ANKASAM Yazarlar

Macaristan’ın Doğu Açılımı: Türkiye ve Türk Dünyası ile Gelişen İlişkiler

Son yıllarda Macaristan, dış politikasında önemli açılımlarda bulunmuştur. Avrupa Birliği’yle (AB) sorunları derinleşen Budapeşte, birlikten daha bağımsız bir dış politika arayışına girmeye başlamış ve “Doğu Açılımı” bağlamında başta Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere Ortadoğu ve Uzak Asya ülkeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirmeye yönelmiştir. Brüksel’in son dönemde Moskova ve Ankara ile ilişkileri bozulmasına rağmen Budapeşte; Türkiye ve Rusya aleyhinde bir tavır sergilememiş hatta Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Göreve Başlama Töreni’ne katılan tek Batılı lider olmuştur.

Macaristan, şu anda Türkiye’nin AB içerisinde iyi ilişkilere sahip olduğu ülkelerden biridir. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyük bir heyetle Macaristan Cumhurbaşkanı Janos Ader’in davetlisi olarak Budapeşte’ye bir ziyarette bulunmuştur. Stratejik ortaklık ilişkileri bakımından önemli olan bu ziyaretle ilgili olarak her iki ülke de büyük bir beklenti içinde olmuştur. Macaristan Cumhurbaşkanı Ader ve Başbakan Orban’ı ziyaret eden Erdoğan, Budapeşte’de Osmanlı döneminden kalan Gül Baba Türbesi’nin de açılışını gerçekleştirmiştir. Taraflar, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk askerleriyle birlikte savaşan Macar askerler anısına da Gelibolu’da bir anıt dikilmesini kararlaştırmıştır.

Macaristan’ın “Doğu’ya Açılım” politikasında Türkiye çok önemli bir yere sahiptir. Orban’ın Erdoğan’ı ziyareti sırasındaki şu sözleri de bunu doğrular niteliktedir: “Macaristan, dış politikasını belirlerken üç başkentin; Berlin, Moskova ve Ankara’nın tutumunu dikkate almalıdır. Çünkü bu üç büyük güç, yüzyıllardır Macaristan’ın kaderinde çok önemli yere sahiptir.” Orban aynı zamanda şunları da vurgulamıştır: “Macaristan, her zaman Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemiştir ve destekleyecektir; çünkü AB küresel bir oyuncu olmak istiyorsa Türkiye ile işbirliği yapmak zorundadır.”[1]

Budapeşte ve Ankara, enerji konusunda da müşterek çıkarlara ve ortak bakış açısına sahip iki ülke olmuştur. Macaristan, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan Türk Akımı Projesi’ne olumlu bakmakta ve hattın daha da uzatılıp kendi sınırları üzerinden geçmesini arzulamaktadır.[2] Budapeşte’nin Doğu’ya Açılım hedefinde Ankara’yı önemli bir oyuncu olarak görmesindeki bir diğer önemli nedense Macaristan’ın Türk Dünyası’ndaki etkisini arttırmak istemesidir. Bu bağlamda söz konusu ülke, bu yıl ilk defa Türkiye’nin daveti üzerine Türk Devletleri’nin başkanlarının katıldığı Türk Konseyi’nin 6. Zirve Toplantısı’na iştirak etmiştir. Bu bağlamda Orban’ın zirvedeki konuşması, Macaristan’ın Doğu’ya Açılım planında kimlik unsurunu ve tarihsel birlikteliği ön plana çıkardığını göstermektedir:

Macarca, Türk dilleriyle akrabalığı olan özgün bir dildir. Bizler daha da batıya göç ederek Hristiyanlık dinini aldık. Bizler, Hun-Türk köklerine sahip ve Attila’nın torunları olan Batı’daki Hristiyan bir halkız. Türk kimliğine sahip ülkelerle işbirliğinin geliştirilmesini de destekliyoruz.”[3]

Macaristan’ın son dönemde yüzünü Doğu’ya dönmesindeki nedenlerden biri de kendi milletinin kimliksel ve tarihsel kodlarıdır. Nitekim, kültür ve kimlik öğeleri nedeniyle Macarların hep Batı’nın doğusu olarak görülmesi, Avrupa’nın tarihinde hep bir parça geride bırakılması, Avusturya bünyesinde kurulan ve zoraki ittifak olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na mecbur edilmesi ve İkinci Dünya Savaşı’nda önce Naziler tarafından daha sonra ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından işgal edilmesi gibi nedenler; söz konusu ülkenin dış politikasında kimlik ve milliyetçilik unsurlarının son yıllarda daha da ön plana çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Macaristan’ın çok büyük beklentilerle AB’ye üye olup sonrasında hayal kırıklığı yaşaması ve mülteci meselesi, ülkede milliyetçiliğin ve ulus-devlet egemenliğini koruma refleksinin ortaya çıkmasındaki diğer sebepler olarak ifade edilebilir.

Buna paralel olarak son yıllarda Budapeşte’de AB karşıtı görüş ve ideolojiler yükselişe geçerek; Turancılık ve Avrasyacılık görüşleri Macar iç ve dış siyasetinde daha fazla dillendirilmektedir. Macaristan’ın koyu sağcı partisi olan ve %20 bandında oy alan Jobbik Partisi, Turancılık görüşüne olumlu bakan bir siyasal harekettir. Bu parti, Macarların Ural-Altay kökenli bir halk olduğunu ve Attila’nın torunu olduklarını dile getirmekte, ayrıca liberalleşmeyi ve küreselleşmeyi şiddetli bir şekilde eleştirip AB’ye karşı çıkarak “Doğu’ya Dönüşü” savunmaktadır. Buna ek olarak Jobbik Partisi, Karabağ konusunda Turan halklarının kardeşlik örneği olarak Azerbaycan’ın desteklenmesi gerektiğini de vurgulamaktadır.[4]

Bu arada belirtmek gerekir ki Turancılık ideolojisi, 20. yüzyılın başlarında ilk olarak Macaristan’da ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılda Macarların bağımsız devlet kurma çabalarının Habsburg ve Rus İmparatorlukları tarafından bastırılması, İngiltere ve Fransa’nın söz konusu milleti yalnız bırakması, Slavcılık ve Germencilik siyasetlerine tepki olarak Macarların yüzünü Asya’ya çevirmesine ve Turancılık görüşünün ilk olarak Macaristan’da entelektüel boyutta ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Bu anlamda dünyadaki ilk örgütlenme 1910 yılında Budapeşte’de Macar aydın ve Türkologlar tarafından kurulan “Macar Turan Cemiyeti” olmuştur. Fakat sonraki dönemde ülkede komünist rejimin kurulmasıyla bu görüş etkisini yitirmiş, bundan yüzyıl sonra AB ve küreselleşme karşıtlığının bir parçası olarak Jobbik Partisi nezdinde tekrar yükselişe geçmiştir. Bu bağlamda Budapeşte’nin Doğu’ya ve Türk Dünyası’na olan ilgisi son yıllarda giderek artmaktadır. Türk halklarının bir araya geldiği ve göçebe kültürün yaşatıldığı Turan Kurultayı iki yılda bir Macaristan’da gerçekleştirilmekte ve bu etkinlik hükümet ve Jobbik Partisi tarafından da desteklenmektedir. Öte yandan altını çizmek gerekir ki hem iktidar partisi Fidesz hem de sağcı parti Jobbik, ülkenin kimlik ve siyasetinde Hristiyanlığın önemine sürekli atıfta bulunmakta ve Fidesz’in Başkanı ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban, AB’nin bir Hristiyan Birliği’ne dönüşmesi gerektiğini sık sık vurgulamaktadır.[5] Dolayısıyla Macaristan, yüzünü Batı’ya çevirirken Hristiyan, Doğu’ya çevirirken ise Asyalı-Turan kimliğini ve geçmişini ön plana çıkarmaktadır.

Sonuç

Macaristan’ı yöneten elitler, küreselleşmenin ilk evresinin tamamlanarak dünyada yeni bir düzenin oluştuğunu ve bu yeni düzende de Doğu’nun ve Asya’nın yükselişe geçtiğini düşünmektedir. Budapeşte ise hızla belirsizleşen ve güç dengelerinin değişmeye başladığı uluslararası sistemde Doğu Açılımı ile kendine yer bulma arayışındadır. Türkiye ve diğer Türk Devletleri ise Macaristan’ın Doğu Açılımı politikasında ve Asya’daki etkinliğini artırmasında büyük önem arz etmektedir. Budapeşte ve Türk Dünyası arasındaki ilişkinin ekonomi başta olmak üzere kültürel temelde de geliştirilmesi ve tarihsel yakınlıkların vurgulanması; taraflar arasındaki bağın konjonktürel gelişmelerin de ötesine geçerek uzun vadede kalıcı ve medeniyet eksenli bir işbirliğine dönüşmesine olanak sağlayabilir.

YAZAR : Ümit NAZMİ HAZIR


[1]“Orban: Hungarian Security Turkish Stability Directly Linked”, Hungary Today, https://hungarytoday.hu/orban-hungarian-security-turkish-stability-directly-linked/, (Erişim Tarihi: 15.10.2018).

[2] “Hungary and Turkey On Finding Common Ground in the Past Present and Future”, Hungary Today, https://hungarytoday.hu/hungary-and-turkey-on-finding-common-ground-in-the-past-present-and-future/, (Erişim Tarihi: 15.10.2018).

[3] Hungarian Prime Ministry, “Prime Minister Viktor Orban’s Speech at the 6th Summit of the Cooperation Council of Turkic-Speaking States”, http://www.miniszterelnok.hu/prime-minister-viktor-orbans-speech-at-the-6th-summit-of-the-cooperation-council-of-turkic-speaking-states/, (Erişim Tarihi: 18.10.2018).

[4] Michal Kowalczyk, “Hungarian Turanism. From the Birth of the Ideology to Modernity–An Outline of the Problem”, Historia i Polityka, Cilt: 20, Sayı: 27, 2017, s. 49.

[5] “Christianity is Europe’s Last Hope Says Hungary’s Nationalist Prime Minister As He Calls for Renewed Crackdown on Migration That ‘Advances Islam’”, Daily Mail, https://www.dailymail.co.uk/news/article-5406559/Christianity-Europes-hope-says-Hungary-PM.html, (Erişim Tarihi: 10.10.2018).

***

Ümit NAZMİ HAZIR

Ege Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler alanında lisans ve yüksek lisans derecelerini almıştır. Lisans eğitimi sırasında Polonya’da WSAP Kamu Yönetimi Okulu’nda ve yüksek lisans eğitimi sırasında Rus Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi’nde burslu eğitim görmüştür. Prag’da Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, Varşova’da Doğu Çalışmaları Merkezi adlı düşünce kuruluşlarında ve Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi’nde misafir araştırmacı olarak; Moskova’da Rus-Türk Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. Yurt içi ve dışında çeşitli organizasyonlara katılıp, sunumlar gerçekleştirmiş, yabancı medya kuruluşlarına röportajlar vermiş ve makaleler yazmıştır. Ayrıca; Çeçenistan, Dağıstan, İnguşetya, Ermenistan, Gürcistan gibi Kafkasya’nın çeşitli yerlerinde ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Rusya Federasyonu içerisinde çeşitli bölgelerde saha çalışması gerçekleştirmiştir. Ümit Nazmi, şu anda Moskova’da Higher School of Economics’te Siyaset Bilimi ve Bölge Çalışmaları bölümünde doktora yapmaktadır. Kendisi İngilizce ve Rusça bilmekte, Avrasya ve Rusya üzerine çalışmalarına Moskova’da devam etmektedir.

Ankasam
Ankasam
Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, kısa adıyla ANKASAM 2016 yılında kuruluş çalışmaları başlatılmış olan bir düşünce merkezidir. Farklı disiplinlerden ve ülkelerden gelen akademisyen, uzman ve aydınlardan oluşan, Türkiye ve yakın çevresi ağırlıklı bir sivil toplum hareketidir.Bünyesinde İngilizce, Rusça, Arapça, Farsça, Fransızca, Yunanca, Arnavutça, Bulgarca vb. dillere sahip, stratejik araştırmalar mevzuunda deneyimli akademisyen ve uzmanlar yer almaktadır. ANKASAM’ın temel hedefi, yeniden inşa sürecinde olan uluslararası sistemde yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek Türkiye’nin burada güçlü bir şekilde yer almasını temin etmeye yönelik, başta sahaya dayalı proje ve yayınlar olmak üzere akademik çalışmalar gerçekleştirmek ve bunları desteklemektir.ANKASAM, bölgesel-küresel anlamda barış ve istikrarı hedefleyen ortak bir stratejik aklın geliştirilmesinde bilimselliği ve objektifliği esas alan bir koordinasyon merkezi olmayı da hedeflemektedir. Bu bağlamda dost, kardeş, komşu ülkeler ve yurt dışındaki akraba topluluklar öncelikli olmak üzere, uluslararası alanda ülkemiz ile dünyanın diğer bölgelerindeki ülke halkları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, medya ve düşünce merkezleri arasında siyasi, iktisadi-ticari, hukuki, sosyal, kültürel, eğitim, bilim, tarih ve coğrafi temelli ilişkileri geliştirmek ve güçlendirmek adına her türlü iletişim ve akademik faaliyette bulunmak ANKASAM’ın hedefleri arasında yer almaktadır.
http://(UHA)%20Uluslararası%20Haber%20Ajansı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir