Enerji

Türkiye, Alman şirketlerinden daha fazla ortaklık kurmalarını bekliyor -II-

Türk şirketlerle ortaklık kurarak piyasaya katılan yabancı şirketlerin piyasaya daha fazla güven duyduğu görülmektedir.
Türkiye yenilenebilir enerji piyasasındaki önemli Alman firmalarından biri olan EnBW Enerji ve Borusan ortaklığı Türkiye’deki rüzgar enerji santrali olan yaklaşık 90 MW’lık Bandırma RES ile pazara giriş yapmıştır.
Bütün projelerini yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yapan Borusan EnBW yaklaşık 450 MW’lık kurulu gücü ile Türkiye yenilenebilir enerji piyasasında önemli bir konuma sahiptir.
2009’da Gebze’de kurulan ve 2011’de dünyadaki 14. AR-GE merkezini Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde açan Siemens enerji iletim otomasyon sistemleri, enerji üretim yönetimi sistemleri, endüstriyel otomasyon panelleri ve bina otomasyon sistemleri alanlarında faaliyet göstermektedir.
Aynı zamanda Ağustos 2017’de gerçekleştirilen 1.000 MW’lık YEKA RES-1 ihalesini kazanan Siemens-Türkerler-Kalyon Enerji ortak girişim grubu (OGG) sektörde uzman birçok uluslararası firmanın arasından teklif edilen en düşük fiyat olan 3,48 cent/kWh ile galip çıkmıştır. İhale şartları gereğince ihaleyi kazanan OGG 1 milyar doların üzerinde yatırım yapmak zorundadır.
Bilindiği gibi ihaleyi kazanan konsorsiyum yüzde 65’lik yerlilik şartı ile birlikte 100 milyon doların üzerinde yatırım maliyeti olan bir rüzgar türbin fabrikası kurmakla yükümlüdür.
,
Böylece Türkiye yalnızca ekipman ithalatından kurtulmakla kalmayacak aynı zamanda ilgili teknolojinin üretilmesi ve geliştirilmesi noktasında kalıcı bir adım atacaktır. Ayrıca Siemens’in Türkiye’deki enerji altyapısının inşasında yüzde 30’luk bir paya sahip olduğu da bilinmektedir.
YEKA ihalesini Siemens’in kazanması politik açıdan da ayrı bir öneme sahiptir. “Türkiye yüzünü Doğu’ya döndü, artık Batı ile ilgilenmiyor” şeklindeki eleştirilere cevap niteliğinde olan ihale sonucu iki ülkenin siyaseten gerilim dönemlerin de dahi ekonomik ve ticari ilişkilerini bu denli büyük çaplı projelerle devam ettirebildiğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu ayrıca yabancı yatırımcıların Türkiye ekonomisi ve enerji piyasasına duyduğu güveni de bir kez daha kanıtlamıştır.
Bu bahsi geçen büyük ölçekli firmaların yanı sıra yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren ve Türk firmaları ile ortak enerji santrali kurulumu gerçekleştiren başka Alman enerji firmaları bulunduğu da bilinmektedir.
Bunlardan bazıları güneş enerjisi alanında faaliyet yürüten Juwi Entegro, IBC-Solar, Intec Energy Solutions ve Solar Fabrik’tir.
Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında önümüzdeki on yılda 10’ar bin MW’lık güneş ve rüzgar enerji santralleri, enerji verimliliği alanında ise 2023’e kadar 11 milyar dolardan daha büyük bir yatırım ihtiyacı bulunduğunu belirten Enerji Bakanlığı bu alanlarda son derece iyi konumda bulunan Alman şirketlerinden Türkiye’ye daha fazla yatırım yapmalarını ve stratejik ortaklıklar kurmalarını beklemektedir.
YEKA ihalelerine benzer şekilde yerlilik şartlarının bulunduğu bir yöntem izlenmesi hem Türkiye’ye doğrudan
yatırımın gelmesini sağlayacak hem de teknoloji transferinin hızlıca ülkenin piyasasına girmesine yardımcı olacaktır.
Diriliş Ertuğrul ile ilgili görsel sonucuE.ON, EWE, Siemens, Enercon, Nordex, RWE, Steag ve EnBW gibi Alman enerji firmalarına bakıldığında bu firmaların Türkiye enerji piyasasında önemli birer piyasa oyuncusu oldukları anlaşılmaktadır
Alman firmalarının enerji alanında daha fazla teknoloji gerektiren alanlarda iş yaptıkları, böylece Türkiye’ye yeni teknolojilerin transferi konusunda önemli katkı sundukları görülmektedir.
Türkiye’nin enerji piyasasına güvenen bu firmaların uzun soluklu yatırımlar gerçekleştirdikleri ve yıllar öncesine dayanan enerji alanındaki ortaklıkların hem Türkiye hem de Almanya açısından önemli kazanımlar sağladığı bilinmektedir.
Bu ortak çalışma kültürünün Afrika ve Asya ülkelerinde Türk-Alman ortaklığı adına kendine yer bulması için firmalar tarafından atılacak adımların önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Özellikle Türk-Alman ortaklıklarının yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji altyapı inşası yatırımlarında stratejik iş birliği yapmaları hem yeni pazarlara girilmesi hem de pazar paylarının kısa sürede artması açısından değerlidir.
Türkiye ve Almanya’nın enerji alanındaki benzerliklerine baktığımızda birçok ortak nokta taşıdıkları görülmektedir. İki ülkede de yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu gücünün toplamdaki oranının yüzde 30’u geçtiği görülmektedir.
Bununla birlikte rüzgar ve güneş gibi modern yenilenebilir denilen kaynaklarda Almanya’nın büyük ilerleme kaydettiği, Türkiye’nin ise coğrafi özelliklerden dolayı hidroelektrik santrallerinin elektrik üretiminde önemli olduğu gözlenmektedir.
Her iki ülkede de rüzgarın payının güneşten fazla olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca iki ülkenin de fosil yakıtları açısından dışa bağımlılık derecelerinin oldukça fazla bulunduğu bilinen bir gerçektir.
Bununla birlikte linyit tüketimi hem Almanya hem de Türkiye’de toplam tüketim içinde önemli bir yere sahiptir. Doğal gazın ise önemli bir enerji kaynağı olması ve hem Türkiye’nin hem de Almanya’nın en büyük doğal gaz tedarikçisinin Rusya olması iki ülkenin enerji piyasalarındaki önemli benzerliklerden biridir.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye ile Almanya arasında bulunan siyasi sorunların iki ülke arasındaki ekonomi ve enerji alanlarına büyük oranda olumsuz yansımadığı fark edilmektedir. Bunun nedeni olarak bu alanlarda ön yargılardan uzak rasyonel yaklaşımların hakim olduğu düşüncesine varılmaktadır.
Sonuç itibarıyla her iki ülkenin de dünya çapında önemli kabiliyet ve başarılarının olmasından dolayı iş birliklerinin artırılması sonucunda kazan-kazan prensibinin ön plana çıkacağı görülmektedir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Türkiye’nin bulunduğu konum itibarıyla Birlik’in enerji güvenliğinde ön plana çıkarak bir “enerji hub”ına dönüşebilecek potansiyeli taşıması Almanya başta olmak üzere diğer AB üyeleri için de önemlidir.
AB ile enerji alanında yapılacak iş birlikleri hem ııgörülmektedir. Zira yakın coğrafyasındaki enerji kaynaklarının dünyanın en büyük pazarlarından biri olan AB’ye iletilmesi ve tedarikçi çeşitliliğinin sağlanarak enerji güvenliğinin artırılması noktasında Türkiye’ye önemli bir rol düşmektedir.
Bu durum AB’nin en büyük ekonomik gücü olan Almanya’yı da dolaylı olarak etkilemektedir. Çünkü AB’nin enerji arzının ve ekonomisinin güvenliği beraberinde Almanya’nın da güçlü olmasına imkan vermektedir.
Bu nedenle Türkiye’nin AB enerji güvenliğine yaptığı ve yapacağı her katkı diğer bütün Birlik
üyelerine olduğu kadar Almanya’ya da olumlu yansıma potansiyeline sahiptir.
Enerji alanında köklü bir geçmişe sahip olan Türkiye-Almanya ilişkilerinin özel sektör aracılığıyla belli bir noktaya geldiği anlaşılmaktadır.
Elimi BırakmaAlmanya’nın en büyük enerji firmaları Türkiye piyasasına önemli yatırımlar yapmışlardır. Bu yatırımların elektriğin üretiminden müşteriye iletilmesi, altyapısı, doğal gaz tedariki ve özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretilmesine kadar birçok alana yayıldığı görülmektedir.
Türkiye’nin yenilenebilir kaynak potansiyelinin etkin kullanılması açısından enerji üretim teknolojisinin daha fazla geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu noktada Alman firmalarından enerji alanında “know-how” transferi yapabilecek Türk firmaları Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinin artmasında önemli birer piyasa oyuncusu olabilecektir.
Almanya ve Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında uygulanan devlet garantili teşviklerin belirli bir noktaya ulaştıktan sonra beraberinde bazı problemleri getirdiği anlaşılmaktadır.
Almanya’da uygulanan teşvik mekanizması yerli piyasa paydaşları açısından soruna neden olmuş, yerli teknolojinin yerini büyük ölçüde yabancı üreticinin alması ile sonuçlanmıştır.
Bu sebeple Türkiye’de teknoloji üretimine dönük teşviklerin verilmesi hem teknoloji transferinin yapılması hem de yenilenebilir üretim kapasitesinin ülke sınırları içinde artması açısından son derece önemlidir. Bu
Bu noktada Alman enerji piyasasında olduğu gibi sadece kurulu gücün içerisindeki yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmaya odaklanmak yerine elektrik üretmede kullanılan bu ekipmanların da belli oranlarda yerli üretim olması şartını koşan teşvik sisteminin Türk üreticilerin önünü açacağı ve aynı zamanda istihdama da katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye açısından yenilenebilir kapasite artışından ziyade bu artırımı sağlayan teknolojiye odaklanılması son derece yerinde bir stratejidir.
Yenilenebilir enerji alanında önemli yatırımlar yapan Alman firmaları Türkiye’de ortaklık yaparak üretim tesisleri kurabilir. Böylece YEKA-RES 1 rüzgar ihalesini kazanan Türk-Alman ortak girişimi gibi güneş ekipman üretimi gerçekleştiren firmalar da bu şekilde Türkiye’de üretim yapabilirler.

*Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğal gaz rezervlerinin hem rezerv sahibi ülkeler hem AB hem de Türkiye açısından önemli olduğu bilinmektedir. Kaynakların en büyük taliplerinden biri olan AB’ye doğal gazın Türkiye üzerinden taşınması bütün taraflara sağlanacak faydanın artması anlamına gelmektedir.

Enerji kaynaklarının çatışma konusu olmaktan kurtarılarak birleştirici rolünün ön plana çıkarılması adına strateji geliştirmesi anlaşmazlıkların azaltılıp sağlıklı ilişkilerin kurulması için son derece önemlidir.
Bu durum da Türkiye ile AB arasında daha fazla ekonomik büyüme ve farklı alanlarda iş birliğinin artmasını beraberinde getirecektir.

*Alman firmalarının Türk ortaklıklar olmadan Türkiye enerji piyasalarına girmelerinin bazı olumsuzlukları beraberinde getirdiğine rastlanmıştır. Piyasadaki değişime ayak uydurmada zorlanan firmalar bunun sonucunda piyasadan çekilme kararı alabilmektedir.

Türk ortaklığı bulunan firmaların ise piyasaya daha fazla güven duyarak hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Her ülkenin piyasa koşullarının farklı olabileceği ve ülkelerde yaşanan gelişmelerin yerli firmalar aracılığıyla daha
iyi analiz edilebileceği düşünülmektedir.
Bu sebeple Alman firmaları dahil Türkiye enerji piyasasına katılmaya hazırlanan yabancı firmalara Türk şirketlerle ortaklıklar kurmaları tavsiye edilebilir.
*Türkiye enerji piyasasının yatırımcılar açısından bazı zorluklar barındırdığı da görülmektedir. Türkiye’deki piyasaların kendine özgü durumlarından dolayı getirilen mevzuat değişiklikleri uluslararası yatırımların azalmasında belki de en önemli neden olarak gösterilmektedir.
Türkiye’ye yatırım kararı alan firmaların daha sonra mevzuatın değişmesi nedeniyle finansal olarak zor durumda kalabildiği belirtilmiştir.
Özellikle Türkiye ile önemli ticaret ilişkileri bulunan Almanya’nın Türkiye’ye yatırımlarının istenilen düzeye ulaşamamasında en büyük etkenlerden birinin değişen mevzuat hükümlerinin
olduğu görülmektedir.
Mevzuatların daha kalıcı hale getirilmesinin yalnızca Alman yatırımlarına değil dünyanın birçok yerinden yatırımcıların Türkiye’ye daha fazla gelmesine yardımcı olacağı öngörülmektedir.
*Son olarak Türk-Alman firmalarının uzun süre birlikte çalıştıkları göz önünde tutulursa ortak çalışma kültürü ve birlikte iş yapma yeteneklerinin arttığı düşünülmektedir.
Özellikle altyapı çalışmalarında dünyada büyük başarılara imza atan Türk firmalarıyla enerji alanında uluslararası alanda yatırım yapmak isteyen Alman firmalarının üçüncü ülkelerde –özellikle Asya ve Türkiye’nin görece olarak daha aktif olduğu Afrika pazarlarında– birlikte iş yapmaları hem pazara hızlı bir şekilde girmelerini hem de pazar paylarının hızla artmasını beraberinde getirecektir.
***
YAZARLAR HAKKINDA
Yunus Furuncu ile ilgili görsel sonucu
Yunus Furuncu
Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde lisansını tamamlayan Yunus Furuncu aynı üniversitede “Türkiye’de Bankacılık ve İstanbul’da Bankaların Dağılımı” başlıklı tezi ile 2009’da yüksek lisans eğitimini bitirdi. 2012-2016 arasında Düzce Üniversitesi’nde “Türkiye’nin Enerji Bağımlılığı” ile ilgili yazdığı doktora tezi ile doktorasını yapmıştır. SETA Enerji Direktörlüğü’nde araştırmacı olan Furuncu, Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
***
Büşra Zeynep Özdemir ile ilgili görsel sonucu
Büşra Zeynep Özdemir
2013’te İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlayan Büşra Zeynep Özdemir 2016’da aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Sürdürülebilir Enerji alanında yüksek lisans derecesini “European Energy Union: A Further Step Ahead or Reorganization?” isimli tez çalışması ile almıştır. Doktora eğitimine Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler programında
devam eden Özdemir Ocak 2017’den bu yana SETA’da araştırma asistanı olarak çalışmaktadır.

 

 

Bu haberi paylaşınız!

 

 

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir