(DASAM) Başkanı Gökhan Özçubukçu: Hürmüz Boğazı’ndaki kilitlenme küresel tedarik zincirini ve Türkiye’yi nasıl etkileyecek?
*Diplomasi ve Stratejik Araştırma Merkezi (DASAM) Başkanı, | Akademisyen | Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı | Avrasya Jeopolitiği | Türk Dünyası | Rus Dış Politikası uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, tüm bölgeyi ilgilendiren ABD üslerine saldırı ve Hürmüz Boğazı alarmı konusunda değerlendirmelerde bulundu.
UHA / International News Agency
İSTANBUL, 14 AĞUSTOS 2026 – (DASAM) Başkanı ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, ABD-İran savaş senaryolarının dur durak dinlemediğine, Hürmüz Boğazı’ndaki kilitlenmenin küresel tedarik zincirini ve Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine dikkat çekti.
Bölgede başlayan gerilim bir küresel savaşa mı evrilecek? sorusuna, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, konuya ilişkin tüm süreci UHA / International News Agency’na anlattı.
ABD ve İran arasındaki gerilimin bitmek bilmediğini dile getiren (DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, ABD hava saldırıları ve İran’ın Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki üslere yönelik misillemeleri, tarafların doğrudan büyük bir savaştan kaçındığı gösteriyor. Ancak bu kontrollü tırmanmayla tansiyon giderek kronik hale geliyor” dedi.


Peki dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ne aşamada? İran saldırılarındaki öncelikli hedef ne? Yaşanan gelişmeler küresel ekonomiyi ve Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Ve herkesin merak ettiği gibi bu savaş nasıl bitecek? başlıklı soruların yanıtını, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU enerji hatlarındaki tehlikeyi, enflasyon baskısını ve olası senaryoları UHA / International News Agency’na detaylandırdı.

İKİ ÜLKE ARASINDA KONTROLLÜ TIRMANMA
ABD’nin son hava dalgaları, İran’ın Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki üslere yönelik misillemeleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim göz önüne alındığında, bu kriz şu an tam anlamıyla hangi aşamada? sorusuna ise Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇUşunları söyledi:
“ABD’nin son hava saldırıları, İran’ın Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki Amerikan askeri varlığına yönelik misillemeleri ve Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riskleri birlikte değerlendirildiğinde, mevcut krizin klasik bir caydırıcılık rekabetinin ötesine geçtiği, ancak henüz tam ölçekli ve uzun süreli bir bölgesel savaşa dönüşmediği söylenebilir. Mevcut tablo, uluslararası ilişkiler literatüründe sıklıkla ‘‘kontrollü tırmanma’’ (managed escalation) olarak tanımlanan bir sürece işaret etmektedir. Taraflar birbirlerine askeri, siyasi ve psikolojik maliyet yüklemeye çalışırken, aynı zamanda çatışmanın geri dönüşü zor bir bölgesel savaşa evrilmesini engelleyecek belirli sınırları da gözetmektedir”.

ABD açısından bakıldığında gerçekleştirilen hava operasyonlarının, yalnızca İran’ın askeri kapasitesini sınırlandırmayı değil, aynı zamanda bölgedeki müttefiklerine güvence vermeyi ve caydırıcılık kapasitesini korumayı hedeflediğini ifade eden (DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, “İran ise doğrudan geniş çaplı bir konvansiyonel savaş yerine, kontrollü misillemeler yoluyla hem iç kamuoyuna hem de bölgesel aktörlere stratejik kararlılık mesajı vermeye çalışmaktadır. Bu durum, tarafların doğrudan savaş yerine maliyet üretme stratejisini tercih ettiklerini göstermektedir.
Krizin en hassas boyutlarından biri ise hiç kuşkusuz Hürmüz Boğazı’dır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının kayda değer bir kısmı bu dar deniz geçidinden gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir güvenlik sorunu yalnızca İran ile ABD arasındaki güç mücadelesini değil, küresel enerji fiyatlarını, deniz taşımacılığını, sigorta maliyetlerini ve uluslararası tedarik zincirlerini de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle Hürmüz Boğazı bugün yalnızca askeri bir alan değil, aynı zamanda küresel ekonomik güvenliğin de kritik merkezlerinden biri haline gelmiştir” dedi.

KÖRFEZ ÜLKELERİ, İSRAİL, IRAK VE DOĞU AKDENİZ’E YAYILAN GERİLİM
(DASAM) Başkanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, Mevcut gelişmelerin, krizin bölgesel sınırları aşabilecek bir potansiyele sahip olduğunu gösterdiğinin altını çizerek, Körfez ülkelerinin, İsrail, Irak ve Doğu Akdeniz’deki güvenlik dengelerinin bu süreçten doğrudan etkilendiğinin altını çizdi.
ÖZÇUBUKÇU, bunun yanında enerji ithalatına bağımlı Avrupa ekonomileri ile Asya’daki büyük tüketici ülkelerin de gelişmeleri yakından takip ettiğini hatırlatarak, dolayısıyla krizin artık yalnızca iki ülke arasındaki bir askeri gerilim olarak değil, küresel ekonomi ve uluslararası güvenlik mimarisini etkileyebilecek çok katmanlı bir jeopolitik mesele olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
“Bununla birlikte mevcut aşamada tarafların diplomatik kanalları tamamen kapattıklarını söylemek de doğru değildir” değerlendirmesinde bulunan (DASAM) Başkanı ÖZÇUBUKÇU, şunları aktardı:
“Tarihsel deneyimler, ABD ile İran arasındaki en yüksek gerilim dönemlerinde dahi doğrudan veya dolaylı diplomatik temasların sürdürülebildiğini göstermektedir. Bu nedenle mevcut tablo, tam ölçekli savaştan ziyade yüksek riskli ancak kontrol altında tutulmaya çalışılan bir kriz yönetimi süreci olarak okunmalıdır. Ancak yanlış hesaplama, iletişim eksikliği veya üçüncü aktörlerin sürece doğrudan dâhil olması halinde bu dengenin kısa sürede değişebileceği de göz ardı edilmemelidir”.

Bu güç dengesinde hangi taraf yıpranma sürecine daha dayanıklı sinyaller veriyor? başlıklı soruya ise Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU: “Bu soruya tek bir tarafı işaret ederek cevap vermek doğru olmaz. Çünkü ‘‘yıpranmaya dayanıklılık’’ yalnızca askerî kapasiteyle değil, ekonomik direnç, sanayi üretimi, kamuoyu desteği, müttefik ağları, lojistik sürdürülebilirlik ve diplomatik hareket alanı gibi birçok değişkenle birlikte değerlendirilmelidir. Bu çerçevede mevcut tablo, her iki tarafın da farklı alanlarda avantaj ve dezavantajlara sahip olduğunu göstermektedir” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri‘nin, konvansiyonel askerî kapasite, hava ve deniz üstünlüğü, küresel lojistik ağı, ileri teknolojiye dayalı savunma sistemleri ve geniş müttefik ağı sayesinde uzun süreli askerî operasyonları sürdürebilecek önemli imkânlara sahip bulunduğunu belirten ÖZÇUBUKÇU, şöyle devam etti:
“Ayrıca küresel finans sistemi içerisindeki ağırlığı ve savunma sanayi üretim kapasitesi, Washington’a uzun vadeli stratejik esneklik sağlamaktadır. Bununla birlikte ABD açısından uzun süreli krizlerin yalnızca askerî maliyetleri değil, ekonomik yükleri, bölgedeki üslerin güvenliği, müttefiklerin tutumu ve iç kamuoyunun desteği gibi faktörler de belirleyici olmaktadır. Özellikle Orta Doğu’da uzayan çatışmaların geçmişte Amerikan dış politikasında önemli tartışmalara yol açtığı bilinmektedir.
İran ise farklı bir direnç modeli sergilemektedir. Uzun yıllardır çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya olması nedeniyle ekonomik ve siyasi baskılar altında faaliyet göstermeye alışmış bir devlet yapısına sahiptir. Bu süreçte geliştirdiği asimetrik güvenlik stratejileri, füze kapasitesi, insansız hava araçları, bölgesel ortaklıkları ve vekil aktörlerle oluşturduğu güvenlik ağı, konvansiyonel güç dengesindeki dezavantajlarını belirli ölçüde dengelemeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla İran’ın dayanıklılığı, doğrudan askerî üstünlükten ziyade çatışmanın maliyetini artırabilme ve süreci uzatabilme kapasitesi üzerinden değerlendirilmektedir”.
Değerlendirme
Amerika Birleşik Devletleri
İran
Genel Durum
Çok sayıda değişkene göre değerlendirilmeli. Farklı alanlarda avantaj ve dezavantajlara sahip.
Farklı bir direnç modeli sergiliyor. Konvansiyonel dezavantajlarını dengelemeye çalışıyor.
Askeri Kapasite
Konvansiyonel askerî kapasite, hava ve deniz üstünlüğü, ileri teknolojiye dayalı savunma sistemleri.
Füze kapasitesi, insansız hava araçları, asimetrik güvenlik stratejileri.
Ekonomik Direnç
Küresel finans sistemi içerisindeki ağırlığı, savunma sanayi üretim kapasitesi.
Uzun yıllardır yaptırımlarla karşı karşıya, ekonomik ve siyasi baskılar altında faaliyet göstermeye alışkın.
Kamuoyu Desteği
İç kamuoyunun desteği önemli bir belirleyici faktör. Geçmişte Amerikan dış politikasında tartışmalara yol açmıştır.
Belirtilmemiş, ancak askeri kapasiteden ziyade maliyet artırabilme üzerinden değerlendiriliyor.
Müttefik Ağları
Geniş müttefik ağı.
Bölgesel ortaklıklar ve vekil aktörlerle oluşturduğu güvenlik ağı.
Lojistik Sürdürülebilirlik
Küresel lojistik ağı, uzun süreli askerî operasyonları sürdürebilecek imkanlar.
Belirtilmemiş.
Diplomatik Hareket Alanı
Belirtilmemiş.
Belirtilmemiş.
Uzun Vadeli Stratejik Esneklik
Küresel finans sistemi ve savunma sanayi üretimi sayesinde uzun vadeli stratejik esneklik.
Çatışmanın maliyetini artırabilme ve süreci uzatabilme kapasitesi üzerinden dayanıklılık.
Riskler/Zorluklar
Uzun süreli krizlerin askerî maliyetleri, ekonomik yükleri, bölgedeki üslerin güvenliği, müttefiklerin tutumu, iç kamuoyunun desteği.
Belirtilmemiş.
(DASAM) Başkanı ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Gökhan ÖZÇUBUKÇU, “Bu nedenle mevcut güç mücadelesi, klasik anlamda ‘‘hangi taraf daha güçlü?’’ sorusundan ziyade ‘‘hangi taraf uzun süreli maliyetleri daha etkin yönetebilir?’’ sorusunu öne çıkarmaktadır. ABD’nin teknolojik ve ekonomik kapasitesi önemli bir avantaj sunarken, İran’ın uzun yıllara dayanan yaptırım tecrübesi ve asimetrik güvenlik anlayışı da farklı bir direnç modeli ortaya koymaktadır” diye aktardı.
(DASAM) Başkanı ÖZÇUBUKÇU konuşmasını şöyle noktaladı:
“Sonuç olarak bugünkü aşamada taraflardan birinin açık biçimde yıpranma sürecine daha dayanıklı olduğunu söylemek yerine, iki ülkenin farklı alanlarda farklı dayanıklılık mekanizmalarına sahip olduğu söylenebilir. Krizin seyrini belirleyecek temel unsur ise yalnızca askerî kapasite değil, ekonomik sürdürülebilirlik, diplomatik manevra alanı, enerji piyasalarındaki gelişmeler ve bölgesel aktörlerin süreçte alacağı pozisyon olacaktır. Bu nedenle yıpranma savaşının sonucunu tek bir parametre üzerinden değerlendirmek yerine çok boyutlu bir stratejik analiz çerçevesinde ele almak daha sağlıklı olacaktır”.
