ticaret fırsatları”, “Türkiye ile Hollanda arasında dayanıklı ağlar kurmanın önemi”… Bunlar, bir nezaket cümlesi değil, iş dünyasının dilidir.
Serpin O., gecede “küresel iş dünyasının liderleri” ile “üst düzey resmi temsilcilerin” aynı masa etrafında buluşmasından söz ediyor. Ve bu birlikteliği “ikili ekonomik ilişkileri güçlendirme konusundaki ortak kararlılık” olarak tanımlıyor. Paylaşımının sonunda ise şu cümle yer alıyor: “Bu vizyoner topluluğun bir parçası olmaktan onur duyuyorum.”
Bu, bir davete katılmış olmanın ötesinde, bir yapıya aidiyet duygusudur.
Esmeralda Sepers’in satırları ise, gecenin ruhunu belki de en derinlikli biçimde yansıtan metinlerden biri oldu. Onun ifadesiyle “Turkish Dutch Business Platform TDBP”,“bir dernek değil, iş dünyasının yön verdiği, kapsayıcı bir inovasyon gücü” idi.
Bu vurgu çok önemlidir. Çünkü diasporada kurulan birçok yapı, zamanla klasik bir dernek refleksine sıkışır. Oysa Sepers, bu platformun farklı bir yerde durduğunu sezmişti. “Bu platform bir dernek değil” derken, aslında şunu söylüyordu: Burada masa başında konuşulan değil, sahada yapılan belirleyici olacak. Bir Turcologist ve hukuk danışmanı olarak, Türkiye ve Hollanda arasında şirketlere rehberlik ettiğini söyleyen Sepers, özellikle KOBİ’lerin yaşadığı zorluklara dikkat çekiyordu. Cesurca iki ülke arasında iş yapmaya çalışan küçük işletmelerin, çoğu zaman yalnız kaldığını hatırlatıyordu.
Onun için bu platform, büyük şirketlerin vitrini değil, sahadaki gerçek ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yapı olmalıydı.
Ve gecenin kalbine dokunan anı, Büyükelçi Yazgan’ın “Gölge yapmayalım yeter” sözüyle yaşadığını yazıyordu. Bu söz, onun kendi kültürel geçmişiyle bağ kurmasına vesile olmuştu. “Yeni bir çağın başlangıcında gibiyiz” cümlesi, bir nezaket kalıbı değil, bir duygunun ifadesiydi.
Buldan Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nın paylaşımı, bu gecenin nasıl algılandığını daha kurumsal bir dille özetliyordu. “Yeni diyalog kanalları açmak”, “ortak fırsatları değerlendirmek”, “geleceğe dair kalıcı bağlar kurmak” gibi ifadeler, bir toplantıdan çok, bir vizyon buluşmasını tarif ediyordu.
Emre Teker’in (Solda) satırları ise bu işin arkasındaki emeği görünür kılıyordu. Aylarca perde arkasında çalıştığını, platformun hukuki altyapısını hazırladığını anlatıyordu. Onun vurgusu, bu girişimin rastgele ortaya çıkmadığıydı. “Sağlam hukuki yapılar sadece formalite değildir, stratejik bir değerdir” derken, NETUBA deneyiminden çıkarılmış bir dersin altını çiziyordu.
Ferruh Tarık Tığlı’ya göre, Amsterdam’daki lansman gecesi sıradan bir tanıtım toplantısı değildi. Daha ilk akşamdan itibaren ortaya çıkan katılımcı profili ve diyalog kalitesi, bu girişimin geçici değil, kalıcı ve değer odaklı bir yapı olacağının güçlü işaretlerini verdi. Tığlı, Türkiye ile Hollanda arasındaki ekonomik ilişkinin büyüklüğüne dikkat çekerek şu çarpıcı veriyi paylaşıyor: Türkiye’nin yurt dışına yaptığı toplam 60 milyar doları aşan yatırımların 24 milyar dolardan fazlası tek başına Hollanda’da yoğunlaşmış durumda. Bu oran, iki ülke arasındaki bağın ne kadar derin olduğunu ve bu platformun neden bu kadar anlamlı olduğunu açıkça gösteriyor.
Tığlı, geçmişte iyi niyetle başlatılıp süreklilik sağlayamayan pek çok girişime tanıklık ettiğini, ancak bu kez tablonun farklı olduğunu vurguluyor. Ona göre bu platform, güvene dayalı bir köprü olarak Türk ve Hollanda iş dünyasını inovasyon, girişimcilik ve sürdürülebilir büyüme ekseninde bir araya getiriyor.
“Bu başlangıcın gücü bana gerçek bir umut veriyor. Bu kez ortaya çıkan yapı, büyüyen ve değer üreten kalıcı bir platform olacak” diyen Tığlı, bir yılı aşkın süredir titizlikle hazırlanan bu sürecin parçası olmaktan duyduğu memnuniyeti de özellikle ifade ediyor.
Yasemin Ay, gecenin duygusal tarafına dikkat çekiyordu. “Tanıdık yüzlerle yeniden buluşmak, ilham verici yeni insanlarla tanışmak” diyordu. H’ART Museum’daki atmosferi, “anlamlı sohbetler, kültürel etkileşim ve ortak bir vizyonun buluştuğu bir akşam” olarak tanımlıyordu.
Bütün bu paylaşımların ortak bir dili vardı. *Bu bir “dernek” değil *Bu bir “ağ” *Bu bir “köprü” *Bu bir “gelecek inşası” *Bu bir “başlangıç”
Kimse “ne güzel yemek vardı” demiyordu. Kimse “iyi ağırlandık” klişesine sığınmıyordu. Herkes, bu gecenin bir anlam taşıdığını hissetmişti. Ama tam da burada, dosya yazısının en kritik sorusu yeniden karşımıza çıkıyor: Bu satırlardaki heyecan, yarın sabah somut adımlara dönüşecek mi?
LinkedIn paylaşımları, bir ruh hâlini yansıtıyor. Ruh hâli ise, tek başına yeterli değildir.
Bütün bu satırlarda ortak olan duygu şudur: Bu gecede hissedilen heyecan, sıradan bir nezaket dili değildir. İnsanlar gerçekten bir şeyin başladığını sezmiştir. Ama her başlangıcın kaderi, ertesi gün atılacak adımlarla yazılır.
BİR PLATFORM MU, YOKSA GERÇEKTEN YENİ BİR SAYFA MI?
Her büyük heyecanın arkasında, görünmeyen bir eşik vardır. O eşik, söz ile fiil arasındaki mesafedir.
“Turkish Dutch Business Platform TDBP” için de asıl sınav, H’ART Museum’daki alkışların bittiği anda başlamıştır. Çünkü o gece salonda bulunan herkes, bir şeyin doğduğunu hissetti. Ama tarihe bakıldığında, hissetmek ile başarmak arasındaki yolun ne kadar uzun olduğu defalarca görülmüştür.
Bu yüzden bugün sorulması gereken soru şudur: “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, Hollanda’daki Türk iş dünyası için bir vitrin mi olacak, yoksa gerçekten bir kaldıraç mı?
Eğer bu yapı, yalnızca yılda birkaç kez düzenlenen şık toplantılarla anılırsa, eğer fotoğraflar, kartvizitler ve iyi niyet cümleleriyle sınırlı kalırsa, zamanla “bir platform daha” olarak hafızaya kazınır.
Ama eğer:
*Bir KOBİ, Hollanda pazarına açılmak istediğinde bu kapıyı çalabilir. *Bir Türk girişimci, Avrupa’ya ilk adımını bu ağ sayesinde atabilir. *Bir Hollandalı şirket, Türkiye’de güvenle yol alacak ortağı burada bulabilir. *Bir genç, bu platform aracılığıyla iki ülke arasında kariyer kurabilir. *Somut projeler, ortak yatırımlar ve gerçek iş birlikleri doğarsa, o zaman “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, sadece bir organizasyon değil, bir dönüm noktası olur.
Bu farkı yaratacak olan şey, niyet değil, mekanizmadır.
Bir platform, kendiliğinden “etkili” olmaz. Etkili olmak için, gündelik hayatta çalışması gerekir. İnsanlar kapısını çaldığında, karşılarında muhatap bulmalıdır. Sadece büyük şirketlere değil, küçük işletmelere de hitap edebilmelidir. Sadece tecrübeli isimleri değil, yeni kuşak girişimcileri de içine alabilmelidir.
Hollanda’daki Türk iş dünyası, artık bu olgunluğa sahiptir. Birinci kuşağın alın teriyle açtığı yol, ikinci kuşağın eğitimiyle genişledi, üçüncü kuşağın vizyonuyla uluslararasılaştı.
Bugün bu toplum, sadece “ayakta kalmayı” değil, “oyun kurmayı” konuşabilecek noktaya gelmiştir. “Turkish Dutch Business Platform TDBP’nin gerçek anlamı da tam burada yatmaktadır.
Bu platform, Hollanda’daki Türk iş dünyasının “biz de varız” deme biçimi değil, “biz yön verebiliriz” deme cesareti olmalıdır.
NETUBA deneyimi, bu yolun ne kadar zor olduğunu gösterdi. Ama aynı zamanda, neden gerekli olduğunu da ispatladı. Çünkü o girişim olmasaydı, bugün neyin eksik kaldığını bu kadar net konuşamazdık.
Şimdi yeni bir sayfa açılıyor. Bu sayfanın nasıl yazılacağı, yalnızca birkaç yöneticinin değil, bu platformun etrafında toplanacak binlerce insanın tutumuna bağlıdır. Katılanlar, “seyirci” mi olacak, yoksa “sorumluluk alan” mı? Bekleyenler, “görelim bakalım” demekle mi yetinecek, yoksa sürecin parçası mı olacak?
Bu soruların cevabı, “Turkish Dutch Business Platform TDBP”nin kaderini belirleyecek.
H’ART Museum’daki gece, bir başlangıçtı. Bir işaretti. Bir ihtimaldi.
O ihtimal, bugün hâlâ masanın üzerinde duruyor. Hollanda’daki Türk iş dünyası, yarım asırlık bir yolculuktan sonra ilk kez bu kadar güçlü bir potansiyele, bu kadar geniş bir ağa ve bu kadar elverişli bir zamana sahip.
Şimdi mesele şu: Bu potansiyel, ortak bir akla dönüşebilecek mi? Eğer dönüşürse, yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, “Her şey o gece başladı” denilebilir.
Eğer dönüşmezse, H’ART Museum’daki o alkışlar, diasporanın hafızasında bir güzel anı olarak kalır.
Ve bir gün, bir başka salonda, bir başka platformun lansmanında, aynı soru yeniden sorulur: “Acaba bu kez gerçekten farklı mı?”
*****************
NEDERLANDS-TURKSE ZAKENWERELD: WAAR GAAT HET
HEEN EN WORDT ER EEN NIEUWE PAGINA OPENGESLAGEN?
Is het in Amsterdam opgerichte “Turkish Dutch Business Platform” slechts een nieuwe organisatie, of vormt het een werkelijk keerpunt in een migratiegeschiedenis van een halve eeuw?
Ik heb dit dossier geschreven om precies dat te onderzoeken.
Om terug te kijken op een reis van vijftig jaar en om een antwoord te zoeken op deze vraag: “Zal de Turks-Nederlandse zakenwereld er eindelijk in slagen een gezamenlijk denkvermogen op te bouwen?”
Na de ervaring met NETUBA rijst de vraag of de Turks-Nederlandse zakenwereld er ditmaal werkelijk in zal slagen een blijvende brug te slaan.
İlhan KARAÇAY schreef: Mustafa KOYUNCU fotografeerde:
De Turks-Nederlandse zakenwereld staat vandaag, na een migratiegeschiedenis van een halve eeuw, op een nieuwe drempel. Het in Amsterdam opgerichte “Turkish Dutch Business Platform” is het symbool van die drempel. Het gaat niet langer alleen om overeind blijven, maar om uit te groeien tot een economische kracht die richting geeft tussen twee landen.
De avond in de zaal van het H’ART Museum in Amsterdam kon voor een buitenstaander lijken op “een stijlvolle lanceringsavond”. Genodigden, diplomatieke titels, bekende gezichten uit het bedrijfsleven, applaus, cocktailtafels, woorden die vanaf het podium weerklonken en elegante muziek op de achtergrond.
Maar de betekenis van die avond ging veel verder dan een gewone bijeenkomst op een evenementenkalender. In die zaal werd in feite een nieuwe pagina omgeslagen in een verhaal van vijftig jaar.
Dat verhaal begon in de jaren zestig met duizenden Turkse arbeiders die als “gastarbeiders” naar Nederland kwamen. De eerste generatie werkte in fabrieken, op scheepswerven en in havens. Ze spaarden, hielden vol en sloegen wortel. De tweede generatie trok het werkpak van de vader uit en nam plaats in de collegebanken. De derde generatie is inmiddels niet alleen werknemer, maar ondernemer, werkgever, exporteur, bankdirecteur en overnemer van bedrijven geworden.
Vandaag telt Nederland tienduizenden ondernemers van Turkse afkomst. Ze zijn actief in uiteenlopende sectoren, van supermarkten tot logistiek, van textiel tot bouw, van software tot financiën. Sommigen begonnen met een kleine winkel, anderen bouwden internationale bedrijven op. Maar ze delen één gemeenschappelijk verhaal: ze hebben hier wortel geschoten en zijn nu een onlosmakelijk onderdeel van het economische weefsel van dit land.
Toch bleef deze grote rijkdom jarenlang versnipperd.
Iedereen groeide in zijn eigen wereld. Sommigen behielden hun band met Turkije, anderen richtten zich sterker op Nederland. Sommigen sloegen handelsbruggen tussen beide landen, anderen probeerden vooral hun eigen onderneming overeind te houden. Er was een groot potentieel, maar een institutioneel dak dat dit potentieel kon omvormen tot een gezamenlijke kracht ontbrak lange tijd.
Juist dat gemis leidde af en toe tot de roep: “Laten we een platform oprichten.” In het verleden was daar een voorbeeld van: NETUBA.
Beelden van een NETUBA bijeenkomst in Den Haag
NETUBA werd opgericht om de handelsrelaties tussen Turkije en Nederland te versterken en om de zakenwereld van beide landen systematischer met elkaar te verbinden. Het wekte enthousiasme. Het gaf hoop. Een tijdlang werd erover gesproken. Maar geleidelijk verdween het van het toneel. Het sloot stilletjes zijn deuren en liet één vraag achter: “Waarom blijken dit soort initiatieven niet duurzaam?”
Die vraag hangt vandaag ook boven het nieuwe initiatief dat onder de naam “Turkish Dutch Business Platform TDBP” het podium betreedt.
De Turks-Nederlandse gemeenschap bestaat immers niet alleen uit succesverhalen, maar ook uit herinneringen aan onafgemaakte pogingen. Elk nieuw platform wordt onvermijdelijk geboren in de schaduw van het verleden. In veel hoofden klinkt dezelfde zin: “Dit hebben we al eens geprobeerd.”
Maar soms legt het leven hetzelfde idee opnieuw voor ons neer, met de geest van een andere tijd.
Vandaag worden de economische verhoudingen tussen Turkije en Europa opnieuw vormgegeven. Wereldwijde toeleveringsketens veranderen. De afhankelijkheid van verre regio’s wordt in twijfel getrokken. Turkije wordt voor Europa niet alleen gezien als afzetmarkt, maar ook opnieuw ontdekt als productie- en bevoorradingsbasis. Nederland blijft met zijn logistieke kracht, financiële infrastructuur en wereldwijde netwerken de poort naar Europa.
In deze nieuwe fase verandert ook de positie van de Turks-Nederlandse zakenwereld.
Zij zijn niet langer alleen “Turken die hier wonen”. Zij vormen een natuurlijke brug tussen twee landen. Ze kennen zowel Turkije als Nederland. Ze begrijpen de reflexen van de Turkse ondernemer en spreken tegelijk de taal van het Europese systeem. Dat is een voordeel dat geen enkel consultancybureau aan een bureau kan uitvinden.
Precies op dat punt ontstaat het idee van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”.
Het vertrekt niet vanuit het klassieke beeld van een vereniging, maar vanuit de ambitie om een inclusieve, institutionele en duurzame structuur te zijn die door de zakenwereld zelf wordt gestuurd. Een structuur die niet alleen antwoorden wil geven op de problemen van vandaag, maar ook op de noden van morgen.
Maar het lot dat eerdere initiatieven zoals NETUBA trof, dwingt deze ambitie om haar belofte waar te maken.
Wat is er dit keer anders?
Die vraag leefde niet alleen bij de lezer, maar ook in het hoofd van vele genodigden in de zaal. Tussen het applaus en de glimlachen door hing ze in de lucht: “Is dit werkelijk een nieuwe pagina, of slechts een andere kaft van hetzelfde oude boek?”
Precies daarom schrijf ik dit dossier. Vertrekkend vanuit de glans van één avond kijk ik terug op een reis van een halve eeuw, om een antwoord te zoeken op deze vraag: zal de Turks-Nederlandse zakenwereld er eindelijk in slagen haar eigen gezamenlijke denkvermogen te vormen?
NETUBA: GOEDE BEDOELINGEN, GROTE HOOP EN EEN ONVOLTOOID VERHAAL
Toen NETUBA werd opgericht, ontstond er in de Turks-Nederlandse zakenwereld een oprechte opwinding. Steeds meer mensen zeiden: “Eindelijk krijgen wij ook een overkoepelende organisatie.” Voor ondernemers die tussen Turkije en Nederland handelden of dat wilden doen, voor mensen die tussen twee landen leefden en werkten, werd deze structuur gezien als een poort van hoop.
Maar hoop alleen is niet genoeg.
Het verhaal van NETUBA weerspiegelt in feite het lot van veel initiatieven in de diaspora. Ze beginnen met grote idealen, wekken in de eerste fase een sterke energie op, er worden bijeenkomsten gehouden, projecten besproken en de pers besteedt er aandacht aan. Maar na verloop van tijd zakt het tempo. De inzet die op vrijwilligheid steunt raakt uitgeput. De institutionele structuur verzwakt. De afhankelijkheid van personen neemt toe. Wanneer die personen moe worden of van koers veranderen, begint ook het geheel te wankelen.
Er is nog een ander probleem: Dergelijke platforms blijven vaak overeind dankzij het offer van “goedwillende mensen”. Maar de zakenwereld draait niet op emotie, zij draait op systemen. Met de tijd wordt een waarheid zichtbaar: “Als een structuur niet wordt opgebouwd met professionele teams, duidelijke doelstellingen, duurzame financieringsmodellen en een sterke institutionele basis, dan botst zij op de grenzen van vrijwilligheid.”
Ook NETUBA botste op die grens.
Het merendeel van de Turks-Nederlandse ondernemers leidde al een intens leven binnen hun eigen bedrijf. Iedereen wilde dat het platform “goed” zou zijn, maar dezelfde vastberadenheid om de last te dragen was er niet bij iedereen. Na verloop van tijd werden de bijeenkomsten schaarser. Het bereik werd kleiner. De naam werd nog genoemd, maar de stem werd niet meer gehoord. En uiteindelijk sloot het zijn deuren.
Wat bleef, was één zin: “Wij hebben dit geprobeerd.”
Die zin klinkt vandaag nog altijd in veel oren.
Elke keer wanneer een nieuw initiatief verschijnt, treedt dit geheugen in werking. Mensen raken enthousiast, maar zijn tegelijk voorzichtig. De vrees “het begint mooi en dooft daarna weer uit” is in deze gemeenschap bijzonder sterk. Want in het geheugen van migrantengemeenschappen leven veel onafgemaakte verhalen.
Dat is de eerste echte proef waar het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” voor staat.
Het moet niet alleen een nieuwe naam zijn, maar ook de last van het verleden dragen. De leegte die NETUBA achterliet, is tegelijk een waarschuwing. Die waarschuwing zegt: “Als deze structuur opnieuw enkel steunt op goede bedoelingen en op de schouders van enkele idealisten rust, zal het einde niet anders zijn.”
Daarom moet de ambitie van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” veel verder gaan dan “ook wij hebben een platform opgericht”. Wie blijvend wil zijn, moet steunen op systemen, niet op personen. Op structuren, niet op emoties. Niet op het redden van vandaag, maar op het plannen van de toekomst.
Wat NETUBA heeft meegemaakt, is voor het huidige initiatief geen last, maar, wanneer het juist wordt gelezen, een groot voordeel. Want deze keer is bekend wat niet heeft gewerkt.
