Avrupa Birliği Savunma Fonu Kapsamında Türkiye’nin Konumu ve Engellemeler
* Ticaret satış hacmi, Kasım 2025’te yıllık bazda yüzde 7,1, perakende satış hacmi de yüzde 14,2 yükseldi.
* İşte detayı!…
UHA / İnternational News Agency
Mustafa Metin KAŞLILAR, TUDPAM Başkan Yardımcısı
ANKARA, 14 OCAK 2026
Avrupa Birliği Savunma Fonu (EDF), ana hatlarıyla savunma alanındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla oluşturulan ve birlik içerisinde savunma kapasitesinin artırılması adına planlanan bir fonu temsil etmektedir. Avrupa Birliği (AB)’nin savunma alanındaki iş birliği geçmişiyse eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Deklarasyonlar ve stratejilerle Avrupa Birliği aslında önceki dönemlerde savunma alanında iş birliği artırımını öne çıkarsa da savunma sanayisi entegrasyonu oldukça sınırlı kalmıştır. Tabii burada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) efekti de söz konusu olduğu için Avrupa Birliği savunma noktasında ABD etkisi altında kalmıştır diyebiliriz.
24 Şubat 2022 tarihiyle Avrupa Birliği içinde genel yapıda değişiklikler söz konusu olmuştur. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç, doğal olarak, Avrupa’yı oldukça derinden sarsmış ve Avrupa güvenliğini tehdit edici boyuta getirmiştir. Avrupa Birliği, her ne kadar ekonomik açıdan Rusya’yı yaptırımlarla kırmaya çalışsa da güvenlik ve askerî kabiliyet açısından bu seviyelere çıkması kısa vadede mümkün değil. Çünkü Rusya oldukça büyük askerî gücünü korumaya devam etmekte ve geliştirmektedir. ABD başkanlığı makamına Trump’ın gelmesinden sonra ise Avrupa Birliği savunma iş birliği noktasında büyük adımlar atmaya başlamış ve savunma fonunu geliştirme çabaları içerisine girmiştir.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen tarafından açıklanan, “Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma Planı” önemli bir adım olarak görülmektedir; zira bu planla savunma harcamaları mali kuralların dışında tutulacak ve en önemlisi ise 150 milyar avro tutarında ortak savunma yatırım fonu oluşturulacaktır. Ayrıca Avrupa Birliği içerisinde entegrasyon çerçevesinde ortak bir savunma bütçesi oluşturulmuş olacaktır. Bu sayede Avrupa Birliği ülkeleri ortak çalışma alanında da savunma sanayisi yatırımlarını artırmaya başlamış olacaktır. Burada toplanmış fon, hava ve füze savunma sistemleri, topçu sistemleri, füze ve mühimmat üretimi, dron teknolojileri gibi alanlara kaydırılacak ve üretimler bu şekilde seri ve hızlı gerçekleştirilecektir. Genel çerçevede Avrupa Birliği ülkeleri savunma harcamalarını GSYH içerisinde yüzde 1,5 artırıma götürürse, dört yıl içerisinde bu fonda 650 milyar avro civarında bir tutar birikmiş olacak. Bu, Avrupa Birliği için oldukça önemli ve dikkatle hazırlanmış bir plandır diyebiliriz. Bu fon, ayrıca Ukrayna’nın askerî ve mali olarak desteklenmesi için de kullanılacak.
Avrupa Birliği savunma fonu içerisinde ABD, İngiltere ve Türkiye‘den silah şirketleri normal şartlarda savunma anlaşmaları imzalamadığı sürece yararlanamamakta. Bu fon, AB savunma şirketlerine ve AB ile savunma anlaşmaları imzalayan üçüncü ülkelerin savunma sektörlerini içine alan bir perspektif taşımaktadır. İngiltere, 19 Mayıs tarihinde Avrupa Birliği ile ticaret, balıkçılık, enerji, pasaport kontrolleri vb. konuları içeren anlaşma imzalamıştır. İngiliz savunma sektörü ise bu noktada Avrupa Birliği ile özellikle savunma ilişkilerinin daha fazla artırılmasını istemiştir. 19 Mayıs tarihinde yapılan anlaşma kapsamında İngiltere, 150 milyar avro tutarındaki fondan yararlanmak istiyor. Bu anlaşmayla ortak güvenlik politikalarında temel bir rol alan İngiltere, AB ile ortak sivil ve askerî operasyonlara katılma olanağına da sahip durumda diyebiliriz.
Türkiye bu noktada NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak Avrupa’nın güvenliğinde oldukça merkezi bir role sahip. Bunun yanında, Türkiye’nin diplomatik hamleleri Avrupa Birliği açısından oldukça önemli bir konumdadır diyebiliriz. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakış açısı stratejik bir müttefik ve bölgesel bir güvenlik aktörü çerçevesi sunmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin hızla gelişen savunma sanayisi yatırımları, Avrupa Birliği savunma yatırımlarıyla güçlü bir birliktelik oluşturabilir. Türkiye’nin bu süreçte istediği nokta, NATO- Avrupa Birliği stratejik ortaklığı ve Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin sürece tam katılımı diyebiliriz. Bu noktada doğal olarak Türkiye, Avrupa’nın savunma fonlarından yararlanmak istemekte ve güvenlik mimarisi içerisinde özel bir konuma sahip olmak istemektedir. Hâlihazırda bu nokta içerisinde Türkiye, kıta güvenliği için sorumluluk almaya hazır olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Ukrayna’da barış gücü oluşumuna Avrupa içerisinde katkı sağlamayı talep eden ülkelerden biri konumundaki Türkiye dışında bu barış gücünü hızlıca oluşturacak bir ülke bulunmamaktadır.
Türkiye-Avrupa Birliği savunma ilişkilerinin Rusya-Ukrayna Savaşı çerçevesine indirgenmemesi, bu noktada uzun vadeli ve stratejik planların yapılması oldukça önemli. İki taraf arasında da özellikle güvenlik ilişkileri noktasında kurumsallaşmanın artması oldukça büyük önem sırasında yer almaktadır. Güvenlik ilişkileri noktasında diğer önemli alan, Türkiye ile AB arasında hibrit tehditlere karşı ortak hareket pozisyonları oluşturmak ve birlik içerisinde çalışmak önemli olacaktır. Bu noktada iki taraf arasında bilgi paylaşımları artmalıdır.
Avrupa Birliği, özellikle kıta güvenliği ve Avrupa güvenlik mimarisi çerçevesinde Türkiye olmadan güvenliğini tam olarak sağlayamayacaktır. Bunun yanında Avrupa Birliği, savunma fonlarına erişim için adımlar atmalıdır. Türk Savunma Sanayisi bu noktada önemli tecrübelerini Avrupa Birliği içerisinde değerlendirebilmelidir. Müttefikler arasında yaptırımların olmaması da oldukça önemli bir detay olarak karşımıza çıkacaktır; zira NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de Brüksel’e çağrı yaparak Türkiye gibi müttefiklerle daha yakın iş birliği kurulması tavsiyesi bu noktada oldukça önemli bir açıklama olmuştur.
Bu kapsamda, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisi içerisinde yer almasını istemeyen ülkeler de mevcut. Bu noktada engellemelerle Türkiye karşıtı lobi yürüten Yunanistan ve GKRY, Avrupa’nın güvenliğinde Türkiye’nin yer almasını kendileri için tehdit olarak görmektedirler. Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, Avrupa ülkeleriyle sürekli irtibatta kalarak bu gelişimin engellemesi için yoğun çalışmalarda bulunmaktadır. Fakat nihai kararlar Avrupa Birliği içinde oy birliğiyle değil, nitelikli çoğunluk oyuyla alınacak. Ayrıca Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihinde kabul ettiği Yunanistan’ın Ege Denizi’nde kara sularını 12 deniz miline çıkarması halinde Türkiye’nin askerî önlemleri almasını içeren yasanın kaldırılmasını şart koştu. Fakat bu lobi faaliyetleri ve şart koşmalar başarısızlığa mahkûm; zira Avrupa Birliği üye ülkeleri için ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip bir NATO üyesini dışlamak, özellikle stratejik özerklik arayan ve nüfuz elde etmeye çalışan Avrupa için mümkün değil.
Sonuç itibarıyla; Avrupa Birliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında silahlanma çalışmalarını artıran planlar üzerinde çalışmakta. Bu durum, uzun süredir askerî yatırımlar noktasında isteksiz davranan Avrupa Birliği paradigmasında değişimler yaşanmaktadır. Avrupa, bu çalışmalarıyla askerî caydırıcılığını artırma yoluna gitmeye başlamış, güvenlik politikalarında değişim yaşamıştır. Bu, Avrupa Birliği’nin jeopolitik pozisyon alma ve stratejik özerklik hedefi noktasında ilerlemesi için de oldukça önemli. Türkiye, bu noktada Avrupa güvenlik mimarisinin oluşumunda ve özellikle savunma sanayisi yatırımlarında ve savunma sanayisindeki seri üretim gücü noktasında oldukça öne çıkan bir ülke konumunda. Türkiye, bu çerçevede Avrupa’nın güvenliği için kritik öneme sahip ve Avrupa Birliği bu noktada Türkiye’yi asla dışlayamaz. Kısaca şunu demek gerekmektedir: “Avrupa güvenliği Türkiye’siz düşünülemez.” Hatırlatma yapmak gereken diğer bir alan ise, her ne kadar Türkiye, Avrupa güvenlik mimarisinde Avrupa Birliği ile çalışma ve stratejik düzeyde ilişki içerisinde yer alsa da Avrupa Birliği üyeliği noktasında beklentilerin zayıf olduğunu da belirtmemiz gereklidir.