Türkiye

PKK’nın İletişim Stratejisi :’PKK Bağlamında Terörün Medyası-Medyanın Terörü'(4)

Terör ve medya birlikte yaşayan ve birbirini besleyen bir ilişki ağı içindedir. Terörün şiddet gösterisi çoğu zaman yüksek reyting getirerek izleyicinin ilgisini çekerken medyanın hızlı ve yaygın veri üretme, dağıtma kabiliyeti terör odaklarına sınırsız bir hareket imkanı sunmaktadır.
Medya aracılığıyla çeşitli propaganda tekniklerini uygulayan teröristler karşıt kitleye korku ve endişe verirken destekçilerine sempati ve özgüven aşılar.
Bu açıdan bir terör eylemi medyada karşılık bulduğu anda “temsili” anlamlar
kazanmaktadır.
Güç ve kontrolün kimin elinde olduğunu imleyen bu korku salıcı temsiliyet aynı zamanda görüntü, yazı ve seslerde vücut bulan psikolojik boyutun en can alıcı tarafıdır.
Medyanın hızlı üretim ve paylaşım olanakları, terörist eylemlerin ve o eylemlerdeki temsili mesajların parça tesiri, hızı ve hatırda kalıcılığını artırmaktadır.
Bu nedenle gerçek ya da sahte her türlü ileti medya üzerinden neredeyse eş
zamanlı ve oldukça kolay propaganda aracına dönüşebilir.
Buna bağlı olarak teröristler saldırılarını –o eylemin fiziksel zayiatını aşmayı hedefleyen bir düşünceyle– medyada gündem oluşturacak şekilde tasarlamaktadırlar.
Öyle ki bu durum terör eylemiyle doğrudan hiçbir bağlantısı bulunmayan geniş yelpazeli hedef kitle üzerinde travmatik izler de bırakabilmektedir.
Meselenin ciddiyeti PKK terörizmine karşı yıllardır fiili mücadele veren ancak yerleşik milli bir medya politikasına sahip olmayan Türkiye’de fazlasıyla belirginleşmektedir.
Nitekim terörist eylem ve söylemlerinin medyada yankı bulmasında gösterilecek dikkat ve özen hukuksal ve toplumsal bir sorumluluk meselesi olduğu kadar vicdani bir ahlak sorunudur.

Terörizm üzerine çalışmalar yapan akademisyen Gus Martin bu çerçevede

medyanın söz konusu hayati mesuliyetini şöyle özetlemektedir:
Medya bazen terörist olayların ayrıntılarını bildirirken teröristlerle ve teröristlerin aşırılık yanlısı destekçileriyle röportajlar yayınlarken veya teröristlerin şikayetlerinin esasını
araştırırken haber verme hizmeti ile teröristlerin mesajını dağıtma arasında ince bir
çizgi üzerinde durur.
Teorik olarak medyanın bu ince çizgiyi göz önünde bulundurması gerektiğiyle hangi haberin bildirileceği ve bu haberin nasıl bildirileceği dikkatle tartılmalıdır.
Yayının dil, içerik ve formatını biçimlendiren editöryanın dışında medyanın
terörizmle kurduğu ilişki formunu tayin eden birtakım harici mekanizmalar da mevcuttur.
Örneğin 6112 sayılı Kanun’la görev ve yetkileri belirlenen Radyo Televizyon
Üst Kurulu (RTÜK) yasalarla çerçevesi çizilmiş konularda ihmal ve istismarın önüne
geçmeyi hedeflemektedir.
Bunun dışında Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrasında meseleyle ilgili şu ibare yer almaktadır:
Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya
öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Can Dündar ile ilgili görsel sonucu
Bu hüküm sürekli PKK propagandası yaptığı ve silahlı terör örgütünün yayın
organı gibi hareket ettiği gerekçesiyle 16 Ağustos 2018 tarihinde geçici olarak kapatılan Özgür Gündem gazetesine “Dayanışmaya geldik” diyerek gazeteye nöbetçi genel yayın yönetmenliğine soyunan Can Dündar ve diğer nöbetçiler hakkında açılan davalarda gündeme gelmiştir.
Bu davalar dikkat çekici bir şekilde İşkence Mağdurları İçin Uluslararası Rehabilitasyon Konseyi, Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslararası Hekimler Örgütü, İsveç Kızıl Haç Vakfı, Berlin Tedavi Merkezi, İsrail İşkenceye
Karşı Halk Komitesi, Uluslararası Af Örgütü ve Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin
Uluslararası Hekimler Örgütü’nün temsilcileri tarafından izlenmiştir.
Mark Toner ile ilgili görsel sonucu
Öyle ki bu gazetenin kapatılmasına dair sorulan soruyla ilgili olarak zamanın ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner şu sözleri sarf etmiştir:
Bağımsız bir medya kuruluşunun kapatıldığını gördüğümüzde her zaman endişe duyarız. Türkiye’yi duyarlı olmaya çağırıyoruz.

-Davalara gösterilen bu yoğun uluslararası ilgi kararı basın özgürlüğüne darbeymiş gibi göstermekte ısrar ederken asılsız bir biçimde “bağımsız” olarak etiketlediği

Özgür Gündem gazetesinin PKK’nın sözcülüğünü üstlendiği gerçeğini göz ardı etmiştir.
özgür gündem manşet ile ilgili görsel sonucu
Oysa Can Dündar’ın nöbetçi genel yayın yönetmeni olduğu gün Özgür Gündem’in yedinci sayfasında yayınlanan “HPG Eylemleri Sürüyor” ve “Bir Gerilla Yaşamını Yitirdi” başlıkları ve kullanılan görseller PKK’yla derinden benzeşen jargon
ve düşünceyi dışa vurmuştur.
Esasında Özgür Gündem raporun ilerleyen bölümlerin de de ele alındığı gibi PKK’yla aynı çizgide olduğunu hiçbir zaman saklamamıştır.
Figen Yüksekdağ ile ilgili görsel sonucu
Buna paralel bir biçimde 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden yaklaşık bir ay sonra
Biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz; bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz” diyen HDP’li Figen Yüksekdağ
Özgür Gündem’in kapatılmasının hemen ardından gerçekleştirdiği ziyarette “Gazete binasını basanlar, Özgür Gündem’i o binadan ve oradakilerden ibaret sanıyor. Oysa biz neredeysek Özgür Gündem oradadır” ifadelerini kullanmıştır.
İMC televizyon ile ilgili görsel sonucu
Bu sözlerin aktarıldığı Cumhuriyet gazetesinin internet sayfasında ise gazetenin kapatılma anına dair İMC televizyon kanalının yayınladığı video habere de yer verilmiştir.
Özetle PKK ve medya ilişkisi ulusal ve uluslararası düzlemde karşılığı olan, tarafların aidiyetlerini pek de gizlemek zorunda hissetmediği, açık ama karmaşık bir
ortaklığı ihtiva etmektedir.
Ulusalcı ideolojide bilinen medya organları ve kişilerin PKK’yla aynı çizgide olması çelişkisi bir tarafa birtakım liberal merkez basının terör propagandasına alet edilmesinin terörizme karşı kalıcı çözümü güçleştirdiği açıktır.
Öyle ki söz konusu yayıncılar bazen çalıştıkları kurumun ideolojik eğilimlerine bazen de daha çok izlenme kaygısına bağlı bir özensizlik içinde bulunabilmekte ve böylece bölücü terörün kendini ifşa ve inşa etmesine zemin hazırlamaktadır.
Neticede medyaya yansıyan her imge ve anlatı takipçi kitle arasında seri, kontrolsüz ve artan etkiyle dağılmaktadır. Weimann ve Winn’in “bulaşma etkisi” (the contagion effect) olarak tanımladıkları bu durum toplumun yalnızca geçmiş ve şimdi algısını değil
gelecekteki davranışlarını da yeniden formüle edebilmektedir.

Kitle iletişim araç ve ortamlarının çeşitlilik kazanması ifade özgürlüğünü gittikçe daha gerekli hale getirirken bunun daha zor sağlanmasına da neden olmaktadır. Zira medya yalnızca iyiliğin ve faydalı bilgilerin değil kötücüllüğün ve şiddet istencinin de paylaşıldığı her şey olmaya açık ve disiplinize edilmesi müşkül kaotik bir

dünyadır.
PKK özelinde söylenebilir ki dijitalleşen ve bireyselleşen medya terör örgütleri için insan kaynağı kadar finansal güç elde etmenin en temel araçlarından biri haline gelmiştir.
Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi (UTSAM) tarafından hazırlanan “Terör Örgütlerinde Militan Kimlik İnşası
ve Eleman Profili: PKK/KCK Örneği” başlıklı çalışmada örgütün yayınlarından etkilenen bir kadının dağ kadrosuna katılış hikayesi şöyle alıntılanmıştır:
Lise ikinci sınıftan sonra okul arkadaşlarımın etkisiyle örgütü anlatan internet sitelerine girmeye başladım. Ayrıca ROJ TV ve Mezopotamya FM de dinliyordum.
Buralarda gördüğüm gerillalardan, duyduğum haberlerden çok etkileniyordum. Özellikle kadın gerillaların halkları uğruna savaşması beni çok etkiliyordu. Dayımın kızı ile sürekli bu meseleleri konuşuyorduk ve sonunda birlikte örgüte katılmaya karar verdik.
Medya örgüt hakkındaki düşünsel arka planın ve duygusal reaksiyonların başat belirleyicisi olarak PKK’nın kurulduğu günden itibaren kurucu kadro tarafından
büyük önem atfedilerek yönetilmeye çalışılan bir savaş mecrası haline gelmiştir.
Buamaçla yazılı, görsel ve işitsel medyanın tüm sahasında kurumsallaştırılmaya çalışılmış ve örgütü besleyen ulusal ve uluslararası lobilerle birlikte organize edilmiştir. (devam edecek)

Ataner Yüce
Ataner Yüce
Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.
http://www.uhahaberajansi.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir