ABD’nin Güney Kafkasya Politikası ve Türk Dünyasına Açılımı
🔺 Küresel sistemin yapısal dönüşüm geçirdiği, tek kutuplu momentin geride kaldığı ve büyük güç rekabetinin yeniden sertleştiği bir tarihsel eşikte Avrasya coğrafyası yalnızca bir geçiş alanı değil, küresel düzenin yeniden inşasının merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Mehmet Gökhan Özçubukçu, Uluslararası İlişkiler Uzmanı I DASAM Başkanı
Küresel sistemin yapısal dönüşüm geçirdiği, tek kutuplu momentin geride kaldığı ve büyük güç rekabetinin yeniden sertleştiği bir tarihsel eşikte Avrasya coğrafyası yalnızca bir geçiş alanı değil, küresel düzenin yeniden inşasının merkezlerinden biri haline gelmiştir. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa güvenlik mimarisi sarsılmış, enerji arz güvenliği, ulaştırma hatlarının çeşitlendirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tanımlanması uluslararası gündemin ön sıralarına taşınmıştır. Bu bağlamda Çin’in Kuşak-Yol Girişimi, Rusya’nın Avrasyacı stratejik tahayyülü ve Batı’nın liberal düzeni sürdürme çabası arasında şekillenen çok katmanlı rekabet, Orta Asya ve Güney Kafkasya’yı yeniden jeopolitik odak noktasına yerleştirmiştir. Orta Koridor’un yükselişi tam da bu kırılma anında anlam kazanmaktadır. Başlangıçta lojistik ve ticari bir güzergâh olarak tasarlanan bu hat, savaş sonrası konjonktürde enerji güvenliği, stratejik otonomi ve bölgesel entegrasyon tartışmalarının ana eksenlerinden biri haline gelmiştir.
ABD’nin son dönemde Orta Asya’ya, Güney Kafkasya’ya ve Türk dünyasına yönelik artan diplomatik angajmanı, bu hattın yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir potansiyel taşıdığını göstermektedir. Bu gelişmeler, bölgesel örgütlenmelerin yeniden konumlanması ihtimalini gündeme taşımaktadır. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı ile GUAM (Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova’dan oluşan bölgesel iş birliği yapısı) arasında ortaya çıkabilecek bir eşgüdüm zemini, Orta Asya, Güney Kafkasya ve Türk dünyasını kapsayan daha bütüncül bir güvenlik-ekonomi platformunun doğup doğamayacağı sorusunu beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede “Avrasya Barış ve Güvenlik Birliği” gibi temsili bir isimle ifade edilebilecek yeni bir oluşum ihtimali, yalnızca normatif bir tasavvur değil, mevcut güç dengeleri ve bölgesel dönüşüm dinamikleri ışığında değerlendirilmesi gereken stratejik bir senaryodur.
Orta Koridor’un Jeoekonomik Zeminden Stratejik Omurgaya Dönüşümü
Orta Koridor, Çin’den başlayarak Kazakistan ve diğer Orta Asya devletleri üzerinden Hazar Denizi’ni aşarak Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye hattı üzerinden Avrupa’ya uzanan Trans-Hazar güzergâhını ifade etmektedir. Bu hat, uzun yıllar boyunca Kuzey Koridor (Rusya üzerinden geçen güzergâh) ve Güney Koridor (İran üzerinden uzanan hat) karşısında ikincil bir seçenek olarak değerlendirilmiştir. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Kuzey hattının yaptırımlar ve güvenlik riskleri nedeniyle kırılgan hale gelmesi, Orta Koridor’un stratejik değerini ciddi ölçüde artırmıştır. Avrupa Birliği’nin enerji arzını çeşitlendirme çabaları, Azerbaycan gazının ve Orta Asya hidrokarbonlarının önemini artırırken, demiryolu, liman ve dijital altyapı yatırımları da hattın kapasitesini genişletmiştir. Böylece Orta Koridor, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasında kritik bir alternatif haline gelmiştir.
Bu dönüşüm yalnızca ekonomik bir rasyonalitenin ürünü değildir. Ulaştırma hatlarının güvenliği, enerji boru hatlarının korunması ve kritik altyapının dayanıklılığı, askeri ve güvenlik boyutlarını zorunlu kılmaktadır. Hazar geçişinin güvenliği, Karadeniz’deki deniz trafiğinin istikrarı ve Güney Kafkasya’daki barış süreci, hattın sürdürülebilirliği açısından belirleyici unsurlardır. Dolayısıyla Orta Koridor’un işlevselliği, bölgesel güvenlik mimarisinin sağlamlığına doğrudan bağlıdır. Bu durum, ekonomik entegrasyon ile güvenlik koordinasyonu arasında organik bir bağ kurmaktadır.
