Gündem

Uzmanların Gözünden Venezuela: Kriz Derinleşir mi?

UHA Haber / Venezuela’da iktidar ile muhalefet arasındaki siyasi kriz uluslararası boyutuyla gittikçe büyüyen bir sorun haline geliyor, ancak uzmanlar ekonomik yaptırımlar ya da askeri müdahale yerine sorunun diplomatik müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği görüşünde.

Mustafa Kemal ATATÜRKVenezuela’da Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro iktidarı ve kendini geçici cumhurbaşkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido öncülüğündeki muhalefet arasında yaşanan iktidar mücadelesi gittikçe çetrefilli hale geliyor.

Ülkede hem Maduro hem de Guaido taraftarları sokaklarda eylem yaparken uluslararası kamuoyu da konuyla ilgili ikiye bölünmüş durumda. Türkiye ABD’nin karşısındaki Rusya ve Çin safında Maduro’ya desteğini açıkladı. Washington yönetimiyseVenezuela’ya askeri operasyon da dahil her seçeneğin masada olduğunu dile getiriyor.

Venezuela krizini farklı boyutlarıyla Polis Akademisi öğretim üyesi Dr. Levent Yılmaz ve Selçuk Üniversitesi’nden Latin Amerika uzmanı Esra Akgemci, VOA Türkçe’ye yorumladı.

Her iki uzman da Venezuela’ya “siyasi meşruiyet” gerekçesiyle dış müdahale yapılmasını uluslararası hukuka aykırı buluyor ve ülkede iç savaşı başlatacak hamlelerden kaçınılması gerektiğini savunuyor.

Yılmaz, Maduro’nun seçilmiş cumhurbaşkanı olmasıyla meşru olduğunu belirtirken; Akgemci ise, Maduro’nun Ulusal Meclis’in yerini alacak şekilde Kurucu Meclis oluşturma girişiminde bulunmasıyla ülkede meşruiyet sorunu ortaya çıktığını söylüyor. Akgemci, yine de Maduro’nun eğer ülkesine yönelik ekonomik yaptırımlar yerine diplomatik adımlar atılırsa uzlaşma yoluna gideceği düşüncesinde.

Venezuela eksenindeki uluslararası tartışmaya bakıldığında; Yılmaz, Türkiye’nin uluslararası hukuktan yana bir pozisyon aldığını, Birleşmiş Milletler’in (BM) de Maduro’yu desteklemesi gerektiğini ifade ediyor. Akgemci ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylem düzeyinde Maduro’ya destek verdiğini ve bunun Erdoğan’ın kendisini darbe mağduru olarak konumlandırmasından kaynaklandığını kaydediyor.

Akademisyenler Levent Yılmaz ve Esra Akgemci, VOA Türkçe’nin Venezuela konusundaki sorularına şöyle yanıt verdiler:

Venezuela’da şu anda neler oluyor, nasıl bir iktidar mücadelesi yaşanıyor?

L. Yılmaz: ”Petrol zengini Venezuela’nın literatürde Hollanda Hastalığı adını verdiğimiz o tek ekonomik kaynağa bağlılığı nedeniyle ortaya çıkan olumsuz ekonomik tablo toplumsal hayatı da negatif etkilemeye başladı. Venezuela’da 3 milyonu aşan göç hareketine, hastanelerde sargı bezi kalmamasına, enflasyon oranının yüzde 1.3 milyonlarla ifade edilmesine yol açtı. Maduro döneminde son altı yıldır ekonomideki sürekli küçülme de toplumsal rahatsızlık meydana getirmişti. Ama buna rağmen Venezuela’da yine de seçimler yapıldı. Trump yönetimi seçimlere yüzde 46’lık bir katılım olmasını eleştiriyor. Ama bütün bunlara rağmen bir seçim yapılmıştı ve bunun neticesinde Maduro seçilmişti. Ardından seçimde şaibe olduğu iddiaları ve Guaido’nun kendisini geçici cumhurbaşkanı ilan etmesi ve ABD ile diğer bazı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tarafından tanınması söz konusu. Dolayısıyla ekonomi temelli başlayan toplumsal rahatsızlıklarla birlikte netice itibariyle siyasi krize dönüşmüş bir tabloylakarşı karşıyayız.”

E. Akgemci: ”Venezuela’daki kriz, Kurucu Meclis’in oluşturulmasıyla başladı. Maduro’nun meşruiyetinin sorgulanması ve muhalefet temsilcisi Ulusal Meclis Başkanı Guaido’nun bu yeni meclis yapısını tanımayarak kendisini başkan olarak ilan etmesi, bu Kurucu Meclis meselesinden kaynaklanıyor. Kurucu Meclis de aslında Maduro’nun fiilen yetkileri tek elde toplamasına dayanmıyor. Maduro anayasadaki yetkisini kullanarak yeni bir anayasa yapılması gerektiğini söyledi ve bunun için de Kurucu Meclis kurulmasını istediğini açıkladı. Venezuela’da Aralık 2015’teki parlamento seçimlerinin ardından Ulusal Meclis sağ muhalefetin eline geçmişti. Ulusal Meclis ile yüksek yargı arasında bazı milletvekillerinin yemininde usulsüzlük olduğu gerekçesiyle sıkıntı yaşanmıştı. Bunun üzerine Maduro, Kurucu Meclis’i gündeme getirdi ve aslında sağcıların elindeki meclisi feshetmeyi amaçladı. Çünkü muhalefet, Kurucu Meclis seçimlerini boykot etti ve öyle olunca da sadece Maduro yanlılarından oluşan bir Kurucu Meclis ortaya çıktı. Aslında Kurucu Meclis yeni bir anayasa yapmak amacında olmalıydı. Ama Maduro’nun öncülüğünde Kurucu Meclis, seçilmiş Ulusal Meclis’in önüne geçmeye çalıştı. İşte bu durum büyük bir krize yol açtı. Maduro’nun meşruiyetinin de sorgulanmasına neden oldu.”

Venezuela’daki meşruiyet tartışmasını uluslararası hukuk çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

L. Yılmaz: ‘‘Seçimlere katılım oranı tek başına bir anlam ifade etmiyor. Şimdi yüzde 46 eleştiriliyor ve bunun altında gerçekten haklı argümanlar olabilir. Ama mesela Trump’ın başkan seçildiği seçimlerde katılım oranı yüzde 50’ydi ve Clinton daha fazla oy almıştı. ABD’de bir boykot olmamasına rağmen katılım oranı yüzde 50’lerde kaldı. Yine ABD seçimlerine Rusya’nın müdahalesi olduğuna yönelik iddialar oldu. Soruşturma açıldı, Trump yönetiminden bazı isimler sorgulandı. Eğer Venezuela’daki seçimleri meşruiyet zeminine oturtmaya çalışırsanız o zaman en az Venezuela gibi sorunlu bir ABD Başkanlık seçiminden bahsediyoruz. Pek çok Avrupa ülkesinde de seçimlere katılma oranı oldukça düşük. Öte yandan Avrupa’da Fransa, İtalya ve İngiltere gibi örneklerde yönetsel anlamdaki sorunlar olduğu görülüyor. Venezuela’da Guaido’ya destek verilmesini yönetsel sorunlar üzerinden kurguladığınızda da AB ülkelerinde yönetim değişikliği için meşruiyet zemini olduğu söylenebilecektir. Maduro’nun meşrutiyetinin sorgulanması uluslararası hukuk zemine pek oturmuyor.”

E. Akgemci: ”Meşruiyet tartışmasına baktığımızda; seçilmiş de olsa Kurucu Meclis aslında yine seçilmiş olan Ulusal Meclis’in yerine geçmemeliydi. Kurucu Meclis, güya anayasa yapacaktı ama öyle olmadı. Bu durum antidemokratik ve Maduro’nun da eleştirilmesi gerekiyor. Öte yandan ABD’nin de eline koz verdi, zaten (Hugo) Chavez döneminden beri fırsat kollanıyordu. Maduro’nun hamlesi üzerine ABD’nin hemen yaptırımları geldi. Muhalefetten 35 yaşındaki Ulusal Meclis Başkanı’nın kendisini geçici başkan ilan etmesi de belli ki planlanmış bir şey. Çünkü bunun olacağı yazılıp çiziliyordu, açıkça basında yer alıyordu. Burada Maduro’nun meşruiyeti sorgu altında olabilir ama bu bir dış müdahaleyi, ABD’nin müdahalesini de meşru kılmamalı. Venezuela konusunda bir kutuplaşma ortamı oluştuğu için sol perspektif de Maduro’yu eleştirmeye çekiniyor çünkü ABD’nin müdahalesini haklı çıkarmış olacaklarını düşünüyorlar. Oysa uluslararası hukuk açısından Maduro’ya yönelik eleştiriler ABD’nin müdahalesini meşru, haklı çıkarmaz. Bunun yerine diplomatik girişimlerle Maduro’yu Ulusal Meclis’in varlığını tanımaya zorlayacak adımlar atılmalı. Böyle bir mekanizma meşru olurdu. Ancak Maduro’yu istifaya zorlamak için ekonomik yaptırım uygulanması Venezuela halkına bedel ödetiyor. Burada her iki tarafı da dikkate alacak bir perspektif izlenmeli. Meksika, Uruguay gibi ülkeler ise tarafsız girişim oluşturmak istediklerini duyurdu. Tarafsız diplomatik girişimler aslında çözüm için faydalı olabilir.”

Venezuela, Türkiye – ABD ilişkilerinde ve uluslararası boyutta bir başka krizi tetikler mi?

L. Yılmaz: ”Türkiye’nin pozisyonu, Maduro taraftarlığı ve ikili olumlu ilişkiler üzerinden kurgulanmış bir pozisyon değil. Çünkü Türkiye, her platformda uluslararası hukuk ekseninde bir uluslararası ilişkiler yönetiyor. Türkiye’nin Venezuela ile ilgili yaklaşımı da kişisel değil, uluslararası hukuka ve oradaki demokrasiye vurgu yapıyor. Elbette Venezuela içerisindeki sorunlar Venezuela halkını çok yakından ilgilendiriyor. Ama burada Türkiye’nin hareket noktası uluslararası hukuk üzerinden ve Amerikan karşıtlığı üzerinden değil. Dolayısıyla Türkiye’nin duruşuna Çin veya Rusya yanında diye bakılmamalı. Yeni bir küresel sıkıntı noktası Venezuela’yla başlar mı diye incelediğinizde aslında uluslararası hukuk üzerinden bir tartışma başlayacağını öngörebiliriz. Zira Venezuela konusunda bir ülkedeki içişlerine doğrudan müdahale edilmesi ve orada askeri darbeyi destekleyecek kadar ileriye gidilmesi uluslararası hukuk açısından tamamen sorunlu bir konu olarak karşımıza çıkıyor.”

E. Akgemci: ”Bence o kadar ileri gitmez. Türkiye’nin desteği Rusya ve Çin kadar güçlü bir destek değil. Ankara’nın desteği daha çok retorik görünüyor. Erdoğan iktidarı, Venezuela’daki durumu göstererek ekonomik durumdan dış güçleri sorumlu tutacak. Erdoğan, orada da ‘‘Burada bir darbe var’ diyebilmek için bunu böyle bir retorik olarak kullanıyor. Ama uluslararası platformda, Venezuela kaynaklı kriz derinleşirse Türkiye daha dikkatli davranacaktır. Bu konuda en azından ABD’yle ilişkisini riske atmayacaktır. Çünkü zaten ikili ilişkilerde sıkıntılar yaşanıyor. Erdoğan, darbe mağduru pozisyonunu güçlendirmek için içeride de dışarıda da antiemperyalist söylemi kullanıyor. Ama kriz derinleştiğinde Erdoğan’ın Venezuela’ya desteğinin sınırlarını da göreceğiz.”

Diktatörlük eğilimli bir yönetim eğer sandıkta değişmiyorsa halk bu durumu nasıl değiştirebilir?

L. Yılmaz: ”Halkın hak talep etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bunun için sesini duyurmak amacıyla sokak eylemleri de yapabilir. Ama geçtiğimiz süreçte sokak eylemleriyleson derece manipülatif durumlar oluşacağını dünyadaki pek çok örnekten biliyoruz. Mesela Arap Baharı olarak başlayan süreç tam da bir kış olarak karşımıza çıktı. Dolayısıyla sokaktan meşru bir hak talebi bazen amacına ulaşmadığı gibi hatta tam tersine yoksunlukları arttırıyor ve antidemokratik yönetimleri de iktidara getirebiliyor. Bu süreci meşru bir şekilde çözmek için bir anlaşma zemini oluşturmak gerekiyor. Ama askeri darbe yapılması, sokak hareketleri, ya da ekonomik yaptırımlar üzerinden sokak hareketlerinin arttırılması veya iç savaş yöntemleri en başta o ülkelerdeki halklara zarar veriyor. Elbette sorun sadece Maduro değil, Venuzuela’da son yıllardaki kötü yönetim politikalarına bağlı olumsuzluklar da var. Ama ekonomik sistemin halk üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı iç savaşı tetiklemek de meşru olmayacaktır.”

E. Akgemci: ”Diktatör demek için diktatörlük yetkilerine sahip mi diye bakmalıyız. Venezuela’da fiilen yürütme, yasama ve yargı yetkilerini tümüyle elinde toplamış bir diktatör yok karşımızda. Ama seçimle iş başına gelmesine rağmen anayasal çerçeve içerisinde olsa da otoriterleşme eğilimi olan bir lider, yani Maduro var. Bunu da aslında iktidarını korumak için yapıyor. Petrol fiyatlarında hızlı düşüş, Venezuela’daki Bolivarcı devrim sürecinin bazı çelişkilerini iyice keskinleştirdi. Bunun karşısında Maduro çaresiz kaldı ve Kurucu Meclis oluşturmak gibi hamleler de çaresizlikle yapılan hamleler. Eğer tarafsızlık ilkesiyle diyalog süreci başlatılabilirse ve ABD’nin en azından petrol ambargosunu geri çekeceğine dair bazı adımlar sağlanabilirse Maduro’nun uzlaşmaya yanaşacağını düşünüyorum. Zaten yeniden seçimlere gideceğini de söyledi. Maduro uzlaşmayı tercih edecektir.”

Yıldız YAZICIOĞLU ile ilgili görsel sonucu

HABER : Yıldız YAZICIOĞLU

ANKARA, VOA, UHA HABER

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir