ABD/İsrail-İran Savaşında Yapay Zekanın Üç Cephesi: Hukuk, Hakikat ve Siber Güvenlik
* Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve SETA Teknoloji Masası’nın kurucu direktörü Prof. Dr. Erman Akıllı, “Sahada belirleyici olan yalnızca kinetik kuvvet değildir. Veri akışını kim yönetiyor, algoritmik çıkarımı kim daha hızlı üretiyor, hedefleme ve önceliklendirmeyi kim daha isabetli yapıyor soruları, savaşın ritmini ve diplomatik manevra alanını doğrudan şekillendirmektedir” dedi.
UHA / İnternational News Agency
ANKARA, 18 TEMMUZ 2026 –
Prof. Dr. Erman Akıllı, günümüz uluslararası sisteminde ileri teknolojilerin sadece devletlerin envanterine eklenen teknik araçların değil bilakis stratejik kapasitenin bizzat kendisinin olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Akıllı, Yapay zeka (YZ) yetkinliklerin, uydu ve sensör ekosistemleri, yarı iletken üretimi, bulut altyapıları ve sofistike algoritma inşası, devletler arası rekabeti askeri doktrinden diplomatik müzakereye kadar uzanan geniş bir bantta yeniden tanımladığını belirterek, “28 Şubat 2026’da başlayan ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş da bu dönüşümü sert bir biçimde görünür kılmıştır. Zira artık sahada belirleyici olan yalnızca kinetik kuvvet değildir. Veri akışını kim yönetiyor, algoritmik çıkarımı kim daha hızlı üretiyor, hedefleme ve önceliklendirmeyi kim daha isabetli yapıyor soruları, savaşın ritmini ve diplomatik manevra alanını doğrudan şekillendirmektedir. Nitekim açık kaynaklara yansıyan bilgilere göre ABD tarafında Palantir tarafından geliştirilen Maven Smart System, uydu ve gözetleme dahil çok katmanlı istihbarat verisini işleyerek gerçek zamanlı hedefleme ve hedef önceliklendirmesine dönük içgörüler üretmekte” olduğunun altını çizdi.
Bu tabloyu bilişsel diplomasinin (cognitive diplomacy) sacayakları olan varlığın (presence), pratik (practice) ve bağışıklık (resilience) perspektiflerinden okumanın sahadaki somut mekanizmaları görünür kıldığını vurgulayan Prof. Dr. Erman Akıllı, şunları söyledi:

“Varlık, aktörün dijital ekosistemdeki ontolojik gücünü ifade eder. Bir başka deyişle aktörün veriye erişimi, veriyi anlamlandırma hızı ve bu hızın karar döngülerine tercüme edilebilmesidir. İran sahasında internet kesintileri ve bağlantı hızının ciddi biçimde düşmesi, savaşın daha ilk aşamasında “bilgi ortamı”nın bizzat çatışma nesnesine dönüştüğünü teyit etmiştir. NetBlocks’ın İran genelinde (internet) bağlantısının neredeyse tamamen koptuğuna dair iddiaları sadece iletişimin değil aynı zamanda koordinasyonun ve kamusal algının da baskılandığı bir ortamı işaret etmektedir”.
Pratik sütunu ise bu dijital varlığın operasyona nasıl dönüştürüldüğünü gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Akıllı, Savaşın ilk günlerinde ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik eş zamanlı yürütülen siber saldırıların pratik boyutunun klasik “siber taarruz” tanımını aşarak psikolojik harekat, yönlendirme ve karar bozma hedefleriyle iç içe geçtiğini gözler önüne serdiğini ifade etti.


Prof. Dr. Erman Akıllı, şöyle devam etti:
“İran’da birçok haber sitesi ve uygulama hedef alınmıştır. Örneğin BadeSaba adlı namaz saatleri uygulaması üzerinden dezenformatif mesajlar servis edilerek halk üzerinde psikolojik etki kurulmaya çalışıldığı görülmüştür. Bu durum dijital cephenin yalnızca altyapıya değil aynı anda toplumsal algıya da saldırdığını gösteren çarpıcı bir örnektir. Nitekim ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine saldırıların başlangıç safhasında öncü rolün Siber Kuvvetler (CYBERCOM) ve Uzay Kuvvetleri (SPACECOM) komutanlıkları tarafından üstlenildiğini ve İran’ın komuta kontrol ve haberleşme kabiliyetlerinin “kinetik olmayan yöntemler” ile sistematik olarak aşındırıldığını ifade etmiştir. ABD bu hamleyle İran’ın “tespit etme, koordine olma ve efektif mukavemet üretme” kapasitesini felce uğratmayı hedeflenmiştir. Diğer bir ifadeyle sahaya sürülen bilişsel araçların doğrudan hedefleme döngüsünü ve komuta kontrol mimarisini baskılayarak karşı tarafı stratejik bir körlüğe mahkum etmeye çalıştığı görülmektedir”.
“Bağışıklık sütunu ise aynı anda hem kılıç hem kalkan olan bu dijital omurganın sürdürülebilirliğini ölçmektedir” diyen Prof. Dr. Akıllı, “Başka bir deyişle mesele sadece kimin daha yüksek taarruz kapasitesi üretebildiği değildir. Asıl mesele hangi tarafın iletişim, sensör, veri ve anlatı altyapısını muhafaza ederek manipülasyon, internet kesintisi ve siber baskı koşullarında dahi “işlevsel sürekliliği” sağlayabildiğidir. Savaşın bölgesel boyutunun hassaten Körfez ülkelerine doğru genişlediğine dair haber akışı dijital ve fiziksel güvenliğin aynı denklemde birleştiğini göstermektedir. Bu bağlamda veri merkezleri, bulut altyapıları ve fiber ağlar modern devletin dijital sinir sistemi olarak konumlanmaktadır. Bu dijital sinir sistemini güçlendiremeyen, bilişsel bağışıklığını koruyamayan aktörlerin, yüksek tempolu hibrit savaş ortamında hareket alanlarının daralması ve stratejik felce sürüklenmesi artık istisna değil yapısal bir risk haline gelmiştir” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Erman Akıllı, ABD/İsrail-İran savaşının yalnızca kinetik güç kullanımını değil veri, algoritma ve ağ altyapılarının belirleyici rol oynadığı yeni bir savaş mimarisini de görünür kıldığına dikkat çekti.
YZ destekli hedefleme süreçlerinin, algoritmik dezenformasyon, bilgi alanının manipülasyonu ve kritik altyapılara yönelik siber operasyonların bu dönüşümün başlıca bileşenleri olarak öne çıktığının altını çizen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve SETA Teknoloji Masası’nın kurucu direktörü Prof. Dr. Erman Akıllı, bu gelişmelerin aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun sınırları, kamusal hakikat üretimi ve medya ekosisteminin dayanıklılığı gibi alanlarda yeni sorular doğurduğunu kaydetti.
***
Yazar hakkında
Prof. Dr. Erman Akıllı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Akademik çalışmaları ve verdiği dersler; dış politikada yapay zekâ, dijital diplomasi, Türk Dünyası, Afrika bölgesi ile kamu diplomasisi ve onun alt alanları üzerine yoğunlaşmaktadır. Kariyeri boyunca SSCI ve WoS indekslerinde taranan hakemli dergilerde çok sayıda makale yayımlamış; Palgrave Macmillan, Routledge ve Springer Nature gibi önde gelen akademik yayınevlerinden çıkan kitaplarda yazar ve editör olarak katkı sunmuştur. En güncel ve uluslararası düzeyde ilgi gören monografisi, yapay zekânın uluslararası ilişkilere etkisini ele alan “Cognitive Diplomacy and Digital Autonomy: Statecraft in the Age of Artificial Intelligence“, 2025 yılında Palgrave Macmillan tarafından yayımlanmıştır. Ayrıca yine Palgrave Macmillan tarafından 2026’da yayınlanacak olan “Palgrave Handbook of Diplomacy and Society in the Age of Artificial Intelligence” eserinin de baş editörüdür. Akademik çalışmalarının yanı sıra SETA Vakfı tarafından yayımlanan Insight Turkey dergisinde Yardımcı Editör olarak görev yapmakta; uluslararası ilişkiler, diplomasi ve yükselen teknolojiler üzerine yürütülen akademik tartışmalara katkı sunmayı sürdürmektedir. Ayrıca SETA Teknoloji Masası’nın kurucu direktörüdür.
