Ropörtajlar

Suriye Operasyonu Ankara-Paris Hattını Neden Gerdi?

UHA HABER / Fransa ve Türkiye zaman zaman gergin anlar yaşadı. Ancak son zamanlarda iki ülke arasındaki ilişkiler, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’yu da içine kattığı bir kavgaya dönüştü. Kavganın nedeni ise Türkiye’nin Suriye’deki dengeleri değiştiren askeri harekatıyla cihatçıları geri gönderme tavrı. Ancak, Suriye krizi 2011’den bu yana sürerken ve cihatçı terör saldırıları bile yaşanırken kopmayan iki ülke ilişkisi neden bu noktaya geldi? Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem de Fransa Cumhurbaşkanı Macron, neden karşılıklı gergin açıklamalar yapıyor? Macron neden dış politikada Türkiye’yi hedef seçti? Fransız uzmanların buna yanıtı: “Her iki lider de iç politikaya oynuyor. Karşılıklı bir ayna oyunu söz konusu.”

Türkiye’nin sınırın ötesinde güvenli bölge açmak amacıyla yürüttüğü operasyonun ardından Fransa, Kürtler’in elinde bulunan cihatçıların kaçarak yeniden Fransa’ya dönük saldırıya geçmesinden endişe duyduklarını açıkladı. Ancak Fransa Genelkurmay Başkanı operasyondan haftalar sonra, Kürtler’in serbest bıraktığı tek bir savaşçı cihatçının dahi olmadığını açıkladı. O zaman Fransa neden böyle bir korku duydu? Ülkenin en önemli Le Figaro Orta Doğu uzmanlarından gazeteci-yazar Georges Malbrunot, mevcut durumu VOA Türkçe’ye anlattı:

“Halen 90-100 kadar Fransız cihatçı Suriye’de Kürtler’in elinde tutuklu bulunuyor. Geri kalanı Irak ve Suriye rejiminin elinde. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan kaosun ardından, büyük bir cihatçı kaçışı olmadı. Ama Ayn-İssa kampından bazı cihatçıların eş ve çocukları kaçtı.”

Amerika’nın çekilmesi döneminde Fransa’nın büyük korku yaşadığı ancak bugün cihatçı savaşçılar sorununun düzenlendiğini belirten Malbrunot, “Ama Fransız cihatçılar konusuna, kaos yerleşmeden önce, hızla bir çözüm bulmak lazım. Çünkü Amerikalılar ve Ruslar geri gelse de, tutsakları ve petrol alanlarını korumak gerekir. Kürtler’le Şam yönetiminin er ya da geç bu konuda uzlaşma ihtimali henüz bitmiş değil. Cihatçıların Şam yönetiminin eline geçmesi de Fransa için problem yaratır. Şam rejimi için Fransız ve yabancı cihatçıları elinde bulundurmak, Esat’ın elini güçlendirecek. Esat’ın yeniden tanınması için baskı unsuru haline gelecek. Fransa, Esat ile tartışmayı şu ana kadar reddediyordu ve Paris bunun için bir fatura ödemek zorunda kalacak. Bu fatura, Fransa’nın Şam’a büyükelçilik açması, diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması gibi bir takım talepler olabilir. Suriye rejimi, cihatçıları ele geçirip, bu konuyu kullanmadan önce Fransa, bir çözüm bulmak zorunda” dedi.

Malbrunot, bütün bu korkuların Türk-Fransız ilişkilerini “çok kötü bir noktaya” taşıdığını belirtiyor ve ekliyor: “İki ülke arasında politik temas kalmadı. Anladığım kadarıyla Londra’da NATO buluşması çerçevesinde bir 4’lü görüşme olacak. Ancak Macron, bu problemi görüşmek için Erdoğan ile asgari diyaloğa girmeli. Uzun süre oldu, iki lider görüşmedi.”

Operasyonun Avrupa’dan bakıldığında nasıl görüldüğü ve bunun Türkiye’ye uzun vadede zarar verip vermeyeceği sorumuza ise, “Şu anda Türkiye, Avrupa’ya karşı bir baskı uygulama pozisyonunda. Cihatçılar, göçmenler ellerinde ve bunu bir tehdit unsuru olarak kullanıyor. Ama bu durum daha fazla sürdürülemez, Paris ve Ankara’nın minimum diyaloğa geçmesi gerekiyor” yanıtını verdi.

VOA Türkçe’ye iki ülke arasındaki son durumu değerlendiren Fransa Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü IRIS Başkan yardımcısı ve Türkiye uzmanı Didier Billion, iki ülke ilişkilerinin bu duruma gelmesinde her iki liderin de sorumlu olduğunu belirtiyor:

” Macron ya da Erdoğan, birisi diğerinden daha doğru davranmıyor. Ortak proje ve diyalog yok. Her ikisi de iç ve dış politikalarını istedikleri gibi yönlendirmek için, karşılıklı demagojik açıklamalar yapıyor ve problemlerini çözmek için iki ülke ilişkisini kullanıyor. Gerçekte, ortada yeni bir gelişme yok. Türkiye’nin Suriye’deki operasyonu yeni bir unsur ama Fransa, bu dosyada daha dikkatli davranmalı. Sanırım Suriye politikamıza baktığımızda kimseye ders verme gibi bir pozisyonda değiliz. Macron, uluslararası dosyalarda var olmak için Türkiye’ye ve NATO’ya vuruyor. Bütün bunlar iyi yönetilmiyor. Fransız iç ve dış politikası kötü yönetilmeye başladı. İzlemekte güçlük çekiyoruz.”

“Türkiye paratoner gibi kullanılıyor”

VOA Türkçe: Fransa’da askeri operasyondan sonra Türkiye’ye dönük nefret söylemine varan açıklamalar oldu? Neden bu kadar tırmandı bu söylem?

Didier Billions: Bugün Türkiye “paratoner” gibi, bütün şimşekleri üzerinde topluyor. Burada, Erdoğan’ın, Suriye operasyonunun ardından tümüyle diplomatik alanda izole olduğunu söylüyorlar. Bunu söyleyenler gerçekten doğruyu söylemiyor. Benim Erdoğan ve hükümeti ile hiçbir ortak noktam yok. Askeri operasyonu da doğru bulmadım. Ama operasyonun Türkiye’yi izole ettiği analizinde bulunmak hatalı. Erdoğan Ankara’da Pence ile görüştü, Putin ve Trump ile görüştü. İzole olan bir lider için oldukça fazla görüşme yapıyor. Türkiye izole olan bir ülke değil. Mantıklı kalmamız ve askeri operasyonu kınasak, kabul etmesek bile, doğru analizlerde bulunmamız lazım. Bugün bazı grupların farklı nedenlerle, Türkiye’yi paratoner olarak kullandıklarını düşünüyorum. Örneğin, Erdoğan hakkında söylenen diktatör sözleri de ölçüsüz. Evet otoriter bir lider. Ama bir diktatör rejimde, bütün büyük illerin muhalefet tarafından alınması olanaklı mı? Kelimeler kullanılırken, dikkatli olmazsak o kavramların içini de boşaltırız.

VOA Türkçe: Türkiye uzun vadede bu operasyonu pahalı mı öder, yoksa doğru bir adım mı attı?

Didier Billion: Bu sorunun yanıtını Türkiye’nin Suriye’de ne kadar kalacağı verecek. Birkaç hafta mı kalacak, birkaç yıl mı? Yanıtını bilmiyorum, ama uzun kalacağını zannetmiyorum. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde askeri ve sivil ekonomik yatırımlarını endişe verici bulduğumu itiraf edeyim. Eğer uzun süre kalırsa, bu büyük bir hata olacak. Herkes Kıbrıs örneğini veriyor, Türkler’in Kıbrıs’ta kaldığı gibi kalacağını söylüyor. Ama Suriye farklı topraklar, orada kalmak çok büyük bir hata olur. Ama kısa sürede buradan ayrılırsa, Erdoğan ve Türkiye’nin başarı hanesine yazar.

Erdoğan’ın en büyük hatası, operasyon değil, Türkiye’de uyguladığı Kürt politikası. HDP’li belediyelere yapılanlar, HDP’li temsilcilerin hapiste olması daha ağır politikalar.

“Erdoğan ve Macron ayna oyunu oynuyor”

VOA Türkçe: Fransız Genel Kurmay Başkanı hiçbir Fransız cihatçı savaşçının Kürt güçleri tarafından bırakılmadığını söyledi. O zaman Türkiye’nin cihatçıları salacağı kampanyası neden bu kadar sert geçiyor?

Didier Billion: Cihatçılar dosyası da diğer konularla hesaplaşmak için kulanılıyor. Macron’un NATO konusundaki sözleri, Türkiye’ye yönelik sözleri çok sert. Ben NATO’nun tümüyle ortadan kalkmasını savunuyorum. Keşke tümüyle yok olsa. Ama Macron, Avrupa alanında kendisini empoze etmek için bunu yapıyor. Avrupa savunmasını istiyor. Macron’un problemi, bunu tek başına yapıyor. Haklı bile olsa, Almanya, İngiltere, Doğu Avrupa ülkeleri, buna katılmıyor. Böyle bir açıklama yapmasına şaşırdım. Çünkü pek çok defosu olsa da, zeki bir politikacı olduğunu düşünüyorum. Avrupa’da var olmak için bu yöntemi seçti ve son derece kötü bir üslupla bunu yapması beni şaşırttı. Bugün neyi göstermek istiyor? NATO’nun Avrupa savunması için etkisiz olduğunu söylüyor ve bunun için Türkiye’yi örnek gösteriyor. Bu gerçekten kötü bir yöntem. Erdoğan ile işler karmaşık olsa da, Türkiye’yi Erdoğan’a indirgemek de doğru değil. Türkiye, stratejik olarak vazgeçilmez bir ortak.

VOA Türkçe: Cihatçıların geri verilmesi ile ilgli gerginlik hakkındaki görüşleriniz nedir?

Didier Billion: Cihatçılar konusu bilerek sahte haberlerle yönlendiriliyor. Dört kadın ve yedi çocuk gönderilecekmiş. Biz herşeyi bilmiyoruz ama Türkiye cihatçıları vermek istiyorsa verir, bu gayri meşru değil. Diğer taraftan bu konunun Türkiye tarafından gündeme getirilmesindeki üslup da çılgın. Bu gerçekten bir ayna oyunu. Sarkozy ve Erdoğan bir dönem aynı oyunu oynadılar, farklı dosyalar üzerinde olsa da… Şimdi aynı oyun yeniden başladı.

SÖYLEŞİ : Arzu ÇAKIR

[UHA Haber Ajansı, 20 Kasım 2019]

Pelin Çift İle Gündem Ötesi

‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi’ her Cuma saat: 00.15’te TRT 1 Ekranlarında..

Veysel KAVRAYAN
Veysel KAVRAYAN
Veysel Kavrayan, (Eğitimci-Yazar-Gazeteci), Kocaeli’nde doğdu. İktisat Bölümü ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde lisans eğitimini başarıyla tamamladı. Pedagojik Formasyon Eğitimi alarak kısa bir süre eğitim alanında çalıştı. Halen Medya ve İletişim alanında üniversitede eğitim almaktadır ve KOÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm İşletmeciliği Ana Bilim Dalı'nda Tezli Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. Uluslararası prestij bir kozmetik firmasında Ankara Bölge Koordinatörü olarak çalıştı. Dünya Güzellik Yarışmaları Türkiye Başkanı Süha Özgermi'yle beraber önceleri baş asistanlık, sonrasında ortaklık yaptı. Türk Dünyası konusunda araştırmaları bulunuyor. Birçok haber ve araştırmaları hakkında ulusal ve uluslararası ödülleri mevcuttur. 2016 Yılında 'Yılın En İyi Gazetecisi ve En İyi Haber" ödüllerini almıştır. Çeşitli Sivil Toplum kuruluşlarında kurucu ve yönetici olarak görev almaktadır. Halk bilimi, sanat, tarih, ezoterizm, turizm, sağlık, ekoloji, geleneksel ve tamamlayıcı tıp, futurizm, teknoloji ve mimari ilgi alanlarıdır. Gastronomi Araştırmacısı olarak gastronomi ve turizm konularında konuşmacı; yemek yarışmalarında jüri üyeliği yapmaktadır. Çocuk Gastronomisi alanında akademik çalışmaları olmuştur. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergi ve gazetelerde de yazmaktadır. İngilizce ve az derecede Rusça biliyor.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir