enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,6316
EURO
19,5709
ALTIN
1.062,04
BIST
4.957,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
14°C
Perşembe Çok Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C

Perspektif: Alman Siyaseti’nin BPH’ye Yaklaşımı

Perspektif: Alman Siyaseti’nin BPH’ye Yaklaşımı
1 Kasım 2019
0
A+
A-

Harekat Başlamadan Önce
BPH başlamadan önce medya tarafından oluşturulmaya çalışılan algı Alman siyasetçileri tarafından ilk etapta daha temkinli bir yaklaşımla karşılanmıştır. Özellikle federal hükümet üyeleri ve koalisyon üyesi partilerin pozisyon belirleme ve açıklama yapma konusunda daha dikkatli yaklaştıkları söylenebilir.
Mustafa Kemal ATATÜRKÖrneğin harekattan iki gün önce federal hükümet sözcü yardımcısı Demmer “Alman hükümeti Türk siyasetçilerin Suriye’nin kuzeyine yönelik tek taraflı askeri operasyon çağrılarını ciddiyetle takip etmektedir. Böyle bir askeri müdahale Suriye’deki gerginliği arttırma potansiyeli taşımaktadır” açıklamasını yapmıştır.
Federal Savunma Bakanı ve Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer ise harekattan bir gün öncesindeki açıklamasında Türkiye’nin olası bir harekattan vazgeçip bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmamasını beklediğini söylemekle yetinmiştir.
Federal Meclis (Bundestag) Dışişleri Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen (CDU) harekattan birkaç saat önce yaptığı açıklamada AB’nin Suriye krizinin başından bu yana pasif olmasını ve bu sebeple Suriye’de yaşananlardan sorumlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Türkiye’nin çok kısa bir süre içerisinde harekatı başlatacağını düşündüğünü ve bu harekatın da uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.
Halihazırda Almanya’daki PKK yasağının kaldırılmasını savunan Sol Parti’den (Die Linke) ise Trump’ın askerlerini geri çekme kararı ve BPH’ye yönelik mesajların verilmeye başlamasından itibaren birçok açıklama gelmiştir.
Örneğin partinin eş genel başkanı Katja Kipping “Rojava”da olacakların bir harekat değil Kürtlere karşı bir savaş
olacağı” yönünde söylemlerde bulunurken muhalefette yer alan Yeşiller partisi mensupları da benzer pozisyonları tercih etmiştir.
Harekat Başladıktan Sonra BPH başladıktan sonra federal Alman hükümetinden ilk açıklama Dışişleri Bakanı Heiko Maas’tan (Almanya Sosyal Demokrat Partisi, SPD) gelmiştir.
Maas “Türkiye’nin harekatını en şiddetli şekilde kınıyoruz” ifadelerini kullanırken Ankara’nın bölgenin daha da
istikrarsızlaşıp DEAŞ’ın güçlenmesini göze aldığını ileri sürmüştür.
Buna karşın bir önceki dışişleri bakanı olan Sigmar Gabriel (SPD) ise bir gazeteye verdiği mülakatta “Türkiye’nin, sınırında bir PKK devleti kurulmasına asla izin vermeyeceğinin herkes tarafından bilinmesi gerektiğini” gerçekçi bir değerlendirmeyle dile getirmiştir.
Savunma Bakanı ve CDU Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer ise Türkiye’nin işgalci güç olarak bölgede kalıcı olmaması gerektiğini belirtmiş ve NATO ülkesi olarak ortak değerlere uyulması gerektiği yönünde açıklamalarda bulunmuştur.
Alman Şansölyesi Merkel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi de basına yansımıştır.
Merkel’in harekatın durdurulması yönündeki talebine karşın Erdoğan’ın yanıtı ise oldukça dikkat çekmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmeye dair aktardığı “Terör örgütünü NATO’ya aldınız da bizim mi haberimiz yok. (…) Siz terör örgütüyle Türkiye’yi mi masaya davet ediyorsunuz. Sonra ‘Nein, nein’ diyorlar” ifadeleri federal hükümetin PKK/YPG konusunda çelişkili bir yaklaşım içerisinde olduğunu ortaya koymuştur.
Daha sonraki günlerde konuya ilişkin Federal Mecliste de konuşan Merkel harekatın kestirilemeyen riskler taşıdığını
söylemiş, ABD’nin Suriye’den çekilmesinin bölgedeki dengeleri değiştirdiğini ve Rusya’nın rolünü güçlendirdiğini ifade etmiştir. Merkel ayrıca Türkiye’ye silah teslimatı yapmayacaklarını ve AB ülkelerinin de bu tavrı takınacağından memnuniyet duyduğunu belirtmiştir.
Türkiye ile mülteci anlaşmasının sonlandırılması çağrılarına yönelik ise bir kez daha anlaşmadan yana tavır alan
Merkel anlaşmanın “hayat kurtardığını” vurgulamıştır.
Diğer yandan harekatın başlamasıyla birlikte özellikle aşırı sol partiler tarafından ciddi şekilde kamuoyu
oluşturulmaya çalışılmıştır.
Medya ve muhalif çevrelerden gelen yoğun baskıların da neticesinde federal hükümet Türkiye’ye yönelik silah ihracatını durdurduğunu açıklamış ve konuyu AB Dışişleri Bakanları toplantısına taşıyarak AB olarak da ortak bir karar alınacağı mesajı verilmiştir.
Buna rağmen hükümetin kararını zayıf olarak değerlendiren muhalefet partileri daha sert yaptırım çağrısında bulunurken Yeşiller partisi de Almanya’dan Türkiye’ye yönelik onay verilen halihazırdaki silah anlaşmalarının da iptal edilmesini istemiştir.

Liberaller (FDP) ise Türkiye’ye baskı yapılmasını ve Türkiye’de iş yapan Alman şirketleri için federal hükümetin verdiği Hermes kredi garantilerinin kesilmesini talep etmiştir.

Türkiye’ye yönelik silah ihracatının askıya alınması kararının harekattan önce onaylanan siparişlere yönelik olmaması ve şimdiden itibaren yürürlüğe girmiş olması ise Alman muhalefetinde ciddi tepkilere yol açmıştır. Bu bağlamda muhalefet “Erdoğan’ın canını yakacak sert yaptırımlar uygulanmalı” çağrısında bulunmuştur.
Konuyu BM gündemine de taşıyan Almanya; Belçika, Fransa, Polonya, İngiltere ve Estonya ile ortak bir açıklamada Türkiye’yi kınarken TSK’nın gerçekleştirdiği harekat AB Dışişleri Bakanları toplantısında da gündem maddesi olmuş fakat ortak bir karar alınamamıştır. Böylelikle AB harekatı kınamakla yetinirken AB ülkelerinin ulusal boyutta yaptırımlar uygulayabileceğine işaret edilmiştir.
AB dışişleri bakanlarının ortak yaptırım kararı almaması üzerine Alman Dışişleri Bakanı Maas diyalog kanallarının açık olduğunu fakat duruma göre farklı yaptırımların da uygulanabileceğini ileri sürmüştür.
Bu söyleme karşın hükümet ortağı CDU’nun dış politika sözcüsü Jürgen Hardt’ın yaptığı “NATO müttefikine yaptırım ters teper. Bizim güçlü ve istikrarlı bir Türkiye’ye ihtiyacımız var. Harekatı eleştirmek ayrı bir şey, Türkiye’yi zayıflatacak tedbirler çok farklı bir şey” şeklindeki açıklamasını mevcut gelişmeler ışığında en
rasyonel yaklaşım olarak değerlendirmek mümkündür.
SONUÇ
Geçmiş yıllarda Almanya’ya yönelik PKK ile mücadelede etkin olunmadığı eleştirileri yöneltilmiş, Türkiye’nin de baskıları neticesinde bu konuda kararlılığın mevcut olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte artan PKK saldırılarının da etkisiyle Alman güvenlik birimlerinin bu terör örgütü ve ona bağlı sözde STK’ların faaliyetlerine yönelik daha sert bir tavır içine girdiği gözlenmiştir.
Bunun yanı sıra terör örgütü sempatizanlarının gerçekleştirdiği yürüyüşlerde PKK sembolleri ve YPG flamalarının yasaklanması yönünde –sınırlı bir etkisi olsa da– resmi irade ortaya konulmuştur.
Aynı şekilde genel olarak kamuoyunda tam tersi bir algı söz konusu olsa da Almanya’nın önde gelen ve karar alıcılar nezdinde de önemli etkisi olan bazı yayınlarda PKK-YPG/PYD ilişkisine açıkça değinilmiştir.
Örneğin 2012’ye kadar PYD ve PKK bağlantılarının bariz şekilde deklare edildiği ifade edilirken Türkiye’deki birçok PKK’lının Suriye’deki YPG saflarında da aktif olarak yer aldığı kamuoyunun dikkatine sunulmuştur.
Genel olarak Alman kamuoyu ve medyasında PKK-PYD-YPG bağlantısı bugüne kadar yüzeysel
olarak geçiştirilmiş ve YPG’ye meşru bir güç olarak yaklaşılmışsa da bazı medya platformları ve analizlerde PKK ile olan ilişkisine de yer verilmiştir.
Ana akım ve kamu kaynaklı medya platformlarında ön plana çıkarılmasa da YPG’nin PYD’nin “silahlı kanadı” olduğu ve PYD’nin de PKK’nın Suriye’deki uzantısı ve en nihayetinde de “fiilen aynı organizasyonu” olduklarına dair söylemlerde bulunulmuştur.
Buna rağmen Alman kamuoyu, siyaseti ve güvenlik bürokrasisinin PKK’ya karşı takındığı tutumun neden YPG’ye karşı da alenen benimsenmediği sorusu gündeme gelmektedir. (Bitti)
***
M. ERKUT AYVAZ
Erlangen-Nürnberg Üniversitesi (Almanya) Siyaset Bilimi ve Kamu Hukuku bölümlerinden 2011’de mezun oldu. DAAD bursu ile Duke University (ABD) siyaset bilimi departmanında 2012-2013 arası bir yıllık eğitim aldı. ABD dönüşü 2014’te Erlangen-Nürnberg Üniversitesi Siyaset Bilimi master programında master tezini bitirmesini müteakip mezun oldu. Çeşitli ulusal gazetelerde yayımlanmış yazıları bulunan Ayvaz, Otto-Friedrich-Universitat Bamberg’te (Almanya) doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
İBRAHİM ALBOĞA
Frankfurt Goethe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Etnoloji Bölümü’nde lisans yapmıştır. Aynı üniversitede siyaset felsefesi alanında yüksek lisansını tamamlamış ve Erasmus kapsamında bir sömestr İsviçre’de Bern Üniversitesi’nde uluslararası iklim politikaları ve iklim değişikliğiyle mücadele stratejileri alanında çalışmalar yapmıştır. Uzmanlık alanları Alman kimliği ekseninde dış politika, Almanya’nın kalkınma ve güvenlik politikaları ve Avrupa Birliği’nin mülteci ve güvenlik politikalarıdır. İbrahim Alboğa SETA Berlin’de araştırma asistanı olarak çalışmaktadır.

ANKARA, UHA Haber Ajansı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.