Haddini Bilmezlik Belgesi: AB’nin Türkiye Raporu
Avrupa Birliği, kurulduğundan bu yana her yıl Türkiye üzerine raporlar hazırlayıp dünya kamuoyuna sunuyor. Bu, AB için rutin bir işlem. Bu raporların yüzde 90’ı ele aldığı konularda Türkiye’yi eleştiren, kınayan, Türkiye’ye had bildiren, ayar veren, zaman zaman ülkemizi aşağılayan bir içerikte oluşturuluyor. Çünkü bu raporları tamamen kendi bakış açılarına göre hazırlıyorlar, Türkiye’nin şartlarını göz önüne almıyorlar, en küçük empati çabası göstermiyorlar.
AB’nin 2026 yılı raporu da öncekilerin bir benzeri. İlerleme yok, gerileme yok, yerinde sayma var. Daha önceki raporlarda olduğu gibi ülkede hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamadığı; basın özgürlüğünde ilerleme değil, gerileme yaşandığı ifade ediliyor. Önemli bir madde de Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devletli çözüm isteğinden vazgeçmesi.
Hukukun üstünlüğünün, yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının sağlanması isteğine kimin itirazı olabilir? Tüm ülkeler, tüm devletler için ideal hedefler. Sorun Avrupa’nın samimiyetsizliği. İkiyüzlülüğü. Birine bir şey tavsiye eden, birinden bir şey yapmasını isteyen onu önce kendisi yapmalıdır. AB kuruldu kurulalı hep çifte ölçülü davranmıştır. Kendi içinde başka ölçü, kendi dışındakilere başka ölçü. Kendi dışındakilere kullandığı adaletsiz ölçülerin en büyük mağduru Türkiye olmuştur.
Batı/AB, Kıbrıslı Rumların ve Yunanistan’ın Türkiye ile anlaşmazlıklarında, İsrail’in Filistin ve Araplarla ihtilaflarında kimin haklı, kimin haksız olduğuna bakmadan daima Rumları, Yunanistan’ı ve İsrail’i desteklemiştir. Sadece ulusal sorunlarda değil, uluslararası sorunlarda da adalet, hukukun üstünlüğü gerekli değil midir? Ama AB kendi dışındaki sorunlarda hukukun üstünlüğünü çok rahat göz ardı edebilmiştir. Bu tutumdaki AB’nin Türkiye’ye veya başka ülkelere hukukun üstünlüğüne uymasını istemeye hakkı olabilir mi?
Hele İsrail’in son dört yıldır Gazze’deki soykırım sürecinde uyguladığı tarihin en vicdansız, en alçak, en gaddar zulüm ve vahşetine karşı net bir tavır almaması, adeta göz yumması AB’nin adalet, hak, hukuk konusunda kimseye söyleyecek bir sözünün olmaması için tek başına yeterlidir. Gazze’de dört yıldan bu yana yaşananlar dünyanın birçok ülkesinde ve toplumunda itirazlara, isyanlara sebep olurken İspanya ve İtalya gibi bir iki ülke haricindeki bütün Batılı ülkeler seyirci kaldılar. Daha da kötüsü Almanya, Fransa, Hollanda gibi bazı AB ülkeleri çoğu zaman destek verdiler. Zulme destek olan ya da zulüm karşısında sessiz kalan ülkelerin başka ülkelere insan hakları dersi vermeye hakkı yoktur, haddi de değildir.
Bugün için şu hüküm rahatça verilebilir: AB ve bütün Batı; Gazze zulmündeki tutumlarından dolayı bundan sonra dünyanın herhangi bir ülkesine/devletine insanlık, hak/hukuk dersleri verme ayrıcalığını kaybetmişlerdir. Gazze faciası bu konuda kesin bir milattır.
Tekrar Türkiye’ye gelirsek, Türkiye artık eski Türkiye değildir. Ülkemiz uzun yıllar siyasi, askeri, ekonomik zaafları, bu yüzden de muhtaçlığı sebebiyle Batı’nın şamar oğlanı yapılmıştır. “Borçlunun yalımı alçak olur” şeklindeki güzel atasözümüzün ifade ettiği gibi bu muhtaçlık Batı’ya karşı dimdik, tam boy ayakta durmamızı engellemiştir. Ama günümüz Türkiye’si her bakımdan kendi ayakları üzerinde durabilecek noktaya gelmiştir. Bundan sonra kendi hanelerinde bin türlü kötülük bulunan ülkeler Türkiye’ye nizam vermeye kalkışmasınlar. Gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar