Gündem

Tahran Zirvesi Sonrası Ankara-Tahran Hattında Nasıl Bir Gelecek?

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof.Dr. Mehmet Seyfettin EROL,28 Aralık 2017’den bu yana İran’ın üst üste operasyon yediğini, daha öncesi itibarıyla yaşanan DEAŞ’ın Tahran’daki stratejik noktalara beklenmedik saldırılarının, Katar-Suudi Arabistan ve 25 Eylül Referandum krizleri ve son olarak Irak’ta gerçekleştirilen seçimlerde sandıktan çıkan sonucunu, bu sürecin birer parçası olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Prof.Dr. Mehmet Seyfettin EROL ile ilgili görsel sonucu

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof.Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, “Nitekim bu gelişmeler Tahran’ı öylesine endişelendirmişti ki, önce İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, sonrasında ise Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri soluğu Türkiye’de almıştı. Aynı şekilde, 28 Aralık olayları karşısında Türkiye’nin dostça tutumu karşısında İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed İbrahim Taherian Fard da ülkesi adına duyulan şükranları basına açıklamıştı. Benzer bir açıklama, ABD’nin İran yaptırımlarına Türkiye’den en üst seviyede yapılan karşı çıkışlar ve her ne pahasına olursa olsun dostluğa devam noktasında verilen mesajlar dolayısıyla İran’ın tepe noktalarından da gelmişti” dedi.

“Nitekim Ankara’nın Washington’a verdiği olumsuz cevap sonrası Trump yönetiminin dolar silahını devreye sokması ve ekonomi üzerinden Türkiye’deki siyasi iradeyi hedef alması üzerine İran, Türkiye’nin kendisi için neleri göze aldığının farkında olduğu mesajını Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi üzerinden vermişti” diyen Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, ABD’nin Türkiye aleyhinde izlediği politikaları eleştirerek, Türkiye için her türlü desteğe hazır olduklarını, iki ülkenin iyi birer dost olabileceğini belirten Kasımi’nin, “Türkiye ve Türk halkı, dışarıdan kontrol edilen baskılar karşısında başarılı olabilir. Milletlerin iradesi, zorbalık ve tehditlerle değiştirilemez.”  ifadelerini kullandığını hatırlattı.

“Söylem” – “Eylem” Tutarsızlığı…

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, yukarıda ortaya konulan tutum-söylemlerin, İran’ın gerçek niyetleri ve dostluk anlayışı bağlamında Tahran’da test edildiğini, ortaya ” Türkiye ve İran arasında güçlü bir işbirliği/ittifak için daha çok zamana ihtiyaç var. İran’ın bir takım “jeopolitik hırsları”, iki ülke arasında sağlam bir zeminin inşasının önünde ne yazık ki halen bir engel olmaya devam ediyor. Aradaki “güvensizlik duvarı” biraz daha büyümüş durumda…” tablonun çıktığını ifade etti.

“Zira Tahran’ın Suriye-İdlib noktasındaki gereksiz ısrarları, bu kapsamda kullanmaya çalıştığı yöntem ve araçları bir iyi niyet göstergesi olarak değerlendirmek mümkün değil. Özellikle bu noktada Rusya ile birlikte ortaya koyduğu, TV ekranlarına da yansıyan “olağanüstü performans”, oldukça dikkat çekici” olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol,  Türkiye’nin taleplerine karşı duyarsız tutumun, her ne kadar 12 maddelik bir bildirge imzalanmış olsa da (bu noktada müzakere sürecinin bir kısmının Türk ve Rus heyetlerinin haberi olmaksızın İran tarafından canlı yayınla servis edilmesini de göz önünde bulundurmak gerekiyor elbette), şu okumaya yol açmış durumda olduğunu kaydetti.

1- Türkiye’nin itibarını bitirmek;

2- Türkiye’yi muhalifler nezdinde zor duruma düşürmek, hatta onlar açısından bir hedef haline getirmek;

3- Bir göç dalgasıyla Türkiye ekonomisini ve dolayısıyla da Ankara’daki siyasi iradeyi zor durumda bırakmak;

4- Türkiye-Rusya arasını açmak;

5- Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de “Türkiyesiz bir kazan-kazan politikası” izlemek;

6- Bu bağlamda gerekirse ABD ile Rusya üzerinden bir “işbirliği” geliştirmek, Suriye’de nüfuz paylaşımına gitmek. Böylece kendisi üzerindeki ABD baskılarını, olası bir operasyonu Afganistan-Irak işbirliği örneklerinde de görüldüğü üzere, bir kazanıma çevirmek. (İran eski cumhurbaşkanlarından Ahmedinejad’ın “Afganistan ve Irak’ta ABD’ye yardım ettik açıklaması” halen hafızalarda, en azından başta Google olmak üzere, internet arama motorlarında yer alıyor.);

7- “Kasr-ı Şirin Statükosu”nu bitirmek.

Cevap Bekleyen Sorular…

İran, en azından şu sorulara cevap verme durumuyla karşı karşıyadır:

1- Suriye’nin bir takım toprakları halen IŞİD/DEAŞ kontrolünde iken, Fırat’ın doğusunda Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve bu bağlamda Suriye, Türkiye ve kendisini tehdit eden bir terör yapılanması ve ona destek veren bölge dışı bir güç (ABD) söz konusu iken, neden önce İdlib diyor ve bu noktada ısrar ediyor?

2- Hedef; İran’ın “Batıya Doğru Politikası”nda Akdeniz’e açılmak ve bu çerçevede Türkiye’nin bölgedeki varlığına son vermek mi?

3- Eğer öyle değil ise, niçin Türkiye’nin Suriye’deki nüfuz bölgelerini birer kriz alanına çevirmek istiyor; üstelik bu nüfuz bölgeleri Astana sürecinde varılan mutabakatlar neticesinde oluşturulmuş iken?

4- İran’ın gerçek hedefi “Büyük İsrail Projesi” ise, o zaman neden Suriye’nin güneyinden çekilmeyi kabul ediyor?

5- Suriye’nin güneyinden çekilmek suretiyle, Rusya üzerinden de olsa, dolaylı olarak ABD-İsrail ikilisinin taleplerine olumlu cevap vermiş olmuyor mu?

6- Bu noktada İran’ın Suriye-Ortadoğu politikası Rusya’dan ne kadar bağımsız?

7- Türkiye’nin muhaliflerle görüşme ve İdlib’i silahsızlandırma noktasında zaman kazanmaya yönelik olarak talep ettiği bir ateşkese niçin ısrarla karşı çıkıyor ya da Rusya’ya bu konuda Türkiye ile birlikte baskı yapmıyor?

8- İran, Petro’nun vasiyetine uygun pozisyonunu korumaya devam mı etmek istiyor?

9- O zaman gerçek anlamda bir Türkiye-İran dostluğu nasıl oluşturulacak?

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, bu suallerın daha da çoğaltılabileceğini, fakat bunlara verilecek cevapların bile, İran’ın Türkiye’ye yönelik yaklaşımını ve Tahran Zirvesi’nde izahat bekleyen “o tutumunu” anlamamıza az da olsa kaktı sağlayacağını ve daha da önemlisinin, İdlib sonrasına yönelik olarak “nasıl bir Suriye”, “kimin Suriyesi” sorularına ve bu bağlamda oluşan kafa karışıklıklarına da önemli ölçüde cevap vereceğini kaydetti.

HABER : Ataner YÜCE

KAYNAK : Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), TÜHA HABER

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir