Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Lübnan bizim için yalnızca coğrafi açıdan yakın bir ülke değil, tarihî bağlarımız bulunan dost ve kardeş bir ülkedir.”
* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e verdiği mülakat, İngilizce ve Arapça olarak yayımlandı.
* Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarku’l Avsat gazetesi’ne verdiği mülakatta, Türkiye Lübnan’daki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Lübnan’da yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna ise “Lübnan bizim için yalnızca coğrafi açıdan yakın bir ülke değil, aynı zamanda tarihî bağlarımız bulunan dost ve kardeş bir ülkedir” dedi.
UHA / İnternational News Agency

Şarku’l Avsat gazetesi Ghassan Charbel&Recep Tayyip Erdoğan
ANKARA, 15 AĞUSTOS 2026 – Türkiye Lübnan’daki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Lübnan’da yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lübnan bizim için yalnızca coğrafi açıdan yakın bir ülke değil, aynı zamanda tarihî bağlarımız bulunan dost ve kardeş bir ülkedir.
Lübnan’ın güvenliği, barışı ve istikrarı tüm bölgemizin istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi Lübnan’ın egemenliği, siyasi birliği ve toprak bütünlüğü korunmalıdır.

Lübnan’daki iç meselelerin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hâle getirilmesine ve ülkenin dış güçler arasındaki rekabetin sahasına dönüştürülmesine karşıyız.
Lübnan halkının kendi geleceğine ilişkin kararları özgür iradesiyle alma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının, İsrail’in bölgedeki temel sorun teşkil eden saldırgan ve yayılmacı politikaları çerçevesinde derhâl sona ermesi gerekiyor.

Bu kapsamda Lübnan’da ateşkese ulaşmak amacıyla yürütülen görüşmeleri olumlu bir adım olarak görüyoruz.
Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı değerlendirilemez.
Ortadoğu’nun tarihi sürekli çatışmalar, yıkım ve acılar üzerinden yazılmamalı. Bu bölge de barış, huzur ve refahı hak ediyor.
Türkiye’nin tüm diplomatik çabaları bu yaklaşım temelinde yürütülüyor.
Bölgemiz uzun yıllardır savaş ve gözyaşıyla anılıyor. Bu gerçekliği değiştirmek için elimizden geleni yapmalıyız.
Elbette Lübnan’ın istikrarını yeniden kazanmasını, kurumlarının güçlenmesini ve halkının geleceğine güven ve huzur içinde bakabilmesini istiyoruz.
Bu çerçevede her türlü teknik desteği ve iş birliğini sağlamaya hazırız.
Bu konudaki irademizi ve taahhüdümüzü, kısa süre önce ülkemizde ağırladığımız Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam’a da ilettik.
Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz.
Türkiye, ilk günden itibaren Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savundu.
Suriye’nin yaşadığı savaş, terör ve istikrarsızlık bölgenin tamamına ağır bedeller ödetti.
Şimdi yeni bir aşamanın önündeyiz.
En önemli beklentimiz, bu yeni aşamanın kalıcı barış, istikrar ve Suriye’nin yeniden imarı için zemin hazırlamasıdır.
Suriye’nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir örgüt ya da yapının varlığına izin vermeyeceğiz.
Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse Türkiye’nin ulusal güvenliği de aynı ölçüde önemlidir.
Bu aşamanın başından itibaren temel beklentimiz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve barış içinde yaşayabilmeleriydi.
Suriye, Aralık 2024’ten bu yana ülkedeki güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınmanın zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesis edilmesi yolunda önemli mesafe katetti.
Elbette bölgesel sahiplenmenin ve Suriye hükûmetine verilen bölgesel desteğin bu sonuçların elde edilmesinde önemli rolü oldu.
Bölge ülkeleri ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmeyi başaran Suriye hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanarak yeni çatışmalara dahil olmaktan kaçınma konusunda bir kapasite ortaya koydu.
Bugün Suriye’deki durumun normalleşmesi, aslında tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir mesele hâline geldi.
Suriye’nin adının bir istikrarsızlık kaynağıyla anılması yerine artık bağlantı ve kalkınma projeleriyle anılmaya başlandığını görüyoruz.
Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlendirilmesi için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye ve gerekli çabayı göstermeye devam edecek.
Türkiye bu doğrultuda bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla iş birliği yapma konusunda kararlıdır.
Suriye’de yeni bir sayfanın açıldığı bu dönemde, bu sayfanın yeni acılarla değil; barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek vizyonuyla yazılması gerekiyor.
