Türkiye

Modernleşme Serüvenimizde AK Parti

UHA HABER / SETA İstanbul Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Ali ASLAN, AK Parti’nin birçok padişahın, sivil ve askeri kanadıyla bürokratik orta sınıfın, iktisadi burjuvazinin ve farklı siyasi partilerin dahil olduğu modernleşme sürecinde özel bir konumda bulunduğunu söyledi.

Doç. Dr. Ali ASLAN, ile ilgili görsel sonucu

SETA İstanbul Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Ali ASLAN

Doç. Dr. Ali ASLAN, AK Parti’nin Türk siyasi hayatı içerisinde teşkil ettiği bu özel konumu anlamak için iki yüz yılı aşkın bir süreyi kapsayan modernleşme tecrübesine yakından bakmak gerektiğini ifade etti.

“Farklı aktörlerden müteşekkil reformistlerin tamamının ortak hedefi, güç dengesinin kendi lehlerine bozulmasıyla emperyalist emeller peşine düşen Batılı devletler karşısında ülkenin kurtarılmasıydı” diye ifade eden Doç. Dr. Ali ASLAN, “18. yüzyılın sonunda Sultan III. Selim ve 19. yüzyılın başında Sultan II. Mahmut ile Tanzimat dönemine (1839-1876) damgasını vuran sivil bürokrasi arasında, Sultan II. Abdülhamid Han (1876-1909) ile II. Meşrutiyet devrine (1908-1919) hakim olan İttihat ve Terakki Cemiyeti arasında, Cumhuriyeti kuran ordu ve siyasi uzantısı Cumhuriyet Halk Partisi ile 1950’lerden itibaren çok-partili siyasi hayata geçiş için bastıran liberal-demokrat partiler arasında bu konuda herhangi bir farklılaşma söz konusu değildir” dedi .

Doç. Dr. Ali ASLAN, “Reformistlerin ayrıştığı nokta metot konusundaydı. Hangi metodun izleneceği modernleşmenin ikinci ve siyaseten çok daha kritik boyutunu oluşturuyordu. Askeri yeniliklerin yanı sıra Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmut ve Sultan II. Abdülhamid Han ülkenin kurtuluşunun devletin yeniden sultan etrafında organize edilmesiyle mümkün olacağına inanıyordu. Özetle, 14 ila 16. yüzyıllar arasını kapsayan klasik dönemin patrimonyal ve geleneksel otoriteye yaslanan mutlakiyetçi yapısına geri dönüşün tek çare olduğunu ileri sürüyorlardı” değerlendirmesinde bulundu.

“Tanzimat’ın sivil bürokrasisi ise devletin, daha dinamik bir iktidar odağı olarak gördükleri, Bab-ı Ali etrafında dizayn edilmesiyle kurtulacağı kanaatindeydi” diye ifade eden Doç. Dr. Ali ASLAN, “Bürokratlar ideal olarak Weberyan anlamda rasyonel-bürokratik bir otoritenin tesis edilmesini istiyorlardı. Reformist sultanlar ile sivil bürokrasi ülkenin hem teknik hem de kültürel anlamda gerekli modern araçlara ve yeniliklere belli ölçüde açık olması konusunda ise hem fikirdi” dedi.

Doç. Dr. Ali ASLAN, 20. yüzyılın ordunun ülkede ilk defa siyasi liderliği ele almasına şahit olunduğunu hatırlatarak, kökenlerinin orduya dayanan İttihatçılar ve Cumhuriyet’in kurucu elitlerinin kendilerinden öncekilerden ayrılarak siyasi düzenin hâkimiyet-i milliye ilkesi etrafında yeniden inşa edilmesi taraftarı olduğunu kaydetti.

“Ülkenin kurtuluşu için mutlakiyetçiliğe ve geleneksel siyasi düzene karşı farklı şekillerde de olsa milliyetçiliği öne çıkarıyorlardı” diyen Doç. Dr. Ali ASLAN. İttihatçıların anayasal monarşide karar kılarken, Kemalistlerin daha da ileri giderek Cumhuriyet rejiminin tesisini arzuladıklarını söyledi.

ReklamDoç. Dr. Ali ASLAN, Kemalistlerin kültürel reform konusunda da daha radikal bir çizgiyi benimsediklerini belirterek. “İronik bir şekilde, Batı medeniyetine mutlak anlamda benzeşerek Batı’yla başa çıkılacağına inanıyorlardı” ifadesini kullandı.

20. yüzyılın ilk yarısına damga vuran İttihatçıların ve Kemalistlerin modernleşmenin kilit unsurlarından olan hakimiyet-i milliye ilkesini doğal olarak pratiğe dökemediklerine dikkat çeken Doç. Dr. Ali ASLAN, “Aşırı aşkın bir devlet fikri ve pratiğinin ağır basmasının yanı sıra, egemenliğin kaynağı olarak gördükleri milletin siyasi vizyonunun ve kültürel kodlarının Batıcı ideolojiyle çelişmesi bunda önemli rol oynuyordu. Dolayısıyla, bu dönemde hakimiyet-i milliye ilkesi ve cumhuriyetçilik temelde monarşi ve İslam’a dayalı geleneksel siyasi düzeni ortadan kaldırmak için kullanılan bir araç olmanın ötesine geçemedi”dedi.

1950’li yıllardan itibaren bir taraftan liberal bir siyasi vizyon üzerinden bireysel haklar ve özgürlükler, diğer taraftan modern demokrasinin özünü oluşturan hakimiyet-i milliye siyaseti farklı siyasi partiler tarafından pratiğe dökülmeye çalışıldığını söyleyen Doç. Dr. Ali ASLAN, bu partilerin mevcut rejimin teorisi ile pratiği arasındaki çelişkisinden, yani sözde demokratlığından ve cumhuriyetçiliğinden beslendiğini kaydetti.

“1950’lerde Demokrat Parti, 1960 ve 1970’lerde Adalet Partisi, 1980’lerde ANAP ve 1990’larda Refah Partisi bu siyasi damarın liderliğine soyundu” diyen Doç. Dr. Ali ASLAN, bu demokratik popülist siyasi aktörler karşılarında zamanla yekpare bir siyasi bloka dönüşmüş olan askeri ve sivil bürokrasinin, büyük sermaye, siyasiler ve aydınlardan müteşekkil Batıcı orta sınıfı bulduğunu, ancak ideolojik ve kurumsal çelişkilerinin ve karşılarında organize bir siyasi blokun varlığı nedeniyle bu partilerin gereken başarıyı sağlayamadığını, Siyasi düzen ile millet arasında yabancılaşmanın devam ettiğini ve Siyasi modernleşmede gereken yolun alınamadığını açıkladı.

Doç. Dr. Ali ASLAN, “Baştaki tespitimize dönecek olursak, AK Parti’nin işgal ettiği özel konum devlet-millet yabancılaşmasını ortadan kaldırmaya muvaffak olması, ülkeyi 17 yılın sonunda demokratikleştirmesi ve normalleştirmesidir” açıklamasında bulundu.

AK Parti iktidarında modern demokratik siyasetin özünü oluşturan hakimiyet-i milliye ilkesinin gerçek anlamda pratiğe döküldüğüne vurgu yapan Doç. Dr. Ali ASLAN, Başkanlık sistemiyle birlikte Batıcı orta sınıfa dayalı oligarşik düzen yıkılarak hakimiyet-i milliye ilkesine dayalı demokratik düzen tesis edildiğini ifade etti.

“Bu durum modernleşme tecrübemizde en ileri siyasi noktayı oluşturmaktadır” diyen Doç. Dr. Ali ASLAN. “Ülkede bu noktadan sonra siyasi gündem, ileriye dönük modernleşme çaba ve tartışmalarından ziyade demokratik düzenin konsolide olması ve tam anlamıyla işlemeye başlayarak ülkenin uluslararası alanda bağımsızlığını ve etkinliğini artırması meselesince belirlenmelidir” şeklinde kaydetti.

HABER : Ataner YÜCE

***

Ali Aslan

Araştırmacı, Toplum ve Medya Araştırmaları, İstanbul
University of Delaware (ABD)’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu, 2012 yılında aynı üniversiteden doktora derecesini aldı. SETA İstanbul’da Dış Politika Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır. Çalışma alanları arasında uluslararası tarihsel sosyoloji, Türk dış politikası ve uluslararası siyaset yer almaktadır.

 

İSTANBUL, UHA HABER AJANSI

Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur TÜRKELİ
Tuba Nur Türkeli 24.08.1989 yılında Almanya'nın başkenti Berlin kentinde dünyaya geldi. Liseye kadar Almanya'da okudu. 2009-2013 yılları arasında Lisans eğitimini Kocaeli Üniversitesi'nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde gerçekleştirdi. 2014-2017 yılları arasında Yüksek Lisans eğitimini Almanya'nın Nürnberg kentinde Friedrich-Alexander-Üniversitesi'nin Beşeri/Sosyal Bilimler ve Teoloji Fakültesi'nde uzmanlık alanı olarak Siyaset Bilimini seçtiği Ortadoğu Çalışmaları bölümünde tamamladı. Çeşitli kuruluşlarda mesleğiyle ilgili staj ve çalışma imkanı buldu. NSU terör örgütüyle ilgili yaptığı, haber ve araştırmaları birçok medyada yayınlandı. Bir dönem T.C Berlin Büyükelçiliği'nde de staj yaptı. Anadil seviyesinde Almanca ve iyi derecede İngilizce biliyor.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir