Yazarımız (DASAM) Başkanı Gökhan Özçubukçu: Basra Körfezi dünya enerji güvenliğinin en kritik geçiş noktalarından biridir
Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM) Başkanı, | Akademisyen | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı | Avrasya Jeopolitiği | Türk Dünyası | Rus Dış Politikası uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, “Çatışmanın sadece iki ülke arasında kalmayıp Körfez ülkelerini, Ürdün’ü ve enerji hatlarını (Hürmüz Boğazı) doğrudan kilitlemesi küresel ekonomiyi ve Türkiye’yi nasıl etkiliyor?” sorusuna verdiği cevapta ise, bugün yaşanan krizin, Körfez güvenlik mimarisini, uluslararası enerji ticaretini ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir jeopolitik meseleye dönüştüğüne dikkat çekti.
UHA / İnternational News Agency
İSTANBUL, 15 AĞUSTOS 2026 – Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, “Çatışmanın sadece iki ülke arasında kalmayıp Körfez ülkelerini, Ürdün’ü ve enerji hatlarını (Hürmüz Boğazı) doğrudan kilitlemesi küresel ekonomiyi ve Türkiye’yi nasıl etkiliyor?” sorusuna verdiği cevapta ise, bugün yaşanan krizin, Körfez güvenlik mimarisini, uluslararası enerji ticaretini ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir jeopolitik meseleye dönüştüğüne dikkat çekti.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve (DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, konuyla ilgili olarak UHA / İnternational News Agency’na yaptığı değerlendirmede, bugün yaşanan krizin, Körfez güvenlik mimarisini, uluslararası enerji ticaretini ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir jeopolitik meseleye dönüştüğünü belirterek, özellikle Körfez ülkelerinin, Ürdün’ün ve Hürmüz Boğazı’nın doğrudan kriz denklemine dâhil olmasının, çatışmanın bölgesel sınırları aşarak küresel ekonomi üzerinde hissedilen sonuçlar üretmesine neden olduğunun altını çizdi.


“Öncelikle Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemini vurgulamak gerekir” diyen (DASAM) Başkanı ÖZÇUBUKÇU, “Basra Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu dar su yolu, dünya enerji güvenliğinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri ile önemli miktarda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatı bu güzergâh üzerinden gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla burada yaşanacak herhangi bir askerî gerilim, deniz taşımacılığına yönelik güvenlik risklerini artırmakta, tanker sigorta maliyetlerinin yükselmesine, navlun ücretlerinin artmasına ve enerji arzına ilişkin belirsizliklerin derinleşmesine yol açmaktadır” dedi.
Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, Enerji piyasalarında çoğu zaman fiilî bir kesinti yaşanmasa bile, yalnızca böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasının dahi petrol ve doğal gaz fiyatlarında dalgalanmalara neden olabildiği ve bu durumun, küresel enflasyon üzerinde baskı oluştururken enerji ithalatçısı ülkelerin ekonomik kırılganlığını da artırdığını dile getirdi.

ÇATIŞMANIN COĞRAFİ KAPSAMI GENİŞLEDİ
(DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, şunları söyledi:

“Körfez ülkeleri açısından bakıldığında ise Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt gibi enerji ihracatçılarının büyük bölümü, ihracatlarını doğrudan Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu nedenle boğazdaki güvenlik riski yalnızca İran ile ABD arasındaki bir askerî mesele değil, Körfez ekonomilerinin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir güvenlik sorunudur. Aynı şekilde Ürdün’ün de bölgedeki Amerikan askerî varlığı ve lojistik hatları açısından önemli bir konumda bulunması, çatışmanın coğrafi kapsamının genişlediğini göstermektedir. Bu durum, bölgesel aktörlerin istemeden de olsa krizin taraflarından biri hâline gelme riskini artırmaktadır”.

TÜRKİYE AÇISINDAN ETKİLERİ
ÖZÇUBUKÇU, Türkiye açısından değerlendirildiğinde ise etkilerin hem ekonomik hem de jeostratejik boyutta ortaya çıktığına vurgu yaparak, “Türkiye enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü dış kaynaklardan karşılayan bir ülkedir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanabilecek sert yükselişler, enerji ithalat faturasını artırarak cari denge, üretim maliyetleri ve enflasyon üzerinde doğrudan baskı oluşturabilir. Bunun yanında küresel deniz taşımacılığındaki maliyet artışları, dış ticaret ve lojistik sektörünü de etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, bölgedeki güvenlik gelişmelerini yalnızca dış politika perspektifiyle değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik açısından da yakından takip etmektedir” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR BARINDIRIYOR
Bununla birlikte krizin, Türkiye açısından yalnızca riskler değil, belirli stratejik fırsatlar da doğurabileceğini ifade eden (DASAM) Başkanı ÖZÇUBUKÇU, Enerji arz güvenliği konusunda yaşanan belirsizliklerin, alternatif enerji ve ulaştırma koridorlarının önemini de artırdığını belirterek, bu çerçevede Türkiye’nin merkezinde yer aldığı Orta Koridor, Bakü–Tiflis–Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, TANAP ve diğer doğu-batı bağlantılarının, Avrupa’nın enerji ve lojistik güvenliği açısından daha stratejik hâle gelebileceğinin altını çizdi.
Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, benzer şekilde Azerbaycan ve Hazar Havzası kaynaklarının Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılmasının, enerji arzının çeşitlendirilmesine katkı sağlayabileceğinin ve bu nedenle mevcut krizin, yalnızca Orta Doğu’nun değil, Avrasya bağlantısallığının ve alternatif enerji güzergâhlarının da yeniden değerlendirilmesine yol açtığını söyledi.
Sonuç olarak ABD–İran geriliminin artık iki ülke arasındaki askerî bir rekabetin ötesine geçmiş durumda olduğunu hatırlatan (DASAM) Başkanı ÖZÇUBUKÇU, şöyle devam etti:
“Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, küresel enerji piyasalarının istikrarı, deniz ticaret yollarının sürekliliği ve alternatif ulaştırma koridorlarının geleceği aynı jeopolitik denklem içerisinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle krizin seyri, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel ekonomik istikrarı ve enerji jeopolitiğini de doğrudan etkileyecek niteliktedir. Türkiye ise bu süreçte hem enerji ithalatçısı bir ülke olarak ortaya çıkabilecek ekonomik riskleri yönetmek hem de sahip olduğu jeostratejik konumu kullanarak alternatif enerji ve ulaştırma koridorlarının güçlendirilmesine katkı sağlamak durumundadır. Bu çerçevede enerji güvenliği, önümüzdeki dönemde yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve dış politika stratejisinin temel unsurlarından biri olmaya devam edecektir”.

Temmuz ayında Ürdün’deki Muwaffaq Salti Hava Üssü’ne düzenlenen saldırıdan sonra İran’ın yalnızca ABD güçlerini değil, Ürdün’deki mevcut siyasi düzeni de hedef aldığı iddiaları doğru mu? sorusuna da Uluslararası İlişkiler Uzmanı (DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan Özçubukçu şunları anlattı:
“Bu iddiaları mevcut veriler ışığında kesin biçimde doğrulamak veya reddetmek mümkün değildir. Kamuoyuna yansıyan bilgiler incelendiğinde İran’ın açıklamalarında öncelikli hedef olarak Ürdün devleti veya Haşimi monarşisinden ziyade, Ürdün topraklarında bulunan Amerikan askerî varlığı ve ABD’nin bölgesel operasyonel altyapısı öne çıkmaktadır. Özellikle Muwaffaq Salti Hava Üssü’nün hedef alınması, İran tarafından ABD’nin bölgedeki askerî faaliyetlerine karşı verilen bir misilleme olarak çerçevelendirilmiştir. Dolayısıyla mevcut göstergeler, saldırının doğrudan Ürdün’deki siyasi düzeni değiştirmeyi amaçladığını ortaya koymamaktadır.
Ancak uluslararası ilişkiler açısından askerî hedef ile siyasi sonuç her zaman birbirinden ayrılmaz. Bir devlet doğrudan başka bir ülkenin yönetimini hedef almadan da o ülkenin güvenlik algısını, iç siyasi tartışmalarını ve dış politika tercihlerini etkileyebilir. Bu nedenle Ürdün’deki Amerikan üslerinin hedef alınması yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasi ve psikolojik etkiler de üretmektedir. Çünkü Ürdün, uzun yıllardır ABD’nin Orta Doğu’daki en önemli stratejik ortaklarından biri olarak görülmekte, ülke topraklarındaki Amerikan askerî varlığı ise Washington’un bölgesel güvenlik mimarisinin önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bu üslerin saldırıya uğraması, hem Ürdün’ün güvenlik kapasitesinin hem de ABD ile yürüttüğü stratejik iş birliğinin kamuoyunda daha fazla sorgulanmasına neden olabilmektedir”.