Ayrıca Orta Koridor, bölge devletlerine stratejik otonomi imkânı sunmaktadır. Rusya’ya bağımlı transit yolların çeşitlendirilmesi, Orta Asya ülkelerinin dış politika seçeneklerini genişletmektedir. Türkiye’nin transit merkez rolü, Azerbaycan’ın enerji kapasitesi ve Kazakistan’ın lojistik potansiyeli, hattı çok taraflı bir iş birliği zeminine dönüştürmektedir. Bu çok taraflılık, ilerleyen aşamada kurumsal koordinasyon ihtiyacını beraberinde getirebilir.
Orta Koridor’un jeopolitik omurga niteliği, büyük güçlerin bölgeye yönelik ilgisini artırmaktadır. ABD ve AB’nin yatırımları, Çin’in ekonomik varlığı ve Rusya’nın tarihsel etkisi, hattı yalnızca bir ticaret güzergâhı değil, stratejik rekabet alanı haline getirmektedir. Bu bağlamda Orta Koridor’dan jeopolitik birliğe uzanan tartışma, ekonomik zorunluluklardan beslenen güvenlik arayışlarının doğal sonucudur.
ABD’nin Güney Kafkasya Politikası ve Türk Dünyasına Açılımı
ABD’nin Güney Kafkasya’ya yönelik politikası, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında daha görünür hale gelmiştir. Washington, Azerbaycan-Ermenistan barış görüşmelerinde aktif diplomatik girişimlerde bulunmuş, Brüksel ve Washington merkezli temaslarla süreci desteklemiştir. Bu durum, Moskova’nın geleneksel arabulucu rolünün zayıfladığı bir döneme denk gelmiştir. ABD’nin yaklaşımı, askeri varlık artırmaktan ziyade diplomatik nüfuz ve ekonomik teşvikler yoluyla etki alanı oluşturma stratejisine dayanmaktadır.
Türk dünyasına yönelik açılım ise enerji, kritik mineraller ve dijital altyapı iş birlikleri üzerinden şekillenmektedir. ABD, Orta Asya devletleriyle C5+1 formatında temaslarını artırmış, bölgesel entegrasyonu teşvik eden projelere destek vermiştir. Bu yaklaşım, doğrudan bir askeri ittifak kurma hedefi taşımamakta, daha çok esnek ve ağ tipi bir güvenlik mimarisi inşa etmeyi amaçlamaktadır. Washington, bölge ülkelerinin çok yönlü dış politika tercihlerine saygı gösteren bir dil kullanmaktadır.
ABD’nin stratejisinin temelinde Rusya’yı dengeleme ve Çin’in ekonomik nüfuzunu sınırlama hedefi bulunmaktadır. Ancak bu hedefler, açık blok siyaseti yerine, alternatif iş birliği seçenekleri sunarak gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, bölge ülkelerinin manevra alanını daraltmadan Batı ile ilişkilerini güçlendirmesine imkân tanımaktadır.
ABD’nin yaklaşımı, bölgesel koordinasyonu teşvik eden, fakat bağlayıcı güvenlik taahhütlerinden kaçınan bir model ortaya koymaktadır. Bu model, olası bir “Avrasya Barış ve Güvenlik Birliği”nin doğrudan ABD güdümünde değil, bölge merkezli fakat Batı destekli bir yapıya evrilme ihtimalini güçlendirmektedir.
Rusya ve Çin Faktörü
Rusya’nın Ukrayna savaşıyla birlikte askeri ve ekonomik kaynaklarını yoğun biçimde Batı cephesine yönlendirmesi, Güney Kafkasya ve Orta Asya’daki kapasitesini sınırlamıştır. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün pasif görüntüsü ve Ermenistan’ın örgüte yönelik eleştirileri, Moskova’nın güvenlik sağlayıcı rolünü zedelemiştir. Bu gelişmeler, bölgesel güç dengelerinde boşluk algısını güçlendirmiştir.
Ancak Rusya’nın etkisinin tamamen ortadan kalktığını söylemek erken olacaktır. Enerji bağımlılığı, iş gücü göçü ve güvenlik bağları, Moskova’nın nüfuzunu sürdürmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte, Rusya’nın dikkatinin Ukrayna cephesine yoğunlaşması, diğer aktörlerin hareket alanını genişletmiştir.
Çin ise ekonomik yatırımlarını sürdürmekle birlikte, güvenlik alanında temkinli bir politika izlemektedir. Pekin için istikrar, ekonomik çıkarların korunması açısından önceliklidir. ABD destekli açık bir güvenlik bloğu, Çin’in bölgesel stratejisini zorlayabilir. Bu nedenle Çin, kapsayıcı ve çok taraflı bir iş birliği modeline daha olumlu yaklaşabilir.
Dolayısıyla Rusya’nın azalan otoritesi ile Çin’in temkinli duruşu arasında oluşan denge, yeni bir bölgesel yapılanma için hem fırsat hem de sınır oluşturmaktadır. Olası bir birlik, büyük güçleri dışlayan değil, dengeleyen bir karakter taşımalıdır.
Zengezur Koridoru ve Stratejik Bağlantısallık
Zengezur Koridoru, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında kara bağlantısı kurulmasını öngören ve Orta Koridor’un sürekliliğini sağlayabilecek kritik bir projedir. Bu hat, Türkiye ile Orta Asya arasındaki bağlantıyı güçlendirecek, enerji ve ticaret akışını hızlandıracaktır. Ancak Ermenistan’ın bazi adımları ve İran’ın yanaşması, meseleyi karmaşık hale getirmektedir.
ABD’nin yaklaşımı, hattın diplomatik uzlaşı temelinde açılması yönündedir. Washington, zorlayıcı yöntemler yerine ekonomik entegrasyonu teşvik eden bir dil kullanmaktadır. Zengezur’un açılması, Orta Koridor’un stratejik değerini artıracak ve bölgesel koordinasyon ihtiyacını güçlendirecektir.
Bu bağlamda Zengezur, yalnızca bir ulaştırma projesi değil, jeopolitik bir kilit noktadır. Hattın açılması veya açılmaması, bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyecektir. Dolayısıyla olası bir jeopolitik birlik tartışmasında Zengezur, sembolik ve stratejik bir eşik niteliği taşımaktadır.
GUAM ve Türk Devletleri Teşkilatı Arasında Olası Eşgüdüm
GUAM Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova’dan oluşan ve kuruluşunda Rusya’nın bölgesel etkisine karşı alternatif bir iş birliği zemini oluşturmayı amaçlayan bir yapıdır. Buna karşılık Türk Devletleri Teşkilatı kültürel, ekonomik ve siyasi koordinasyon odaklıdır. Her iki yapının kurumsal mantığı farklı olsa da, enerji güvenliği ve ulaştırma altyapısı gibi ortak çıkar alanları bulunmaktadır.
Azerbaycan’ın iki yapıdaki üyeliği, potansiyel bir köprü işlevi görmektedir. Bu durum, Orta Koridor merkezli projelerde eşgüdüm imkânı yaratmaktadır. Ancak tam ölçekli bir konfederasyon kısa vadede gerçekçi değildir. Daha olası olan, fonksiyonel alanlarda koordinasyon mekanizmalarının geliştirilmesidir. Bu çerçevede “Avrasya Barış ve Güvenlik Birliği” gibi bir yapı, bağlayıcı askeri ittifaktan ziyade, ulaştırma güvenliği, enerji altyapısının korunması ve hibrit tehditlerle mücadele gibi alanlarda iş birliği sağlayan esnek bir platform olabilir. Böyle bir model, Orta Asya devletlerinin denge politikasına da daha uygun düşecektir.
Sonuç ve Değerlendirme
Orta Koridor’un yükselişi, yalnızca bir ulaştırma projesinin başarı hikâyesi olarak okunamaz, bu hat, küresel sistemdeki güç kaymalarının, enerji güvenliği arayışlarının ve bölgesel aktörlerin stratejik otonomi taleplerinin kesişim noktasında yer almaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrasya’daki güvenlik dengelerinin sarsılması, Moskova’nın Güney Kafkasya ve Orta Asya üzerindeki görece nüfuz kaybı ve Batı’nın alternatif transit güzergâhlara yönelmesi, Orta Koridor’u jeoekonomik bir projeden jeopolitik bir omurgaya dönüştürmüştür. Bu dönüşüm, ister istemez daha kurumsal ve koordineli bir bölgesel yapının doğup doğamayacağı sorusunu gündeme taşımaktadır.
ABD’nin bölgeye yönelik artan ilgisi, bu ihtimali besleyen önemli faktörlerden biridir. Washington, doğrudan askeri bir blok kurma girişiminden ziyade, enerji, ulaştırma, dijital altyapı ve diplomatik arabuluculuk araçlarıyla bölgesel entegrasyonu teşvik etmektedir. Bu yaklaşım, klasik ittifak modelinden farklı olarak ağ tipi ve esnek bir güvenlik mimarisi inşa etmeye yöneliktir. Ancak bu durum, ABD’nin bölgesel dönüşümün tek belirleyicisi olduğu anlamına gelmemektedir. Nihai yönelim, bölge devletlerinin tercihleri, iç siyasi dengeleri ve büyük güçler arasında kuracakları denge politikası tarafından belirlenecektir.
Rusya’nın Ukrayna savaşıyla birlikte dikkat ve kapasitesinin önemli ölçüde Batı cephesine kayması, Güney Kafkasya’da ve kısmen Orta Asya’da bir etki boşluğu algısı yaratmıştır. Fakat bu boşluk mutlak değildir, Moskova hâlen enerji, güvenlik ve ekonomik bağlar yoluyla bölgede varlığını sürdürmektedir. Çin ise ekonomik yatırımlarını artırırken güvenlik alanında temkinli davranmakta, istikrarın bozulmasını kendi çıkarlarına aykırı görmektedir. Dolayısıyla Avrasya’da ortaya çıkabilecek herhangi bir yeni birlik modeli, büyük güçlerden birini dışlayan sert bir blok niteliği taşıdığı takdirde sürdürülebilir olmayacaktır.
Bu çerçevede “Avrasya Barış ve Güvenlik Birliği” gibi bir oluşumun mümkün olup olmadığı sorusu, aslında nasıl bir model tasarlandığına bağlıdır. Eğer bu yapı NATO benzeri bağlayıcı savunma taahhütleri içeren ve açık biçimde Rusya veya Çin’e karşı konumlanan bir blok olarak düşünülürse, Orta Asya devletlerinin katılımı son derece zor olacaktır. Ancak ulaştırma güvenliği, enerji altyapısının korunması, hibrit tehditlerle mücadele, sınır aşan suçlarla mücadele ve ekonomik entegrasyon gibi fonksiyonel alanlarda iş birliğini önceleyen esnek bir platform olarak tasarlanırsa, bölge devletlerinin denge politikasına daha uygun bir çerçeve sunabilir.
Türk Devletleri Teşkilatı ile GUAM arasında ortaya çıkabilecek eşgüdüm, bu bağlamda kritik önemdedir. Azerbaycan’ın iki yapıda da yer alması, potansiyel bir köprü işlevi yaratmaktadır. Ancak burada amaç kurumsal birleşme değil, fonksiyonel koordinasyon olmalıdır. Enerji ve transit güvenliği gibi somut alanlarda ortak mekanizmalar geliştirilmesi, zaman içinde daha geniş kapsamlı bir bölgesel mimarinin temelini atabilir. Bu tür bir evrim, ani ve devrimsel değil, kademeli ve pragmatik bir süreç olacaktır.
Zengezur Koridoru meselesi de bu sürecin sembolik ve stratejik eşiklerinden biridir. Hattın açılması, Orta Koridor’un kesintisizliğini sağlayarak bölgesel entegrasyonu hızlandırabilir. Ancak bu sürecin diplomatik uzlaşı temelinde yürütülmemesi halinde, yeni gerilimler doğurma ihtimali de bulunmaktadır. Dolayısıyla jeopolitik birlik tartışması, yalnızca fırsatları değil, riskleri ve kırılganlıkları da hesaba katmalıdır.
Son kertede Orta Koridor’dan jeopolitik birliğe uzanan süreç, doğrusal ve kaçınılmaz bir gelişme değildir. Bu süreç, büyük güç rekabetinin seyri, Rusya-Ukrayna savaşının sonucu, Çin’in ekonomik stratejisi, ABD’nin bölgesel angajman düzeyi ve bölge devletlerinin iç siyasi istikrarı gibi çok sayıda değişkene bağlıdır. Ancak mevcut eğilimler, Avrasya’da ekonomik zorunlulukların güvenlik koordinasyonunu teşvik ettiği, çok taraflı ve esnek bir bölgesel platform ihtiyacının giderek daha görünür hale geldiğini göstermektedir.
Dolayısıyla Avrasya’nın yükselen ekseni, bugün itibarıyla kurumsallaşmış bir birlik değildir, fakat jeopolitik mantığı giderek güçlenen bir ihtimaldir. Bu ihtimalin somut bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceği, bölge devletlerinin stratejik vizyonuna, büyük güçlerin rekabeti yönetme kapasitesine ve Orta Koridor’un sürdürülebilirliğine bağlı olacaktır. Eğer ekonomik entegrasyon ile güvenlik koordinasyonu arasında kalıcı bir bağ kurulabilirse, Avrasya coğrafyasında yeni bir bölgesel mimarinin temelleri atılabilir. Aksi halde Orta Koridor, stratejik önemi yüksek fakat kurumsal derinliği sınırlı bir transit hattı olarak kalmaya devam edecektir.