AHBAB’ın Ülkeye ve İnsanlara Kötülüğü
Atın çölde en değerli ulaşım vasıtası olduğu devirlerde bir Arap şeyhinin çok güzel bir atı varmış. Çöldeki mesafeleri rüzgâr gibi kat ediyormuş. Şöhreti bütün ülkeyi tutmuş. Zengin bir bedevi bu atı almak istemiş. Dudak uçuklatacak ölçülerde altın, katar katar deve, çok büyük bağ, bahçe, tarla karşılık olarak vermiş; ama şeyh atı satmamış. Bedevi de atı almak için hileye başvurmuş. Bir gün şeyhin ünlü atıyla yolculuk edeceği çöl yolunda yüzükoyun yatıp ölmüş, hastalanmış, bayılmış bir insan numarası yapmış. Şeyh atıyla oradan geçerken bu adamı görünce atından inip “bu insanın nesi var acaba?” diye kontrole kalkışmış. Tam bu esnada yatan adam hızla yerinden fırlayıp şeyhin atına atlamış ve uzaklaşmış. Şeyh arkasından bağırmış:
–Sakın bu olayı kimseye anlatma!
Bedevi sormuş:

–Şanına, şöhretine zarar gelir diye mi korkuyorsun?
Şeyh açıklamış:
–Hayır! Şan şöhretle ilgili bir korkum yok. Yalnız eğer bu senin yaptığın hile duyulursa bundan sonra çölde hiç kimse yardıma muhtaç birisine yardım etmez!

Son haftalarda AHBAB olayıyla yatıp onunla kalkıyoruz. Her türlü yayın organında en önemli haberlerden biri AHBAB’ın yolsuzluğu. Bu yolsuzluk yüzünden Türkiye gerçek bir şok yaşadı. Çünkü söz konusu sivil toplum kuruluşundan böyle bir yolsuzluk hiç beklenmiyordu. Hiç umulmuyordu. O yüzden tam bir sürprizdi. Herkes de “Oh, yardımlarımız emin ellerde yerini buldu!” diyerek memnun ve müsterihti (içi rahattı). Fakat olayın patlak vermesiyle birlikte tam bir panik yaşadılar. Nasıl da birbirlerini suçladılar. Pişmanlık itirafları tam ibretlikti.
Başını laik/Atatürkçü/solcuların çektiği tüm muhalefetin iktidar düşmanlığı uğruna Kızılay, AFAD gibi devlet kurumlarını karalamak, AHBAB’ı da sütten çıkmış ak kaşık gibi parlatmak için eşi görülmemiş dezenformasyonlara başvurdular. Sadece Türkiye’de değil dünyada da benzeri görülmemiş, yüz bin kilometre kareden fazla bölgeyi, on milyondan fazla nüfusu etkilemiş büyük bir depremin gerektirdiği acil müdahaleyi anında yapabilmek mümkünmüş de yapılmamış gibi bir hava yarattılar. Depremin ilk anlarından itibaren devlet her yerde iken “devlet yok” diyebildiler. Muhalefet adına çok çok kötü bir sınav verdiler. Hükümet/iktidar düşmanlığı ile devlet düşmanlığını birbirine karıştırdılar. Devlet baki, iktidarlar geçicidir, diyemediler.
“Ölümden başka her şeye çare bulunur” sözü büyük Anadolu depreminde bir defa daha sınandı. Çok can kaybımız oldu. Onlar için rahmet dilemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Ama yaralı veya sağ salim hayatta kalanların bütün maddi sorunları çözüldü. Bütün kayıpları telafi edildi. Günümüzde başka hiçbir ülkenin başaramayacağı bir işi Türkiye başardı. Üç yılda 450 bin konutu, okulu, ibadethanesi, her türlü alt yapısıyla depremzedelere teslim etti. Ayrıca birçok köyün de evlerini, ambarlarını, ahırlarını yeniden inşa etti. Hiç şüphesiz bu başarı bir Türk mucizesi idi.
AHBAB’ın en büyük kötülüğü insanların güvenini sarsmasıydı. Ona şevkle yardım edenler bugün derin bir kandırılmışlık duygusu yaşamaktadır. Allah vermesin ülkemizin bundan sonra başına gelecek bir felaket anında vatandaşlardan gerçekten iyi niyetle yardım talebinde bulunan kişi ve kuruluşlara kimse güvenmeyecektir. Halbuki her zaman olduğu gibi devletin de felaket anlarında sivil örgütlerin desteğine ihtiyacı olacaktır. AHBAB yüzünden vatandaşlar büyük bir karasızlıkla karşı karşıya bırakılmıştır. Yani çölde gerçekten hastalanmış, bayılmış, acil yardım gereken birine yardım eden olmayacaktır.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar