İklim değişikliklerin dünyamıza Faturası: Susuzluk
Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur. İnsanlar yüzyıllarca bu iki nimeti bitmez, tükenmez, bozulmaz, değişmez olarak görmüşler ve hiçbir tedbire, tasarrufa, dikkate gerek duymadan keyiflerine göre kullanmışlardır. Fakat havanın ve suyun zannedildiği gibi sonsuz ve değişmez olmadığı 20. yüzyılda ağırdan ağırdan hissedilmeye başlandıysa da bugün 8 milyara ulaşan dünya nüfusuyla bu his çok daha derin olarak ortaya çıkmıştır.
Özellikle son yüz elli yıldan bu yana insanların doğanın nimetlerini hovardaca kullanmalarının hızı, doğanın kendini yenileme hızından daha yüksek olmuş; bu yüzden doğadaki harika düzen ve denge bozulmuştur. Ne yazık ki insanlar bunu çok geç anlamış, doğal dengeyi yeniden sağlama çabalarına girişmiş, bu amaçla faaliyet gösteren uluslararası birçok organizasyon oluşturmuş, ama beklenilen denge sınırlarına ulaşılamamıştır. Biz bu yazıda yalnızca su üzerinde duracağız.
Dünyamızın susuzluğa, daha da önemlisi çölleşmeye doğru gidişinde en önemli etken iklim değişiklikleridir. Bunun da sebebi ifade ettiğimiz üzere insanların ve toplumların hırsları ve açgözlülükleri uğruna doğal dengeyi tahrip etmeleridir. Buna bağlı olarak sıcaklıkta, yağmurun ve karın yağmasında belirsizlik ve ölçüsüzlük artmıştır. Bu yüzden geçmişte alışılmış olan aylara, mevsimlere göre oluşan sıcaklık, yağmur ve kar yağışı artık gerçekleşmiyor. Beklenen ay ve mevsimlerde yağmur bazen hiç yağmıyor, bazen de korkunç seller oluşuyor. Sel halinde yağmurun da bilhassa tarıma ve çevreye büyük zararı oluyor. Birçok ülkede beklenmedik can ve mal kayıpları yaşanıyor.
Biz Türkler yakın zamanlara kadar ülkemizi su zengini ya da su sıkıntısı olmayan ülkelerden sayıyorduk. Ama son yıllarda ülkemizin su konusunda kendi kendine yeterli olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Dünyadaki gidişata paralel olarak bizim de su kaynaklarımız azalıyor, hatta bazı göl ve barajlarımız alarm veriyor. Bazı yerlerde yer altı sularımız çekilmiş durumda. Küçük çaplı birçok akarsuyumuz kuruma yolunda. Bugün içmede, kullanmada, tarımda sulamada suyun eski bolluğundan ve kalitesinden bahsetmek mümkün hiç değil.
Biz, bir şeyin çok ucuz olduğunu anlatmak için dilinde “sudan ucuz” deyiminin yer aldığı bir toplumuz. Bugün böyle bir deyimi kullanmak akıllıca sayılır mı? Çünkü bugün su ucuz değil, birçok şeyden daha pahalı. Hele içmek için alınan hazır sular ateş pahası. Şehirlerde, kasabalarda evlere verilen sular da çok pahalı. “Allah’ın suyu parayla mı olurmuş?” dendiği zamanlar çok gerilerde kaldı. En kötüsü de biz suyun bu kadar değerli hale geldiğine bakmadan onu hem israf ederek kullanıyoruz hem de kirletiyoruz. Tam bir kısır döngü içindeyiz.
Bir zamanlar “bir gün gelecek, bir litre su eşittir bir litre petrol değerinde olacak” denirdi. Şu anda tam o günlerin eşiğindeyiz. Muhtemeldir ki daha sonraki zamanlarda para da para etmeyecektir. 20. yüzyılda bir Kızılderili reisi, Amerikalıların doğayı hızla tahrip etmelerine bakarak “Nehirler kuruduktan, ormanlar yok olduktan, denizler çöplüğe döndükten sonra dolarınızın da bir işe yaramadığını anlayacaksınız” demiş.
Dünyamızın bugünkü durumunda hiçbir ülke ve hiçbir toplum “Doğal dengeden bana ne, benim öyle bir sorunum yok!” diyecek konfor ve rahatlığa sahip değildir. Çünkü tüm ülkeler bozulan doğal dengeden önemsenecek ölçüde etkilenmişlerdir. Bunun için her ülke, her toplum ve tek tek bireyler dünyamızı yaşanabilir halde tutma çabalarında rol almaya mecburdur.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar