15 Temmuz darbe girişimi, demokrasilerde liderlik olgusunun önemini bir kez gösterdi.
* Bu analiz, Silahlı Kuvvetler içinde yuvalanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından gerçekleştirilen ve teşebbüs aşamasında bastırılan darbe girişiminin neden başarıya ulaşamadığını, birbirini tamamlayan üç temel etkenden biri olan liderlik, ekseninde ele almaktadır.
UHA / İnternational News Agency
ANKARA, 17 TEMMUZ 2026 – 15 Temmuz darbe girişimi, demokrasilerde liderlik olgusunun önemini bir kez gösterdi. Uzunca süreler boyunca demokrasilerde sistemin işleyişini daha önceden belirlenen normlar çerçevesinde işleyen kurumların sağladığı yönünde bir kanaat hakim olmuştur.
Buna göre modern demokraside liderin temel rolü, kurumlar arasında eş güdümü sağlamak şeklinde kabul edilir. Bu bağlamda modern demokrasilerde siyasetin lider ekseninde işlemediği, liderin sistemdeki diğer aktörlerden biri olduğu, bir bakıma diğer elitlerle birlikte değerlendirilebileceği “eşitler arasında birinci” (primus inter pares) veya “diğerlerinden daha eşit” sayılabileceği iddia edilmiştir.
En azından liderin demokrasilerde parti veya hükümet politikalarını uygulayan, fazla kişisel inisiyatif kullanmayan yönetici olduğu savunulur. Buna karşılık Max Weber, modern demokrasinin henüz yükselme çağında, tarihteki tüm yönetim şekilleri gibi demokrasilerde de liderliğin önemli olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Weber’e göre, demokrasiler de dahil olmak üzere tüm siyasal sistemlerde liderlik görevini üstlenecek bir kişiye ihtiyaç vardır. Modern devletlerdeki bürokratik yapılanma iktidarı tüm veçheleriyle kendi elinde tutmaya çalışır. Weber, modern devletin temel işlevlerini yerine getirme açısından bürokrasiye ihtiyaç duyduğunu kaydeder.

Bürokrasi, iş bölümü, uzmanlaşma, süreklilik, hiyerarşi ve öngörülebilirlik gibi ilkeler aracılığıyla rasyonel bir örgütlenme modeli oluşturur. Devletin sorumluluk alanı arttıkça bürokrasinin de kapsamı genişler. Buna karşılık, Weber, bürokrasinin bir yönüyle demokrasiye tehdit de oluşturabileceğini savunur.
Bürokratlar, sahip oldukları uzmanlık bilgisi, uzun süreli sistem içinde bulunmanın getirdiği tecrübe ve kurumsal yapıyı iyi bilmenin avantajıyla kendilerini siyasetçilerden daha üst bir konuma yerleştirebilirler. Ayrıca bürokratlar, kendilerinin sistemin asli unsurları durumunda bulunduklarını, siyasetçilerin ise geçici olduklarını düşünürler. Dolayısıyla siyasetçilerle bürokratlar arasında bir gerilim
olduğundan söz edilebilir.
Burada lider devreye girer. Weber, siyasi liderin bürokrasiyi denetleyecek ve kendini siyasetin üzerinde konumlandırmasını engelleyecek en önemli güç olduğunu ifade eder. Bu yaklaşım, Weber’in karizmatik otorite anlayışıyla birleştiğinde demokrasinin işleyişi için bürokrasiyi denetim altında tutacak ve halkla doğrudan ilişki kurabilecek bir lidere ihtiyaç duyulduğu görülür.

Liderin önemi, özellikle kriz dönemlerinde iyiden iyiye açığa çıkar. Olağan dönemlerde karar alma ve işleyiş süreçleri zaten bellidir. Bu süreçte, kurumlar ve yöneticiler kendileri için belirlenmiş sınırlar çerçevesinde hareket ederler. Hem yöneticiler hem de yönetilenler açısından öngörülebilir bir durum söz konusudur. Oysa olağanüstü dönemlerde ve kriz anlarında liderlik becerileri devreye girer. Lider, bu tür durumlarda krizden çıkılması için bir vizyon ve çözüm reçetesi ortaya koyar. Ama bundan daha önemlisi liderin bunun doğru yol olduğuna ve mutlaka uygulanması gerektiğine toplumu ikna etme gücüne sahip olmasıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karizmatik bir lider olduğu açıktır. Erdoğan’ın kesintisiz devam eden iktidarının parti kimliğinden daha çok kişisel karizması aracılığıyla gerçekleştiği çok kişi tarafından kabul edilir. Ancak Erdoğan’ın Weberyen anlamda karizmatik lider sayılmasını sağlayan asıl faktör, pek çok kriz anından başarıyla çıkabilmiş olmasıdır. İlk gençlik çağlarından itibaren siyasetin içinde yer alan Erdoğan siyasal parti organizasyonu içinde hemen her kademede “başkanlık” görevinde bulunmuştur.
Parti hiyerarşisi açısından bu süreç, 2001’de AK Parti’nin kurucu genel başkanı olmasıyla parti siyaseti açısından en üst noktaya çıkar. Devlet yönetiminde 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığıyla başlayan kariyeri, 2003’te başbakanlık makamıyla devam eder, 2014’te ise cumhurbaşkanı olmasıyla en üst düzeye ulaşır. Söz konusu makamlara gelmesi, demokratik zeminde gerçekleşen seçim sonuçlarıyla mümkün olur. Buna karşılık, Erdoğan’ın bu denli uzun süre iktidarda kalması, olağanüstü durumlar ve kriz anlarında gösterdiği liderlik becerisinden kaynaklanmıştır.
Bu konuda belli başlı örnekler olarak 2007’de yaşanan e-muhtıra hadisesi, 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açılması, 2013’te gerçekleşen Gezi Parkı Olayları ve akabinde ortaya çıkan 17-25 Aralık Yargı Darbesi girişimi gösterilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu süreçlerde kimi zaman partisinin diğer yöneticilerinin genel eğilimlerinin aksine davranışlar sergiledi.
Örneğin Gezi Parkı Olaylarında bunun masum bir çevreci eylem ya da bir hak arama mücadelesi değil, hükümeti gayrimeşru yollarla devirme girişimi olduğunu açıkça dile getirdi.
17-25 Aralık Yargı Darbesi girişiminde FETÖ kontrolünde hareket eden bir grup Emniyet ve Yargı mensubunun hükümete karşı hukuk dışı bir kalkışma gerçekleştirmeye çalıştıklarını ve buna teslim olmayacaklarını söyledi. Bu bağlamda krizi çözmek için bir karar alan ve bir irade ortaya koyan Erdoğan bunu önce kendi partisine ardından da tüm topluma kabul ettirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu süreçlerde inisiyatif aldı, soruna karşı kendi yaklaşımının en doğrusu olduğuna ve krizden bu şekilde çıkılabileceğine toplumu ikna etti. Elbette siyaset bir yönüyle ikna sanatıdır. Siyasetçiler, toplumu siyasi açıdan en doğru ve kamusal yarara uygun tercihin kendileri olduğu yönünde ikna edebilme becerisi oranında başarılı olurlar. Ancak asıl başarı performansının toplumu derinden etkileyen kriz anlarında ortaya çıkacağı açıktır. Zira krizler veya olağanüstü durumlar, insanlar kadar sistemlerin ve kurumların rutinlerini bozan, alışılmadık hadiselerdir. Dolayısıyla insanların çoğunluğu bu tür durumlarda ne yapacaklarını bilemeyebilir veya olağan dışı tepkiler verebilirler. Liderliğin rolü ve toplum üzerindeki gerçek etkisi bu noktada anlaşılır.
Gerçek bir lider, yaşanan süreç ne kadar alışılmışın dışında kalırsa kalsın toplumu yönlendirme becerisi gösterir. Böyle bir yönlendirme için öncelikle siyasetçinin kendi yol haritasını hızlı şekilde belirlemesi gerekir. Ancak hızlı davranma arayışı, tutarsızlıklara ve tereddütlere sebebiyet vermemelidir. Siyasetçinin öz güvenli tavrı, toplumu ikna edebilecek önemli araç durumunda olacaktır.