Daarom kunnen vandaag scherpere vragen worden gesteld:
Wie zal dit platform besturen? Hoe zullen beslissingen worden genomen? Hoe wordt de financiering geregeld? Wie neemt hoeveel verantwoordelijkheid op zich? Zullen alleen grote bedrijven het voor het zeggen hebben? Welke plaats krijgen kleine en middelgrote ondernemingen in deze structuur? Wat zal dit platform concreet voortbrengen?
In het verleden bleven sommige van deze vragen in de lucht hangen. Vandaag vraagt de zakenwereld om veel meer dan abstracte zinnen vol goede bedoelingen.
Het gevoel “dit keer is het anders”, dat tijdens de lancering van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” werd ervaren, komt ook hier vandaan. Want dit keer stonden er niet slechts enkele idealistische namen op het podium, maar ook bankdirecteuren, CEO’s van grote bedrijven, diplomatieke vertegenwoordigers en hoge functionarissen van Nederlandse instellingen.
Dat beeld verschilt van de NETUBA-periode.
Toen overheerste vooral de gedachte “laten wij onder elkaar iets doen”. Vandaag staan zowel de Turkse staat als Nederlandse instellingen en grote economische spelers van beide landen samen op het toneel.
Dat is niet alleen een organisatorisch verschil. Het is een verschil in mentaliteit.
Het gaat niet langer om een naar binnen gerichte solidariteit van de Turkse gemeenschap, maar om de ambitie om een institutionele brug te slaan tussen twee economische systemen.
En die ambitie krijgt pas betekenis wanneer men de lessen van het verleden onder ogen ziet.
Al deze vragen brengen ons vanzelf bij het moment waarop het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” verschijnt en bij wat deze timing ons vertelt.
DE GEBOORTE VAN HET “TURKISH DUTCH BUSINESS PLATFORM” EN DE VRAAG: “WAT IS ER DIT KEER ANDERS?”
Elk initiatief heeft zijn tijd. Sommige ideeën sterven omdat zij niet op het juiste moment worden geboren. Andere verschijnen vanzelf op het toneel wanneer de tijd rijp is.
Het ontstaan van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” is precies het product van zo’n moment.
De wereldeconomie laat vandaag haar vertrouwde patronen in snel tempo los. Toeleveringsketens die door de pandemie werden ontwricht, geopolitieke spanningen die door oorlogen zijn verdiept, energiecrisissen en stijgende kosten dwingen Europa tot herbezinning. Productiemodellen die afhankelijk zijn van verre regio’s worden in vraag gesteld. Begrippen als “nabije productie” en “betrouwbare partner” zijn geen bureau-theorieën meer, maar vitale strategieën geworden.
In dit beeld wordt Turkije opnieuw ontdekt door Europa.
Met zijn jonge bevolking, productiecapaciteit, flexibele industrie en geografische ligging treedt Turkije naar voren als een krachtige productiehub vlak naast Europa. Van Duitsland tot Frankrijk, van Italië tot Nederland beginnen steeds meer landen hun economische relatie met Turkije niet alleen te benaderen vanuit handelsvolume, maar vanuit het perspectief van strategisch partnerschap.
Nederland neemt in deze vergelijking een bijzondere plaats in.
Dit land, het logistieke hart van Europa en een knooppunt van de wereldhandel, is niet alleen een markt, maar ook een poort. Met zijn havens, financiële systeem, juridische infrastructuur en netwerk van multinationals is het een sleutel tot Europa.
Precies op dit punt wordt de rol van de Turks-Nederlandse zakenwereld opnieuw gedefinieerd.
Zij zijn niet langer slechts “ondernemers met een migratieachtergrond”. Zij zijn natuurlijke bemiddelaars tussen twee landen. Zij vormen een menselijk kapitaal dat twee talen, twee culturen en twee systemen kent. En dit kapitaal bleef tot nu toe vaak beperkt tot het niveau van individuele successen.
De geboorte van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” is de zoektocht om deze individuele successen om te vormen tot een gezamenlijke kracht.
Dit keer staan er niet alleen “goedwillende mensen” op het podium. Dit keer zijn er zwaargewichten uit de financiële wereld. Dit keer is er de Nederlandse investeringsorganisatie NFIA. Dit keer zijn er diplomatieke vertegenwoordigers van de Republiek Turkije. Dit keer is er deelname op CEO-niveau.
Dit beeld is geen toeval.
Het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” is geen structuur die is ontstaan omdat een paar mensen zeiden: “Laten we een vereniging oprichten.” Achter dit initiatief staan actoren die het economische denkvermogen van beide landen vertegenwoordigen. In dat opzicht onderscheidt het zich wezenlijk van de NETUBA-periode.
Waar NETUBA vooral voortkwam uit de gedachte “laten we ons onder elkaar organiseren”, vertrekt het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” vanuit de ambitie “laten we een brug slaan tussen de systemen van twee landen”.
Dat verschil is van levensbelang.
Want dit keer gaat het niet alleen om interne solidariteit binnen de Turkse gemeenschap. Dit keer gaat het om het positioneren op het snijvlak van de Nederlandse blik op Turkije en de strategie van Turkije om zich naar Europa te openen.
De woorden van Erhan Zeyneloğlu, voorzitter van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, vatten deze mentaliteit samen: “Het Turks-Nederlandse Business Platform wil bedrijven, financiële instellingen en talent samenbrengen om concrete samenwerkingen en investeringen tussen beide landen te realiseren.”
Dit is geen wens, maar een bedrijfsmodel.
Ook de benadering van Hilde van der Meer, commissaris van de Netherlands Foreign Investment Agency NFIA, is veelzeggend. Dat Turkije behoort tot de zestien landen waar NFIA rechtstreeks op het terrein aanwezig is, toont dat de Nederlandse blik op Turkije allesbehalve gewoon is. Nederland ziet Turkije niet alleen als een exportmarkt, maar als een strategische partner voor bedrijven die zich op wereldmarkten willen richten.
Deze visie versterkt het fundament van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”.
Want dit keer wordt het platform niet alleen een instrument voor Turkse ondernemers, maar ook een betekenisvol middel voor Nederlandse actoren. Dat is een cruciaal verschil voor duurzaamheid. Een structuur die slechts door één partij wordt gedragen, raakt uitgeput. Maar wanneer zij in het belang van beide partijen wordt, neemt haar kans om te blijven bestaan toe.
Toch blijft, ondanks dit positieve beeld, één vraag overeind: Hoe zal deze institutionele kracht zich vertalen naar de praktijk?
Hoe sterk de namen bij de oprichting ook zijn, een platform dat in het dagelijks leven geen concrete meerwaarde biedt, verandert op den duur in een bord aan de muur. Als kmo’s zich in deze structuur niet herkennen, kan zij niet meer worden dan een etalage voor grote bedrijven. Als een jonge ondernemer hier aanklopt en alleen een uitwisseling van visitekaartjes aantreft, dooft het enthousiasme.
Hier ligt het ware antwoord op de vraag “wat is er dit keer anders?”
Het lot van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” wordt niet bepaald door de toespraken op het podium, maar door wat er morgen gebeurt: door de manier waarop een kmo van dit platform gebruik kan maken, door de mogelijkheid voor een ondernemer om via deze structuur de Europese deur te openen, door de weg die een Turks bedrijf in Nederland kan vinden dankzij dit netwerk.
Als dat lukt, wordt het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” werkelijk een nieuwe pagina. Als het niet lukt, zal de herinnering aan NETUBA opnieuw worden opgeroepen.
HET PERSPECTIEF VAN HOTİAD: HETZELFDE DOEL, ANDERE WEGEN
Turkije was in het verleden op zoek naar een structuur zoals die met NETUBA werd beproefd, een structuur die niet alleen op commercieel, maar ook op economisch en politiek vlak een brug tussen beide landen zou kunnen slaan en een krachtige lobbywerking zou kunnen ontwikkelen. Deze gedachte kwam in eerste instantie naar voren via de “Hollands-Turkse Ondernemersvereniging HOTİAD”.
HOTİAD-voorzitter Hikmet Gürcüoğlu wees hierbij op een belangrijke gevoeligheid. Hij benadrukte dat de primaire taak van HOTİAD bestaat uit het versterken van de positie van de Turks-Nederlandse gemeenschap en het ontwikkelen van haar economische, sociale en institutionele capaciteit. Deze missie, zo stelde Gürcüoğlu, mag niet in de schaduw komen te staan binnen een structuur met bredere en andere doelstellingen.
Vanuit deze benadering werd gekozen voor de oprichting van een afzonderlijke en onafhankelijke structuur waarin in Nederland gevestigde bedrijven met Turks kapitaal onder één paraplu worden samengebracht, met als doel deze tevens uit te breiden met in Turkije actieve bedrijven met Nederlands kapitaal.
Het fundamentele doel van het vandaag tot leven gebrachte platform is om de economische relaties tussen beide landen op een meer institutionele basis te plaatsen en vanuit die basis een langdurige, duurzame samenwerking en invloedssfeer op te bouwen.
Deze keuze heeft er enerzijds voor gezorgd dat HOTİAD zijn eigen missie kan blijven volgen, en heeft anderzijds de weg vrijgemaakt voor de totstandkoming van een bredere en strategischere brug tussen Turkije en Nederland.
Na de bijeenkomst sprak ik met Gürcüoğlu, die het volgende zei:
“Ik was uitgenodigd voor het lanceringsprogramma van het Turkish Dutch Business Platform. Voorafgaand aan het programma heb ik ook gesprekken gevoerd met de toekomstige voorzitter en secretaris van het platform. Ik weet dat men een structuur beoogt waarin in Nederland gevestigde bedrijven met Turks kapitaal onder één paraplu worden samengebracht en die wordt uitgebreid met in Turkije gevestigde bedrijven met Nederlands kapitaal. Het doel is een organisatie te creëren met een sterke lobbykracht, die tussen Nederland en Turkije een brug slaat op economisch en politiek vlak.
HOTİAD is voor Nederland een lokale vereniging en richt zich met name op naar binnen gerichte activiteiten die de positie van de Turks-Nederlandse gemeenschap verbeteren, terwijl TDBP vooral een naar buiten gerichte agenda nastreeft, zoals het voeren van interstatelijke lobbyactiviteiten.
Natuurlijk bevinden wij ons in hetzelfde land en overlappen onze werkzaamheden deels. HOTİAD is voor hen een bekende en gewaardeerde vereniging. Dat er samenwerkingsmogelijkheden bestaan, is voor beide partijen een bekend gegeven. In onze gesprekken voelden wij wederzijds enthousiasme over het bestaan van beide organisaties en over samenwerking. Wij raken enthousiast over het ontwikkelingsniveau en de reikwijdte van het Turkse bedrijfsleven, terwijl zij enthousiast zijn over het niveau dat een arbeidsmigrantengemeenschap van zestig jaar ook in het bedrijfsleven heeft bereikt. In de komende periode zullen wij met het bewustzijn en de gedrevenheid werken om samen de toekomst op te bouwen.” (onderstaande foto)
HOTİAD-voorzitter Hikmet Gürcüoğlu (links), onze consul-generaal in Rotterdam Sevgi Kısacık en TOV-voorzitter Durmuş Doğan (rechts).
Durmuş Doğan, die de bijeenkomst bijwoonde in zijn hoedanigheid van voorzitter van TOVER en coördinator van de verenigingen van Turks-Nederlandse ondernemers, wijst erop dat het Turkish Dutch Business Platform uit een reële behoefte is ontstaan. Hij benadrukt dat dit platform, gevormd door grote ondernemingen die vanuit Turkije naar Nederland zijn gekomen om hier te investeren, niet alleen een commerciële maar ook een strategische missie vervult. De benadering die hij “commerciële diplomatie” noemt, is erop gericht om via handel een effectieve lobbywerking in Nederland te ontwikkelen. Volgens Doğan is dit van groot belang, zowel voor gevestigde Turks-Nederlandse ondernemersverenigingen als voor bedrijven die vanuit Turkije hier actief zijn geworden.
Hij beschouwt het bijeenbrengen van deze kracht onder één dak als een grote winst en bedankt iedereen die zich heeft ingezet voor de oprichting van deze organisatie. Het gezamenlijk inzetten van kapitaalkracht met het doel om commerciële lobby te voeren en samen te werken met het Turkish Dutch Business Platform is volgens hem van vitaal belang. Hij besluit zijn woorden met: “Ik wens de TDBP-organisatie veel succes bij haar werkzaamheden.” (Foto boven)
In de schaduw van al deze vragen moeten wij opnieuw terugkeren naar die avond in de zaal van het H’ART Museum in Amsterdam. Want die avond was niet slechts een lancering. In die zaal hing het gevoel dat er een nieuwe pagina werd omgeslagen in een migratiegeschiedenis van een halve eeuw.
EEN AVOND IN H’ART MUSEUM: MEER DAN EEN LANCERING
De zaal van het H’ART Museum in Amsterdam was die avond niet alleen bijzonder door haar architectuur, maar vooral door de betekenis die zij droeg. Aan de muren hingen kunstwerken, in de ruimte hing een diplomatieke elegantie, aan de tafels voelde men het gewicht van de zakenwereld. Maar wat werkelijk werd gevoeld, was een gezamenlijke verwachting die in de lucht hing.
Aan deze indrukwekkende bijeenkomst, georganiseerd door het Turks-Nederlands Business Platform in het H’ART Museum, namen onder anderen deel: onze ambassadeur in Den Haag Fatma Ceren Yazgan, de ambassadeur van Azerbeidzjan Mammad Ahmadzada, onze consul-generaal in Rotterdam Sevgi Kısacık, onze consul-generaal in Amsterdam Mahmut Burak Ersoy, onze consul-generaal in Deventer Hakkı Emre Yunt, Honoraire Consul van Turkije in Amersfoort Tituz Kramer, onze communicatieraadgever in Den Haag İsmail Erkam Sula, onze handelsraadgever Ömer İlhan, onze handelsattaché in Amsterdam Kutgün Sinal, onze handelsattaché in Rotterdam Veysel Parlak, voorzitter van de Europese Raad van DTİK Turgut Torunoğulları, HOTİAD-voorzitter Hikmet Gürcüoğlu, vertegenwoordigers van het maatschappelijk middenveld, werkgevers uit Nederland en CEO’s van grote bedrijven en banken die als vertegenwoordigers uit Turkije waren gekomen.
Mensen kwamen daar niet alleen om een uitnodiging te volgen. Velen waren er om te voelen of er dit keer werkelijk iets anders aan het gebeuren was.
Ongeveer vierhonderd genodigden begroetten elkaar al bij binnenkomst met onderzoekende blikken. Sommigen omhelsden gezichten die zij al jaren kenden, anderen wisselden voor het eerst visitekaartjes uit met mensen die zij nog nooit hadden ontmoet. Het uur van kennismaking en dialoog was in feite een samenvatting van de hele avond: “Wat kunnen wij samen doen?”
Die vraag zweefde boven de tafels.
Daarna begaf men zich naar de zaal. Licht, podium, presentaties, muziek… Maar wat de ziel van de avond bepaalde, was niet het protocol, maar de toon van de toespraken.
De woorden van Erhan Zeyneloğlu, voorzitter van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”, klonken niet als de gebruikelijke openingstoespraak van een verenigingsvoorzitter. Zij hadden eerder de taal van een CEO die het kader van een businessmodel schetst. Begrippen als “institutioneel dak”, “concrete samenwerkingen”, “investeringen”, “innovatie” en “duurzame groei” werden niet uitgesproken als sierlijke zinnen, maar als doelstellingen.
Voor velen in de zaal was deze taal nieuw.
Bij veel bijeenkomsten in de diaspora overheersen doorgaans zinnen die vooral het gevoel aanspreken. Men zegt: “Laten we verenigd zijn”, “laten we sterk zijn”, “laten we de handen ineenslaan”. Die avond werden aan zulke oproepen concrete begrippen toegevoegd. De taal van het bedrijfsleven werd naar het podium gebracht.
De toespraak van NFIA-commissaris Hilde van der Meer was een van de belangrijke keerpunten van de avond. Dat een Nederlandse functionaris Turkije omschreef als “een van de zestien landen waar wij rechtstreeks op het terrein aanwezig zijn”, was voor velen in de zaal geen gewone mededeling. Het was een uitdrukking van de ernst waarmee Nederland naar Turkije kijkt.
De kern van haar boodschap was helder: “Voor bedrijven die zich richten op technologie en duurzaamheid kan Nederland een uitvalsbasis naar de wereldmarkten zijn. En Turkije neemt in dit geheel een bijzondere plaats in.”
Deze zin bevestigde een waarheid die Turkse ondernemers al jaren voelden, maar vaak niet konden uitspreken. Het ging niet langer alleen om “laten wij iets doen”, maar om “hoe kunnen twee landen samen winnen”.
En toen sprak ambassadeur Fatma Ceren Yazgan.
In haar woorden klonk een warme maar krachtige toon, ver verwijderd van de gebruikelijke afstand van diplomatieke teksten. Terwijl zij benadrukte dat Nederland voor Turkse bedrijven een strategische poort naar Europa is, vatte zij haar kernboodschap samen in één zin: “Duurzame groei is mogelijk dankzij de kennis, het kapitaal en de innovatiekracht van het bedrijfsleven.”
Maar de zin die in het geheugen van de avond werd gegrift, kwam elders: “Het is genoeg als wij geen schaduw werpen.”
Deze woorden verspreidden zich als een golf door de zaal. Deze eenvoudige uitdrukking, afkomstig uit een diplomatieke toespraak, droeg een diepe betekenis in zich.
De staat moest de weg vrijmaken. Zij mocht geen hindernis zijn. Het bedrijfsleven wilde vooruit.
Deze zin raakte het hart van vele ondernemers die jarenlang hadden geworsteld met bureaucratie, regelgeving en obstakels. Velen hadden ervaren dat soms juist het systeem zelf het grootste obstakel voor succes was.
De toespraak van ambassadeur Yazgan was in die zin een boodschap van vertrouwen: “Ga uw weg, wij zullen die niet blokkeren.”
De korte film die tijdens de avond werd vertoond, bracht het verleden en het huidige potentieel van de handelsrelaties tussen Turkije en Nederland in beeld. Havens, fabrieken, mensen, schepen, wegen… Als het ware werden de onzichtbare aders tussen twee landen in enkele minuten naar het podium gebracht.
De persoonlijke accenten van moderator Semra Çelebi verzachtten de formele sfeer van de avond. Terwijl zij haar eigen herinneringen deelde, verscheen op vele gezichten dezelfde emotie: dit verhaal was het verhaal van ons allemaal.
Daarna klonk de stem van de operazangers. Op dat moment versmolt de met cijfers sprekende taal van het bedrijfsleven met de universele stem van de kunst. In de zaal viel een korte stilte. Mensen luisterden. Dachten. En misschien voelden zij dit: Dit is niet zomaar een bijeenkomst. Dit zou het symbolische begin van een tijdperk kunnen zijn.
Uitdrukkingen die later op LinkedIn vaak terugkeerden, zoals “een nieuw tijdperk”,“samen de toekomst vormgeven” en “een visionaire gemeenschap”, werden precies in deze sfeer geboren. Mensen verlieten de zaal niet alleen met visitekaartjes, maar met een gevoel. Voor velen was deze avond niet enkel een kennismaking, maar een moment van herverbinding.
Maar achter elke sterke atmosfeer schuilt een beproeving. Waar zal het enthousiasme dat in één avond werd gewekt, morgenochtend in veranderen?
Soms schuilt de ware betekenis van een bijeenkomst niet zozeer in de toespraken op het podium, maar in wat de deelnemers zeggen nadat zij de zaal hebben verlaten. Protocollaire teksten weerspiegelen een institutionele taal, maar wanneer mensen op hun eigen accounts schrijven, zijn zij oprechter. Precies daarom maakten de regels die na de lancering van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” op LinkedIn werden gedeeld, duidelijk waarom deze avond geen gewone uitnodiging was.
Serpin O. begon haar bericht met de woorden: “Het was voor mij een groot genoegen om de officiële lancering van het Turkish Dutch Business Platform bij te wonen in het prachtige H’ART Museum in Amsterdam.”
Maar wat werkelijk opviel, waren de begrippen die zij daarna gebruikte: “Strategische synergieën”, “nieuwe handelsmogelijkheden”, “het belang van het opbouwen van duurzame netwerken tussen Turkije en Nederland”…
Dit zijn geen beleefdheidsformules, maar de taal van het bedrijfsleven.
Zij spreekt over het samenkomen van “leiders uit de mondiale zakenwereld” met “hooggeplaatste officiële vertegenwoordigers” rond dezelfde tafel. Deze ontmoeting omschrijft zij als “een gezamenlijke vastberadenheid om de bilaterale economische relaties te versterken”. En zij besluit haar bericht met de zin: “Ik voel mij vereerd om deel uit te maken van deze visionaire gemeenschap.”
Dit gaat verder dan het bijwonen van een uitnodiging. Het is het gevoel ergens bij te horen.
De woorden van Esmeralda Sepers waren misschien wel de meest indringende weerspiegeling van de geest van de avond. In haar bewoordingen was het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”“geen vereniging, maar een inclusieve innovatiekracht die door het bedrijfsleven zelf wordt aangestuurd”.
Die nadruk is van groot belang. Want veel structuren die in de diaspora ontstaan, raken na verloop van tijd gevangen in het klassieke reflex van een vereniging. Sepers had echter aangevoeld dat dit platform elders stond. Met “dit is geen vereniging” zei zij in wezen: hier zal niet beslissend zijn wat aan tafel wordt besproken, maar wat in het veld wordt gedaan.
Als turkoloog en juridisch adviseur die bedrijven begeleidt tussen Turkije en Nederland, vestigde zij de aandacht op de moeilijkheden waarmee vooral kmo’s worden geconfronteerd. Zij herinnerde eraan dat kleine ondernemingen die moedig tussen twee landen zaken doen, zich vaak alleen gelaten voelen.
Voor haar moest dit platform geen etalage van grote bedrijven zijn, maar een structuur die antwoord geeft op de echte noden in het veld.
Zij schreef ook dat het moment dat haar het diepst raakte, de woorden van ambassadeur Yazgan waren: “Gölge yapmayalım yeter.” Deze zin stelde haar in staat een band te voelen met haar eigen culturele achtergrond. De woorden “wij staan aan het begin van een nieuw tijdperk” waren geen beleefdheidsformule, maar de uitdrukking van een gevoel.
Buldan Onderwijs- en Solidariteitsfonds vatte in zijn bericht in een meer institutionele taal samen hoe deze avond werd ervaren. Formuleringen als “nieuwe dialoogkanalen openen”, “gezamenlijke kansen benutten” en “blijvende banden voor de toekomst opbouwen” beschreven geen gewone bijeenkomst, maar een ontmoeting met een visie.
De regels van Emre Teker (links) maakten juist de arbeid achter de schermen zichtbaar. Hij vertelde dat hij maandenlang in stilte had gewerkt en de juridische infrastructuur van het platform had voorbereid. Zijn nadruk lag op het feit dat dit initiatief niet zomaar was ontstaan. Met de woorden “solide juridische structuren zijn geen formaliteit, maar een strategische waarde” onderstreepte hij een les die uit de NETUBA-ervaring was getrokken.
Voor Ferruh Tarık Tığlı was de lanceringsavond in Amsterdam geen gewone promotiebijeenkomst. Al vanaf de eerste avond gaven het profiel van de deelnemers en de kwaliteit van de dialoog sterke signalen dat dit initiatief niet tijdelijk, maar blijvend en waardegericht zou zijn. Tığlı vestigde de aandacht op de omvang van de economische relatie tussen Turkije en Nederland en deelde een opvallend cijfer: van de meer dan 60 miljard dollar die Turkije in het buitenland heeft geïnvesteerd, is meer dan 24 miljard dollar geconcentreerd in Nederland. Dit percentage toont hoe diep de band tussen beide landen is en waarom dit platform zo betekenisvol is.
Tığlı benadrukt dat hij in het verleden vele initiatieven heeft zien starten met goede bedoelingen, maar zonder continuïteit. Deze keer, zo stelt hij, is het beeld anders. Volgens hem brengt dit platform de Turkse en Nederlandse zakenwereld samen rond innovatie, ondernemerschap en duurzame groei als een op vertrouwen gebaseerde brug. “De kracht van dit begin geeft mij echte hoop. De structuur die nu ontstaat, zal een blijvend platform worden dat groeit en waarde creëert”, zegt Tığlı, die ook expliciet zijn tevredenheid uitspreekt dat hij deel mag uitmaken van een proces dat meer dan een jaar lang zorgvuldig is voorbereid.
Ay wees op de emotionele kant van de avond. “Opnieuw vertrouwde gezichten ontmoeten, inspirerende nieuwe mensen leren kennen”, zei zij. Zij omschreef de sfeer in het H’ART Museum als “een avond waarin betekenisvolle gesprekken, culturele interactie en een gezamenlijke visie samenkwamen”.
Al deze bijdragen spraken in wezen dezelfde taal.
Dit is geen “vereniging”. Dit is een “netwerk”. Dit is een “brug”. Dit is “toekomst bouwen”. Dit is een “begin”.
Niemand schreef: “Wat was het eten lekker.” Niemand vluchtte in het cliché: “We zijn goed ontvangen.” Iedereen voelde dat deze avond betekenis had. Maar precies hier duikt de meest kritische vraag van dit dossier opnieuw op: zal het enthousiasme in deze regels morgenochtend worden omgezet in concrete stappen?
LinkedIn-berichten weerspiegelen een gemoedstoestand. En een gemoedstoestand alleen is niet voldoende.
De gemeenschappelijke emotie in al deze regels is duidelijk: het enthousiasme dat deze avond werd gevoeld, is geen gewone beleefdheidstaal. Mensen hebben werkelijk aangevoeld dat er iets begon. Maar het lot van elk begin wordt geschreven door de stappen die de volgende dag worden gezet.
EEN PLATFORM, OF WERKELIJK EEN NIEUWE PAGINA?
Achter elk groot enthousiasme schuilt een onzichtbare drempel. Die drempel is de afstand tussen woord en daad.
Voor het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” begon de echte beproeving op het moment dat het applaus in het H’ART Museum verstomde. Want iedereen die die avond in de zaal aanwezig was, voelde dat er iets werd geboren. Maar wie naar de geschiedenis kijkt, ziet keer op keer hoe lang de weg is tussen voelen en slagen.
Daarom luidt de vraag die vandaag gesteld moet worden: Zal het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” voor de Turks-Nederlandse zakenwereld een vitrine zijn, of werkelijk een hefboom?
Als deze structuur slechts wordt herinnerd vanwege een paar stijlvolle bijeenkomsten per jaar, als zij beperkt blijft tot foto’s, visitekaartjes en goedbedoelde zinnen, dan zal zij zich in het geheugen nestelen als “nog een platform”.
Maar als:
een kmo die de Nederlandse markt wil betreden hier kan aankloppen,
een Turkse ondernemer via dit netwerk zijn eerste stap naar Europa kan zetten,
een Nederlands bedrijf hier een betrouwbare partner vindt om in Turkije te werken,
een jongere via dit platform een carrière tussen twee landen kan opbouwen,
concrete projecten, gezamenlijke investeringen en echte samenwerkingen ontstaan, dan wordt het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” niet zomaar een organisatie, maar een keerpunt.
Wat dit verschil zal maken, is niet de intentie, maar het mechanisme.
Een platform wordt niet vanzelf “invloedrijk”. Om invloedrijk te zijn, moet het in het dagelijks leven functioneren. Wanneer mensen aankloppen, moeten zij een aanspreekpunt vinden. Het moet niet alleen grote bedrijven, maar ook kleine ondernemingen aanspreken. Het moet niet alleen ervaren namen, maar ook een nieuwe generatie ondernemers omarmen.
De Turks-Nederlandse zakenwereld heeft vandaag deze volwassenheid bereikt.
De weg die de eerste generatie met zweet opende, werd door de tweede generatie verbreed met onderwijs en door de derde generatie geïnternationaliseerd met visie.
Deze gemeenschap is nu op een punt gekomen waarop zij niet alleen “overleven”, maar ook “spel maken” kan bespreken. Precies daarin ligt de ware betekenis van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP”.
Dit platform moet niet de manier zijn waarop de Turks-Nederlandse zakenwereld zegt: “Wij zijn er ook.” Het moet de moed zijn om te zeggen: “Wij kunnen richting geven.”
De NETUBA-ervaring heeft laten zien hoe moeilijk deze weg is. Maar zij heeft ook bewezen waarom hij noodzakelijk is. Want zonder dat initiatief zouden wij vandaag niet zo helder kunnen benoemen wat ontbreekt.
Nu wordt een nieuwe pagina geopend.
Hoe deze pagina zal worden geschreven, hangt niet alleen af van een paar bestuurders, maar van de houding van duizenden mensen die zich rond dit platform zullen verzamelen. Zullen zij toeschouwers zijn, of mensen die verantwoordelijkheid nemen? Zullen de afwachtenden zich beperken tot “laten we eerst zien”, of zullen zij deel worden van het proces?
Het antwoord op deze vragen zal het lot van het “Turkish Dutch Business Platform TDBP” bepalen.
De avond in het H’ART Museum was een begin. Een teken. Een mogelijkheid.
Die mogelijkheid ligt vandaag nog steeds op tafel.
Na een reis van een halve eeuw beschikt de Turks-Nederlandse zakenwereld voor het eerst over zo’n sterk potentieel, zo’n breed netwerk en zo’n gunstig tijdsgewricht.
Nu is de vraag: kan dit potentieel uitgroeien tot een gezamenlijke denkkracht?
Als dat lukt, zal men over jaren kunnen zeggen: “Alles begon die avond.”
Als dat niet lukt, blijven de applausmomenten in het H’ART Museum in het geheugen van de diaspora slechts een mooie herinnering.
En op een dag, in een andere zaal, bij de lancering van een ander platform, zal dezelfde vraag opnieuw klinken: “Is het dit keer werkelijk anders?”
Tehditler ve çatışma Avrupa’ya uzun zamandır olmadığı kadar yakın. Rusya-Ukrayna Savaşı ile Avrupa’nın sınırına dayanan çatışmalar, Suwałki Koridoru’ndaki gelişmeler ve Balkanlardaki gerilimle birlikte her an Avrupa sınırlarından içeriye girebilecek potansiyelde. UHA / İnternational News Agency Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga SALMAN, yaptığı “Türkiye ve İngiltere Çok...
Bugüne kadar gerek dünya savaşlarının gerek geniş kapsamlı askeri harekatların temelinde çoğunlukla petrole sahip olma mücadelesini gördük. Ancak son yıllarda kritik mineral meselesi daha stratejik bir hal aldı. Ukrayna, Venezuela, Grönland gibi örneklere dikkati çeken uzmanlar, yeni dönemde belirleyici unsurun kritik mineraller olacağı görüşünde. Sertaç Aksan Muhabir * İşte detayı!…...
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Lapis Lazuli Koridoru’nun Güney Kafkasya, Orta Asya ve Avrupa’yı bir araya getirerek bölgesel ticareti teşvik etmeyi, enerji kaynaklarını daha geniş pazarlara ulaştırmayı ve altyapıyı geliştirmeyi hedeflediğini belirterek, “Koridor, Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye ardından Türkiye’ye ve nihayetinde Avrupa’ya uzanan transit yolları ile ticaret hacmini artıracak....
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tam 30 yıl boyunca yaşadıkları onca acıya, zulme ve katliama rağmen Azerbaycanlıların, Karabağ’daki Ermenilere yönelik sergilediği insani tavrın, her türlü takdirin üzerinde olduğunu açıkladı. UHA / İnternational News Agency Cumhurbaşkanı Erdoğan, Operasyon sırasında sivillerin zarar görmemesi için gereken tüm önlemlerin alındığını hatırlatarak, insani yardımların ulaştırılmasında da...
* TRT tarafından hazırlanan ve Türk Devletleri Teşkilatı’nı (TDT) anlatan belgeselin yayınlandığını duyurmaktan memnuniyet duyuyoruz. * Bu belgesel, Türk Devletleri Teşkilatı’nın tarihine ışık tutmakta, önemli başarılarını, stratejik hedeflerini ve üye ülkeleri ortak refah yolunda birleştiren gelecek perspektiflerini ortaya koymaktadır. Belgesel, yapılan kapsamlı röportajlar ve ilgi çekici görüntülerle izleyicilere TDT’nin üyeleri...
* Mustafa Kemal Atatürk’e, ‘Bölücü’, Mehmetçik’e ise ‘Katliamcı’ diyen FETÖ’nün yayın orgnaı Taraf Gazetesi’nin eski yazarı Yüksel Taşkın, CHP’den İzmir Milletvekili olmuştu. * Birinci sıradan ödül gibi aday gösterilen Taşkın’a mahkemeden başka bir davadan kötü haber geldi. UHA / İzmir İnternational News Agency Uluslararası Haber Ajansı (UHA)’nın ‘Yeni Asır’dan aktardığı...
* Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, EGA’nın sağladığı Bionay Kimlik Doğrulama Hizmet Sağlayıcı (KDHS) platform yazılımlarıyla Türkiye genelinde 973 tapu ve kadastro müdürlüğünde 2 bin biOnay cihazıyla hizmet vermeye devam ediyor. * Türkiye’nin ilk onaylı mobil kimlik doğrulama cihazı biOnay ile tapularda kimlik doğrulama işlem sayısı gün geçtikçe artıyor. *...
* Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Fatih Altaylı’yı ziyaret eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, görüşmede Altaylı’nın yönelttiği soruları yanıtladı. Özel, CHP İstanbul İl yönetimine kayyum atanmasını ile Kurultay Davası’nı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararı ile geri dönmesi durumunda ne yapacaklarını değerlendirdi. * İşte, merak edilen detaylar… TÜHA/ TÜRKUAZ İnternational News...