enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
00:01 Kocaeli’nin Gönül Köprüsü: “Kocaeli Abisi” Ramazan Bilançosunu Açıkladı!
22:45 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İngiltere’nin ABD’ye askeri üs sağlamasını eleştirdi
14:39 ABD, İsrail, İran savaşından son gelişmeler…UHA / İnternational News Agency’nda
13:44 Bakan Uraloğlu: “Türkiye’nin ilk hızlı tren fabrikası bu yıl içerisinde hizmete alınacak”
13:06 Haluk Özsevim: AKRA Gran Fondo, sadece bir yarış değil, bir yaşam tarzı
10:31 Rusya’dan İran füzeleri iddiası
00:31 İran Krizi ve Türkiye’nin Diplomatik Rasyonalitesi: Normsuzluk Çağında İtidal
00:04 Mısırlı Yazar-Araştırmacı Prof. Ahmed El-Cendi yazdı: İsrail-ABD, İran savaşı sürecinde İsrail Türkiye’den Ne İstiyor?
11:38 Savaş Gölgesinde Ramazan Bayramı
07:46 Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 500 bebek Down sendromu ile doğuyor
07:43 Hollanda’dan Mektup Var…Dünyanın Kahpeliği: Adalet Güçlüye Var, Zayıfa Yok!
07:26 İran Neden Zayıfladı Ama Yenilmedi?
07:10 Evlilik ve boşanma konutun kaderini değiştiriyor: Hane dönüşümü dönemi
05:10 MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Bölgesel fırtınaların ortasında savrulan ülkeler tarih sahnesinde iz bırakmaz”
00:59 İran koridorlarının en stratejik ismi, nükleer dosyaların mimarı Ali Laricani kimdir?
00:41 İstiklal Marşı Siyaseti: Milli Menfaat ve Muhalefet
00:41 ABD Başkanı Trump yönetimi, İran’ı hedef alan saldırılarının şu ana kadar 12 milyar dolara mal olduğunu kaydetti…
00:28 Kürşad Zorlu,”Türkiye güçlü olursa Azerbaycan elbette güçlü olur”
00:28 İzgaz’dan o iddiaya yanıt: Mühürlenen sayacı kullandığı için…
00:08 Made in EU Nedir?
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Fidan’ın Washington Ziyareti ve Türkiye’nin Stratejik Otonomisi

Fidan’ın Washington Ziyareti ve Türkiye’nin Stratejik Otonomisi
1 Nisan 2025
27
A+
A-

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Washington ziyareti, ABD’nin dış politika önceliklerini yeniden tanımladığı bir dönemde gerçekleşti. Uluslararası sistemin yeniden şekillenmesinin kesinleşmesi, Türkiye gibi bölgesel dinamiklere hızlı ve etkili cevap veren ülkeler için fırsatlar sunuyor.

Kadir ÜSTÜN, SETA Washington D.C. Koordinatörü

Amerikan liderliğindeki Batı ittifakının konforuna alışan bazı ülkeler ise bu değişime ayak uydurmakta güçlük çekiyor. Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesiyle transatlantik ilişkilerin eskisi gibi devam etmeyeceği anlaşılırken, Amerika’nın küresel sistemin liderliği adına yüklendiği maliyetleri azaltma çabası bölgesel güçlere daha fazla inisiyatif alma şansı sunuyor. Türkiye küresel güç mücadelelerindeki yapısal dönüşümün ortaya çıkardığı stratejik fırsatları değerlendirerek hem Amerika ve Avrupa’yla ilişkilerini hem de bölgedeki ağırlığını güçlendirebilir.

Türk-Amerikan İlişkileri

Türk-Amerikan ilişkilerinin etki gücü, herhangi iki ülkenin ikili ilişkisinden çok daha fazlasına tekabül ediyor. Örneğin NATO’nun en büyük iki ordusuna sahip bu iki ülkenin izlediği politikaların transatlantik ittifakın geleceğine kritik etkisi var. Her iki ülkenin Ukrayna politikaları Avrupa’nın ve Karadeniz’in güvenliğinde belirleyici rol oynamakla kalmayıp ABD-Rusya-Çin denklemindeki güç mücadelesi açısından da önem taşıyor. Benzer şekilde iki müttefikin Suriye politikaları da Irak, Ürdün ve İsrail gibi ülkelerin dış politikalarını yakından ilgilendiriyor. Kafkaslar’da ve Afrika’da da benzer dinamikler hâkim. BM, NATO ve G20 gibi uluslararası platformların gündemlerinin belirlenmesinde de Washington ve Ankara’nın önceliklerinin etkisini görüyoruz.

Türk-Amerikan ilişkilerinin bu kadar farklı konuda etki yapabilmesi, Türkiye’nin, Amerikan politikalarına sadece ayak uydurmaya çalışan birçok ülkeden farklı olarak, uluslararası sistemde stratejik otonomiye sahip etkin bir aktör olma konusundaki ısrarından kaynaklanıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ilk günlerinde Washington’ın nasıl bir politika izleyeceğini beklemeden adım atan Türkiye, bir yandan Ukrayna’ya destek verip Boğazları kapatırken bir yandan da diplomatik bir çözüm için bastırdı. Uzun süre uluslararası sistemin adeta unutmak istediği Suriye’de insani yardım akışı, muhalefete destek, doğrudan askeri operasyonlar ve diplomatik angajman politikalarından vazgeçmeyen Türkiye, Esad’ın devrilmesiyle kendi dizayn ettiği politikaların meyvesini toplayabileceğini gösterdi. PKK’nın Suriye şubesi YPG’ye yıllardır yardım eden Amerika’yla karşı karşıya gelme pahasına izlenen bu politika, stratejik otonominin değerini bir kez daha gösterdi.

Türk-Amerikan ilişkilerinin birçok görüş farklılığı ve stratejik çatışmaya varan anlaşmazlıklarını yönetebilmesinin arkasında kendi adına politika üretme kabiliyeti ve ısrarı yatıyor. Uluslararası güvenlik konularında ABD’nin ortaya koyduğu çerçeveyi kabullenip Washington’ın politikasına eklemlenmeye alışan birçok Avrupa ülkesi, şu aralar Trump şoku yaşarken Türkiye’nin kendinden çok daha emin bir şekilde ilerlediğini görüyoruz. Amerika’nın Suriye’de kendi askerlerini sahaya indirmeden YPG gibi ‘yerel müttefikler’ üzerinden DEAŞ’la mücadele stratejisi karşısında, Türkiye kendi stratejisini oluşturarak başarılı oldu. Suriye’den gelen tehditler karşısında NATO müttefiklerinin Türkiye’nin tam arkasında durmayabileceğini gören Ankara, savunma endüstrisine yaptığı yatırımlarla da büyük oranda kendine yeten bir askeri kapasite oluşturdu. Türkiye kendi stratejik öncelikleri doğrultusunda politika üretip kendi savunma kapasitesini geliştirince, Amerika’nın politikasına gerçek bir alternatif sunabilir hale geldi.

Stratejik Otonomi

Türk dış politikasının Erdoğan liderliğinde yıllardır güçlenmeye devam eden stratejik otonomisi, uluslararası sistemin köklü bir değişimle karşı karşıya kaldığı bu dönemde elindeki en önemli koz olarak öne çıkıyor. Avrupa, kıtanın güvenliği, Ortadoğu’daki çalkantılar ve küresel güç mücadelesi gibi konularda Amerika’nın liderliğini takip etmeye alışmışken, Trump’ın tekrar iktidara gelmesiyle bunun sürdürülebilir olmadığını nihayet anladı. Gerek savunma altyapısı inşasında gerek stratejik otonomi arayışında Türkiye’nin gerisinde kalan Avrupa, önümüzdeki yıllarda bu açığı hızla kapatmak zorunda. Avrupalılar bu süreçte Türkiye’nin kritik rolünü ve pozitif katkı yapabileceğini de anlamış görünüyorlar. Yeni bir Avrupa güvenlik mimarisinin temelleri atılırken, Amerika’nın önemi azalmayacak elbette. Ancak Avrupa Türkiye yaptığı gibi bir yandan Washington’la kriz ve çatışma pahasına kendi güvenlik politikalarını üretmeyi bir yandan da iş birliği alanlarını zorlamayı öğrenmek zorunda.

Benzer bir zaruriyet Ortadoğu ülkeleri için de geçerli. İsrail’in güvenliğini merkeze alması açısından uzun yıllardır değişmeyen Amerikan politikaları karşısında bölge ülkelerinin daha fazla inisiyatif alması gerekiyor. İsrail’in Gazze savaşını Lübnan ve İran’a doğru genişletme çabaları ve Suriye’de Esad rejiminin düşmesiyle ortaya çıkan yeni bölgesel denklem, Washington’ın politikalarına ayak uydurmanın bölgesel istikrar ve barış açısından mümkün olmadığını bir kez daha gösterdi. Gazze ve Suriye’nin yeniden inşası konusunda Arap ülkelerinin adım atmaları bu yönde umut veriyor ancak bu çabaların bölgenin güvenlik mimarisine ilişkin daha stratejik bir çerçeveye oturtulması gerekiyor. Türkiye bu konuda da hem etkin bir rol oynayacak hem de inisiyatif alacak kapasiteye sahip. Bu yüzden son zamanlarda Türkiye’nin gerek İslam İşbirliği Teşkilatı gerek Arap Birliği üyeleriyle yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü görüyoruz.

Önümüzdeki dönemde Türkiye gerek Avrupa gerekse Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisi arayışlarında kilit ülkelerden biri olacak. Washington Trump’ın dış politika anlayışını uygulamaya çalışırken Batılı müttefiklerini yabancılaştırma yoluna girmiş durumda. Amerika’nın küresel sistemin liderliğinden henüz tam olarak vazgeçmese de bunun maliyetini başkalarına ödetmeye kararlı olduğu açık. Amerika’sız bir Avrupa ve Ortadoğu güvenliği tahayyül etmeye alışkın olmayan ülkelerin bu fikrin gereklerini hayata geçirmesi zaman alacak. Bölgesel inisiyatiflerin daha önemli hale geldiği bir stratejik resimde Türkiye’nin rolü daha da vazgeçilmez bir hale gelecek.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.