Erdoğan’ın kriz anlarında toplumu yönlendirme becerisinin oldukça yüksek olduğu, böylece krizin derinleşmesini ya da farklı boyutlar kazanmasını engellediği gerçektir. 15 Temmuz darbe girişimi, AK Parti’nin iktidarı döneminde yaşanan en büyük kriz olarak görülebilir. Bu hadise ile darbecilerin aslında en baştan itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karizmasının ve toplum üzerindeki etkisinin farkında oldukları anlaşıldı.
Bu bakımdan, Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’ın sesinin topluma ulaşmasının engellenmesinin darbecilerin ilk hedefi olduğu görüldü. Ancak Erdoğan’ın telefon bağlantısı aracılığıyla topluma sesini duyurması bir anda tüm dengeleri lehine çevirdi.
Bu noktada bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Takım elbiseli olarak her zamanki özgüvenli ses tonu ve soğukkanlı yaklaşımıyla topluma seslenen Erdoğan, zaten kendisine destek verenler dışında kalan kesimleri de etkiledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokrasiye sahip çıkma çağrısında bulunması ve darbeyle mücadele konusundaki tereddütsüz tavrı liderlik becerileriyle yakından ilişkilidir. Nitekim yine dakikalar içinde birtakım güvenlik endişeleri bulunmasına rağmen İstanbul Atatürk Havalimanı’na gidilmesi ve burada verilen görüntüler toplumu cesaretlendirmekle kalmadı, darbecilerin psikolojik çöküş yaşamalarını da sağladı.
Liderin en önemli özelliklerinden birinin kitlesel mobilizasyon olduğu açıktır. Karizmatik lider, özellikle olağanüstü durumlarda toplumu kendi gösterdiği istikamette mobilize etme becerisine sahip olmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın millete sokaklara inme çağrısı yapması kadar bu çağrının toplumdan karşılık bulması da önemlidir.
Aksi takdirde liderin karizmasının tükendiği, en azından eskisi kadar olmadığı gibi bir sonuca ulaşılacaktır. Ancak Erdoğan, hem inisiyatif ve siyaseten risk alarak toplumu sokaklara inmeye çağırdı hem de bunun demokrasiyi ve milli iradeyi korumak için yegane yol olduğuna insanları ikna etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısının yankı bulması bir sonraki başlıkta daha detaylı şekilde ele alacağımız gibi vesayetle mücadele olgusunu sürekli şekilde işlemesiyle de yakından bağlantılıdır.
Erdoğan, kendisinin de geçmişte farklı şekillerde mağduru olduğu vesayetle mücadele konusunda toplumda bir hassasiyet oluşturmaya çalışmıştı. Aynı durum, FETÖ açısından da geçerlidir. 15 Temmuz’dan en az birkaç yıl geriye gidildiğinde Erdoğan’ın devlet içine sızan ve antidemokratik yollarla iktidarı ele geçirmeye çalışan FETÖ konusunda toplumu uyardığı görülür. Gerçekten de Erdoğan, FETÖ’nün devlet içine sızan ve yabancı devletler tarafından desteklenen bir terör örgütü olduğunu çok uzun zaman dile getirdi.
15 Temmuz gecesi milyonlarca insanın önce ani bir refleksle ardından da Erdoğan’ın televizyondan duyulan çağrısıyla sokağa dökülmesinin ardında lidere duyulan güven vardı. Dolayısıyla Erdoğan’ın günümüzde çok az örneği kalan karizmatik liderliği, belki de darbeyi önleyen en önemli faktör oldu.
***
Yazar hakkında
HAMIT EMRAH BERIŞ
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1998’de mezun oldu. Siyaset bilimi alanında yüksek lisansını aynı üniversitede, doktorasını ise Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. 2010’da doçent, 2016’da profesör unvanlarını aldı. Önce Gazi Üniversitesi ardından Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
Bölümü’nde araştırma görevliliğinden profesörlüğe kadar farklı ünvanlarla çalıştı. Üniversitedeki görevinin yanında 2014-2018 arasında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında müsteşar yardımcısı; 2018-2023 arasında Polis Akademisi başkan yardımcısı ve İç Güvenlik Fakültesi dekanı olarak görev yaptı. 2023’te Yükseköğretim Denetleme Kurulu başkanlığına, 2024’te ise halihazırda yürüttüğü Çukurova Üniversitesi rektörlüğü görevine atandı. Yayımlanmış on dört kitabı ve çok sayıda makalesi vardır.
